"Bütün Bir Hayatı Kin Ve İntikam Duyguları İçinde Yürütebileceğine İnanamıyorum Eşref. Kavganı Kendinle Yapman, Bu Hisleri Öldürmen Lazım"  posteri

"Mağlubiyeti kolaylıkla kabul eden adam değilim. Oyunu sonuna kadar oynarım." Filmin 'kötü adamı' böyle biri. Bir başka sahnede "Ben işimi sağlam kazığa bağlarım. Korkulu rüya görmektense uyanık kalmak daha hayırlıdır" demişti. 'İyi adam' Eşref ise her şey olup bittikten sonra koşturanlardan. Ülkemiz gibi!

 

Haziran, 1965'te çekilen 'Yumruk Yumruğa' 95 dakika sürüyor. Yaklaşık 5 dakikası türkü, kanto; 6 buçuk dakikası yumruklu, tabancalı kavga. Semih Evin, aynı konuyu 1970'te 'Çifte Yürekli' adıyla tekrar çevirecektir.

'Hikâye: Cahit Sürmeli' denmiş ama film 'On The Waterfront'un (1954) gevşek ve sendikasız bir uyarlaması.

Kahramanımızın adı Eşref. 'Şu kavanoz dipli dünyada' abisinden başka kimsesi yok. Hiçbir abinin yapamayacağı kadar yardım etmiş Kemal. Babalık etmiş. Küçükten büyüterek adam etmiş.

Delikanlının işi işportacılık. 'Tombul' Hüsnü ve (filmde adı olmayan) Hüseyin Baradan ile İstanbul kazan Onlar kepçe, o semt senin bu semt benim gömlek falan satıyorlar. Altlarında '34 EE 841' plakalı külüstür kamyonet. Evleri, Madam-Mürvet Sim'in pansiyonu. Akşamları sofrada beraberler. Yüzleri birazcık asılsa "Ne oluyor be! Herkes kos kos oturmuş! Cenaze evidir burası! Biraz eğlenmeli, keyfetmeli" diyen Madam'ın kantoları neşelerine neşe katmakta. O da olmasa yandı Kerem'in arpa tarlası! Allah muhabbetlerini daim etsin.

Kemal, hiçbir abinin yapamayacağı kadar yardım etmiş. Babalık etmiş. 'Külüstür' bile parasıyla alınmış. Feda olsun kardeşine! Elindeki birkaç kuruşu öbür dünyaya götürecek değil ya! Armatör Rıza Bey "Senelerce denizin kahrını, çilesini çekmiş eski bir kurttur" diyecektir O'nun için. Sıhhati bozulduktan sonra çıkamamış denize. Şimdi rıhtımda çalışarak hayatını namusu ile kazanmakta.

5 yıl önce pavyonlardan çekip aldığı Zehra'yla 'müşterek yaşantıları' mutlu bir şekilde devam ediyordu. Artık bir karar vermesi gerek. Nişan yüzükleri ile geldiğinde utanıp sıkılarak şunları söylüyor. "Şurda yaşayıp gidiyoruz. İyi güzel ya, ne bileyim, komşular, etraftakiler hatta yoldaki insanlar sana bana bakarken, hani Onların bakışı kötü gibi geliyor bana. Of be! Kıyalım şu nikâhı da olsun bitsin bu iş. Kötü gözle bakmasınlar sana!" Evlilik teklifi böylesine romantik! (Zehra da, gözyaşları içinde anlatacaktır durumu Madam'a. "Nikâh kıyıyor bana!").

Kardeşinin fikrini sorarken eli ayağına dolanıyor. Koca dünyada yalnızmış (Eşref ve diğerlerine biraz haksızlık bu), yaşlanmış, insan yaşlanınca da yolunu gözleyen bir kadın istiyormuş! Hani, anlayacağımız, evlenmek istiyormuş! Zehra, eskiden barda çalışırdı. Bu nedenle 'kınar' diye çekiniyormuş. "İyi kızdır. O da benim gibi çileli. Hakir görme" diyor. "Yengem hürmete layıktır, abi" sözlerini duyunca bir 'oh' çeker.

O günlerde kahramanımız da aşk yaşamaktaydı. Bir trafik kazasında yardımcı olduğu Gül'le birbirlerini sevmişler. Genç kızın babası ise gemi sahibi Rıza Bey.

Yine bu günlerde Kemal'in canını sıkan bir durum var. (Senaryoda adı olmaya) Yavuz Cener ve çetesi, kaçakçılık için Rıza Bey'in gemisini kullanmak istiyor. Önlerindeki engel, tahmin edileceği gibi, 'Kemal'.

Tatlı dil, tehdit yetmeyince 1-2 kez öldürme girişiminde bulunurlar. Evdeki durgun, düşünceli hali için "Bir şey yok. Sen vesveseli olmuşsun" karşılığını veriyor hep. Eşref "Sen bilirsin abi. Zamanı gelince bir kardeşin olduğunu unutma" diyerek soruları kısa kestiğine pişmandır şimdi.

Kaçakçılar, kesin kararlı. Kemal cezasız kalırsa, limanda, kimse çeteyi 'takmazmış'! Korku kalmayınca da daha beteri olur, polise 'okurlarmış'! Ondan sonra sen seyreyle gümbürtüyü! Yolun sonu Paşakapısı'na çıkar, güneşe hasret kalırlarmış!

'Zinhar' iz bırakmadan, kaza süsü vererek Galata Köprüsü yakınlarında öldürürler zavallıyı. Kasketi Haliç'in sularındaydı. "Ben, bileti yalnız gidiş keserim. Gidiş-dönüş bizim gişede çalışmaz" diye böbürleniyor Hakkı Kıvanç. Deniz, kısa sürede kıyıya atar cesedi.

Rıza Bey'i razı etmek için, sonunda, Gül'ü kaçırılır.

Eşref ve arkadaşlarının gayretiyle hak ettikleri cezayı bulacaklardır. Bu arada Zehra da ağır yaralı. Yanmış tarlanın öşürü mü olur, sevgilisine kavuşacakmış! "Bu günü görmek için yaşadım ben. Orada... Öteki dünyada beraber olacağız. Kemal'im... Kemal'im bekliyor beni." Oysa yaşayıp Gül ve Eşref'in mürüvvetini görmek isterlerdi.

'Yumruk Yumruğa'daki melodiler.

'Nihâvend Makamında Oyun Havası' (Kemani Haydar Tatlıyay'ın yorumuyla) 6 sahnede. (Jenerikte; Sabah, kamyonetle işe çıkarlarken; Motorun tamiri sonrasında; Özel araba ile Rıza Bey'in köşküne giderlerken; İyileşen Gül, bizimkileri ziyarete geldiğinde; Arkadaşlarının 'mecburi izin' verdiği Eşref, genç kızla giderken).

'The Bridge On The River Kwai'deki (1957) (Malcolm Arnold) 'Trek To The Bridge' Meyhanedeki kavgada. "Shear's Escape" 4 sahnede (Kemal, yasadışı iş teklifini reddettikten sonra; Rıza Bey, Ekrem'i kovduktan sonra; Hüseyin Baradan ve Necdet Tosun'un konuşmasını dinleyen Zehra, Ekrem Kaptan'ın adını duyunca; Eşref ve arkadaşları, depoya yaklaşırken). 'Overture' 3 sahnede (Kemal, Eşref'e "Sen, söylediklerimi unutma" dedikten sonra; Yavuz Cener, Gül'ün üzerine yürürken; Depodaki silahlı çatışmada). "Nicholson's Victory" 2 sahnede (Zehra ve Madam, Gülgün Erdem'in evine geldiklerinde; Zehra, çeteyi tabanca ile tehdit ederken). 'The Jungle Trek' 2 sahnede (Depodaki kavgada; Eşref, Yavuz Cener'in üzerine atladığında).

'Menevşe Koymuşlar Gülün Adını' (Kırıkkale türküsü-Derleyen Muzaffer Sarısözen) 2 sahnede (Meyhanedeki kavga sonrasında; Kamyonetle Yalıboyu'na giderlerken).

"Nihâvend Saz Semaisi'nin 1. Hanesi" 3 sahnede (Zehra, akşam yemeğine geç kalan Kemal'e sitem ederken; Odada konuşurlarken; Kemal, çayevinde Eşref ile konuşurken).

'Minor Swing' (1937) (Django Reinhardt / Stephane Grappelly) 3 sahnede (Kaza yapan arabada, Gül'ü baygın bulduklarında; Zehra, bizimkilerin konuşmasını dinlerken; Rıza Bey, Eşref'e kızının kaçırıldığını söylerken).

'Sokak Kızı' 6 sahnede (Eşref, yaralı Gül'ü kucağında taşırken; Hasta ziyaretinde bakışırlarken; Boğaz kenarındaki çayevinde otururlarken; Dolmabahçe Sarayı önlerindeyken; "Çok iyisin. Bu yakınlığını unutmam hiçbir zaman" derken; Zehra ölürken).

'Hicaz Peşrevi' (Neyzen Salim Bey). 2 sahnede (Madam ve Zehra, moda dergisinde gelinlik bakarken; Eşref "Abi, senin canın sıkılıyor. Bir şey mi var" derken).

Morton Gould & His Orchestra'nın 'Grofé-Grand Canyon Suite' albümündeki (1960) 'V. Cloudburst' (1931) (Ferde Grofé) Bir işçi, Kemal'i kazadan kurtarırken.

'The Symphony N. 9 (From The New World)' (1893) (Antonin Dvorák) Yangında.

John Handy  Quintet'in 'In The Vernacular' uzunçalarındaki (1959) 'First Time' (John Handy) Zehra, Ekrem'i aramak için gazinoya geldiğinde. 'Problem Too' (John Handy) 2 sahnede (Ekrem Kaptan, sevgilisi ile dans ederken; Zehra, gazinoda, Ekrem ile konuşurken).

'The Rite Of The Spring'deki (1913) (Igor Stravinsky) 'The Glorification Of The Chosen One' Gül, kaçırılırken.

'Apache' (Jerry Lordan) (1960) Ekrem, Haliç'te araştırma yaparken.

Filmdeki şarkı, kanto ve türküler.

'Süt İçtim Dilim Yandı' (Kilis türküsü-Derleyen Muzaffer Sarısözen) (5 saniye) Meyhanedeki sarhoş, Kemal'le alay etmek için söylüyor. "Süt içtim dilim yandı//Döküldü kilim yandı."

'Menevşe Koymuşlar Gülün Adını' (Kırıkkale türküsü-Derleyen Muzaffer Sarısözen) (54 saniye) Meyhanedeki kavga sonrasında eve giderlerken. "Menevşe koymuşlar gülün adını//Almadım dünyadan ben muradımı//Amanın ninnah ninnah esmerim vay vay//**//Ben ölürsem garip koyun adımı."

'Alsam Yârimi Ele' (1 dakika 47 saniye). Madam'ın ilk kantosu. "Alsam yârimi ele//Sarılsam o ince bele//Her tarafı fıstık gibi//Ötüyor pıtır pıtır//**//Pek hoşuma gidiyor//Neresi neresi//Şuraları buraları aman//İlle de sözleri Aman."

'Aklımda Sen Fikrimde Sen Kalbimde Ruhumda Sen' (Nihâvend) (Dramalı Hasan) (5 saniye). Eşref'in Gül'ü düşündüğünü belirtmek amacıyla Hüseyin Baradan söylüyor. "Aklımda sen fikrimde sen kalbimde ruhumda sen//Baygınım ben sana candan yana yana//Şu seven kalbimi bilsen."

'Ufacıksın Tefeciksin Tombul Meleksin' (1 dakika 48 saniye). Madam'ın ikinci kantosu. "Ufacık tefeciksin//Tombul meleksin//Gözlerine meftun oldum//Acep beni sever misin//Sözlerine meftun oldum//Acep beni sever misin//**//Gel seninle dolaşalım//Tombul bebeğim//Gözlerine mail oldum//Acep beni sever misin//Sözlerine mail oldum//Acep beni sever misin."

Diğer adı 'İntikam' olan 'Yumruk Yumruğa' ile Yılmaz Güney'li ikinci çevrim 'Çifte Yürekli'nin ortak ve çok ilginç bir özellikleri var. Kemal'i, iki unutulmaz seslendirmeci oynamış ve seslendirmiş. İlkini Kemal Ergüvenç, ikincisini Abdurahman Palay. Muammer Gözalan ve Hakkı Kıvanç da her iki yapımda rol almış.

Semih Evin, 'roket' hızında film yapması ile bilinirdi. Sahibi olduğu şirketin ismi de 'Roket' zaten. 'Yumruk Yumruğa'yı da 6 günde bitirmiş! Bu sürede Neriman Köksal ve filmin 'foto direktörü' Feridun Kete de 'roket hızıyla' birbirlerine âşık olup soluğu nikâh dairesinde almışlar.

Filmin başında, Kemal, meyhaneci-Faik Coşkun'un "Bugün bir çeyrek geç kaldın. Ben de şimdi seni çocuklara soracaktım. Sen gelmeden başlayamıyorum" sözleri ile karşılanır. Gürültücü ve 'usul erkân bilmeyen' yeni yetmelerden biri, iyilikle uyarmaya çalışan Kemal'e "Aa, moruğa dikiz. Doğru yolda dolmuş kâhyalığı yapıyor. Sen bizim işlere salata olacağına kaplıcaya git de romatizmanı tedavi ettir babalık" deyince esaslı bir 'Osmanlı Tokadı' yer. O gece (Eşref ve arkadaşlarının da katıldıkları) kavga nedeniyle eve geç kalırlar. [Burayı 'Silahları Ellerinde Öldüler'de (1967) Fikretlerin evi olarak göreceğiz]. "Bugün tam 5 sene oldu müşterek yaşayışımız" diyen Zehra, hazırladığı sofranın başında biraz kırgındı. Kemal, aldığı yüzüğünü vererek gönlünü almaya çalışır. Neşelendirir. Madam "Meşhur feylesof ne demiştir, ufacık bir hediye aysbergleri eritir" diyor.

'Yaşlı kurt', gençliğini gemilerde tüketmiş garip bir âdem. Kendi deyimi ile 'çekilmez bir adam'! Her akşam meyhaneye bir kadeh uğramasa olmaz. Hani elini cüzdanına atınca binlik çıksa neyse, o da yok. Alengirli laf etmeyi de pek beceremez. "Bu suratın ne mal olduğunu da bilirim. Sen benim neyime tav olursun be kızım? Kahrımı neden çekersin? Çeksen de ne kadar sürer bu" diyor Zehra'ya. Bunca senedir kendisini tanıyamamış daha! "Benim tanıdığım Kemal, hayatın çilesi ile olgunlaşmış, mert, dürüst, iyi kalplidir. Benim tanıdığım Kemal, iyilerin en iyisi, mertlerin en merdidir" karşılığını veriyor genç kadın. Sonra da asıl cevap gelir. "Çünkü erkeğimsin!" Çileli ve iyi bir kız. Kemal ile çok mutlu. Daha fazlasına 'tahammül edemezmiş'.

Bizimkilerin emektar kamyoneti artık 'tamir tutmuyor'. 'Dama' demiş. "Bana sorarsanız vazgeçin bu arabadan. Atıverin Sarayburnu'ndan aşağı, siz de rahat edin biz de" diyor Kemal. Marsık-Özdemir Akın da aynı görüşte. 'Kimseye zahmet olmasın' diye kendisi götürüp atarmış sevabına! Hüseyin Baradan ve Hüsnü karşı çıkarlar. "Dünya bir tarafa külüstür bir tarafa. O bizim ekmek teknemiz be! Arkadaşımız, cefakâr dostumuz. Ne atarız ne satarız. Bugün 3-5 kuruş kazanıyorsak onun sayesinde." İlerde bir gün mağazaları, hususi arabaları olacak ama 'külüstür' gene kalacakmış. Rıza Bey'in dediği gibi 'hayal, muvaffakiyetin temelidir'! İşporta başında '4 kollu çergi' olurlar: "Gel bayan gel! Vatandaş sen de gel, sen de al. Kaynana çatlatan, komşu çıldırtan modeller burada. Hadi alalım, istifade edelim. Beyoğlu'nu ayağınıza getirdik." 

 

Bir sahnede, Gül, '34 FD 824' plakalı 'lüks' arabası ile kamyonetin yanından hızla geçer. Eşref "Gidişini hiç beğenmedim" dedikten sonra Ziya Paşa'nın bir mısrasını ezberinden okumaya başlar. "Erişir menzili maksuduna aheste giden." Hüsnü devam ediyor. "Tez-i reftar olanın (acele edenin) payine damen (ayağına eteği) dolaşır." Hüseyin Baradan da, kahkahalar atarak sözü bağlar. "Eniştesi defterdar olanın ablası faytonda dolaşır."

Kahramanlarımız, Rıza Bey'in evine ['Katilin Kızı'nda (1964) Hulusi Örmen-Hulusi Kentmen'indi] 'geçmiş olsuna' gittiklerinde Gül, 29 Mayıs 1965 tarihli 'Ses Mecmuası'nı okuyordu. Hüsnü ve Hüseyin Baradan ilerde açacakları dükkânı ballandıra ballandıra anlatırlarken, Eşref "Hayal gücünüzle kafa şişirmeseniz daha iyi olur" diyor.

Hoş bir sahnede (uzun sayılabilecek) iki dakika boyunca hapur hupur bir şeyler atıştıran Hüsnü, alışverişten gelen Zehra'yı görünce, bu kez de O'nun elindeki dolu fileye saldırıyor "Allah! Yengeciğim, kim bilir neler almışsındır böyle."

Tehdit alıp ölüm tehlikeleri atlatan Kemal, kardeşine "Bak şu dünyada iki kişiyiz. Şimdi bir de Köroğlu giriyor araya. İyi kızdır. Bana bir şey olursa O'nu yalnız koma" diyebiliyor ancak. Böyle ketum!

Eşref de göründüğü gibi, basit bir insan. Hayatı yalnızca mücadele, bir şeyler olabilme çabası. Anne babasını çok küçükken kaybetmiş. Bazı günler bir burukluk duyuyor içinde. Bir anne şefkati arıyor. "Anneli insanları görünce bir tuhaf olurum, kıskanırım Onları. Bazen yorulurum, yılarım hayattan. Şefkatli bir anne kucağı ararım. Ağlamak isterim." Böylesine şair ruhlu. Gül de annesiz büyümüş. Çok iyi anlıyor bu durumu. 'Ezilmesin' diye tekrar evlenmemiş babası. Bütün sevgisini kızına vermiş. Rıza Bey'e göre 'iş hayatında prensipler hâkimdir'. Kimsenin ekmeğiyle oynamaz, işine son verdiği bir adamı da tekrar kadroya alamazmış. "Bu iş bana babamdan kalmadı. Ben de sizler gibi yıllar boyu denizin çilesini çektim. Kendi emeğimle kurdum bu işi. Ekmek parasının ne demek olduğunu bilirim. Ama siz, haram lokmayı, ekmek zannediyorsunuz. Ömrüm boyunca namus yolundan ayrılmadım. Onun için gemilerimde çalışanların da öyle olmasını isterim. Benim gemilerimde kaçakçılık yapılamaz" diye azarlamıştı Ekrem Kaptan'ı. Ancak kızı kaçırılınca, prensibe falan boş verip tekrar işe alır!

"Eskiyen şöhret, fakat her zaman iyi sinema oyuncusu" denirdi, o yıllarda, Eşref Kolçak için. Filmdekine benzer bir kazayı gerçek hayatında yaşamış. Alkollü araç kullanmak ve bir kişinin yaralanmasına neden olmakla yargılanmıştı. 15 gün hapis-200 lira para cezası tecil edilmiş (18 Nisan 1963).

Madam, çok neşeli bir kadın. Evde "Agop'un kazı gibi somurtmuş" birini gördü mü başlıyor kanto ve göbek havasına.

Eşref'i Hayri Esen; Gül'ü Adalet Cimcoz; Zehra'yı Handan Kadıoğlu; Yavuz Cener'i Erdoğan Esenboğa; Kemal'i Kemal Ergüvenç; Hüseyin Baradan'ı Sadettin Erbil; Rıza Bey'i Rıza Tüzün; Yaşar Şener ve Zehra'ya "Ablacığım, ne zaman istersen çalışabilirsin burda" diyen gazino görevlisini Zafer Önen; Hakkı Kıvanç'ı Mustafa Dağhan seslendirmiş.

Çetenin 'sarışın' adamı Erten Üçgözen bir tiyatro sanatçısı. Rol aldığı bazı eserler; "Harput'ta Bir Amerikalı" (Cevat Fehmi Başkut) (Saim Alpago ve Arkadaşları) (Oyuncular arasında 'Başturan' soyadıyla Süleyman Turan da var) (Şubat, 1963); 'Sarmaş Dolaş' (Bakırköy Halkevi Tiyatrosu) (Halit Akçatepe'nin babası Sıtkı Akçatepe de oyuncular arasında) (Aralık, 1966); 'Hülleci' (Reşat Nuri Güntekin) (Bakırköy Komedi Tiyatrosu) (Ekim, 1973); 'Geceye Selam' (Dormen Tiyatrosu) (Kasım, 1981). Ağustos, 1978'de Şemsi İnkaya ile bir ikili kurmuş ('Mandallar').

Eşref-Eşref Kolçak; Gül-Gülgün Ok; Zehra-Neriman Köksal; Çete Reisi-Yavuz Cener; Kemal-Kemal Ergüvenç; Madam-Mürvet Sim; Hüseyin Baradan; Hüsnü-Necdet Tosun; Rıza Bey-Rıza Tüzün; Ekrem Kaptan (namı diğer 'Küt Ekrem') ve sevgilisi-Jirayir Çarkçı ve Gülgün Erdem; Komiser-Muammer Gözalan; Marsık-Özdemir Akın; Yaşar-Yaşar Şener; Yavuz'un adamları-Hüseyin Zan, Hakkı Kıvanç, Erten Üçgözen; Meyhaneci-Faik Coşkun; Sandalcı Âdem Baba Hakkı-Hakkı Haktan; Kerim-Kerim Öztürk; Polis Memurları-Haydar Karaer ve Zeki Tüney; Şoför-Mustafa Yavuz; Meyhane kabadayısı-İhsan Bayraktar; Haliç Tersanesi; Dolmabahçe Sarayı; Meyhane; Güllerin evi; Star Nakliyat'ın deposu çok güzeldi.

Gül'ün kullandığı '34 FD 824' plakalı 'şevrole'yi 'Aşk ve İntikam' (1965), 'Elveda Sevgilim' (1965) gibi filmlerden anımsıyoruz. Çete, kamyonet yakmaya meraklı. (Özellikle bizimkilerin)! Ama '34 ET 130' plakalı olanına dokunmuyorlar. Belki de sahibi Mustafa Yavuz kendilerinden olduğu içindir!

Emniyet Müdürü-Muammer Gözalan, ikircikli ve güvenilmez bir davranış içinde. "Kanaatime göre Kemal'in kardeşi bu işin peşini bırakmayacak. Biraz atak delikanlıdır. Bir şeyler yapar da planımızı bozar mı acaba" diyen polis memuru Haydar Karaer'i "Bir şeyler yapmasını tercih ederim. Kaçakçıları tedirgin eder, bilmeden bize yardımcı olur" sözleriyle yanıtlıyor. Sonraki sahnede bir çete elemanını konuşturmak isteyen Eşref ve arkadaşlarını azarlıyor. "Beğenmedim yaptıklarınızı. Bu memlekette kanun hâkimdir. Herkes kendi başına buyruk hareket ederse anarşi doğar. Suçluyu bulmak, cezasını verdirmek bizim vazifemizdir. Korkarım yaptıklarınızdan ötürü ceza göreceksiniz. Sizi ikamete rapten serbest bırakıyorum şimdilik." Bir şeyler yapmalarına göz yumup haklarında dosya tutuyor.

Hüseyin Baradan, otomobildeki Gül'e "Eşref abim perişan halde" dediği sahnedeki kısa kollu gömleği 'Dağda Silah Konuşur'da (1966) Mahir Özerdem ve Hüseyin Peyda ile konuşurken giyecektir.

'The Condemned 2'deki (2015) Frank Tanner-Eric Roberts'in hayat görüşü basit! "İnsanlar kendi çıkarları dışında hareket etmezler." Çete reisi Yavuz Cener de tam böyle. Rüşvet, kız kaçırmak, tekerine çomak sokanı ve 'konuşmasın' diye kendi adamını bile öldürmek. Çıkarı için her pisliği yapabiliyor.

 

Azla yetinmenin neredeyse bir kusur olduğu günümüzde Kemal'in Eşref ve arkadaşlarına 'ilerde kuracakları mağaza' için söylediklerinin bir anlamı var mıdır acaba; "Ben büyük hayallerin adamı değilim. Küçük dünyamda mesut olmaya çalışırım. Ama hayatta mücadele etmenin, bir şey olabilmek için didinmenin ne demek olduğunu bilirim. İnsanı insan yapan o hal. Severim böyle kişileri. Hele o gün gelsin, siz dükkânı açmaya hazır olun ben de birkaç kuruş yardım ederim."

Son Yorumlar

Yandex.Metrica