'Sen de Benim İçin Nefes Al Yusuf. Nasıl Ben Senin İçin Yaşıyorsam' posteri

"Ben, alın teri ile kazanılan para isterim." Yoksul Leman Akçatepe söylüyor bunları. Yıllar sonra ['Askerin Dönüşü' (1974)], oğlunun tabutu başındaki ihtiyar-Refik Kemal Arduman da "Alın teri dökmedin miydi ekmeğin ağuludur. Öğrenememiş İbrahim. İnsan insandan, gün gelir hesap sorar" diyecektir. Ancak "Armış, namusmuş, alın teriymiş, hıh" küçümsemesindekiler kazanıyor hep! Recep'in, helal para düşkünü karısı için sözleri filmin en acı bölümü: "Bu hasta haliyle işe de gidemiyor. Nasıl olsa, yarın öbür gün, süngüsü düşer, benim gibi çaresiz kalınca!"

 

Haziran-Temmuz'da çekilen 'Yiğit Yaralı Olur', 26 Aralık 1966, Pazartesi günü (Beyoğlu) 'Rüya', (Kadıköy) 'Feza' sinemalarında gösterime girmiş. Hülya Koçyiğit'in Yılmaz Güney'le ilk filmi: "Adana Belediyesi'nin talepleri ve desteğiyle İstanbul'a geldi. Adını duyurduğu filmler, daha çok vurdulu kırdılı filmlerdi. İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde filmleri gösterilmezdi. O'nunla film çevirip çevirmeme konusunda çok düşündüm ama sonra kararımı verdim. Yılmaz Güney'in filmleri önce Anadolu'da oynardı. Bizim filmlerimiz Yeni Melek Sineması'nda mı gösteriliyor, O'nun filmleri daha ikinci sınıf salonlarda oynardı. Haliyle ben büyük salonlara hitap ettiğimden Yılmaz ile yaptığımız filmler de büyük salonlarda oynadı. 'Şehirleştirdim' diyemem ama büyük şehir insanının kafasındaki Yılmaz Güney imajını değiştirdik sanıyorum" diyor Bayram Kaygusuz ile yaptığı söyleşide (12 Aralık 2004-Milliyet). Yine de 'vurdulu kırdılı' olmaktan kurtulamamış film. Şevket'e 6 yumruk; Dündar Aydınlı'ya 9 yumruk; Ali-Hüseyin Zan'a 10 yumruk; Bekçi-Behçet Nacar'a 6 yumruk, 1 tekme; Remzi'ye 7 yumruk, 2 tekme, 1 kafa atıyor Yusuf. Tabancasından 9 kurşun boşaltır kötülere. Yılmaz Güney'in ismi üste yazıldığına bakılırsa 'kısa çöp, hakkını almış uzun çöpten'!

Filmin kahramanı Yusuf, 1936 Siverek doğumlu. Fatih-Çarşamba Çıkmazı'nda oturuyor. Topel Tuğla'da işçi. Melahat Abla'nın tavsiyesi ile girmiş. Parça başına yüzde verdiğine bakılırsa personel sorumlusu Remzi Bey de memnun çalışkanlığından. Mert, yağız ve biraz sıkılgan. 'Siverekliliği atamamış üzerinden' henüz. Fabrika işçisi Gül'le nişanlı. Ha bugün ha yarın evlenecekler.

Genç kız, insanın çok aracın yok olduğu yoksul bir kenar mahalleden. Her yer toprak. Kırk yılda bir araba (Melahat'ındır) geçmesin tozdan göz gözü görmüyor. Gecekondularının önünde küçük bir kuyu.  Babası Recep, bahçede demlenmekte, başka bir şey yaptığı yok. Aciz olsa anlarız! Gençliğinde haraçla geçinmiş onun bunun sırtından. Yusuf'un aldığı seyyar satıcı arabasının tekerini de kırmış. Yeter ki çalışmasın! Kızının boynuna kement bu haliyle. Önüne gelenden 'iki teklik' istiyor. Stepne (O 'istepne' diyor) rakı parası! 'Ziftin pekini içsin'. Anne Leman  Akçatepe'yi oflaya puflaya fabrikadan dönerken izliyoruz. Elinde yarı dolu file.

Şimdinin sosyetik Melahat'i de Güllere komşuydu vakti zamanında. Beraber giderlerdi çeşmeye. Dansözlük 'sayesinde' kurtulabilmiş buradan! Bir de Şevket Bey'e metreslikle! ['Göklerdeki Sevgili'de (1966) Piraye Hanım'ın olan] '34 DU 991' plakalı 'lüks' arabasına kurulup (yalınayak onlarca çocuk eşliğinde) babasını ziyarete geliyor. Kucağında paket paket hediyeler. Recep imrenmesin de ne yapsın! İçtiği önünde içmediği arkasında komşunun! Yusuf'a bile öfkeli içten içe. "Lakin sen de taş koyacaksın tekerimize. Alıp gideceksin kızı. Biz kalacağız bu kör kuyunun eline." 'Kör kuyu' dediği ise karısı! Gündüz fabrikada akşam evde çalışsın, 'boğazını beslesin domuzun'. Sonra da 'kör kuyu' ha! "Nanköre bak, tuh sana!"

Gül ve Yusuf, tüm bu çekişmeden uzak 'birbirleri için nefes alıyor, birbirleri için yaşıyorlar'. Dünya bir araya gelse kimse ayıramaz. Taşınacakları yere karar verememişler henüz. Yusuf'a kalsa, 'Fatih'e. Gül'ün tercihi ise Beyoğlu! Ev ve araba da belirsiz. Delikanlı, 'küçük bir ev, ilerde küçük bir araba'; Genç kız 'büyük bir apartman, hemen Melahat ablanınki gibi bir araba' istiyor. Bir öpücükle tatlıya bağlanan bu 'gözü yüksektelik' ilerde tatsızlıklara neden olacaktır.

Yusuf, insan sarrafı. "İtin teki" demişti Remzi için. Gerçekten de Muhasebeci İrfan'la çevirmedikleri dolap yok. 6 tonluk malzemeyi iki ton olarak işliyorlar Maliye Defteri'ne. Fabrika Müdürü, hissesi baki, %20 eksiğine razı olmuş. Yusuf'un yüzdeliği de iki ton üzerinden hesaplandığından, 24 bin yerine 3 bin 890 olarak gözüküyor. İtiraz ettiğinde "Hesabın oldukça zayıf senin" yanıtını alır. Üstelik dikleniyor İrfan. "Ben burada memurum oğlum. Hesap hesaptır. 15 yıllık tecrübem de cabası." Bakkal kâğıdıyla hesap olmazmış. "Bu işin Maliye Defteri var, Hesap Defteri var." Kahramanımızı uyutması böyle. Biraz dil dökecek tabii! Avantası burdan!

Remzi'nin başka marifetleri de var. Şevket'le küçük bir kumarhane işletiyorlar. Sürüm olmadığı için büyüteceklermiş. Şöyle 40-50 kişilik bir lokal. Sosyeteden, yüksek tabakadan müşteriler. Beyoğlu'nda bir yer ayarlanmış. Önü Bar, arkası oyun masaları! Gerçi bırakalı çok oldu ama gerekirse Melahat da dans edecek. Kalpazanlık da eksik değil. Mürekkep bulup rengi tutturunca Hakkı Usta, basımına geçecek paraların.

Numara çevrildiğinden kuşkulanan Yusuf, bir gece gizlice muhasebe odasındaydı. Çıkan çatışmada Ustabaşı yaralanıyor. Gül ile arasına 'polis, mahkeme, hapislik, firar' girecektir bir müddet.

İntikam için hapishaneden kaçması ve bir silah gerek. 'Nasıl bir tabanca istediğini' soran Hurdacı İsmail'e "Delik açsın yeter" diyor!

Filmin son üç dakikası Hollywood senaristlerinin "Azrail, oldukça güzel zaman geçirmiş burada" diyeceği düzeyde! Yumruklar, tekmeler, kurşunlar.

Her şey bittikten sonra yetişen polis "Sizi mahsus bıraktık. Kalp para bastıklarını biliyorduk. Dikkati sizin üstünüze çekmek istedik" diyor. Gül'ü affetmeyi 'düşünecekmiş' Yusuf!

'Yiğit Yaralı Olur'daki melodiler.

'Original Soundtrack Album-Cleopatra'daki (1963) (Alex North) 'Main Title' 6 sahnede [Jenerikte (0.00-0.30 arası); Gül "Kurtar beni bu sokaktan, bu çeşmeden" derken; Odasında aynaya bakarken; Çay bahçesindeyken; Evin önündeki bahçede ikinci kez buluşmada; İlk görüş gününde]. 'Grant Me An Honorable Way To Die' Melahat "Al şunu, birazını eve bırak. Kalanını Yusuf'a ver. Ne yer ne içer hiç düşündün mü" diyerek para verirken. 'A Gift For Caesar' Yusuf, Siverek'ten gelen mektubu okurken. 'Taste Of Death' İkinci görüş gününde.

Russ Case'in 'Cleopatra' albümündeki (1963) 'Antony and Cleopatra Theme' (1963) (Alex North) Yatakta beraberlerken.

Doctor Zhivago'daki (1965) (Maurice Jarre) 'Main Title-İlk bölüm' Jenerikte (0.30-1.20 arası).   "Main Title-İkinci bölüm-Lara's Theme" 3 sahnede [Jenerikte (1.20-2.15 arası); Alış veriş sonrası Yusuf'un evine giderken; Karakolda kucaklaşırken].

"Ascenseur Pour L'echafaud"daki (1958) (Miles Davis) 'Au Bar du Petit Bac' İlk kumarhane sahnesinde. "L'Assassinat de Carala" Şevket ve Melahat öpüşürken.

'Goldfinger'daki (1964) (John Barry) 'Golden Girl' 3 sahnede [(İlk 5 saniye) Muhasebeci İrfan "Esas alacağı 24 bin lira kadar Yusuf'un" derken; Polisler, Gül'le konuşmaya geldiklerinde; (İlk 5 saniye) Ali-Hüseyin Zan, Yusuf'a "At silahını" derken]. 'The Arrival of the Bomb and Count Down' 3 sahnede [Fabrikaya gizlice geldiği ilk gece Bekçi-Behçet Nacar'dan saklanırken; (1.20 sonrası) Mahzendeki tabancalı kavgada; Sona doğru Behçet Nacar ile dövüşürken]. 'Teasing the Korean' 3 sahnede [Gece, pencereden büroya girerken; Defteri bulduğunda; (1.00-1.23 arası) Gül, kaçırılırken]. 'Death of Tilley' Remzi, odaya kaçak giren Yusuf'la konuşurken. "Auric's Factory" Köprüde buluştuklarında. 'Gassing the Gangsters' 2 sahnede [Yusuf "Bir saate kadar geri dönmezsem defteri polise teslim edecekler. O zaman Maliye'den kurtar bakalım yakanı" derken; (0.25-0.35 arası) Melahat "Sen gayret göstereceksin, ben de sana yardım edeceğim" derken]. "Oddjob's Pressing Engagement" (2.20-2.53 arası) Yusuf, damacananın altına sakladığı defteri alırken.

'Winnetou 1'deki (1963) (Martin Böttcher) 'Angriff der Banditen' Yusuf, fabrika bahçesinde Ali-Hüseyin Zan ve Behçet Nacar ile kavga ederken.

'Summer and Smoke'daki (1961) (Elmer Bernstein) "The Father's Murder" 2 sahnede (Defteri, damacananın altına saklarken; Polis tarafından yakalandığında). 'Degeneration' 2 sahnede (Hapiste, kâbus görürken; Hüseyin Zan, Recep'i öldürürken).

'Poupée de Cire, Poupée de Son' (1965) (Serge Gainsbourg) Güzellik salonunda.

Roy Etzel'in 'Mr. Trumpet' uzunçalarındaki (1966) 'La Mamma' (1962) (Charles Aznavour / Robert Gall) Kumarhanede, Remzi, Gül'e "Nasıl, memnun musun" derken.

Filmdeki türkü.

'Saç Beyaz Olmuş' (Düzenleme Mustafa Geceyatmaz) (1 dakika 18 saniye) Recep meyhanedeyken. "Aynaya baktım saç beyaz olmuş//Neden rengim sararmış solmuş//Böyle değildim bana ne olmuş//**//Ağla gözlerim sızla gözlerim//Sen bu halime sen bu halime."

Hülya Koçyiğit, filmdeki 'cüretli' sahneler için "Onların hepsi benim yakın arkadaşlarımdır. Tabii bu arkadaşlarımla rol icabı öpüşmek, bir sinema oyuncusu için en başta gelen mecburiyetlerden biridir. Ve ben kendi yönümden bunda bir sakınca görmüyorum" diyor. Çevrimler sırasında en sevdiği şarkıcı Charles Aznavour. Plaklarını dinlerken eşlik ediyormuş (filmde 'La Mamma' enstrümantal olarak var). Altan Demirkol, sanatçının, kamera önündeki durumunu incelemiş (Milliyet Hafta Sonu Eki-04 Aralık 1966). "Genç yıldızın filmlerine gidenler O'nu perdede seyrettikleri vakit sıcak, yumuşak... bir kadın zannederler. Oysa Hülya Koçyiğit bir taş gibi serttir. Güçlü bir sanatçıdır. Karşısında oynayan pek çok aktör kendisini ezik hisseder. O'nun güçlü oyuna karşısında ezilmeyelim diye endişeyle titrer dururlar. Hâlbuki O, bu durumu karşısındaki aktöre sezdirmeksizin rahat ve güçlü oyunuyla O'nu da kendi havasına sokmaya çalışır ve aktörden, istenilen oyunu vermesini sağlar."

Filmdeki çarpıcı sahne. Zincirlikuyu Mezarlığı'nın arkasında (Filipinler-Manila yakınlarındaki 'Smokey Mountain' adlı meşhur çöp dağlarına benzeyen), üzerinde yüzlerce kuşun uçuştuğu, bir o kadar insanın da bir şeyler aradığı çöplük. Çalışma sırasında Hülya Koçyiğit'in (sağ) ve Ertem Göreç'in (sol) ayağı yanmış. Çekimler 4 gün aksayınca yapımcı zarar ettiğinden yakınacaktır! Hülya Koçyiğit'in ayağını, Melek Hanım 'domates ezmesi' ile sarmış. Bu nedenle aynı günlerde çevirdiği 'Ölmek mi Yaşamak mı'da ayağını sargılı olarak görüyoruz. Kaderin cilvesi, 'Yiğit Yaralı Olur'un prodüktörü Işık Toraman, oralardaki Zincirlikuyu'da yatıyor şimdi (vefatı-14 Ekim 1983).

Fabrika çekimleri, Kâğıthane-Cendere Yolu'ndaki Topel Tuğla'da yapılmış.

Remzi Bey'in "İnsanın böyle nişanlısı olur da çalıştırır mı? Hem de fabrikada. Yazık" dediğini duyan Yusuf şunları söyler "Gül, varacağımız yere el ele gitmeliyiz. Çalışmak kimse için yazık değil. Ne senin için ne de çalışan binlerce kadın için." Ancak, birkaç gün sonra hapishanede kendisini görmeye gelen genç kıza bu kez "Kadın kısmı evine yaraşır" diyor! Başka bir sahnede "Ne yapsan beni darıltamazsın" demişti. Olaylar çok 'darılacağı' şekilde gelişecektir.

Hesabı da gerçekten zayıf! Ustabaşını yaraladığı gece, kendisine yapılan numarayı anlatırken 3 bin 890 lirayı unutup "Remzi Bey'le muhasebeci tam 24 bin lira kazık atmışlar" diyor. Gül "Keşke yapmasaydın, 20 bin lira için" diyerek bunu düzeltir!

Remzi "Güzelliğin şaşırtıyor insanı, güzelim" söyleriyle defalarca sataşır Melahat'a. Her gün söylese bıkmazmış. "Sen, her gün görmekten bıktın mı" diyor Şevket'e.

Siverek'teki Ahmet Çavuş'tan gelen mektup: "Canım evladım! Gurbet ellerde seni üzmek istemezdik ama sen gideli buralarda pek çok sıkıntıya düştük. Senin gözün gibi sevdiğin sarı ineği satmaya karar verdik." Sonradan bu konunun ne olduğu belli değil. Zaten kavga dövüşten merak edecek vakit de yok!

Yusuf'un meyhanede arkadaşı '40 yıllık İcracı'. Bu defter dalgalarını, muhasebe dümenlerini çok görmüş. Herifçioğlu, mesela 100 mü kazandı 20'sini geçiriyormuş resmi deftere. 80'i, hoop cebe! Daha neler neler!

Gül dünyalara bedel. "Eli yüzü düzgün, iyi yemek pişiren, hanım hanımcık bir taze bulalım sana" sözleriyle takılır Yusuf'a. Hemen bir şiir gelir delikanlıdan. 3. dizesi anlaşılmıyor. "Sen yemek pişirmesini bilir misin//Hanım hanımcık bir taze misin//**//Dünya bir araya gelse bensiz edemez misin." 'Koklanmadan bırakılmayacak bir çiçek' genç kız. Ancak Remzi ve Şevket'ten 1'er, Yusuf'tan 3 tokat yemesine engel değil bu güzellik!

Remzi Bey, evlilikleri için "Sırası mı şimdi" demişti. Çok para istermiş bu iş. Oysa sıraya, paraya bakar mı evlenmek. Nişan yüzükleri, paslı teneke bile olsa ömür boyu bağlayacak gençleri birbirlerine. Evlendikten sonra ver elini Beyoğlu. Kurtulacak bu kölelikte, bu sokaktan, bu çeşmeden.  Vita tenekeleriyle su kuyruğuna girmiş kadınlar "Ee, yolunu bulan kaçıyor. Bura konak yeri kızım, sen de gitmez misin" diyorlar birbirlerine.

Ustabaşı şikâyetten vazgeçerse 5 ay yatacaktı Yusuf. "Su akar kan çeker, hayat bu. Kısa mahkûmlara efkâr yakışmaz. Boş ver, bu dünyada canından başka şey düşünmeyeceksin" diyor yaşlı çaycı-Selahi İçsel. Bizimki "Öyle deme baba, insanın canından kıymetli şeyler vardır" havalarında. "Ha bak, olmadığını benim yaşıma gelince anlarsın" yanıtını alır.

Hapishanedeki çiçekler, Türkan Şoray resmi, kalabalık alış veriş sahneleri büyük olasılıkla Yılmaz Güney'in katkısı. Karakolda kuş kafesi görmek de çok hoş. 'Suçluları bülbül gibi konuştururuz' anlamındadır belki.

'Taammüden öldürme teşebbüsü zor bir dava'. Avukat 5 bin lira istiyor. Aslında daha fazlaymış ama (ilk kez gördüğü) Gül'ün hatırı için indirim yapmış! Ağır cezada çok değilmiş bu para.

Güzellik salonu sonrasında "Bir şaheser yaratmışsın" diyor Şevket, ağzının suyu akarak! Biraz kıskandı mı nedir "1-2 rötuş daha ister" karşılığını verir Melahat ablamız.

Delikanlı, analığına eşarp aldığında "Bu yaştan sonra baştan çıkaracaksın kadını. Ben vaktiyle bir külah nane şekerine fit ettiydim O'nu" deyip kahkahayı patlatıyor Recep. Yusuf'u arayan polise "Memur Bey, hani bir bilen olsa da, ihbar etse yerini... Hani bir ikramiye diyorum... Merak ettim de" diyecek kadar çıkar peşinde. Melahat'tan 'beklenen rahmet yağmaya başlayınca' biti kanlanır. Artık evde değil 'Aynaya Baktım Saç Beyaz Olmuş' türküsünün çalındığı meyhanede demleniyor.

'Zehirli Hayat'taki (1967) simitçi Ahmet Yıldırım'ı, görüşte karısına "Bugüne kadar ala ala 3 mektup alabildim senden. Biraz da beni düşün" diyen mahkûm olarak görüyoruz.

Yusuf-Yılmaz Güney; Gül-Hülya Koçyiğit; Melahat-Muhterem Nur; Remzi Kocael-Tuncel Kurtiz; Şevket-Kenan Pars; Recep Kuyucu-Asım Nipton; Gül'ün annesi-Leman Akçatepe; Ali-Hüseyin Zan; Fabrika Bekçisi-Behçet Nacar; Hurdacı İsmail-Fadıl Garan; Hapishane çaycısı-Selahi İçsel; Şevket'in adamı-Dündar Aydınlı; Hakkı-Hakkı Haktan; Muhasebeci İrfan-Orhan Aykanat; Komiser Zeki Sezer; Melahat'ın '34 DU 991' ve '34 FD 867' plakalı otomobilleri; Salacak Araba Vapuru; Dolmabahçe ve Nusretiye Camiileri; Remzi'nin '34 FS 203' plakalı arabası; Mahalle çeşmesi; Eşeklere yüklenmiş su tenekeleri; Mahkeme ve Meyhane sahneleri; Topel Tuğla Fabrikası çok güzeldi.

Yusuf'u, meyhane arkadaşını, Hurdacı İsmail'i Abdurrahman Palay; Gül'ü Jeyan Mahfi Ayral; Melahat'ı Nevin Akkaya; Recep'i Rıza Tüzün; Şevket'i Muhip Arcıman; Leman Akçatepe'yi Sacide Keskin; Ali-Hüseyin Zan ve Remzi'nin avukatını Süha Doğan; Hapishane çaycısı Selahi İçsel'i Fikri Çöze; Çeşme başında Gül'e "Babangillerle mi oturacaksınız" diyen komşuyu Fatoş Tez seslendirmiş.

Hülya Koçyiğit, Melahat Abla'nın aldığı, eteği enlemesine çift çizgili elbiseyi 'Uzakta Kal Sevgilim'de (1965) Uğur Kıvılcım'a "Bana aldırdığı bile yok" derken giyiyordu. Aynı giysiyi 'Posta Güvercini'nde (1965) Nilüfer Koçyiğit'e vermiş.

İlk kumarhane sahnesinde filmin bir sürprizi var. Serdar Gökhan da masalardan birinde!

 

Güzellik Salonu, para, elbiseler. Gül, bir rüyada sanki. Bu tip şeylerin acı bedeli, Melahat'ın sözlerinde saklı. "Ben de öyle sanmıştım. En iyisi bu rüyadan hiç uyanmamak!" Tüm zamanların geçerli kuralını yine Melahat'tan duyarız: "Gör beni, göreyim seni!"

Son Yorumlar

Yandex.Metrica