"Bana da Adanalı Pire Nuri Derler. 19 Senem Var. Diyarı Gurbet Gezmişim, Mekan Tutmamışım. Bir Bıçakla Adamı İkiye Bölerim"  posteri

"O karıyı başına bela aldı. Dosyasını okudum bugün. İki yüz sabıkası var. Sekiz kişinin de ölümüne sebep olmuş. (Filmin sonunda bu sayı iki katına çıkacaktır). 44 kişi O'nun yüzünden hapis yatıyor." Hacıhüsrevli Melahat'ı, İstanbullu Parlak Selami'den kaçıran Pire Nuri için bu laflar. Anası, ana olup sözünü dinletememiş ki! Tıpkı babasına çekmiş kahramanımız. 'Rahmetli' de söz dinlemezmiş! Öldürdüklerinde tam 24 kurşun çıkmış üzerinden. Yakında, oğlunun üzerinden daha fazlası çıkarsa şaşmasın Fatma Ana. Azrail'le uğraşıyor çünkü. Başında leş kargaları dolaşıyor.

Ocak-Şubat, 1968'de çevrilen 'Pire Nuri', 27 Mayıs 1968, Pazartesi günü (Adana) 'Renk'; 04 Haziran 1968, Salı günü (Eyüp) 'Melek Sineması'nda gösterime girmiş. Yılmaz Güney'in askerliği öncesine denk geldiği için her şey nefes nefese.

Pire Nuri, Bit-Asil Ahmetler, Hacıhüsrevli Melahat ile İstanbullu Selami ve gidemediğimiz köylerin hali pür melali anlatılıyor.

Adana-Sarıçam semtinde Hadırlı Köyü. Bir tarafta vızır vızır arabalar, diğer yanda, çöplükte iki büklüm onlarca fakir fukara. Bir şeyler arıyor ve helâ olarak kullanıyorlar burasını! Çoluk çocuk, bahçesi çamaşır dolu yamuk yumuk evler. Bitmez tükenmez çamur.

Bit Ahmet, kucağında horoz, sabah evden çıktığında önce "Get lan, ne parası" diyerek, para isteyen oğlunu savuşturur. Leğende çamaşır yıkayan karısı "Lan herif, bakkaldan bir kalıp yeşil sabun (herhalde en ucuzu) göndert" diyor. Bakkal Hulusi'ye (elbette borç defterine yazılmak üzere) isteklerini söyler "Bana bir 'Birinci', bizim avrata da iki kalıp (hanımı bir istemişti ama Bit'in bugün eliaçık) yeşil sabun göndert." Borçları anımsatılınca yanıt hazır; "Bizde kimsenin parası kalmaz Hulusi Ağa. Biz donumuzu satar gene borcumuzu öderik (öderiz). Sen onu başkalarına söyle." Giysilerine bakınca iç çamaşırlarının durumunu düşünmek bile istemiyoruz! Bakkal, arkasından söylenir "Sen öyle de, dürzü! Bütün güvenin Pire Nuri'ye. Hapisten çıktı ya Pire, yine birkaç kişinin canına kıyacaktır." (Bit'le berelerinin aynı oluşu çok güzel).

Resul'ün bahçeli Kahvesi... Gürültü yapmadan tavla ve iskambil oynayanlar. Bir köşede şekerkamışı soyan Kerim. Asil Ahmet'le burada karşılaşıyoruz. Kasket, yerleri süpüren palto, bembeyaz kaşkol ve çorap, arkasına basılı pabuç. Önünde bir tepsi halka tatlısı, iştahla atıştırıyordu. Müziği de eksik değil. Kemancıya teşekkürü, yarısı yenmiş halka tatlısı vererek. Yeni gelen birine "Lan Cüce, yesene kitapsız. Beleş lan. Ben verecem parasını" diye sesleniyor. "Boş ver kardaşım. Bir tane yedirin (yedirirsin) on tane isten (istersin) sonra." Olur mu, bizimki adama baş kakar mı hiç! Daha dün Berber Mehmet'e şalgam ısmarlamış, kimseye demiş mi? Dememiş valla! "Lan Kerim, sana o kadar kebap yedirdim, başına kaktım mı" diyor şekerkamışlıya. Konuşmayı, Cüce bitirir. "Ben ne yerim ne yediririm kardaşım. Param varsa yerim param yoksa yemem."

Ve Pire Nuri. Serpuşu, lastik çizmesi, parkası. Tabanca, tüfek, bıçak. Açık hava berberinde, davul zurna eşliğinde güvey tıraşı oluyordu. 'Lan,  afferim be, afferim'! Rakısı da yanında. Hapisten çıktığında Komiser Ahmet Koç bir güzel nutuk çekmiş. "Lan" demiş "Artık kimsenin canını yakmayacaksın. Duyarsam seni vallaha Fizan'a sürerim." Pire'de laf mı ararsın! "Sayın Komserim, ben namuslu bir vatandaşım artık. Islahı nefsi vücut etmişim. Allah yazdıysa bozsun" karşılığını verse de yaptığı ilk iş Arabacı Cabbar'ın gırtlağına çöküp 300 papelini çarpmak. "Bana borcu vardı. Hapisten yeni çıktık. Meteliğe kurşun atıyoruz. 'Cabbar kardeşim, senin bana 300 lira borcun vardı' dedim. 'Onu ver de harçlık edelim' dedim. 'Benim sana borcum yok' deyip kesip attı. O anda kan beynime çıkmış 'lan, nasıl inkâr edersin' deyip bir zumzuk atmışım" sözleriyle savunuyor kendisini. Sonra bir tane daha atmış. Ne zumzuğu lan, herif felç olmuş! Yüzü gözü sarılı. Pamuk yığını sanki. Karakoldaki sorguda Bit ve Asil, çeşitli işaretlerle başına gelecekleri hissettiriyorlar Cabbar'a. O da tırsıp çark eder şikâyetinden.

Bu sırada öğreniriz ki Hacıhüsrevli Melahat buralardaymış. 'Müthiş işçi'! Bir işe çıkışta 3-4 cüzdan yürütmeden dönmüyor! Pire, 'bu karıyı' bizim tarafa çekme kararında. Önce, kimin yanında olduğunu bulmalı. Lan, kardaşım tanımadığın avrat gelir mi sana. Bulsan bile verirler mi, insan nafakasını kolay kaptırır mı! Ama bir çaresi varmış elbet! Önce tatlılıkla, güzellikle isteyecekmiş. Pire'nin işine akıl sır mı erer! Verdi, verdi. Vermezse çökecekmiş tepesine. "Zora, dağ bile dayanamamış."

Adana kazan kahramanlarımız kepçe, Hacıhüsrevli Melahat'ı arıyorlar. Karasoku'daki Sıtkı'nın Horozcular Kahvesi'nde Boyacı Abdullah ve Bekârlar Kahvesi'nde Meydancı Zaza Hasan'dan öğrenirler yerini. (İkisi de "Benden duymamış olun... Benden duyduğunuzu kimseye söylemeyin, elinizi öpeyim" gibi laflar ediyorlar korkudan). İstanbullu Parlak Selami'nin yanındaymış haspa. Ne olacak şimdi! Bu İstanbullu ile baş edilmez ki. Herif çok kuvvetli, çok zengin. Bir sürü de iti var. İstese tükürükle boğar adamı vallaha! Ancak Pire'nin inadı inat. "Gözünüz tutmuyorsa işte yol." Bit, çoluk çocuk sahibi. Ölürse, sabilere kimse bir lokma ekmek vermez. "İster darıl, ister gücen! Aha, ben gidiyorum." Asil de kendisini göz göre göre ateşe atamazmış. Bile bile lades bu. "Kusura bakma, aklın varsa sen de İstanbullu'yla sidik yarıştırmazsın. Eh, ben yarın cenazene gelirim" diyor.

Pire, ilkinde 'mariz' yese de ikincisinde (Bit ve Asil'in yardımıyla) kapar Hacıhüsrevli'yi. Ama bitti sandığı iş asıl şimdi başlamakta!

Sonrası kan gölü. "Günlerin sayılı artık Nuri. Seni ya öldürürler ya deliğe tıkarlar. Tetikte ol. Leblebiden nem kapman lazım" demişti genç kız. Herkes ölürken sadece ikisi sağ kalıyor. Önlerinde uzun hapislik yılları var. Dört duvar arasında birbirlerini mektupsuz bırakmayacaklarmış.

'Pire Nuri'deki melodiler.

'Hyperprism' (1922/23) (Edgard Varése) 8 sahnede (Sallanan bayrağı gören Bit "Siz ne yaptınız dün gece" derken; Pire Nuri, bayrağı gördüğünde; Bayrak, üçüncü kez sallandığında; Arabacı Cabbar, karakola getirildiğinde; Melahat'ın, Parlak Selami'nin yanında olduğunu öğrendiklerinde; Bayrak, dördüncü kez sallandığında; Komiser, Fatma Ana'nın evine geldiğinde; Nuri, İstanbullu ile kumar oynamak istediğini söylerken).

'To Homa Vaftike Kokkina (Blood On The Land)' daki (1966) (Mimis Plessas) 'Kynigi (Hunting/The Chase)' 3 sahnede (Fatma Ana, oğlunun karakolda olduğunu öğrendiğinde; İstanbullu'nun adamları, Fatma Ana'nın evini bastıklarında; Bit, İstanbullu ve adamlarını bizimkilerin saklandığı yere getirdiğinde). 'Penthos (Lament)' Ciple başka yere giderlerken. 'Psahnondas Sta Meteora (Looking At Meteors)' Pire, düşmanların geldiğini anladığında.

"Oi Sfaires Den  Gyrizoun Pisa (Bullets Don't Turn Back)"daki (1967) (Mimis Plessas) 'Poreia Sta Hionia (Marching In The Sun)' 2 sahnede (Üç arkadaş güneşin batışını seyrederken; Nuri'yi açıklıkta ararlarken). "Erotiko Tou Tsakou (Tsaco's Love Theme)" Bizimkiler, Cüce'yi, beklerken. 'Oi Listes (The Bandits)' Adana'da gece görüntüleri sırasında. 'Tha Metrithoume Oi Dyo Mas (The Best Man Wins)' 4 sahnede (Bit ve Asil, ateş yakmış, ısınarak Pire'yi beklerken; Rüzgârlı sahil ve deniz manzaraları sırasında; Asil "Başka yere giderik, daha sağlam bir yere" derken; Nuri, annesini gördüğü rüyadan uyanırken). 'Anapolisi' Asil, ön iki dişini altın yaptırmaktan söz ederken. 'O Gannaios (The Brave One)' Asil, omzunda tüfek, bir oraya bir buraya yürürken. "To Paramythi Tou Tsakou (Tsaco's Tale)" Asil, Bit'e "Burnunu yere eğdin durdun" derken.

Ahmet Ali And The Sultans'ın 'Midnight Harem' albümündeki 'Ali Baba' 3 sahnede (Bekârlar kahvesinde; Bit, oraya geldiğinde; Açık hava kahvesinde "Bu hadiseden sonra bizim Pire kardeşimiz terfi eder gayrı" derlerken). "The Pasha's Passion" Melahat, pazarda 'işe' çıktığında.

Peter Thomas Sound Orchester'in 'Raumpatrouille-Space Patrol-Commanto Spatial' albümündeki (1966) 'Love In Space' (Peter Thomas) (1.05 sonrası) 2 sahnede (Nuri, İstanbullu'nun barına geldiğinde; Bar'a ikinci kez geldiğinde).

'Major Dundee'deki (1965) (Daniele Amfitheatrof) 'The Escape-Lt. Graham-Artillery' 2 sahnede (Nuri, meyhanede "Biz baltayı taşa vurmuşuz" derken; İstanbullu'ya "Önce bana olan borcunu öde" derken).

'From Russia With Love'daki (1963) (John Barry) 'James Bond With Bongos' İstanbullu "Şuraya bak, hastane koridoruna döndü burası" derken. 'James Bond With Bongos + Dawn Raid On Fort Knox' Sondaki kavgada.

Filmdeki türkü, uzun hava, gazel.

'Bursalı mısın Kadifeli Gelin' Melahat, bir dolu cüzdanla pazardan döndüğünde. "Bursalı mısın kadifeli gelin çaydan mı geçtin//Yanakların al al olmuş konyak mı içtin."

'Müptelayı Dert Olup' (Konyalı Âşık Şemi) Meyhanede (27 saniye). "Müptelayı dert olup//Tabip buldun mu sen//Daima ağlar gezersin//Hiç gülen oldun mu sen."

'İnsanoğlu Bir Binadır' (1968) Cüce, bizimkilere gelirken. (Ahmet Sezgin'in sesinden) (1 dakika 19 saniye). "İnsanoğlu bir binadır//Dokunmayın taşına//İnsanoğlu yaşayamaz//Dünyada tek başına//**//Mert isen namerdin yeme//Ekmeğini aşını//Düşersen kaldıran olmaz//Taşa vursan başını."

Görüntüde olmadığı zaman bile bakışlarımız Yılmaz Güney'in üzerinde. Filmdeki her karakterde O'ndan bir parça var. Asil'in söyledikleri Güney için de geçerli. "Pire'nin kafası Alaman motoru gibi çalışıyor arkadaş. Oğlanda bir cevher var, eh işte o kadar olur."

Arabacı Cabbar'ı 'marizleyip' 300 lirasını kapmış. İlerki günlerde Zaza Hasan'dan 400; Horozcular Kahvesi'ndeki Sıtkı'dan 500; İstanbullu'dan 6 bin papel çarpacaktır.

İki sahnede, doğru yola gelmesini isteyen annesi Fatma Ana'dan dayak(!) yiyor. Çileli kadının "Vay ocağı batasıca, gene kimle kavga etmiş" demediği gün yok. Şikâyetçiler için de "Vay eşşoğlu eşekler vay! Kimdir lan benim oğlumu karakola şikâyet eden? Ben adamın paçasını tutuğum gibi 'cart' diye ikiye bölerim. Siz benim Nuri'mi yalnız mı bellediniz" diyor. Pire'yi de hırpalar. "Lan eşşoğlu eşek! Nedir benim senden çektiğim? Ben seni böyle karakol kapılarında, hapishane kapılarında mı bekleyeceğim?" Hele Melahat'ın kaçırılmasından sonra! "Lan eşşoğlu eşek! Bıktım lan senden, bıktım! Boyu bosu devrilesice! Babandan çektiğim yetmiyormuş gibi bir de senden çekiyorum. Gebersen, ölsen de kurtulsam artık, eşşoğlueşşek. Pezevengin tohumu, ne olacak!" Ancak tüm bunların sonunda gözyaşı ve sevgi ile sarılır evladına; "Kurban olam oğul, biraz uslan artık. Sana bir şey olursa benim yüreğim sızlar." Anacığının yakılarak öldürülmesini, Yunus Emre'nin şiirindeki gibi üç gün sonra duyuyor kahramanımız.

Filmde olmayan babası da önemli bir rolde! 'Rahmetli', rakıyı su ile içmesini öğütlermiş. Bizimki de baba nasihati çok dinlediğinden hep öyle yapıyor. Ayrıca "Adamların tam gözünün ortasına bakacaksın" dermiş rahmetli. İnsanın düşüncesini orada okumak mümkünmüş. Melahat'ın babalığı da meraklıymış nasihate. "Anamın üçüncü kocası. Çok akıllı bir adamdı. Tımarhanede öldü. Rahmetli derdi ki 'arkadaşlarından kuvvetli olduğun zaman Onlardan kork, Onlardan bir kötülük bekle' derdi."

Komiser Ahmet Koç'un mahalleye gelişini, evlerinin çatısında sallanan bayraktan anlıyoruz. Konuşması "Kesin cavcavı" veya "Mikrop herifler" şeklinde. Yarbaşı Karakolu, Cemalpaşa Mahallesi, Bahar Caddesi'nde.

Hacıhüsrevli Melahat, Adana'ya gelişinin daha ilk günü Karalar'da üç, Döşeme'de iki kişiyi çarpar. Sonraki Pazar turundan da bir kucak dolusu cüzdanla dönecektir. Hacıhüsrev, 50'li 60'lı yılların gazetelerinden eksik olmazdı. O mahalleden, 6 yaşındaki Birgül Ozmut, kayıtlara 'en küçük sabıkalı yankesici' olarak geçmiş (Aralık, 1966). Hacıhüsrevlilerin 'Anadolu Turneleri' de var! Ta Polatlı'ya kadar gidip 'işe çıkıyorlarmış'. Hacıhüsrev'i en iyi tanıtan sözleri yine bir Hacıhüsrevli (25 yıllık yankesici Deli Zühre) söylüyor; "Bu Hacıhüsrev yok mu, bu Hachüsrev! İyiyi kötü eder. Evliya otursa şeytan olur!"

Nuri, şehre gidip gövde gösterisi yapınca, Bit "Bundan sonra temelli sürgünüz. Artık İnsan yüzü hayal bize" demişti. Asil ise hayalci. "Daha ne istiyorsun kardaşım, her yerde ismimiz geçiyor" havalarında. Bit Ahmet gerçeği ortaya döker "Yarın, hapishanede sorarım ben sana 'ismi'." Keşke, yaşayabilselerdi de 'kodes'te olsalardı.

Pire Nuri-Yılmaz Güney; Hacıhüsrevli Melahat-Nebahat Çehre; Bit Ahmet-Danyal Topatan; Asil Ahmet-Nihat Ziyalan; "Bana 18'lik parlak Selami derler. Dokuz leşim var, onuncu sen olma" diyen İstanbullu-Hüseyin Zan ve adamları Sami Tunç, Çetin Başaran; Boyacı Abdullah-Enver Dönmez; Nuri'nin çocukluk arkadaşı rolündeki İhsan Gedik; Horozcular Kahvesi; Tabelasında, Seyhan Yardımlaşma Derneği yazan (insanların birbirlerinin omzunda, sırtında uyuduğu) Bekârlar Kahvesi ve Zaza Hasan; Eskiistasyon Karakolu Komiseri Ahmet Koç; Karataş Plajı çok güzeldi.

Filmde çarpıcı üç konuşma var. 1. Cüce "Senin avrat, sabah akşam intizar ediyor. 'Yağlı kurşunlara gelir inşallah' diyor" dediği Bit Ahmet'ten  "Lan oğlum, avratın hayırlısı başka dua okur mu hiç" yanıtını alır. 2. Bir başka sahnede, hasırlara sarılmış soğuktan korunmaya çalışırken Asil Ahmet (kaşını ve bıyıklarını ayna ile gözden geçirip, taradıktan sonra) "Lan kardaşım, şu ön iki dişimi altın yaptırsam daha iyi olur değil mi" diye soruyor. İyi olurmuş! "Kellenin fiyatı artar." 3. 'Basit bir soru nasıl yanıtlanmadan geçiştirilir' dersi. Komiser "Dün akşam neredeydin sen" diyor. Bit Ahmet'in yanıtları;  "İki gözüm önüme aksın. Yediğim ekmek beni çarpsın... Allah belamı versin Komiser abi... Gençliğimin hayrını görmeyeyim abi." Ahmet Koç, son bir gayret "Başlama lan yine yemine. Neredeydin onu söyle" dedikten sonra pes eder. "Kes!"

Pire Nuri'yi, Cafer'i ve "Neymiş... Boyacı Abdullah'ı arıyormuş" diyen kişileri Abdurrahman Palay; Hacıhüsrevli Melahat'ı Nedret Güvenç; Bit Ahmet'i Rıza Tüzün; Asil Ahmet'i Sadettin Erbil; Boyacı Abdullah'ı Zafer Önen; Arabacı Cabbar'ı, "Hayrola Bit Ahmet, senin buralara gelmen hayra alamet değildir" diyen kahveciyi, "Burada adamın gırtlağını keserler" diyen sarhoşu Fikri Çöze seslendirmiş.

Filmde 75 tane (Bit-13; Asil-18; Melahat-7; Nuri-7; Komiser-14; Fatma Ana-10; Arabacı Cabbar-1; İstanbullu-5) 'lan-ulan-ülen'; 71 'kurşun' var. Pire bu konunun uzmanı. İspanyol Levası'ndan çıkan 7.65'liği; 22'lik Baretta'yı, uzun namluluları falan biliyor, sular seller gibi. Kurşun kısmıyla akraba sayılır. 3 tanesini hâlâ karnında taşırmış çocuk gibi."

Bakkal Hulusi Ağa'ya herkes borçlu. Küçük bir kıza "Babana selam söyle, şarapların parasını hâlâ göndermedi" diyor.

Asil, hep, olmayan dostunu, güzelliğini anlatıyordu. Son nefesini vermeden önce "Lan Pire kardaşım, şansa bak be! Bir dost sahibi olamadan ölüp gidiyoruz. Şansa bak be" diyecektir.    

Son Yorumlar (1)

Mansuryıldırım avatar Mansuryıldırım 30 Ocak 2016 03:47:18

10

Çok güzel bir makale keyifle okudum teşekkürler murat çelenligil.

Yandex.Metrica