"Beni Feci Bir Tuzağa Düşürdüler Necla. Kendi Öz Kardeşim Bile Bir Bardak Şarap Uğruna Sattı Beni" posteri

"İlerde yüzümü o kadar çok göreceksin ki, belki de bıkarsın." 'Bitmez tükenmez' nişan hazırlığına "Yüzünü görmeye hasret kaldık" diye şaka yollu yakınan Ekrem'e söylüyor bunları. Delikanlı, bir oyunla hapse gönderilince yıllarca hasret kalacaklardır birbirlerine. 'Yan tarafı pilili' nişan elbisesinin ne olduğu belli değil. Suzan'ın ise böyle 'hasret kalma' durumu yok. Önce Ekrem, sonra Hikmet'le evlenerek 'düşman çatlatıyor'!

Yaz aylarında çekilen 'İntikam Alevi', 14 Kasım 1956, Çarşamba günü (Beyoğlu) 'İnci Sineması'ndaki suare sonrası 15 Kasım'da (Beyoğlu) 'Taksim Sineması'nda gösterime girmiş. "Kasırga gibi bir aktör. Kasırga gibi bir film. Kasırga gibi bir prodüksiyon... Muazzam bir kadro... Türk filmciliğinin en mükemmel eseri" ilanları vardı gazetelerde. 1969'da Yılmaz Güney'li kadro ile tekrar çekilecektir: 'Kan Su Gibi Akacak'.

'Monte Kristo Kontu'nun (1844) (Alexandre Dumas) siyah beyaz Yeşilçam uyarlaması.

11Eylül 1956, Salı günkü Tercüman'da "Katil Ekrem'in hapisten kaçtığı" yazılı. Zabıta kuvvetleri, Çorum-İstanbul arasındaki bütün yolları tutup dava şahitlerinin hayatlarını korumak için tertibat almış! (Duy da inanma'! Dava şahitleri 'rahmetli' olacaktır 'alınan' bu tertibat sayesinde). Samatya civarlarında bir kenar mahalledeki dingin yaşam bu haberle allak bullak. Kahvede, meyhanede, sokakta, evlerde başka konu yok. Hikmet, Gönül ve Hüseyin, en çok tedirgin olanlar. Firarinin şarapçı kardeşi Mahmut ise sarhoşluktan durumun farkında bile değil.

Kahramanımız, perişan bir halde, balıkçı arkadaşı Ali'nin kulübesine sığınır. Birkaç yerdeki kontrollerden, (filmin sonunda 'tesadüf' olmadığını öğreneceğimiz) tesadüflerin yardımıyla kurtulmuş. 'İki gündür aç' ama önce bir sigara ister. Kaçma nedenini "İnan hiç ümidim kalmamıştı. Öyle bir tuzağa düşürdüler ki beni, hakikati kimseye anlatamadım. Deliller, şahitler, her şey, her şey aleyhime tertiplenmişti. Her şey o alçağın (Hikmet) başının altından çıktı" diye anlatmaya başlar.

"Hiç unutmam bundan iki sene evvel bir yaz (ikinci çevrimde 'sonbahar') sabahıydı." Osman Türkoğlu'nun garajında kamyon şoförü olarak çalışıyor o zamanlar. Mahallenin güzel kızı Necla ile nişanlanmak üzere. Tek sıkıntısı Mahmut. Kim der ki Ekrem gibi bir delikanlının böyle kardeşi olsun. Şu serseriliği, içkiyi bıraksa, bir iş bulsa ama nerde! Sigara parası bile yok. Mahalleye rezil oluyorlar, umurunda değil. Sabahları uyandırılışı yüzüne çarpılan bir bakraç su ile. Abisi işe gider gitmez dikiyor Bozcaada şişesini.

Keşke tek sorun sadece bu olsa! 'Sarışın afet' Suzan da Ekrem'in peşinde. Ölür de Necla'ya bırakmazmış delikanlıyı! Aynı garajdan Hikmet'in de genç kıza tutkun olması olacak kötü şeyler hakkında fikir veriyor.

Peş peşe iki acımasız plan, hayatını karartacaktır kahramanımızın. Annesi, ağlayıp sızlayan Suzan'ı önce azarlıyor. "Sus be! Kes şu zırlamayı. Ne var şu Ekrem'de anlamadım ki. Niye o kadar ısrar ediyorsun. Seni istemiyor işte. Hoş, artık kimsenin seni istediği yok ya. Herkesle düşüp kalkmanın cezasını çekiyorsun, kaz kafa! Şu Hikmet peşinde dolanıyor (biraz önce 'kimsenin seni istediği yok' demişti)! Ne olur şuna biraz yüz versen. Hemen kucağımıza düşecek. Ama kafa, kafa değil ki." Ana yüreği bu, yumuşayıverir! "Hadi, hadi ağlama. O'nu senin kucağına düşürmenin yolunu bulurum ben. Şu anan, Ekrem gibi kaç tanesini cebinden çıkarır. O'nu tez günde dize getirmezsem bana da Aynalı Tekke'nin gülü Huriye demesinler."

Önce Mahmut'u ziyaret eder. Bir tomar para vermesi de babasının hayrına değil! "Vay canına! Benle konuşmak isteyenler de varmış" şaşkınlığı içindeki delikanlı da teyzeciği için ufak bir hizmette bulunacak tabii! Hem de hayırlı bir iş için!

Yapacağı iş basit. Nişan öncesi, meyhanedeki kutlamada, abisinin içkisine uyku ilacı koymak. Sonra Suzan'a sahip olup Ekrem'in odasına almak! Sabahleyin, polise cürmü meşhut yaptırmak da Huriye'den. 'Cadalozun' kopardığı yaygara görülmeye değer.

Raporda 'iğfal sabitmiş'! Ekrem'e, düşünmesi için 5 dakika verir Komiser Temel Karamahmut. "Ya bu kızla evlenip namusunu temizlersin veya ben, kanuni muameleye başlarım."

Her şey çabucak olup biter. "Feci bir vicdan azabı içinde kıvranıyordum" diye anlatıyor durumu Ali'ye. "Yıldırım nikâhı, düğün, evlilik! Mahallede kimsenin yüzüne bakamaz oldum. Beni dinlemek bile istemiyorlardı." Birkaç günlük izinden sonra tekrar garajdaki işine başlamış.

İş, bu kadarla kalmaz. İkinci acımasız tuzak Hikmet'ten. Borç içindeki kumarbaz Hüseyin'le garaj sahibini öldürüp parasını çalarlar. Suç da Ekrem'in üstüne atılır tabii. Mahkeme kararı, '20 yıl diri diri çürümeye mahkûmiyet'. İçindeki intikam alevini büyüten bitmek tükenmez iki yılın sonunda firar eder.

Masumiyetini kanıtlamak için Necla, Ali, 2. Şube Cinayet Masası Tali Komiseri Fehmi Kıpçak'ın yardımları ve düşmanlarıyla epey yumruklaşması gerekecektir. Sevdiği kızın ölümü özgürlüğünü anlamsız kılıyor.

'İntikam Alevi'ndeki melodiler.

Robert Russell Bennett yönetimindeki 'RCA Victor Orchestra'nın 'Victory At Sea' albümündeki (1953) (Richard Rodgers) 'The Song Of The High Seas' (2.40 sonrası) 4 sahnede (Filmin başında jandarmalardan kaçarken; Mahmut, Necla'yı "Çabuk gel. Ekrem bizim evde seni bekliyor" sözleriyle aldatırken; Denizde motorla takip sonrası sahildeki kovalamacada; Sondaki kavgada). 'The Pacific Boils Over' (1.43 sonrası) 8 sahnede (Mahmut, abisinden sigara parası istedikten sonra; Şarap şişesini kafasına dikerken; Ekrem karakola götürülürken; Necla bayılırken; Hikmet, Hüseyin'e planını anlatırken; Balık temizlenirken; Çivi çakılırken; Gazetede Hüseyin'in ölüm haberi çıkınca). 'D-Day' Fehmi Kıpçak "Polis her şeyi bilir" derken.

'Images Pour Orchestre, L. 22'deki (1905/12) (Claude Debussy) 'Ibéria: Les Parfums De La Nuit' 3 sahnede (Hikmet, saatine bakarken; Suzan, ikinci kez, köprüde Ekrem'i beklerken; Huriye, yapacağı numara için Mahmut'u ziyarete geldiğinde). 'Par Le Rues Et Par Les Chemins' 2 sahnede (Ekrem, Suzan'a "Senle son defa hesaplaşmamız lazım" dedikten sonra; Suzan, Hikmet'le işaretleşirken).

'Daphnis Et Chloé'daki (1912) (Maurice Ravel) 'Suite No. 1' Ekrem, Huriye'yi bayıltırken.

'Erosion-Origin Of The Amazon River' (1950) (Heitor Villa-Lobos) 2 sahnede (Hikmet "Yakalayın! Ekrem, Suzan'ı öldürdü" dedikten sonra; Ekrem, polisten kaçarken).

'The Triumph Of St. Joan Symphony'deki (1950) (Norman Della Joio) 'The Warrior-Molto Appassionata' Sonlara doğru, Ekrem'le Hikmet'in kavgasında.

Filmdeki türkü ve şarkı.

"Gars'a Giderim Gars'a" (Kars-Kağızman türküsü) (2 dakika 25 saniye) Gazinoda, Muzaffer Akgün söylüyor. "Gars'a giderim Gars'a//Ağam ey, paşam ey, beri beri bak//Çavuş'a da Dadaş dön geri bak//Kandilli, kandilli, kandilli yar yar//Sallama Çavuş mendili yar//**//Sözüm yâre varırsa//Ağam ey, paşam ey, beri beri bak//Çavuş'a da Dadaş dön geri bak//Kandilli, kandilli, kandilli yar yar//Sallama Çavuş mendili yar//**//Giderim böylesine//Ağam ey, paşam ey, beri beri bak//Çavuş'a da Dadaş dön geri bak//Kandilli, kandilli, kandilli yar yar//Sallama Çavuş mendili yar."

'Kalaycılar Kalay Yapar' (1 dakika 44 saniye) Aynı gazinoda Özer kız kardeşler söylüyor. "Kaycılar kalay yapar//Gümüş yapar kalaylar//Abe ana, niye verdin beni kalaycıya//Kap kalaylamıyor, yamayamıyor vay vay//**//Kalaycının sesi yanık//Pabuçları yırtık pırtık//Abe ana, niye verdin beni kalaycıya//Kap kalaylamıyor, yamayamıyor vay vay."

Ayhan Işık'ın bir yıl aradan sonraki ilk çalışması. Büyük reklamla gösterime girmesine karşın 'İntikam Alevi' pek beğenilmemişti (17 Kasım ve 22 Aralık, Milliyet-Tuncan Okan). Lemmy Caution filmlerinde rastlanabilen sivil polisler; lüzumsuz teferruat; Uzatılmış sahneler; Osman Seden'de, 'artık bir hastalık halini alan fleşbek tekniği' eleştiriliyor. Temelin sağlamlığına bakmadan binanın cephesini parlak mozaik ile kaplamaya uğraşıyormuş! 'Vakaların birbiriyle zincirlenişinde, akışında, esaslı noktaları teşkil eden sebepler, umumiyetle pek cılız olduğu için seyircinin sıkılması mümkünmüş'. Eserin, birkaç iyi yönü var. İtinalı fotoğrafları ve her zamanki halinden bir şey kaybetmeyen Ayhan Işık'ın rahat oyun tarzı. Dikkatsizlikten doğan hatalara bir örnek verir Tuncan Okan. Necla ile Hüseyin'in peşinde oldukları sahnede, polisin '1948 model Ford taksi ile başlayan takibi 53 model Dodge ile bitiyor'! Ters takla atmasını iyi bilen Kenan Pars, bu yeteneğini gereğinden fazla tekrarlamış! Kavga sahnelerinde 7 ters-3 düzü var! Ayhan Işık'ın 1 ters ve Turgut Özatay'ın 2 ters taklasını seyrediyoruz. Sonuç olarak, 'vasat seviyeye dahi çıkamayan' bir filmmiş 'İntikam Alevi'!

Ekrem, kontrollerden 'tesadüfen' kurtulduğunu söylüyordu. Emniyet Müdürü'nün sözlerinden saniye saniye izlendiğini anlayacaktır! "Ayın 16'sında, saat 4.45'te firar etmişsin. Aynı gün saat 7'de Çorum Şose'sinde '17645' numaralı ('numara' deniyormuş o zaman) kamyona binmişsin. Geceyi Büyükköprü köyünde Hasan Demir'in ağılında geçirmişsin. Ekiplerimiz, ertesi gün, seni buraya kadar adım adım takip etmişler. Ta ki Kumkapı'da Balıkçı Ali'nin kulübesinde saklanana kadar." Hikmet'in suçlu olduğunu biliyor, delilleri Ekrem'in bulmasını istiyorlarmış! 2 yıl boşuna hapisliğe ve Necla, Suzan, Hüseyin'in ölümüne sebep olduklarının farklında değiller galiba!

Haliç Tersanesi'nde, kamyondan atlayıp kaçan Ekrem, 'ördek' zannedilir. Biri, seyircinin daha iyi anlaması için "Biz, kamyonda bedava seyahat edenlere 'ördek' deriz" açıklamasını yapıyor!

Ekrem'in firarıyla ilgili konuşmalar, bir haksızlığa uğradığını daha filmin başında duyumsatıyor. Birkaç gün sonra kaçsaydı, Cahit Sıtkı Tarancı'nın ölüm haberiyle aynı sayfada yer alacaktı. ["Öldük, ölümden bir şey umarak//Bir büyük boşlukta bozuldu büyü" (Ölümden Sonra)]. Kaçış haberinin çıktığı sayfadaki diğer başlıklar; "Güzel Bir Bar Kadını Hırsızlıktan Sanık... Düşmüş Kadınlara İş Temini... Kıbrıs Davası'na Şimdi de Bulgar Kilisesi Karışıyor... CHP, İstanbul İl Kongresi 20 Ekim'de Toplanacak." Bu son 'toplantı' 27 Ekim'de yapılacaktır.

Senaryoda "İnsan, bazen ayağına gelen saadetin kıymetini bilemiyor" gibi bir söz var. Ama filmdeki hiçbir karaktere uygun değil. Belki de 50'li 60'lı yılların seyircisi içindir!

Necla, 'dünyadaki kızların en iyisi, en sevimlisi, en güzeli'. Bütün gayesi kahramanımızı mesut etmekti. Sonrasında, katlanmak zorunda kaldığı sıkıntılar Ekrem'in çektiklerini mumla aratıyor. Nişan hazırlığı yaparken, sevdiğinin 'ihaneti' ve başkasıyla evlenmesi; Huriye ve Suzan'ın alayları; 'Hayatındaki ilk erkeğin' cinayet ve soygunla suçlanıp mahkûm olması. Bunlar yetmez gibi bir de 'ince hastalık', Hikmet'in dayağı ve kurşunu. Bu roldeki Deniz Tanyeli, 'Adalar Güzeli Yarışması'nda 'Sempatik Kraliçe' unvanını almış (1955). 'Puro' ilanlarında görürdük kendisini. 'En Sevilen Türk Kadın Yıldızları Yarışması'nda 5. olmuş (Nisan, 1956). Filmde, 'veremdi'. Mahmut rolündeki Ali Üstüntaş da 1960'da (37 yaşında) veremden vefat edecektir. 50'lerin başlarında Küçük Sahne'de görev almıştı. Yeğeni Aydın Üstüntaş'ı da tiyatroya yönlendirmiş.

Hikmet, garaj sahibinin ölümü ile sonuçlanacak planı anlatırken görüntüde bir balığın bıçakla temizlenmesi, tahtaya çakılan çivi ve damlayan musluk var. İkinci çevrimde bu sahne 'bir tavuğun kesilmesi' şeklinde!

Suzan'ın Ekrem'i iki kez buluşmaya zorladığı, demiryolu üzerindeki köprü,'Cebeci Köprüsü'nü (1946) (Cahit Külebi) anımsattı. "Cebeci köprüsü yüksek,//Altından tren geçiyor.//Ya benim aklımdan geçenler?//Kimse bilmiyor." Aynı köprüyü, biraz yenilenmiş olarak 'Kalbimdeki Yabancı'da (1968) tekrar göreceğiz.

Balıkçı Ali-Nuri Ergün, filmin yönetmen yardımcılığı ve dublaj yönetmenliğini de yapmış.

Mahmut'un ayık halini bilen yok! Mahalle bakkalının deyişi ile 'gece gündüz sarhoş bir hergele'. İçki alır parasını vermez, borcunu inkâr edermiş. 'İnsan değil çamur'! "Abine canım feda canım feda ama sana zırnık bile vermem" diyor Faik Coşkun. Ekrem gibi bir delikanlının böyle serseri kardeşi olsun, hayret! Kırk yılda bir (o da abisine kurulan tuzak gereği) kahveye gittiğinde "Meyhane kapalı mıydı... Tekel Bakanı olsaydım senin heykelini dikerdim" şakalarına muhatap olur Mahmut. Diğer tüm suçlular cezalarını bulurken O'na ne olduğu belirsiz. Aynı durum ikinci çevrimde de var.

Filmin yapım işlerinden de sorumlu Nubar Terziyan, işten kaytaran şoförler için "Ah be ah, eskiden böyle miydi ya! Biz tam zamanında işe başlar tam zamanında... (Biraz duralayıp) boş ver be, biz de sizin gibi dalga geçerdik" diyor. Suzan'ı 'tarifi' de 'sarışın, piliç gibi Vallahi' şeklinde. Yine biraz duralayıp sözünü şöyle tamamlar: "Ah be ah, ne olurdu eskiden de böyle olsaydı. Bu fakir de biraz çöplenseydi."

"Hiç yaşlanmaz mı?" dedirten Kenan Pars, cezaevine gönderilen Ekrem'e, Haydarpaşa'da bir paket uzatıp "İçinde Suzan'ın çamaşırları var. Baktıkça beni hatırlarsın" diyecek kadar acımasız Hikmet rolünde çok başarılı. Gazetedeki haberi okuduktan sonra tabanca taşıyordu hep. "İhtiyat meselesi." Hüseyin de herkesin evine girmezmiş. Nedeni aynı: "İhtiyat meselesi." Ekrem'in adı, ödünü patlatıyor Hüseyin'in. "Can pazarı bu, can! Patlıcan değil." Hep kumar borcu içinde, ta gırtlağına kadar. Çete reisi Kamil, üç gün mühlet vermiş. Parayı getirirse ne âlâ, yoksa almasını bilirlermiş! Bir delilik edip kaçmaya kalkarsa cehennemin dibine bile gitse bulurlarmış! Bu nedenle alet olur Hikmet'in planına. Bir trenin altında kalarak canından oluyor.

Gazinoda izlediğimiz Muzaffer Akgün, filmin çekildiği günlerde 'Küçük Çiftlik Parkı'nda sahne alıyordu. Gazinonun, 1955'te '85 771' olan telefon numarası 56'da '48 57 71' olmuş. Özer kız kardeşler de 'Küçük Bebek Gazinosu' (1955), 'Eminönü Lokali' (1955), 'Bebek Gazinosu' (1956), 'Kristal Gazinosu' (1957), 'Sibel Gazinosu'nda (1958) çalışmışlar.

Ekrem'i Reşit Gürzap; Suzan'ı Handan Kadıoğlu; Mahmut'u ve "Alo, alo! Kumkapı ile Yedikule arası bütün deniz kıyısındaki yolları tutun" anonsunu yapan polisi Sadettin Erbil seslendirmiş.

Ekrem-Ayhan Işık; Hikmet Ergül-Kenan Pars; Necla-Deniz Tanyeli; Suzan-Mualla Kaynak; Hüseyin Gökmen-'Bıyıksız' Turgut Özatay; Mahmut-Ali Üstüntaş; "Bilmek, bizim vazifemiz" diyen Cinayet Masası Komiser Fehmi Kıpçak-Behzat Balkaya; Aynalı Tekke'nin gülü Huriye-Mualla Sürer; Balıkçı Ali (aynı zamanda filmin yönetmen yardımcısı)-Nuri Ergün ve gaz lambalı kulübesi; Necla'nın babası Nasuhi Bey-Nuri Genç; Annesi-Hikmet Serçe; Garajdaki Usta-Nubar Terziyan; Sivil polis-Hüseyin Güler; Mahalle sakinleri-Asım Nipton ve Fadıl Garan; Doktor-Muammer Gözalan; Bakkal-Faik Coşkun; Avukat-Feridun Çölgeçen; Garaj sahibi-Osman Türkoğlu; Komiser-Temel Karamahmut; "Silivri kaymak" diye bağıran sokak yoğurtçusu (sonraki çevrimde 'dondurmacı' olacaktır); Takım elbise ve kravatlalı mahalle kahvesi ve meyhanesi; Araba vapuru; Haliç Tersanesi; Ekrem'in çalıştığı 'İst. K. 25169' plakalı kamyon; Garajdaki '71557' plakalı araba; Gazino; Tren ve deniz motorları; Mahkeme; Necla'nın bindiği 'İst. T. 15024' plakalı taksi; Kumkapı sahili ve üzerinde 'Ayçiçeği' yazılı sandal çok güzel.

Ekrem, Hikmet'e 35 yumruk atıp, 11 tane yiyor; Hüseyin'e 6 yumruk, 5 tokat, 2 tekme vurup 3 yumruk, 1 tekme yiyor. Hikmet de Hüseyin'den iki yumruk yerken, 6 yumruk, 1 tekme atıyor. Bayanların paylarında da tokat var. Necla, Hüseyin'den 8; Suzan'da Ekrem'den 8, Hikmet'ten iki tane yiyor. Filmde 35 de kurşun sıkılmış.

Nişan öncesi meyhane muhabbeti çok neşeli. "Akıllı adam her zaman evlenmeyi düşünür ama hiçbir zaman evlenmez... İyi adam evlendiğinin ertesi günü cehennemden korkmamaya başlar. Evlilik hayatı cehennemden beterdir çünkü... Evlilik neye benzer biliyor musun? Yumurtaya! Yumurtanın da evliliğin de tazesi makbuldür." Bu son espri 'Kan Su Gibi Akacak'ta (1969) "Evlilik ve şarap hiç birbirine benzemez. Şarap eskidikçe güzelleşir, evlilik eskidikçe berbatlaşır" şeklini alacaktır.

 

Necla'nın, ölmeden yazdığı mektup... "Bu satırları okuduğun zaman ben artık yanında olmayacağım. Bana yaptıklarından dolayı hiçbir zaman üzüntü çekmeni istemiyorum. Seni bütün ömrümce, çılgınca sevdim. En büyük tesellim seninle geçen tatlı anlarım, hatıralarımdır. Sana saadet dilemekten başka bir düşüncem olmadı. Mesut ol ve seni her zaman sevmiş olanı unutma Ekrem." 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica