"Hatırlar mısın Kemal, Bir Zamanlar İkimiz de İyi Silah Çekerdik. Ve Ben Her Zaman Senden Üstündüm" posteri

"Benim gibi sevgilisi olanın heyecanı bitmez." Elif'e söylüyor bunları. Kavgaları, külhanbeylikleri herkesin dilinde. Genç kızın ailesi de durumu fark etmiş "Su testisi suyolunda kırılır. O'nunla evlenirsen erken dul kalırsın" diyorlarmış. Keşke sadece dul kalsaydı! Rıfat'la değil kardeşiyle evlendiği halde canından olacaktır zavallı!

Siyah şapkada saklı bir resmin öyküsü. 69'un ilk aylarında çekilip (Adana) Sular Sineması'nda gösterilmiş (15 Haziran 1969, Pazar). İstanbul gösterimi (Kadıköy) Özen ve (Topkapı) Sinema Sur'da (08 Haziran 1970). Bir söyleşisinde (Milliyet-Arda Uskan-Haziran 1970) "Bizde sinemanın... Samimiyeti yoktur. Hepsi kartondur insanların, yapıştırmadır. Kötü adam, kötüdür; İyi adam iyidir. Genç kız daima masumdur" diyor Yılmaz Güney. 'Çifte Tabancalı Kabadayı' tam da böyle bir film. Kötü, kötü; İyi, iyi; Genç kız, masum! Bu filmde neden değişmediğinin yanıtı yine aynı söyleşide; "Oyuncu olarak kendimi rejisörün kafasının hizmetine veriyorum ve bütün gücümle çalışıyorum."

Vapur, martılar. Arabasının ön camında bir kurşun deliği. Kardeşinin çağrısına geliyor Rıfat. Necdet "Çok değişmişsin Abi. Şakakların kırlaşmış", karısı Elif "Şükür görüştürene" diyorlar. Ee, az değil, görüşmeyeli epey oluyor, aşağı yukarı! Delikanlının gazetecilik yaptığını da 'duymuş' Rıfat! "Kemal işi iyice azıttı. Bir krallık kurdu İstanbul'da sanki. Kimse başa çıkamıyor. Son zamanlarda yazdığım bir seri röportaj işine dokundu. Beni tehdit etti. Memleketi terk etmezsek sonumuz iyi olmazmış." Hayatları tehlikede. Polise müracaattan da çekiniyorlar. Çetenin adamları her yerdeymiş! Kaşık sesiyle geçen akşam yemeği sonrasında "Ben gideyim. Bazı yerlere uğramam lazım. Sonra bol bol görüşürüz" diyor Rıfat. Biraz daha kalsaydı keşke. 'Sonra', ölülerini görebilecektir ancak!

Ziyaretiyle İstanbul hareketlenir. 'Bir sürü kişi ve çeşit çeşit teşkilat' başından çıkarmadığı siyah şapkanın peşinde. İçinde 'iskambil kâğıdı olabilir' diyen var; "Mafyaya ait bir şey, Orta Doğu elemanlarının listesi saklı" diyen de. Yakın Şark'taki füze kızaklarının planları bile olabilirmiş içinde, şapkanın sahibi de 'bir İnterpol memuruymuş'!

İş bir cadı avına dönüşür. Danyal Topatan mafyası, Doğan Tamer-Yabancı teşkilatı, Kemal ve adamları bu sırrın peşinde.

Polis Teşkilatı, o yılların filmlerindeki gibi! Kemal-Rıfat kapışması, Emniyet görevlisi Haydar Karaer'in işine geliyor! Bu sayede 'çetenin gizlemeye muvaffak olduğu kanunsuz işleri meydana çıkaracaklar'!

İşin esası ve sürprizi geçmişte saklı. Rıfat, mahallenin kabadayılarından biri o yıllarda. Şaşırtıcı bir şekilde Elif'le birbirlerini seviyorlarmış. "Gidelim buralardan. Bir gün başına bir felaket gelmesinden korkuyorum. Herkes senin kavgalarından, külhanbeyliklerinden bahsediyor. Ailem durumu fark etmiş, boyuna seni kötülüyorlar" diyor genç kız. Aslında delikanlının kimseye sataştığı falan yok. Şöhret yapmak isteyen bütün bitirimler zorla üstüne geliyor, alt etmek, çelme takmak için uğraşıyorlar.

Dünyada en çok sevdiği insan, Elif. Yapamayacağı bir şey yok, genç kız için. Fakat sevdiği biri daha var, kardeşi Necdet. Rahmetli annesinin emaneti. "O'nun, anası da babası da benim. Kendimden çok O'nu düşünmem lazım." Tahsilini de bırakmış. "Ben okuyamadım, O okusun bari." Her şey kardeşi için. Yoksa ister miydi, okulu bırakmayı, serseri olmayı! Ne yapsın ki insanı mecbur ediyorlar. Hayat, kuvvetliden yana. O da öyle yapmış, kuvvetli olmaya çalışmış.

Kemal, varsıl bir ailenin çocuğu ama aklı fikri kanunsuzlukta. Daha o vakit 'ufak bir karaborsa işinden kazandığıyla araba satın alabilmiş'. O da genç kızın peşinde. "(Rıfat'ı kastederek) Âleme şapır şupur da bize Yarabbi şükür mü" deyip duruyor. Arkadaş 'malı' ortak sayılırmış! "Ben zengin çocuğuyum, Rıfat çulsuzun biri. Beni tercih etmen menfaatin icabıdır." Evet, kahramanımız 'çulsuzun biri' ama yüreği Kemal'in bütün sülalesine yetecek kadar büyük.

Bu gibi 'çıyanlar' hafif gelirdi kahramanımıza ama kardeşi, İstanbul'dan gitmesine neden olacaktır. Necdet bitiriyordu okulu. Elif'i seviyor ve evlenmek istiyormuş! Yoksa yaşayamazmış. Tahsilinden başka sevdiğini de terk etmek zorunda kalır Rıfat. "Serseri, bıçkın, külhanbeyinin biriyim ben. Bir gün biri çıkıp ya beni, ya da benden intikam almak için seni vuracak. Sonumuz yok bizim" sözleri yeterli olmayınca "Günah benden gitti. Ben seni sevmiyorum kızım. Senle dalgamı geçtim ben. Senin gibi 500 tane kadın var elimde" diyor. "Aramızda fazla bir şey de geçmedi zaten. Evlen Necdet'le olsun bitsin" demesi seyirciyi rahatlatmak için. Genç kızın arkasından "Seni çok seviyorum Elif. Hayatımda senin kadar kimseyi sevmedim ben. Beni affet. Allahaısmarladık sevgilim" diye mırıldanıyor.

Yıllar sonra İstanbul'a dönünce ortalık karışır. Bu arada Kemal adamakıllı 'azıtmış'. Zenginleştikçe bütün işlere el atmış. Hiç de namuslu değil yaptıkları. Amirleri de Haydar Karaer'i durmadan sıkıştırıyorlar. Çetenin karanlık işlerini bir an önce dağıtması lazım. Fakat teşkilat öyle güçlü ki muvaffak olamıyor. Yardım, biraz ipucu ister Rıfat'tan. "Benim gammaz olduğumu kim söyledi size. Ben düşmanıma bile gammazlık etmem" yanıtını alır. Sonra Necdet'le konuşur. Polise ihbarda bulunmak gammazlık değil aksine bir memleket davasıymış. Kemal'le dalaşmaktan sağ çıksa bile yaptığı işlerden dolayı 'cezası en aşağı idam olacakmış' Rıfat'ın! "Onun için öğrenmek istediklerimi sen söylersen iyi olur. Abini bir beladan kurtarmış olursun" diyor delikanlıya. İstediğini alır da.

Depo ve kumarhanesine yapılan polis baskınını Rıfat'tan bilen Kemal öldürtür Necdet ve Elif'i. Rıfat'ı da feci bir şekilde dövdürür. Aldığı karşılık, kendisinin ve çetenin sonu olacaktır.

Mezarlıkta, içinde genç kızın resmi olan siyah şapkayı bırakıyor Rıfat. "Artık şapka giymeyeceğim!"

Çifte Tabancalı Kabadayı'daki melodiler.

'The Good The Bad And The Ugly'deki (1966) (Ennio Morricone) 'Main Title' 6 sahnede [Jenerikte (0.00-0.35 arası); Jenerikte (2.43-3.21 arası); Danyal Topatan, adamlarına, Rıfat'ı getirmelerini söylerken; Getirilen kişinin şapkasını kontrol ederken; Çetesiyle beraber Rıfat'ın dayağını yerken; Kemal ve Rıfat, 'akşam dokuzda garajda' buluşmaya karar verdikten sonra]. 'The Desert' 2 sahnede (Polis, yıllar önce, Kemal'in garajına baskın yaptığında; Rıfat, intikam için arabayla giderken).

'For A Few Dollars More'daki (1965) (Ennio Morricone) 'Main Title'12 sahnede [Jenerikte (0.33-2.42 arası); Rıfat, kardeşinin evine geldiğinde; Çete elemanı "Patronum, buraya niçin geldiğini merak etmiş" derken; Rıfat, bayılttığı adamların yatışlarını teftiş ederken; S Clob'a geldiğinde; Baykal Kent ve diğer adamları dövdükten sonra (Rıfat'ın ıslığıyla); Gazino çıkışı "Şapka parası" diyerek birkaç banknot verirken; Kumarhanedeki Kemal'i ziyarete geldiğinde; Otelde, Cevdet Balıkçı ve arkadaşını döverken; Doğan Tamer ve adamlarını dövdükten sonra (yine Rıfat'ın ıslığıyla); Kumarhanede, Kemal'in adamlarını tekrar dövdükten sonra; Film biterken]. 'Sixty Seconds To What' Kemal, İhsan Bayraktar'ı öldürürken.

'In The Heat Of The Night'daki (1967) (Quincy Jones) 'Shag Bag, Hounds & Harvey' 6 sahnede (Rıfat, Süheyl Eğriboz ve Kudret Karadağ'ı döverken; Kemal'in, kumarhanedeki odasına giderken; Doğan Tamer ve adamları, açık arazide, Rıfat'ı kıstırdıklarına; Polis, kumarhaneye baskın yaptığında; Kardeşi öldürülen Rıfat, Kemal'e gittiğinde; Sondaki kavgada). "Where Whitey Ain't Around" Polis, şapkalı kişiyi kontrol ederken. 'Peep-Freak Patrol Car' Haydar Karaer, konuşması için Necdet'i zorladığında.

'Doctor Zhivago'daki (1965) (Maurice Jarre) 'Komarovsky With Lara in The Hotel' 3 sahnede (Doğan Tamer "Bugünlerde buraya Ortadoğu'daki füze kızaklarının planlarını taşıyan bir ajanın gelmesi bekleniyordu" derken; Bir kişinin şapkasına bakarken; Dayaktan baygın düşen Rıfat, kendine gelirken).

'Un Homme Et Une Femme'daki (1966) (Francis Lai) "Aujourd'hui C'est Toi" Danyal Topatan'ın adamları, bir arabanın yolunu kestiklerinde.

'Khartoum'daki (1966) (Frank Cordell) 'The Castle Raid' (3.18 sonrası) Rıfat, kardeşini ölü bulduğunda. 'Prologue' (2.30 sonrası) 3 sahnede (Elif'in cesedini gördüğünde; Gömülüşüne bakarken; Geçmişte, genç kıza, sevdiğini söylerken). 'Up The Nile' Garajdaki polis baskınından kaçıp, eve geldiğinde.

Dusty Springfield'in 'The Look Of Love' albümündeki (Aralık, 1967) aynı adlı melodi (Ocak, 1967) (Burt Bacharach / Hal Davis). 2.18 sonrasındaki enstrümantal kısmı. Şarkıcı Meltem Mete, Rıfat'ın odasındayken.

'Beyâtî Makamında Ney Taksimi' 3 sahnede (İlk mezarlık sahnesinin başında; Elif'in mezarında yalnızken; Sonda, şapkasını mezara bırakırken).

'Vivre Pour Vivre'deki (1967) (Francis Lai) 'Theme De Catherine' 2 sahnede (Necdet, Elif'e aşkını söylerken; Abisine, Elif'le evlenmek istediğini söylerken).

Filmdeki şarkılar.

'Sen Benim Gönlümde Açan Son Güldün' (Nihâvend) (Emin Ongan) Meltem Mete'nin gazinodaki şarkısı (2 dakika 35 saniye). "Sen benim gönlümde açan son güldün//Hasretindir yanan içimde şimdi//Kırdığın kadeh son tesellimdi//İçindeki meyle sen de döküldün//**//Ne yaptım sana ben//Neden uzaklaştın//Yeter bu hasret yeter//Gel dönelim sevgimize//**//Sen benim güneşim tatlı baharım//Her şeyimdin benim gülen bahtımdın//Son aşkım son eşim gönül tahtımdın//Sensizim şimdi nasıl harabım."

'Dönsen de Artık Sevemem Seni' (Hüzzam) (Mehmet Bürün) Elif ve Rıfat'ın birlikte oldukları çayevinde. "Dönsen de artık sevemem seni//Aşkın bu muydu, sevmedin beni//**//Yıllarca koştuk onun peşinden//O hayal bizi terk edip gitti//Bir rüya gibi bir masal gibi//En güzel çağda aşkımız bitti//**//Yalvarma sakın dönemem sana//Ayrıldık artık, yanma sen buna."

Alışılmışın aksine 'kötü adam'ın adı Kemal. İstanbul'un, kanunsuzlukta, taçsız kralı! Kumarhanesi var. Bir işaretiyle, istediği (daha doğrusu 'istemediği') adamı ortadan kaldırabiliyor. Ortaklarına karşı da acımasız. Filmin başında "Bütün işi (artık her neyse) biz görüyoruz, aslan payını siz alıyorsunuz. Benim artık tahammülüm kalmadı. Ya paranın %60'ını verirsiniz ya da siz bilirsiniz" demeye yeltenmişti İhsan Bayraktar. 'Ya da siz bilirsiniz' kısmı 'bütün numaralarınızı polise okurum'muş! Bir kahkaha ve 3 kurşunla alır yanıtını! "Kaldırın şu leşi" diyor Kemal!

Sarı saçlar, siyah gözlük. İçki kadehi tutan elin küçük parmağı hep havada. Can sıkıcı olaylarda gözlüğünü çıkarıp mendili ile camını yavaş yavaş siliyor. Gözleri kısılmış. Yalnızca iki kez buna zaman bulamaz; Rıfat dövünce ve filmin sonunda ölürken! Adamları, Kudret Karadağ, Süheyl Eğriboz, Osman Han, Cevdet Balıkçı, Çetin Başaran.

Elif'e sataşırken, Rıfat orada bitince hemen çark edip "Şey, ben burada mahallemizde rezalet çıkarmak istemiyorum" veya "Burada olmaz. Eğer benimle hesaplaşmak istiyorsan bu gece garaja (babasının) gel" diye konuşur. 'Hesaplaşmak için' buluştuklarında da lafı hemen değiştirip ortaklık teklif eder (üç kez). "Bu memlekette kolay para kazanmanın bir sürü yolu var. Bende bunların çoğunu keşfetmiş durumdayım. Yalnız bu iş sadece parayla olmuyor. Aynı zamanda yürekli ve bilekli olmak gerek. Bu memlekette senin gibi bilekli ve yüreklisi yok. Eğer benimle ortak olur, beraber çalışırsak kimse bizimle başa çıkamaz." Her seferinde 'uygun' bir yanıt alır. "Ortak arıyorsan kendin gibi bir yavşak bul... Senin pis işlerine Alet olacağımı sanıyorsan yanılıyorsun." (Keşke 'Rıfatların' kıymetini bilseydik).

"Güneşlenen balıkçıya ya da Köprü'den denizi seyreden birine karşı bir sevgi olmuyor içimde. İş yapan adamı, başarılı adamı seviyorum ben" demişti Yılmaz Güney söyleşisinde. İş yapan(!), başarılı(!) Kemal'i sevmiş midir acaba!

'Tek Kurşun' (1968) gibi bu film de Gangster-Alain Delon'dan etkilenmiş. Kahramanımız iki defa gülümser gibi olur! İstanbul'un yağışlı havası önemli rolde. Araba içinden yapılan çekimler, seyirciye 'oradaymış' duygusu veriyor. Özellikle, 'hiç bitmesin' dedirten araba vapuru yolculuğu ve martılar. Deniz kenarındaki banklarda FAY yazıları sanki bir zaman yolculuğu.

Rıfat, kimsenin arkasından konuşmayan söyleyeceğini yüze söyleyen biri. 'Milyonerin kaçakçı çocuğu'na "Vay Ördek Sultan... Bir daha Elif'e sataşırsan armut boynunu koparırım... Sarı çıyan... Kahramanlar kahramanı Ödlek Sultan" diyebiliyor. Her gittiği yerde kavga var. S Clob'da, irikıyım fedai-Baykal Kent, şapkasını çıkarmasını isteyince, inanılmaz bir şey yapar. 'Gül Yordamı'ndaki (1959) (Kemal Özer) 'Lâ Le Li' şiirini (biraz değiştirerek) okuyor; "Şapkalardan bir şapka//Denize doğru arkası//Şapka değil namussuz//Kral şapkası."

Otelde 'çarşafı temiz, kilidi sağlam" bir oda (birinci kat 12 numara) istemişti! Yatakta bekleyen Meltem Mete'nin içeri nasıl girdiği anlaşılmıyor.

Elif'e küçük çay bahçesinde "Ben de seni en aşağı senin kadar seviyorum" demesi 'Zehirli Hayat'taki (1967) Doğan'ın İnci'ye "Ben de seni en az senin sevdiğin kadar seviyorum" demesini anımsattı.

Kemal'in kumarhanesi olarak, Orhan Günşiray'ın kayınvalidesi Hafize Hanım'ın Yeniköy'deki villası kullanılmış. Necdet ve Elif'in evi 'Kardeş Kavgası'nda (1967) Alev-Sevda Ferdağ'ındı. 'S Clob'u aynı adla 'Ölüm Saati' (1967) ve 'S Kulüp' levhasıyla 'İntikam Uğruna' (1966) filmlerinde görmüştük. Buraya ancak 'aza olmakla veya patronun izin kâğıdı ile giriliyor'. Tabii bizimki hariç!

Kavga yöntemi şu şekilde; 'Zararlı' birini gördüğünde "Kunde misin sen" diyor. Adam, şaşırıp "Anlamadım. Ne kundesi?" falan derken yumruğu yer.

Rıfat ve Cevdet Balıkçı'yı Abdurrahman Palay; Elif'i Nevin Akkaya; Necdet'i Toron Karacaoğlu; Kemal'i Sadettin Erbil; Polis Müdürü-Haydar Karaer'i Mümtaz Ener; İnterpol şefi-Doğan Tamer'i Vala Önengüt; Mafya Şefi-Danyal Topatan ve Baykal Kent'i Agâh Hün; Şarkıcı-Meltem Mete'yi Sacide Keskin seslendirmiş.

'Siyah şapkalı adamı arama' çığırından çıkınca, polis müdürü "Öyle önünüze gelen her siyah şapkalı adamı çevirmeye hakkınız yok" demek zorunda kalır. (Aziz Nesin'in 'Fil Hamdi' öyküsünü anımsattı). Rıfat'a "Seni tevkif ettirmenin, konuşturmanın birçok yolu var. Neler yapacağımı bilirsin" demesi o yıllardaki polis yöntemini; "Bilirim ne yapacağınızı" yanıtı da kahramanımızın o tezgâhtan geçtiğini düşündürdü.

Mafya lideri Danyal Topatan'ın huyu kızdığında 'tükürmek'. 15 kez yapıyor bunu. Adamları Ahmet Koç, İhsan Gedik.

Rıfat, film boyunca 86 yumruk, 12 tekme savuruyor. Sıktığı kurşun sayısı 38. Çete ve Kemal'den yedikleri de az değil: 18 yumruk, 1 tekme. Bu sıradaki yüz ifadesi, tamamen, 'For A Few Dollars More'dan alınmış. Kemal'i öldürmesi, kafasını 13 kez duvara vurarak! Bu rakam uğursuz geldi galiba 'çıyana'!

Rıfat-Yılmaz Güney; 'Keki' dediği 'Gazeteci' kardeşi Necdet- Sami Tunç; Elif-Sezer Güvenirgil; Kemal-Necati Er; Şarkıcı-Meltem Mete; Polis Müdürü-Haydar Karaer; Mafya şefi-Danyal Topatan; Yabancı teşkilat şefi-Doğan Tamer; Yılmaz Güney sayesinde sinemaya başlayan Ahmet Koç; İstanbul'un kış görüntüleri; Rıfat'ın bin lira kazandığı kumarhane; Kurşun delikli arabası; S Clob; Çarşafı temiz, kilidi sağlam odalı otel; Herkesin merak ettiği şapka; Rıfat ve Elif'in buluştukları küçük çayevi; Kemal'in koyu renk camlı gözlüğü; Araba vapuru; Martılar; Elif ve Necdet'in yattıkları mezarlık çok çarpıcı.

Haydar Karaer'den öğrendiğimize göre o yıllarda 'kendilerinden haberimiz olmadığını zanneden bir takım yabancı teşkilatlarla doluymuş' ülkemiz. Zamanımızda bunlardan eser kalmadı çok şükür!

'Kim istediği kadar özgür olabilmiş ki. Her insan, memleketinin imkânları oranında özgürdür'! Rıfat ise 'intikamı' oranında! 'İstasyonu bilinmeyen bir tren gibiydi' filmin sonunda. Dostu düşmanı kalmamış! Aşkı da! Nereye gideceği belirsiz. Otel odasında Meltem Mete'yle beraber olduğu melodinin sözleri, mezarlıktaki bakışına çok uygun; "The look of love//Is in your eyes//A look your smile//Can't disguise." 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica