Perdemizin Genç Sanatkârlarından: Hüseyin Baradan posteri

Yeşilçam'ın neşeli isimlerinden, komedi denince ilk akla gelen oyunculardan Hüseyin Baradan. Söyleşi sırasında yazıhaneye Semih Sezerli, Ahmet Mekin ve Suphi Kaner'in gelmesiy le birlikte söyleşi daha da ilginçleşiyor.

"Hüseyin Baradan, görünüşünden çok daha fazla iyi niyetli bir arkadaş. İnşallah bu İyi Niyet, uzun seneler yolunu aydınlatır ve birgün Sinema dünyası teknik kelimelerin arasına İyi Niyet’i de ilâve eder." 

Düz lacivert 32 paça yandan. Floto önden cepli, dört parmak kırmızı ipek kuşak, ipek yakasız gömlek, istavroto 8 düğmeli yelek. Dörtlü köstek, püsküllü fes. Arka cepte ipek mendil, kollar döğmeli, ördek burun yumurta ökçe yandan lastikli glase… Ve bunların ötesinde Hüseyin Baradan…

1932 de İzmirde doğan Hüseyin Baradan 12 sene basın foto muhabirliği yaptıktan sonra 1957 senesinde İzmir Film hesabına ilk filmini çevirmiştir. 1957 den evvel İzmir Şehir Tiyatrosuna bir müddet amatör olarak devam etmiş fakat sinema aktörlüğü kendisine daha cazip geldiği için, beyaz perdeyi tercih etmiştir. Hüseyin Baradan İzmir Film piyasasından, İstanbul Film piyasasına transfer edilen ilk aktörümüzdür. Yalnız sporcularda olduğu gibi büyük transfer ücretleri almadan… Halen gazetecilik vasıflarını muhafaza eden Hüseyin Baradan hayatının en mühim olayını şöyle izah ediyor:

– Uşak Olaylarında bir eşşeğin yediği sopadan daha fazlasını yedim. Halen nasıl yaşadığıma hayret ediyorum…

Saçları ensesine kadar uzun ve kıvırcık, favoriler yanaklarında ve şaha kalkmış bıyıkları ile Hüseyin Baradan Beyaz Perde için ender rastlanan tiplerden. Sıcak bakışlı, cana yakın ve samimi… Üstelik öylesine sempatik ve arkadaş canlısı ki, eminim çok kısa bir zaman içinde bütün sinema seyircilerinin takdirlerini ve alakasını üzerinde toplayacaktır. Etrafındaki çember ne kadar mürai olursa olsun, iç mayası o kadar has ve dünyası o kadar aydınlık ki, Hüseyin Baradan’ın ışığından, san’atından ve bilhassa arkadaşlığından film amilleri fazlasıyla istifade edeceklerdir.

Sabah çaylarımızı karşılıklı hem içiyor hem de konuşuyorduk. Yazıhane ilk defa sesiz ve misafirsizdi.

– Her zaman böyle olmaz dedim, senin şansın varmış.

Daha henüz sözümü bitirmiştim ki kapı açıldı; önde Semih Sezerli, arkada Suphi Kaner ve daha sonra Ahmet Mekin içeri girdiler. Semih Sezerli kendine has merhabasını sunuverdi:

– Lütfen çaylarımız gelsin…

Suphi Kaner:

– Ooooooo röportaj yapıyorlarmış… Çok severim sual sormayı.

Birkaç dakika içinde klâsik gazeteci hüviyetine bürünüp kağıdını kalemini çıkardı ve hüviyetine büründüğü tip kadar klâsik sualini sordu:

– Sinemanın mukadderatı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hüseyin Baradan:

– Türk Sinemasının mı?

Evet.

– Yeni zihniyetler ve genç insanlar Türk sinemasının…

Semih Sezerli cümleyi kesiyor: (canına okuyacaklardır.)

Hüseyin Baradan aldırmıyor ve kemali ciddiyetle cümlesini tamamlıyor:

– Hergün iyi doğru adım adım götürüyorlar.

Bu sefer Suphi Kaner ilâve ediyor (Bende bu iş için İstanbula geldim). Sonra hep bir ağızdan gülüyorlar…

Semih Sezerli:

– Şimdi sıra bende, bir sualde ben soracağım (Şehrimizi beğendiniz mi?)

Hüseyin Baradan:

– Yes I like…

Ooooo… Arkadaş İngilizceye de aşına…

Suphi Kaner:

– Aşına değil, tanıdık…

Üzüm üzüme baka baka kararırmış. Ahmet Mekin de şaka atmosferine kendisini kaptırmaktan alamadı. Müsaade ederseniz bir sualde ben soracağım:

– Sade yağlıları mı seversiniz, yoksa zeytin yağlıları mı?

Hüseyin Baradan:

– Ben iyi niyetli insanım, tefrik yapmam…

Hüseyin Baradanın esprisi yerinde ama, bizimkiler oralı değil… Ahmet Mekin, Semih ve Suphiye nazaran daha iyimser. İkinci suali fena değil:

– Bıyıklarından memnun musun?

Yalnız sabahları limon bulamıyorum. Malûmya limon bıyıkları dik tutar.

Ahmet Mekin neyse ama, Semihle Suphinin içine girdikleri röportajın ciddi olmasına imkân var mı?

– Hadi artık dedim siz gitseniz. Çayınızı da içtiniz. Müsaade edinde çalışalım.

Vay efendim sen misin bu lafı eden. Hepsi bir ağızdan başladılar şikâyete:

– Bu güne bugün biz Artist’in başyazarıyız anladın mı?

– Ben orta yazarıyım…

– Aç telefonu Recep Ekicigil’e şikâyetimiz var… Sen bizi kovarsın ha…

Evvela ciddi zannettim.

– Yahu kovmadım, sadece müsaade istedik o kadar.

Semih Sezerli:

– Ne hakla müsaade istiyorsun? Müsaadeyi biz veririz, ister alır ister rafa koyarsın…

Bu gürültü ve münakaşa arasında Artist’in foto muhabiri içeri girmişti.

Suphi Kaner:

– İşte geldi dedi – Semih Sezerli Ahmet Mekini göstererek – Başyazarla orta yazar resim istiyorlar. Hadi çek bakalım.

Yapılacak en güzel hareket meydanı kendilerine bırakmaktı. Ben kemali nezaketle bir zabıt katibi gibi konuşmalarını zabıta geçirdim onlarda rahat rahat poz verdiler.

Resimler çekildikten sonra:

– Beyler dedim, başka bir arzınız var mı?

Semih Sezerli:

– Var dedi, patrona söyle yazı parasını bu hafta erken göndersin. Bono istemeyiz. Zira şirketlerden aldığımız kâfi…

Ve gittiler… Yazıhaneye bir sessizlik yayıldı… Gürültüden ve kahkahadan hala kulaklarımız cınlıyordu…

Tekrar kendimize gelebilmek için yeni kahveler söylendi ve Hüseyin Baradan da bu güne kadar oynadığı filmleri saymağa başladı:

– İlk olarak İzmir Filmin Feleğin Sillesinde, sonra Acı Tesadüfte, Divane de Kardeş Kurşunun da, Nil Filmin Üç Çapkın Gelinin’de, Dar filmin Leylâ ve Kınalı Gelinin de, Güven filmin Kadın Asla Unutmaz’ın da oynadım.

Beğendiğin yıldızlar ve rejisörler?

– İstanbul film âlemine henüz yeni girdim. Her şahsı tam manasıyla tanımıyorum. Fakat hepsinin iyi niyetli insanlar olduğuna eminim.

Hüseyin Baradan, görünüşünden çok daha fazla iyi niyetli bir arkadaş. İnşallah bu İyi Niyet, uzun seneler yolunu aydınlatır ve birgün Sinema dünyası teknik kelimelerin arasına İyi Niyet’i de ilâve eder.

Not: Söyleşideki imla ve yazım hataları orijinal halindeki gibi bırakılmıştır.

Kaynak : Artist, 27 Nisan 1961

Son Yorumlar

Yandex.Metrica