"Kalbinde Bir Kırık Var//Dudakta Hıçkırık Var//Görüyorum Sonunda//Sonunda Ayrılık Var" posteri

"Hiç canım! Geceleri salonda çalışacaksın, hepsi o kadar... Bir kötülük yok ki bunda. Müşteriyle sohbet edeceksin oturup. Maksat, sana çarpılıp iyice içmesi... Sana gelen içki de dolmadır zaten. Alkolsüz boyalı su." Yapacağı işi soran Zeynep'i konsomatrisliğe ikna etmek için söylüyorlar bunları. Saz âlemini çok iyi bilen İstanbullu Sedat da "Fiyatı arttırsın, herifi iyice yolsun diye masume numaraları yapar bunlar. Öğren, bu yolların da mektebi var. Ancak senin gibi taşralılar yutar bu cilveleri" demişti Yusuf'a. Böylesi bir 'bataklıkta' başlıyor aşkları. Zafer Dilek ve Yurdaer Doğulu, gitarla katkıda bulunuyorlar bu sevgiye.

 

'Bataklık Bülbülü', 14 Mayıs 1973, Pazartesi günü (Beyoğlu) 'İnci', (Beyoğlu) 'Rüya', (Beyoğlu) 'Yıldız', (Çarşıkapı) Şık sinemalarında gösterime girmiş. 84 dakika ve bunun 13 buçuk dakikası şarkı-türkü.

Birbirlerine, sevgilerinden başka verecek şeyleri olmayan iki gencin öyküsü.

Zeynep, Nazilliden. Evin her bir işi üzerinde. Okuma yazması, imzasını atacak kadar. Güzelliği ise dillere destan. Abisi, zorla evlendirmek istiyordu Müslüm'le. "Yetmedi mi belimizin büküklüğü. Şunca yıl bana olsun, abine olsun ne faydan dokundu" diyor cadaloz yenge. Verecekleri adam da adam olsa bari. Tefeci sarhoşun biri. Tarla, bağ, bostan, daha neler neler vaat etmiş. Malının mülkünün hesabını bilmemekteydi zaten. Evler, dükkânlar. Biri nikâhlı iki karısı var.

Duramaz oralarda. Nüfus cüzdanını bile almadan bir otobüse atladığı gibi ver elini İstanbul. Kolunda bohçası. Yol boyunca, abisi ve yengesi ile mücadele ediyordu kâbuslarında.

Geceliği 9 liradan palas bir otele yerleşir. Bugün olmazsa yarın, daha olmazsa öbür gün iş bulup bir eve taşınacak inşallah. "Zor, çok zor ama bakarım, soruştururum" diyordu otel kâtibi (filmde adı olmayan) Necip Tekçe. Ezbere çıkıp geldiğini, bir tanıdığı ve sanatının da olmadığını anlayınca sarılır telefona. Kimi aradığı belli!

Otel ve Aksu Pavyon'un sahibi Bilal İnci (O'nun da adı yok) 'tazeyi' pek beğenmiş. Gözü, fıldır fıldır vücudunda. İş verecekmiş, sağ olsun!

'Biricik Müttefikimiz'in yöntemini uygular! Önce 'havuç'! "Her gece 100 lira yevmiye." Belki anlaşılmamıştır diye tekrarlıyor. "Her şey bedava olduğu gibi geceden geceye de 100 lira alacaksın. İlerde daha fazla bile veririm. Hemen üst baş." Kuşkulanmış genç kız, 'yapacağı işi' soruyor. Geceleri 8'den 12'ye kadar müşteri eğlendirmekmiş. Kısaca 'saz kızlığı' dese ya! Allah yazdıysa bozsun! Otelin çamaşırı, gazinonun bulaşığı olsa neyse ama öbür türlüsü Zeynep'e göre değil. Karşı çıkınca 'sopa' gelir. "Çamaşırı, bulaşığı kim olsa yıkar. Senin gibi güzel kızı nerden bulacağız her zaman!" Sonrası, okuma yazma bilmemesinden yararlanılarak imzalatılan 4 bin liralık senet ve bir tokat. "Hiç mi Allahınız yok sizin, hiç mi vicdanınız yok" yalvarmaları boşuna. Bir hacıağanın masasındaydı o gece! Biraz 'keleklik' etse de 'gebertiriz, delik deşik ederiz' tehdidi ile yola gelir.

Bir başka masada Yusuf vardı. O da dışarlıklı. İnşaatlara deniz kumu çeken bir şirkette ırgat olarak çalışıyor. İşçibaşı İstanbullu Sedat'ın ısrarı ile felekten bir gece çalmaya gelmişler. Genç kıza kanı kaynamış. Çok güzel, Allah için. Her şeyi göze aldığı bir kavga ile hacıağadan ve fedailerden kurtarır, kaçırır gazinodan.

"Bir yer bulana kadar benle geleceksin." 2 odalı evine götürür. ['Balıkçı Osman'dan (1973) anımsıyoruz. İçi aynı, dışı farklı]. Yatağını verir. Kendisine de portakal sandıklarından bir tane hazırlıyor.

"Herifler, ikinizi de arayacaklardır. O dayağın acısını çıkarmak için her dümeni yapacaklardır. İyi para kazanacaklardı kızdan. Hem kızı kaybettiler hem de madara oldular. Bana kalırsa kendini kolla" demişti İstanbullu. Ancak en büyük hatayı yine kendisi yapacaktır. 'Kendisini kollamadan' tekrar gider gazinoya. '24 yumruk, 3 tekme, 1 kafalık sorgulama' sonunda bülbüle dönüyor.

'Herifler'den önce 'aşk' bulur kahramanlarımızı! Birbirlerini sevmişler, evlenecekler. Arzu Gelinlik Mağazası'ndan bir gelinlik kiralayacaklardı. Genç kız, kaçırılıp şarkıcı, daha da kötüsü 'kapatma' olmaya zorlanır. Kendisine ayırmış Bilal! Giderse, Yusuf'u 'gebertirlermiş'. "2-3 mermi yaktık mı hayrını görürsün."

Öldürmesinler diye içi kan ağlayarak tersliyor sevgilisini. "Gelmeyeceğim, istemiyorum! Seni sevmiyormuşum... Benim hevesim böyle çalgılı, paralı, güzel yerlerdeymiş. Ne yapayım senin gibi kocayı, bir (aslında '2') göz odalı, aşsız sofranı ne yapayım... Sürtünme eteğime. 33 lira yevmiyeli amele! Git kendine, tek odalı gecekonduna ayarınca bir kız bul. Bana sürtünme!"

Ancak bu duruma daha dayanamaz ve öldürür Bilal'i.

Sonlara doğru vapurdaydılar. Genç kızın üzerinde gelinlik. Bir askerlik arkadaşı varmış Yusuf'un, Nevşehir'de. "Bizi oralarda kimseler bulabilemez. Bağ bostan ortasında bir ev çatıveririz. 1-2 hayvanımız da olur" diyor. Hayal bunlar ama bir ahdi vardı genç kızın. O gerçekleşir hiç olmazsa. "Şu gelinliği bana giydirdin ya, Allahıma bin şükür."

Haydarpaşa İskelesi'nde ise polisler beklemekteydi.

"Asamazlar seni. En çok 3, bilemedin 5 sene verirler. Namus belasına kanladın elini, herkesler bilmekte, bilecek... Bekleyeceğim seni. Hem de hapishane önünde, kaldırımlar üstünde, bir dakika bile ayrılmadan bekleyeceğim seni Zeynep. Ta çıkıncaya kadar."

'Bataklık Bülbülü'ndeki melodiler.

'The Rainmakers'daki (1956) (Alex North) 'Starbucks Story' 5 sahnede (Zeynep, otobüste kâbus görürken; İş bulamadığı ilk gün otele dönerken; Yorgun argın odasına çıktığında; Yusuf, hasta Sedat'ı ziyarete geldiğinde; Zeynep'i sorarken).

'Giú La Testa'daki (1971) (Ennio Morricone) 'Rivoluzione Contro' 4 sahnede (Bilal İnci, görüşmek üzere, Zeynep'i gazinodaki odasına götürürken; Sazda çalışması için zorlarken; Sedat'ı, konuşturmak için döverlerken; Zeynep'e, sazda çalışmazsa Yusuf'u öldüreceklerini söylerken).

Hüsnü Özkartal ve Arkadaşları'nın 'Oyun Havaları-Oriental Dances' albümündeki 'Raks Cemile' Gül Ay'ın gazinodaki ilk dansında.

'Zafer Dilek' uzunçalarındaki 'Bütün Meyhanelerini Dolaştım' (Kürdîli-Hicazkâr) (Avni Anıl / Turhan Oğuzbaş) 3 sahnede (Gazinodan kaçıp Galata Köprüsü'ne geldiklerinde; Gecekondularındaki akşam yemeğinde; Zeynep, evi temizlerken). 'Avuçlarımda Hâlâ Sıcaklığın Var' (Kürdîli-Hicazkâr) (Yusuf Nalkesen) İşportacıdan aldıkları hırkayı üzerinde denerken.

Yurdaer Doğulu'nun gitarıyla 'Nasıl Geçti Habersiz O Güzelim Yıllarım' (Hicâz) (Teoman Alpay / Nihat Açar) 4 sahnede (Yusuf, portakal sandıklarıyla yatak yaparken; Zeynep, Yusuf'un alışveriş için bıraktığı parayı görünce; Evin önünde kalmasına karar verdikleri konuşmada; Cinayeti öğrenen Yusuf, Zeynep'i ararken).

'Ben Gamlı Hazan' (1966) (Melahat Pars) 5 sahnede (Zeynep, odasının kapısını sürgülerken; Çorba yaparken; Birbirlerinin adlarını öğrenirken; Tekrar gelinlik mağazasına geldiklerinde; Sondaki vapurda).

Yurdaer Doğulu'dan 'Aşka Gönül Vermem Aşka İnanmam (Unut Sevme Beni)' (Nihâvend) (Baki Çallıoğlu) 2 sahnede (Yusuf, aldığı entariyi verirken; Gelinlik mağazasına ilk gelişlerinde).

Yine Yurdaer Doğulu'nun gitarıyla 'Dudaklarında Arzu Kollarında Yalnız Ben' (Kürdî) (Sadettin Öktenay / Sevim Yücealp) Nişan yüzükleriyle eve geldiğinde.

'Le Meteque' (Georges Moustaki) Sedat'ı ziyaret ettikten sonra evde Zeynep'in resmine bakarken.

Yurdaer Doğulu'dan 'Aşkın Kanunu' (Acemkürdî) (Sadettin Öktenay / Mehmet Erbulan) Zeynep, odasında, biraz sonra öldüreceği Bilal'i beklerken.

"Shaft's Big Score!"deki (1972) (Gordon Parks) 'Symphony For Shafted Souls' Zeynep, sahnede, Yusuf'a gelmeyeceğini söylerken.

'Bataklık Bülbülü'ndeki şarkı ve türküler.

'Halkalı Şeker' (Derleyen Ahmet Yamacı) (2 dakika 15 saniye) Jeneriğin ilk kısmında. "Halkalı şeker şamfıstık//Aman arpalar karakılçık//Eğer gönlün var ise//Aman al bohçanı yola çık//**//Halkalı şeker hasiretlik çeker//Çok bekletme sevdiğim//Cahilim aklım gider//**//Ben bu yerde haneyim//Aman yel vurmuş pervaneyim//Gidin söylen o yâre//Aman derdinden divaneyim."

'Tatlı Dile Güler Yüze' (Neşet Ertaş) [2 bölüm halinde (50+10 saniye) 1 dakika] Jeneriğin ikinci kısmında. "Tatlı dile güler yüze//Doyulur mu doyulur mu//Aşkınan bakışan göze//Doyulur mu doyulur mu//**//Doyulur mu doyulur mu//Canana kıyılır mı//Canana kıyanlar//Hakkın kulu sayılır mı//**//Zülüflerin dökse yüze//Yar badeyi sunsa bize//Lebleri meyime meze//Doyulur mu doyulur mu//**//Hem bahara hemi yaza//Yar aşkına çalan saza//Doyulur mu doyulur mu."

'Ne Çıkar Bahtımıza Ayrılık Varsa Yarın (Kara Sevda)' (Muhayyer-Kürdî) (Gündoğdu Duran) (3 dakika 40 saniye) Leman'ın gazinodaki ilk şarkısı. "Ne çıkar bahtımızda ayrılık varsa yarın//Sanma ki hikâyesi şu titreyen dalların//düşen yaprakla biter//Böyledir kara sevda kara toprakta biter//**//Ağlama olma mahzun gülerek bak yarına//Sanma ki güzelliğin o ipek saçlarına düşen yaprakla biter//Böyledir kara sevda kara toprakta biter."

'Yunus' (Bora Ayanoğlu / Yunus Emre) (13 saniye) Süheyl Eğriboz, Bilal İnci'nin odasına geldiğinde (Nesrin Sipahi'nin sesi ile) duyuluyor. "Taştın yine deli gönül//Sular gibi çağlar mısın//Aktın yine kanlı yaşım//Yollarımı bağlar mısın//**//Karlı dağların başında//Salkım salkım olan bulut//Saçın çözüp benim için//Yaşın yaşın ağlar mısın."

'Ben Seni Unutmak İçin Sevmedim' (Segâh) (Amir Ateş / İlham Behlül Pektaş) (3 dakika) Leman'ın ikinci şarkısı. "Ben seni unutmak için sevmedim//Gülmen ayrılık demekmiş bilmedim//Bekledim sabah akşam yollarını//Ölmek istedim bir türlü ölmedim//**//Aşk bu mu, sevda bu mu, hayat bu mu//Kalp acı dünya hüzün göz yaş dolu//**//Şimdi sen kimbilir nerelerdesin//Gelir gecelerden koşarak sesin//Bana en acı haber kiminlesin//Adını içimden hâlâ silmedin."

'Falcı' (Nihâvend) (Teoman Alpay) (2 dakika 24 saniye+52 saniye) Zeynep'in gazinodaki şarkısı. "Fala inanmazdım ben//O'nu görüp sevmeden//Saçları açık kumral//Deyiverince hemen//**//Devam et Falcı, dedim//Devam et Bacı, dedim//Bu son falımdır belki//Ne olur acı dedim//**//Gözleri elâ dedi//Seviyor hâlâ dedi//O elâ gözler bir gün//Başına belâ dedi//**//Kalbinde bir kırık var//Dudakta hıçkırık var//Görüyorum sonunda//Sonunda ayrılık var."

'Cibilliyetsiz birine satmak istemişler' Zeynep'i. 'Sarhoş köse, tefeci köpek, bunak domuz'. "Çok bağrıştık abimle, yengemle" diyor. "Fakirsek hakir değiliz" demiş. Dinletemediği gibi yemediği dayak kalmamış evde. Kaderi 'dayak yemek' genç kızın! Sonrasında Bilal İnci'nin '3', Yusuf'un '1' tokatı var.

Salaş, para peşin bir otele yerleşir. 7 numaralı oda. Merdiveni çıkınca tam karşıdaymış. Necip Tekçe de otelde kâtip. Sağ yanağında ustura kesiği, elinde tespih. Kollayanı olmadığını anlayınca sigara dumanını yüzüne üflüyor genç kızın!

Konsomasyona çıktığı ilk gece biraz sorun yaratmıştı. Bilal İnci'nin "Nasıl gidiyor" sorusuna "Yolunda! Sabaha kalmaz kuşumuz kafese girer. Yarın gece de profesyonel kasap olur" karşılığını veriyor Süheyl Eğriboz. Gazino dramı saklı bu cevapta.

Hacıağa Renan Fosforoğlu, 'Lekeli Melek'tekine (1969) benzer bir rolde. Sigara için "İçmem...İçmedim hiç" diyen Zeynep'e "Her bir şeye de geç kalmışsın. Acele et biraz. Alışırsın" diyor. Mutfakta ne varsa getirtip masayı donatmış. Büyük bir şişe viski, meze. Ancak Yusuf, 'kızı elinden alınca' parasıyla rezil olacaktır.

Adlarını, birkaç gün sonra öğrenir kahramanlarımız. 'İcap etmemiş'! Filmin başlarında "Bir iş bulmalıyım. Senin eline bakışım neden? Paranı bölüşmemizin nedeni ne" diye soruyor Zeynep. İlle de bir sebep mi olmalı? "Olmalı elbet." Eve döndürdü ya burayı. Adama döndürdü ya Yusuf'u! Daha ne olsun. Abisinin yaptıklarını anlatıp "Mal için satılır mı insan" demişti. Satılmıyor mu!

Otel ve gazino sahibi Bilal İnci... Gösterişli bıyık, beyaz ceket. Omuzda pardösü, bir elinde sigara ağızlığı diğerinde tespih. Odasında Ateş Yıldız ve Suna Aktepe'nin afişleri var. Adamı Süheyl Eğriboz, 5 sahnede, çevresiyle ilgilenmez görünerek ama aslında her şeyin farkında olarak, tırnak törpülemekteydi. Zeynep kaçmış, otele de dönmemiş. "Eşyası için döner belki" diyor Kudret Karadağ. Köpürür Bilal; "Eşyası ne köpek! İki entariyle iki don!" Nerede olursa olsun bulacaklarmış. "Bulmayın da göreyim! Sizleri bedava mı besliyorum ulan!"

Yusuf hakkında, İstanbul'a yeni gelmiş bir taşralı olduğundan başka bir şey bilmiyoruz. İstanbullu ile gittikleri Saz Salonu'nda (artık bizim olmayan) bir şişe Yeni Rakı var. 'Arzum Mağazası'ndaki gelinlik için "Kirası da ucuz." diyor. 'Ah Müjgan Ah'daki (1970) Hüsnü de "Koltuklar, kanepeler elden düşmelerin en âlâsı. Sağlam bir de kefil bulduk mu, taksitle alacağız." demişti.

İstanbullu Sedat'ın evi Bahçeli Kahve'nin arkasında, Menekşe Sokak 11 numarada. Annesi ile yaşıyor. Tuncer Necmioğlu, birçok sahnede Kartal Tibet'i unutturacak kadar etkili. Arkadaşını davet ettiği saz salonundaki bir gece, bir haftalık çalışmaya bedel. Konsomatris kızlar hakkında da pek bilgili. Taşralılar yutarmış cilvelerini. Zeynep'le evleneceğini anlayınca yevmiyesine zam yaptırır Yusuf'un. "Haftada 70 lira fazla alacaksın. Ayda ne eder yap hesabını." İyi bir dayak yiyip bizimkilerin adresini 'şakıdığında' mükâfat Kudret Karadağ'dan gelir. "Biz de masanın hesabını almayacağız arkadaştan!"

Leman, saz salonunda konsomatris-şarkıcı. Sesi billur, kendisi ahu. İstanbullu gibi kaç müşteri hayran. Her birini 'kocacığım, sevgilim, hayatım' falan diyerek pohpohluyor.

Yusuf'u Abdurrahman Palay; Zeynep'i Nevin Akkaya; Gazino Patronu Bilal İnci'yi Sadettin Erbil; Hacıağa Renan Fosforoğlu'nu Zafer Önen; Otel Kâtibi Necip Tekçe'yi Doğan Bavli; Sedat'ın annesini Sacide Keskin seslendirmiş.

Yusuf-Kartal Tibet; Zeynep-Hale Soygazi; Gazino Patronu-Bilal İnci; İstanbullu Sedat-Tuncer Necmioğlu; Hacıağa-Renan Fosforoğlu; Otel Kâtibi-Necip Tekçe; Sedat'ın annesi-Mahmure Handan; Zeynep'in abisi ve yengesi-Lütfü Engin ve Muazzez Arçay; Komiser-Nubar Terziyan; Leman-Nevin Nuray; Gazino fedaileri-Süheyl Eğriboz, Kudret Karadağ, İbrahim Kurt, Mehmet Yağmur, Niyazi Başak; Hasan-İhsan Bayraktar; Dansöz Gül Ay; Gazino; Otel; Yusuf'un evi; Arzum Gelinlik Mağazası; Vapur; Haydarpaşa İskelesi; Henüz yapılmakta olan ilk Boğaz Köprüsü; Zeynep'i İstanbul'a getiren otobüs; Yusuf ve Zeynep'in rafadan yumurta, zeytin ve ekmekten oluşan sevgi dolu sofraları çok güzeldi.

 

Albert Einstein'ın "Dünya, kötülük yapanlar yüzünden değil, olanları hiçbir şey yapmadan seyredenler yüzünden mahvolacaktır" gibi bir sözü var. İstanbullu Sedat da seyirci olmaktansa, (alet olduğu) kötülüğe engel olmayı tercih eder! "Zeynep kaçmadı senden, zorla götürdüler. Benim yüzümden, ben sebep oldum. Bir gece saza gittim, dayaktan geberttiler beni. Senin hayatın için Zeynep kendini harcadı. Kahrından ölüyordur, senden bin beterdir şimdi."  

Son Yorumlar (2)

sinemaagresif avatar sinemaagresif 12 Temmuz 2016 14:22:27

8

Kartal Tibet ve Hale Soygazi ikilisinin sevdiğim bir filmlerinden güzel bir makale . Keyifle okudum.

sinemaadamı avatar sinemaadamı 11 Temmuz 2016 23:14:52

10

süper

Yandex.Metrica