"Dünya Öyle Bir Kahpe Dünya ki Elif, Kendi Öz Kardeşim Bile Bir Şişe Rakıya Sattı Beni"  posteri

"Hangi dedeye mum adadın teyzem? Sen, binmediğin merkebin önüne ot atmazsın!" Mahallenin sarhoşu Enver'le konuşmak isteyen de olurmuş ha! Bir tomar banknot verip "Bol bol içki alırsın" diyen Nezihe Güler'e söylüyor bunları. Ee, tabii, delikanlı da, karşılık olarak komşu teyzeciğine ufak bir hizmette bulunsun artık! Abisini, senelerce hapislerde süründürecek ufacık bir hizmet!

 

'İntikam Alevi'nin (1956) tekrar çevrimi olan 'Kan Su Gibi Akacak', Eylül sonu-Ekim başında çekilip, 30 Kasım 1969, Pazar günü (Kadıköy) Özen Sineması'nda gösterime girmiş. İki afişi var. Birinde Rejisör Mehmet Aslan'ın soyadı 'Arslan'. Yönetmen, ayrıca, Balıkçı Temel'i canlandırıp, Yılmaz Köksal'a rol adını vermiş. Yavuz Selekman'ın da soyadı jenerikte 'Selakman'! Sondaki kavga çekimleri Çekmece sahillerinde.

Film, Ali'nin nefes nefese firarı ile başlıyor. Haber, mahalleyi birbirine katmış. Kahvede, evlerde, sokakta, çeşme başında başka konu yok. Şimdi kimbilir neler olacak... Ya buraya gelirse... Eski karısı Gönül, kocası Kemal ve kahramanımızın kardeşi Enver ne yapacak! Merak edilen hep bu.

Polis kontrolünden, 'tesadüfler sayesinde' kurtulup, arkadaşı Temel'in balıkçı kulübesine sığındığında perişan haldeydi. "Burası evin sayılır, istediğin kadar kalabilirsin." Kaç (ilk çevrimde '2') gündür ağzına lokma girmemiş ama önce bir sigara ister. Sonrasında olan biteni öğreniyoruz. "Beni öyle bir tuzağa düşürdüler ki, gerçeği kimseye anlatamadım. Deliller, şahitler, her şey aleyhime hazırlanmıştı. Oysa ümit dolu günler yaşıyordum. Serserilikten elimi ayağımı çekmiş evlenmeye karar vermiştim. Hiç unutmam, bir sonbahar sabahıydı..." (Çekimin yapıldığı mevsime uygun olarak, 1956'da; "Hiç unutmam, bir yaz sabahıydı..." diyor).

Birkaç gün sonra Elif'le evlenip kabuğuna çekilecek. Bıçkınlık geride kalmış. Çapkınlığa ve külhanbeyliğe paydos! Genç kız da 'evinin efendisi bir erkek olarak' görmek istiyordu kendisini. Ancak (Yeşilçam'da hep olduğu gibi) içinde bir korku var. "Tekrar eski hayatına döner mi... Acaba birisiyle kavga eder mi!" Oysa bu kuruntuları atmalı artık kafasından. Ali, eski Ali değil. Küfretseler, başını eğip geçiyor. Namusuna, ekmeğine dokunulmadıkça kimseyle dalaşmaya niyeti yok. "Çünkü seni çok seviyorum." Sonradan yaşananlar, bu bitirimlik ve kabadayılık günlerini mumla aratacaktır.

Şu dünya pek garip! Kardeşi Enver, abisini rezil etmiş mahalleye! İnsan değil çamur, mübarek! Gece gündüz çeker şarabı. Bir şey alır, parasını inkâr eder. Bu nedenle bakkalda kredisi yok. "Ali gelse canım feda. Ama sana zırnık vermem" diyor Nazif.  Bari bir iş bulsa birader bey, ne gezer! Sigarası bile ondan bundan.

Kahramanımızın başındaki bir başka püsküllü bela da 'sarışın bomba' Gönül. Eskiden Kemal'le beraberdi haspa, şimdi Ali'ye askıntı. Kolay başa çıkılır biri değil. Üstelik gururlu! Herkes peşinde koşarken bizimki yan çizsin, terslesin, olacak şey mi! Bozuluyor tabii! Deli oluyor! "Görürsün sen" diye oflayıp pufluyor. Annesi Nezihe Güler de mahallenin cadalozlarından. Elin züğürdü için bunca ısrarı anlayamamış. Şu Kemal, zengin çocuğu. Zaten peşinde, kızı biraz yüz verse "Düşecek kucağımıza. Ama sende o kafa yok ki". Ne dese boş. Sonunda 'şeytana külahını ters giydirecek' bir oyunla Gönül'ün arzusunu gerçekleştirecektir.

Necabettin Yal, işçilikten gelme bir işadamı. İmalathanesinde çalışıyordu Ali. Dükkânın en faydalı elemanı. Patronun oğlu Kemal ise tembel mi tembel. Aheste gelir erkenden gider! "Onlar işçiniz, bense oğlunuzum." Arkadaşı Kadir'le konuşurken şikâyetlerine devam eder: "Şuna bak, baba olacak! Milyonlar kasasında yatarken bizi köpek gibi çalıştırıyor." Babasına göre Ali'den 'ibret' almalıymış. Daha dün külhanbeyin önde gideniyken şimdi gıkı çıkmadan işinin başında. O'nun yarısı kadar çalışsa iftihar edecekmiş yaşlı adam.

Sonrasında iki kez çorap örülür kahramanımızın başına. Nezihe Güler'in planladığı ilki basit. Düğünden bir gün önceki meyhane kutlamasında, abisinin içkisine uyutucu bir ilaç koyar Enver. Gönül'le sevişir. Sabahleyin, Ali'nin yatağındaydı genç kız. Annesi de gerekli yaygarayı koparıp olayı karakola taşır. "Temizle kızımın namusunu. Koynuna alırken iyiydi değil mi?" Muayene raporunda 'tecavüz' kesinleşir. Komiser Kenan Tüzer'e göre ya Gönül'le evlenecek ya da en aşağı 7 seneye mahkûm olacak. Karar vermesi için 10 dakikası varmış.

Sonraki sahne açılırken 'La Cumparsita' ile dans ediyordu! Olaylar, hapsi aratacak şekilde gelişecektir.

Temel'e "Feci bir vicdan azabı içindeydim. Her şey o kadar çabuk bitmişti ki. Yıldırım nikâhı, düğün, evlilik. Mahallede kimsenin yüzüne bakamaz oldum. Beni dinlemek bile istemiyorlardı"; Yolda rastladığı Elif'e "Duyduğun her şey, her söz yalan. Acayip bir kovanın içine düştüm. Ne kadar çırpındıysam kurtulamadım. Biliyorum ne söylesem inanmayacaksın (Adalet inanmadı ki Elif inansın)"; Gönül'e "Ben bu işi, varlığından emin olmadığım şerefini korumak için yaptım. Ondan ileri gideceğimi de aklından geçirme. Şimdi düşüneceğimiz bir şey varsa o da bir an evvel ayrılmanın çaresidir" diyor. Karısının yanıtı çok net: "Sen de onu aklından geçirme. Çünkü böyle bir şey hiçbir zaman olmayacak."

Birkaç günün ardından tekrar işe başladığında, bu kez başka bir tuzak var. Kemal, kumar borçlu arkadaşı Kadir'in yardımıyla babasını öldürüp, beklendiği gibi, suçu kahramanımızın üstüne atıyor. (Mirastan başka Gönül de kendisine kalacaktır!).

Sonuç, Ağır Ceza'da 20 yıl! Bu kez evlenerek kurtulma ihtimali yok!

Seneler (1956'da '2') sonra intikam için geri gelmiş. Suçsuzluğunu kanıtlaması Temel, Cinayet Masası Komiseri Mehmet Aslan ve Elif'in yardımıyla olacaktır. Ancak, genç kızın ölmesi, suçsuzluğu da anlamsızlaştırıyor. Enver'e ne olduğu belli değil.

'Kan Su Gibi Akacak'daki melodiler.

'Where Eagles Dare'deki (Ekim, 1968) (Ron Goodwin) 'Main Title' Jenerikte. 'Pursued By The Enemy' 4 sahnede (Kahvede, Ali'nin kaçtığını duyan Kemal, elindeki bardağı yere düşürürken; Enver, abisinin firarını öğrendiğinde; Meyhanedeki, 'bekârlığa veda' toplantısında; Ali, Kadir'le kavga ederken). 'Descent And Fight On The Cable Car' 2 sahnede (Polisler köprü üstünde, Ali köprü altında saklanırken; Gönül'ü boğmaya kalkıp vazgeçtiğinde). 'On Enemy Territory' Elif, evlerinin önünden geçerken. 'The Chase To The Airfield' Sondaki kavgada.

'Blue'daki (1968) (Manos Hadjidakis) "Blue's Solitude" 5 sahnede (Ali, Temel'e "Beni misafir edebilir misin" derken; Günler sonra ilk sigarasını yakarken; "Feci bir vicdan azabı içindeydim" derken; Temel "Ben, birazdan balığa çıkacağım. Birkaç gün dönmem. Burası senin evindir. İstediğin kadar kalabilirsin. Şiltenin altında tabanca var. Lazım olursa o da senindir" derken; Film biterken).

'Pencerenin Perdesini' (Hicaz) (Muhlis Sabahattin Ezgi) Elif ve Ali, gelinlik için konuşurken.

'A Fistful Of Dollars'daki (1964) (Ennio Morricone) 'Quasi Morto (Almost Dead)' Gönül, Enver'in önünde soyunurken.

'La Cumparsita' (1916) (Gerardo Matos Rodriguez) Nikâhta.

'İnleyen Nağmeler' (Zeynettin Maraş) Gönül, piyano ile çalıyor.

Filmdeki şarkılar.

'My Guy' (1964) (Smokey Robinson) Gönül, neşeli bir şekilde eve gelirken söylüyor; "There's no man today//Who could take me away//From my guy." Yıllar sonra, bir Gospel şeklini alacaktır; 'My God'.

'Rüya Gibi Her Hatıra (Ağlama Değmez Hayat)' (1969) (Rast) (Mehmet Ilgın) Nezihe Güler, evlerinin önünden geçen Elif'le alay ederken söylüyor.

Ali'yi kardeşi 'bir şişe rakıya satmış'. 1956'daki ilk çevrinde bu 'bir bardak şaraptı'. Teselli edici bir yanı var mı bilinmez ama değeri artmış 13 yılda!

Kendisini daha çok mahallelinin sözleriyle tanırız. Her deliliği yapabilen, hiçbir şeyden korkmayan biri. Beyni attı mı taş taş üstünde koymazmış. Kadir de Kemal'e "Sakın bulaşmaya kalkma. Adamın her tarafı beladır. Vaktiyle kimse başa çıkamazdı. Şimdi bitirimliği bıraktı ama gene de damarına basmaya gelmez" diyordu. Film, kahramanından farksız. 60'dan fazla yumruk, 7 tekme, 76 kurşun var. Ayrıca 3 kafa, 2 taş, birer demir ve sopa darbeleri. Gönül, biri Kemal, üçü Ali'den 4 tokat yiyor.

Her sahnede bakışları üzerinde toplayan Yılmaz Güney, 'sosyal uyanışın ekonomik gelişmeyi aştığı' o yıllarda, bileğine takılan filmdeki gibi bir kelepçeye şunları söylüyor; "Kelepçemin demiri, seni pulluk yapmalı."

Orhan Erdener, banka memurluğundan Denizcilik Bankası T. A. O. Haliç Tersanesi Müdürlüğü'ne yükselmiş. Ölümü 06 Eylül 1961'de. Adının verildiği arabalı vapur Ali'nin kaçışı sırasında görüntüye geliyor. 6 küsur milyon liraya mal olmuş ve ilk sefer denemesi 22 Haziran 1962'de. 22 kamyonet veya 70 otomobil, 274 yolcu kapasiteli. Boyu, 67; Eni, 17; Yüksekliği, 4,7 metre. Hızı 10 mil.

Ali'nin sığındığı kulübe, filmin başında ve sonunda çok farklı. Kardeşi Enver'le yaşadığı ev 'Kanun Namına'da (1968) Lütfiye Teyze ve Fazıl Amca'nındı.

'Kötü adam'ın adı Kemal. Yerli filmlerde pek rastlanmayan bir şey bu. Babasını öldürüp mirasa konunca büyük bir değişim içindeydi. "Epeyce zengin." Sigaranın yerin puro almış. O kadar olsun artık! Yakışı da kibritle değil Zippo çakmakla! Firar eden Ali için "Akşama sabaha yakalarlar" diyordu. Renk vermese de ödü patlıyor. Belindeki tabancanın nedeni bu. Can pazarı.

İçki düşkünü Enver, hep meyhanede. Abisinin, 'kaçışı' mahalleyi altüst ederken, bir masada sızıp kalmış. Meyhaneci "Kalksana be adam kalk! Şuna bak, dünyadan haberi yok. Uyan da dünyada neler oluyor öğren" diyor. (O yıllardaki gençliğin haykırışını çağrıştırdı). Kırk yılda bir (aslında Ali'yi tongaya düşürecek plan için) kahveye gittiğinde, bu kez Köse-Ahmet Koç takılır; "Meyhane kapalı galiba... Ben Tekel Bakanı olsam Enver'in heykelini diktirirdim."

Hep 'iyi' olarak görmeye alıştığımız Nezihe Güler, fitne fücur anne rolü ile şaşırtıcı. "Şu anan, Ali gibilerinin kaç tanesini cebinden çıkarır. Öyle bir şeytanlık düşündüm ki şeytanın kendisi duysa aklını oynatır" diyordu kızına.

Kadir, kumar yüzünden para tutamıyor. Boğazına kadar (2 bin lira) borçlu. 3 gün içinde ödemezse, almasını bilirlermiş! Kemal'den ister. Necabettin Yal'ın 'temizlenmesine' yardım etmezse 'zırnık alamazmış'. Az sayıdaki bıyıksız rollerinden birinde izlediğimiz Sami Tunç, soyadını, oynadığı Kadir'e vermiş. Filmde ölümü tren altında kalarak. Gerçek hayatta ise (02 Eylül 1979) Almanya'da çevireceği bir filmin hazırlıklarını sürdürürken Avusturya-Viyana yakınlarındaki otomobil kazasında. Arabada bulunan baldızı Kadriye Baykalöz ölürken, karısı ve kızı ağır yaralanmış. Ali için "Kendisine yaptıklarımızdan sonra bizi yaşatmaz" diyordu.

Ali-Yılmaz Güney; Elif-Ülkü Özen; Gönül-Benan Öz; Kemal-Süleyman Turan; Enver-Yavuz Selekman; Cinayet Masası Komiseri Mehmet Aslan-Yılmaz Köksal; Kemal'in babası-Necabettin Yal; Gönül'ün annesi-Nezihe Güler; Kadir-Sami Tunç; Mahalleli-Ahmet Koç; Elif'in annesi-Sabahat Işık; Ağır Ceza Üyesi-Ali Demir; Çoğunlukla 'iyi' ama bu kez 'kötü' Adnan Mersinli; Görkemli bıyıkları ile Cevdet Balıkçı; Bakkal-Nizam Ergüden; Mahalle Karakolu Komiseri-Kenan Tüzer; Avukat-Cevat Uz; 'Orhan Erdener' vapuru; Temel'in kulübesi, kayıkları, arkadaş sevgisi; 'Emek' isimli imalathane; 'Taşkın Nakliyat' kamyonu; Kahve, bakkal, meyhane çok güzeldi.

Ali, gelinlik hazırlığındaki Elif'in yüzüne hasret kalmış. "İlerde o kadar çok göreceksin ki bıkarsın bile... Ben senden bıkar mıyım!" muhabbeti var aralarında. Film biterken morg masasında yatıyordu genç kız. Sonları değişmez ama vereme yakalanmadığı ve Kemal'in dayağını yemediği için, 'İntikam Alevi'ndeki Necla'dan daha şanslı denebilir mi Elif için?

Ülkü Özen, sanat hayatına İstanbul Şehir Tiyatroları Çocuk Bölümü'nde başlamış (1960). 'Sihirli Topaç', 'Elmacı Güzeli', 'Efe Ali', 'Yoksullar Parkı'. Ardından Nejat Uygur ve Küçük Tiyatro-Aziz Basmacı, Kenan Büke Toplulukları. 'Deli Dolu'da (Kasım, 1967) (Yazan-Ekrem Reşit Rey; Müzik-Cemal Reşit Rey) sahnedeydi. Aynı günde üç filmde ('Dağdan İnme', "Kafdağı'nı Terkedenler", 'Dişi Hedef') oynama rekoru var. 1969, Mart ayında Tükel Konser Bürosu'nun düzenlediği 'Altın Kupa Amatör Şantözler Yarışması'nda dokuzuncu olmuş. Pakize Suda, ikinci. Yarışmayı kazanan Tülin Dardağan, Tarhan Koleji, lise bir öğrencisi.

Benan Öz de bir yandan film çevirirken bir yandan tiyatrodaydı. 'Tımarhanede Af' (Nisan, 1963) (Bulvar Tiyatrosu, Tevhid Bilge-Kenan Büke Topluluğu); 'Armatör' (Aralık, 1963) (Yazan Refik Kordağ) (Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan); 'Güldürme Beni Hariciye' (Şubat, 1965) (Bulvar Tiyatrosu); 'Aç Koynunu Ben Geldim' (Mart, 1968) (Romeo Jülyet uyarlaması-Yazan Süavi Süalp) (Üç Maymun Kabare); 'İnek' (Mart, 1969) (Yazan Nazım Hikmet) (Bulvar Tiyatrosu); 'Ölür müsün Öldürür müsün' (Ekim, 1969) (Yazan Süavi Süalp) (Üç Maymun Kabare).

Mahalle Komiseri rolündeki Kenan Tüzer, Beyoğlu Erkek Ticaret Lisesi'nde okumuş.

Kemal, planını Kadir'e anlatırken, kesilen bir tavuk (ilk çevrimde 'balık') görüntüye geliyor. Filmin en rahatsız edici sahnesi. 'İntikam Alevi'ndeki sokak yoğurtçusu, burada dondurmacı!

Ali'yi Abdurrahman Palay; Elif'i Nevin Akkaya; Enver'i Zafer Önen; Kemal'i Doğan Bavli; Komiser Mehmet'i Agâh Hün; Nezihe Güler'i Sacide Keskin; Kadir'i Valâ Önengüt; "Ne olmuş yahu? Bu kalabalık ne" diyen mahalleliyi Fikri Çöze seslendirmiş.

Süleyman Turan, '23 Eylül 1969, Salı'; Sami Tunç, '09 Ekim 1969, Perşembe' günkü Milliyet gazetelerini okuyorlar.

 

Erkekler, Elif ve Ali'nin ertesi günkü (gerçekleşmeyecek) nikâhı için meyhanede toplanmış. Hepsi sarhoş, hepsi filozof! Ahmet Koç "Evlilik ve şarap hiç birbirine benzemez. Şarap eskidikçe güzelleşir, evlilik eskidikçe berbatlaşır" diyor. 1956'daki ilk çevrimde bu sohbet 'nişan' öncesiydi. Felsefi yorum da  "Evlilik neye benzer biliyor musun, yumurtaya! Yumurtanın da evliliğin de tazesi makbuldür" şeklinde!   

Son Yorumlar

Yandex.Metrica