"Üsküdar İskelesi... Hayatımdaki En Mühim Yer. Seni Orda Buldum" posteri

"Eskiden de gezerdim İstanbul'da. Ama bana her şey o kadar yeni, o kadar güzel geliyor ki." Leyla söylüyor bunları. Tarık da "İki ay evveline kadar ben de hiç bilmiyormuşum İstanbul'u" diyecektir. Tüm bu değişim birbirlerine âşık olduktan sonra. "Hep bir şeyler yapmak, bir delilik geçiyor aklımdan. Her şey ne kadar güzel. Ağaçlar, deniz, evler, insanlar, yollar! Sen niye her gün yanımda olmayasın... Hiçbir şeyim yoktu hayatta, biliyorsun. Ne annemi hatırlıyorum ne de babamı. Çok küçüktüm, halamı da kaybettim, tahsilim yarım kaldı. Ama şimdi her şeyim var, her şeyim!"

27 Mayıs sonrası Haziran ayında çekilen 'Üsküdar İskelesi', 10 Ekim 1960, Pazartesi günü (Beyoğlu) 'Şan Sineması'ndaki suare ile gösterime girmiş. Araksi Hebo ve Peruz Agopyan, jenerikte M. (herhalde 'Madam') Araksi ve M. Peruz olarak yer alıyor.

Hazır giyim mağazası KUPA kasiyeri Leyla ile Başak Sigorta çalışanı Tarık'ın ama asıl Üsküdar İskelesi'nin öyküsü.

Delikanlı, aslen Urfalı. Işık Mahallesi'nden. Babası Hüsamettin Bey, bir otomobil kazasında ölmüş. Hemen arkasından annesi Kadriye Hanım. Sonra halasıyla İstanbul. O da 'rahmetli' olunca Hukuk'u bırakmak zorunda kalmış. Şimdi bir 'sigorta prodüktörü'. Maaşı '600 kadar'! Sevimli, cıvıl cıvıl, cin gibi. Mahalle çocuklarından farkı yok! İşyerini bile çalgılı gazinoya çevirmiş. Jui Jutsu kitapları meraklısı!

'Ev Ana' dediği Havva Hanım'ın pansiyonunda kalıyor. Sabahları işe gidişi 8.15 vapuruyla. Bir gün nezle olur, bir gün saati bozulur. Her geç kalışını "Ben bugün saatimi Merih saatine göre ayarladım" gibi esprilerle geçiştiriyor. Şube Müdürü de gülsün mü kızsın mı şaşkın. 'Siz' diye başlayan nutuğun bitişi 'sen' ile. "Bilirsiniz sizi çok severim. İyisiniz, hoşsunuz, çalışkansınız. Hâsılı mükemmelsiniz." Bizimkini "Aman efendim, beni mahcup ediyorsunuz" kırıtması içinde görünce "Sen mi, sen mi mahcup oluyorsun? Bir daha geç kalırsan, büroda şarklı söylersen barınamazsın burada, anladın mı barınamazsın" diye devam eder. Sonrasın da gönül alma var. "Son günlerde fazla sigorta yaptığın için merkezden %10 zammın geldi. Bu seni şımartmasın, anlaşıldı mı?"

Leyla çok güzel bir kız. Annesi ile kalıyor. Nadide Hanım'ın gözü yükseklerde. Komşu Esma Hanım'ın 'kış mantarı' kızından, 10 bin lira harcanan düğünden söz ediyor hep. "Buna yürek mi dayanır. Benim güller gibi kızım birkaç kuruş para için sabah sabah yollara düşsün,  sonra da ben şikâyet etmeyeyim, öyle mi?"

İki genç, Üsküdar İskelesi'ndeki bir koşuşturmada tanışırlar. Kısa sürede birbirlerini sevmişler. Delikanlı deli dolu, çok kalender. Genç kız daha ağırbaşlı. Akıllı, uslu davranmaktan, düşünmekten yana. "Düşünmeyeceğim işte, akıllı uslu düşünmeyeceğim. Ben seni deliler gibi seviyorum" diyor Tarık!

Nadide Hanım'ın uzaktan akrabası Suat Bey'in, Almanya'dan dönüşü hayra alamet değil. "Tahsilli, yakışıklı, zengin." Leyla ile evlenmek istiyordu. Aslında işin sıkıntılı bir geçmişi var. Müstakbel damadın 'muhterem ailesi', Leyla'nın babasını dalavere ile borçlandırıp Alemdağ'daki arsalarını yok fiyatına kapatmışlar.

Avukatının sözlerinden '40 yıllık durumu' daha iyi anlıyoruz. "Rahmetli babanız, bu arsaları Leyla Hanım'ın babası dava vekili Mustafa efendiden almış. Fakat bu işlerin kurdu Mustafa Efendi, arsaların pederinize intikalinde öyle bir iş yapmış ki satışın bugün için kanuni hiçbir değeri yok. Arsaların onda dokuzu Leyla ve annesinin." Ancak ana kızın bu durumdan haberi yok. Arsaları elden çıkmış zannediyorlar.

Suat'ın amacına kavuşması için evlenmesi, Tarık'ında uzaklaştırılması şart. Tanıdıkları aracılığı ile Anadolu'da bir senelik görev ayarlatır.

Bir yıl sonra 27 Haziran'da, Üsküdar İskelesi'nde buluşacaklardı. Ancak bir sürü düğmenle uzaklaştırırlar genç kızı. Tam Suat'la evleneceği gün Tapu Kadastro memuru Sücaattin Bey anlatır olan biteni annesine. "Sizin şu Alamdağı'ndaki arsaları merhum Mustafa Bey, Suat Bey'in babasına satmışmış, satmışmış ama Mustafa Bey, tabii kurt gibi. Satışı, resmi muamele ile Tapu'ya intikal ettirmemiş." Yani bu arsalar hâlâ ana kıza ait. Suat'ın da neden evlenmek istediği ortada.

Filmin sonunda Tarık, Jui Jutsu kitabından kaynak göstererek döver Suat'ı. "Sayfa 27, ders 10." Nikâh memuru "Galiba nikâhı sizinle kıyacağız" diyor bizimkilere. SON yazarken, o yıllarda sıkça gördüğümüz gibi el sallıyorlardı bize.

'Üsküdar İskelesi'ndeki melodiler.

'Khachaturian Violin Concerto' albümündeki (1955) 'Re minör Keman Konçertosu; 1. Allegro con fermezza' (1940) (Aram Iljich Khachaturian) 5 sahnede (Filmin başında, Üsküdar İskelesi'nde çarpıştıklarında; Vapurda, Leyla'ya firketesini verirken; Akşam iş çıkışı 'tesadüfen' karşılaştıklarında "Dikkat eder de bana çarpmazsanız geç kalmayız" derken; Dansöz Sevtap, hastanedeki Tarık'a çiçek gönderdiğinde; Hasta ziyaretine geldiğinde). 'Re minör Keman Konçertosu; II. Andante sostenuto' (1940) (Aram Iljich Khachaturian) 11 sahnede (Küçük çayevindeki ilk buluşmada; Fatma "Ben senin maaşını, gelirini tahkik edip de mi sevdim" derken; Tarık'ın Anadolu görevi söz konusu olduğunda "Bir sene nedir ki! En akıllıca hareket bu muhakkak" derken; Ayrılık öncesi öpüşürlerken; Tarık, trenle İstanbul'dan ayrılırken; Leyla, Tarık'ın bir başka kadınla resmini görünce; Suat'ın, Tarık adıyla yazdığı mektubu okurken; Annesine "Bilmiyorum, bilmiyorum! Ne isterseniz onu yapın" dedikten sonra; Tarık, Eşref'e mektup yazarken; Bir yıl sonra evine geldiğinde; Sonlara doğru Leyla'nın evine koşarken). 'Re minör Keman Konçertosu; Allegro vivace' (1940) (Aram Iljich Khachaturian) 8 sahnede (Leyla ile tanışan Tarık, evde, kadın resimlerini yırtarken; Ev Ana'ya "Hayırlı sabahlar! Ne mi oldu? Neler oldu neler! Daha da neler olacak neler" derken; Suat, Nadide Hanım'la kadeh tokuştururken; Tarık, Leyla'ya "Yoo, kâtibin değil sigortacın" derken; Meyhanedeki kavgada; Hastaneden ilk kaçma denemesinde; Hemşire Hatice'yi bağlayıp ikinci kez kaçarken; Leyla'ya benzettiği genç kıza koşarken).

'Flüt ve Orkestra için Si minör 2 Numaralı Süit' (1738/39) (Johann Sebastian Bach) Leyla, filmin başında KUPA'da çalışırken.

'The Rite Of Spring'deki (1913) (Igor Stravinsky) 'Sacrificial Dance (The Chosen Victim)' Suat, arsaları gören tepede Cafer ile konuşurken.

David Rose And His Orchestra'nın 'Holiday For Strings' uzunçalarındaki (1958) 'Dance Of The Spanish Onion' (David Rose) 2 sahnede (Tarık, hastanede sargılar içindeyken; Sonlara doğru, Cafer'le kavga etmeden önce Jui Jutsu kitabını okurken).

Filmdeki türküler.

"Kâtip-(Üsküdar'a Gider iken)" (1 dakika 10 saniye) (Nihâvend) Jenerikte. "Üsküdar'a gideriken aldı da bir yağmur//Kâtibimin setiresi uzun//Eteği çamur//**//Kâtip uykudan uyanmış//Gözleri mahmur//Kâtip benim ben kâtibin//El ne karışır."

'Gitme Gidenim Gitme' (1 dakika 31 saniye) (Hüseyni) Adana'daki gazinoda. "Gitme gidenim gitme//Boyu fidanım gitme//Ne olur selam gönder//Aslan yârim hayda//Gelip gidenler ile vay."

'Üsküdar İskelesi', Erman Şener'in deyimiyle 'sıcacık bir film'. Çarşamba Sineması'ndaki (TRT 2-06 Ekim 1999) gösterim öncesinde konukları gazeteci-yazar Erdal Çetin ve sinema sanatçısı Cemil Paskap, karakter oyuncularının öneminden söz ediyorlar.

David Oistrakh'tan dinlediğimiz Khachaturian'ın Keman Konçertosu, Tarık'ın cana yakın, telaşlı haline çok uymuş. Filmin başında, çarpıştıkları iskelede, Tarık, koyu renk gömlek ve kravatlıdır. Vapura bindiklerinde, kravatsız ve açık renk gömlekle görüyoruz. Akşamüzeri, Leyla'yı beklerken yine kravatı var. Bu kez deseni değişmiş.

'Sigortacı lafı duyunca Bismillah duymuş şeytana dönen' Selim Bey'i, köşkünü sigortalamaya ikna ettiği sahne çok komik. Adana'ya giderken, trenin üzerinde 'Muş Ekspresi-İstanbul H.Paşa, Ankara, Kayseri, Sivas, Malatya, Elazığ, Muş' yazısı vardı. Ama sonuçta Adana Garı görüntüye geliyor. Okuduğu Jui Jutsu kitaplarının yararını filmin sonundaki kavgada görecektir.

Kemal'in isteği üzerine gittikleri Adana gazinosunda 'Two Dancers On The Stage' (1877) (Edgar Degas) tablosu var. Ayrıca duvarındaki levhada 'hariçten gazel söylemek yasaktır' yazılı. 'Gitme Gidenim Gitme' şarkısını sanki Leyla, Tarık'a söylüyormuş gibi. O gece, Cafer'in çıkardığı kavga, delikanlının uzun süre hastanede kalmasını sağlar. Çetedekiler, 'ser tabibi' kandırıp, şizofreni sağaltımında kullanılan 'Kardiyazol' yaptırıyorlar!

İstanbul'a dönünde bir sürprizle karşılaşır kahramanımız. 'Ev Ana', 4 ay önce 'sizlere ömür'. Evi ve bankadaki 17 bin lirayı Tarık'a bırakmış. "Kaloriferli ev tutsun" yazıyormuş vasiyetnamede.

Genç kızın kasiyer olduğu hazır giyim mağazası KUPA, İstiklal Caddesi, 131 numarada. Telefonu; 44 89 67. Küçük çay bahçesinde, "Annemi bilmiyorsun" diyecekken, yanlışlıkla "Halamı bilmiyorsun" diyor. Nadide Hanım'ın yüksek beklentilerinden söz ettiği diğer bir sahnede psikolojik bir çözüm var; "O kadar az şeyi olmuş ki şimdi çok şey istiyor!"

Başak Sigorta'daki memurların, ayaktopuyla ilgili konuşmaları o yılların (ve hâlâ) ünlü isimleriyle dolu. "Hani, Can (Bartu) o korneri çekmişti de Şeref (Has) böyle kafaya çıkmıştı. O nasıl kaçtı beyim... Ben onu bunu bilmem. Bir maç daha kaybetsek gene lideriz. İkinci ile aramızda 5 puan fark var." Oysa daha birkaç gün önce 27 Mayıs olmuş, farkında bile değiller!

Suat Bey'in çalışma odasında Edgar Degas'nın resimlerini ve kütüphanesinde 'Sokak Kızı'nı (1958-Varlık Yayınları) (Panait İstrati) görüyoruz. Romanda, aynı kızı seven iki delikanlının Boğaziçi'nde sona eren çatışmaları az da olsa bu filme benziyor.

Tarık'ı Gazanfer Özcan; Nadide Hanım'ı Sacide Keskin; Başak Sigorta Şube Müdürünü Fikri Çöze; Sücaattin Bey'i Hayri Esen; Sadettin Erbil üç kişiyi (Selim Bey, Suat'ın Baro'dan atılmış Avukatı Kamil, Başak Sigorta'daki futbol düşkünü memur) seslendirmiş.

Leyla-Fatma Girik; Tarık Atlamaz-Suphi Kaner; Nadide Hanım-Semra Ece; Kemal-Kemal İnci; Başak Sigorta Genel Müdürü-Asım Nipton; Başak Sigorta Şube Müdürü-Murat Tok; Cafer-Danyal Topatan; Selim Bey-Selahi İçsel; Ev Ana (Havva Hanım)-Peruz Agopyan; Kiracı-Araksi Hebo; Suat Hamurcu-Yılmaz Akbay; Suat'ın adamı-Zeki Tüney; KUPA'daki tezgâhtarlar Eşref ve Melahat; Havva Hanım'ın pansiyonu; Hastanede herkes Tarık'ın peşinde koşarken, ne olduğunu anlamadan düşe kalka onlara katılan koltuk değnekli hasta; Sevimli çay bahçesi; Haydarpaşa Tren Garı; Adana'daki gazino; Hastane; Suat'ın 'İst. 73 432' plakalı minibüsü; Film boyunca ismi çok görüntüsü az olan 'Üsküdar İskelesi' içimizi titretiyor.

Nadide Hanım, kızını Suat ile evliliğe ikna etmek için kendi mutsuzluğunu kullanıyor. "Ben, senelerce babanın kahrını çektim. Bütün ömrümce yandım Leyla. Keşke o deliliği etmeme müsaade edeceklerine, annemle babam ağzıma bir tokat vursalardı!"

Son Yorumlar (1)

mansur34 avatar mansur34 26 Nisan 2016 23:23:53

10

Çok güzel bir makale olmuş keyifle okudum teşekkürler murat çelenligil.

Yandex.Metrica