"Ben Katil Değilim. Ne Bir Cinayet İşledim Ne de Doktor Ekrem Öldü. Çünkü Doktor Ekrem Benim, Ben!" posteri

"Fena bulmadığınız sargı mı yoksa bacağım mı? Karar vermek bu derece zor mu?" Dizini sardıktan sonra "Tamam! Fena değil" diyen Doktor Ekrem'e söylüyor bunları. Başka bir sahnede "Güzel bir kadın bacağı hakkında tıp dışında başka bir kelimeniz yok mu" diyecektir. Nora da sargı işi bittikten sonra "There! It doesn't look bad" diyen Doktor Talbot'a "The bandage or the leg? Can't you decide Doctor" demişti.

Ann Sheridan'lı 'Nora Prentiss'ın (1947) ) aslına çok uygun siyah beyaz Yeşilçam uyarlaması. Haziran ayında çekilen filmin gösterime girişi 23 Ekim 1967, Pazartesi günü (Beyoğlu) 'Lale', (Beyoğlu) 'Şan' ve (Kadıköy) 'Özen' sinemalarında. Muayenehane çekimleri Dr. Faruk Komili'nin Valikonağı Caddesi, No.35'deki Röntgen Teşhis Müessesesi'nde; Ev çekimleri ise Refet Bele Paşa'nın konutunda yapılmış.

Tıp profesörü Ekrem Soysal meslek yaşamının en parlak döneminde. Sağlık Bakanlığı Özel Kalem Müdürü'nün fikir sorması; Dekan Bey'in randevu ricası; Tabipler Odası başkanlığına aday gösterilmesi olağan işlerden. Ne de olsa 'dünyanın bir numaralı kalp otoritesi'. Amerikalıların kendisini 'ayartmak için' yırtınması da boşuna değil. Viyana'da yapılan 'Avrupa Açık Kalp Ameliyatı Konferansı'nda ve 'Chicago Kalp Araştırmaları Enstitüsü'nde 'bir kalbin gücünü, ameliyatla yerleştirilecek elektrik akımlarıyla arttırmanın yapılabilecek en olumlu iş olduğunu' kabul ettirmiş. "Bunun örneğini yakında yapacağım ameliyatla deneysel olarak gözlerinizin önüne sereceğim (Toron Karacaoğlu'nun seslendirmesiyle 'sericim')" diyordu öğrencilerine. Ne yazık ki kendi kalbine söz geçiremeyip bambaşka yerlere savrulunca bu cerrahi girişim unutuluyor!

Muayenehanesi ve iki sekreteri var. Meslektaşı Kerem de yardımcısı. Okuldayken boks çalışmış. Elleri 'bir operatör için fazla kaba ve kuvvetli'. Bu yeteneğini Ayla'ya attığı tokat, Gazinocu Turgut'un kafasına vurduğu vazo ve aynayı yumruklaması dışında göremeyeceğiz! Yaşantısı çok düzenli. İşine geliş gidişi 'radyo saat ayarı gibi'. Saniye şaşmaz. Sonraki bir gün Ayla "Saatimi sizle ayarlarım hep" diyecektir!

'Evlilik müşterek bir yola çıkmak demektir' ama karısı Jale ile yolları yıllar önce ayrılmış. İlişkilerinde tutku ve neşe kalmamış. 'Elâlem ne der' endişesiyle mutlu görünmek zorundalar! Eşinin bitmek bilmeyen davetlerinden 5-6 yaşındaki 'aslan oğluyla kaptancılık' oynamaya bile vakit yok. 70'lerdeki 'My Boy' şarkısını anımsatırcasına "Sen de benim yaşıma gelince bir erkeğin her zaman dilediğini yapamayacağını öğreneceksin" diye dert yanıyordu Murat'a.

Bu sahnelerde karısından nefret etmemek mümkün değil. Ayfer Hanım'ın butiğinden "Hayati bir derdim var. Mutlaka gelmen lazım" diye aradığında heyecanlanmıştık. Meğer akşamki toplantı için iki kostümden hangisini seçeceğine karar verememiş. Hayati dediği ve  hastasını bırakıp hemen gelmesini istemesinin nedeni buymuş. "Beni bunu için mi çağırdın" diyen kocasını azarlıyor üstelik. "Pes vallahi! 'Elbisenin hangisini alayım' diye fikir soralım dedik, hadise oldu." Sonuçta ikisi birden alınır giysilerin!

Bir başka sahnede öpüşmek isteyen Ekrem'i 'saçlarının bozulacağı' gerekçesi ile tersler. Üç saat kuaförde canı çıkmış! Kahramanımız evde böyle bir 'cehennemi yaşıyor'. Bunların tümü, aslında, bir süre sonra yapacağı ihaneti mazur göstermek için!

Bir gün muayenehanesine, kazada yaralanan baygın bir bayanı getirirler. Dünya güzeli bir sarışın. (Filiz Akın'ın dudak makyajı bile Ann Sheridan'a benzetilmiş). Sağ dizindeki hafif sıyrık dışında bir şeyi yok. Adı Ayla Sirmen. Mesleği, Pussy Cat'de ('keyt' diye telaffuz ediyor) şarkıcılık. Evi de muayenehanenin 50 metre ötesindeymiş. Valikonağı Caddesi, 77 numara. 'Kalp profesörünün sıkıldığını, bunaldığını ve aşk aradığını hemen keşfetmiş'. "Bizim meslektekiler de aşk profesörü sayılır" diyor!

[Hollywood yapımındaki Doktor Richard Talbot, San Fransisco'da bir pratisyen. Öyle dünyaca tanınmışlığı falan yok. Kendi halinde ve piyanoda Chopin'in 'Re bemol Majör Op. 57 Ninni'sini (Barceuse) (1843) hatasız çalabilecek kadar sanata yatkın. Aile hayatı şöyle böyle! Karısı Lucy, çocukları Bonita ve Gregory ile geçinip gidiyor. Yaşamı çok düzenli, 'strict routine'. Pazartesi, çarşamba ve cuma saat tam dokuzda işine gelir. Salı, perşembe ve cumartesi 11'de. Çünkü o günler önce hastaneye uğruyormuş. 12.15'te öğle yemeğine, 18.30'da ise eve gidiyor. Değişmez gibi görünen bu düzen bir araba kazasında yaralanan Nora'nın muayenehaneye getirilmesiyle alt üst olacaktır. "She's kind of woman that happens to a man once." Ayla gibi, sağ dizi sıyrılmış. Caddenin hemen aşağısında Golden Gate Apartmanı'nda oturuyor ve Phil Dinardo'nun Dinardo's' adlı barında şarkıcı (singer/entertainer)].

Jale'nin Murat'ı alıp Bursa'ya bayram ziyaretine gittiği gece kahramanımız Pussy Cat'deydi. Ayla, Haramiler Orkestrası eşliğinde ve Gülderen Gül'ün sesiyle 'Bir içim Su'yu söylüyor. 'Siyah satenden dar, dekolte elbisesi' ile sanki Gilda! "Anlaşılan karınızın uzakta oluşunu fırsat bilip şarkıcı bir kadının kolaylığından faydalanmak istediniz." Doktorumuzu, patronu Turgut'a Ali Ünsal olarak tanıtır. Herhangi bir hadise çıkarsa adı karışsın istememiş. 
'A Taste Of Honey' ile danstan sonraki birkaç günü (Hafize Hanım'a ait) yazlık evde geçiriyorlar.

[Karısının 'şehir dışında' olduğu gece Talbot da gece kulübüne gider. Nora, 'konralto' sesiyle 'Would You Like a Souvenir'i (1947) (M. K. Jerome / Jack Scholl ve Eddie Cherkose) söylüyordu. Doktoru, patron Phil Dinardo'ya Robert Thompson olarak tanıtır. "In a place like this, names aren't important." Bu sahnede 'Deep in a Dream' (Jimmy Van Heusen) melodisi var. Dansları 'Who Cares What People Say' (M. K. Jerome / Jack Scholl) ile].

Ayla hakkında çok şey öğrenemiyoruz. Hayatı şanssızlıklarla geçmiş. Güzel ve zeki. 'Ufacık bir diz çürüğü için doktor milletine para kaptıran sosyete hatunlarından değil'. Acı patlıcanı kırağı çalmazmış! Ekrem'in tedavi için 'para falan istemediğini' öğrenince "Kızılay hesabına mı çalışıyorsunuz? Bedava tarafından olduktan sonra apandisitimi bile alabilirsiniz" diye takılmıştı. 'Namuslusu olmaz' diyecek kadar nefret ediyor erkeklerden. Akıllarında 'sadece yatak varmış'. Özellikle 'karıları akıllarına gelince çaktırmadan saatlerine bakanları iyi tanıyor'. Ekrem diğerlerinden farklı. 'Temiz bir kız gibi davranmış kendisine'.

[Nora, 'küçük bir orta batı kasabasından komşunun komşuyu tanımadığı buralara gelmiş'. Hayal kurmayı da biliyor açlığı da. "Dreams last only so long. After that, you get hungry." Her akşam altı şarkı ve bir müşteri ile içilen içki. Doktor Talbot, kendisine 'hanımefendi gibi davranan ilk erkek'].

Yaz evindeki beraberliklerinden sonra kahramanımız karar vermekte zorlanıyor. Oğlunun yaş gününü unutacak kadar dalgın. Hediye edeceği saati Jale almış. (Silvana Panpani ve Remziye Fırtına da konuklar arasında). Hastaların raporlarını yanlış yazıyor. 'Bir zamanlar Kerem'e 'konferans çekerken' şimdi işi kendisi ihmal etmeye başlamış'. Doktor Ünal'ın ta İzmir'den bir heyetle gelerek izlemek istediği açık kalp ameliyatına başlayamaz bile.

Ne boşanmaya ne de Ayla'dan ayrılmağa cesaret edebiliyor. Bir hastanın ölümü, karşısına 'üçüncü bir yol' çıkarır!

Hastalarından Ali Çelik'in kimsesi yokmuş. (Bu durum, belki anlamamışızdır diye birkaç kez tekrarlanıyor). Gecenin ileri bir saatinde kalp krizi sonucu 'rahmetli' olunca, kahramanımız kararını verir. O'nun yerini alacak! Cebine kimliğini, saatini falan koyup Belgrat Ormanı'ndaki (nereden bulduysa) bir uçurumdan arabasıyla aşağı atar. Yangın çıkmasını sağlamak için muayenehanesindeki alkolü kullanıyor. Parmak izini bıraktığı şişe ilerde başına iş açacaktır. Artık Ekrem 'öldü'. Yeni adı 'Ali'.

Tam da o günlerde Turgut, İzmir'de yeni bir yer açmıştı. (Garson, elbette, Orhan Çoban). Ayla ile beraber oraya giderler.

[Benzer şekilde Doktor Talbot da hastası Walter Bailey'in yerine geçiyor. Sevgilisi ile New York'a giderler. Dinardo burada 'Sea Gull Cafe' diye bir yer açmış].

Ancak işler beklendiği gibi yürümez. El ele dolaştıkları mutluluğu bir türlü yakalayamıyorlar. Dünyaca ünlü doktor işsiz! Habire içiyor. Aralarında bir şey var sanıp Turgut'u kıskanmak da cabası. 'İyi bir gece geçirmek' amacı ile kulübe gittiklerinde, tesadüfen Doktor Ünal da oradaydı. Tanınmamak için kaçar gibi uzaklaşır.

Durum zor, Agâh Hün'ün fondaki ağdalı sesi bunu daha da zorlaştırır! "Artık Ayla'nın (2. 'a'yı fazla uzatmış) yüzüne yakışan neşe kaybolmuştu. Şarkılarında bile hüzün vardı. Ekrem'se her geçen gün biraz daha çöküyor ve teselliyi ucuz şarap şişelerinde arıyordu... Her yudum şarapla kafasındaki ihanete uğrama korkusunu perçinliyordu."

Kıskançlıkla olmadık şeyler yapıyor. Turgut'un hediye ettiği kolyeyi (Hollywood yapımında 'bilezik') görünce kendisi de bir tane almaya kalkar. Bunun için Ekrem adıyla bankadan para çekmeyi göze alıyor.

Bu arada bir kaza sonucu yüzü 'tanınmaz hale gelir'. Doktor Hüseyin Kutman'ın dediğine göre 'estetik ameliyatla bir şeyler yapılabilirmiş'.

Gelişen olaylar buna fırsat bırakmaz. Kahramanımız 'Doktor Ekrem'in katili olarak tevkif edilir'! Komiser Asım Nipton, alkol şişesindeki parmak izinden şüphelenip soruşturma açtırmış.

Emniyet sorgusunda, önce "Banka cüzdanını sokakta bulmuştum" sonra da "Ben katil değilim. Ne bir cinayet işledim ne de Doktor Ekrem öldü. Çünkü Doktor Ekrem benim" diye feryat ediyor. Ama inanan kim.

Sonraki "Yazıyor, büyük iddiayı yazıyor. Öldürdüğü profesörün yerine geçmek isteyen katili yazıyor" sahnesinde ilginç bir şey var. Seyyar satıcıdan gazete alan gözlüklü kişi Yönetmen Orhan Aksoy!

Karısı ve çocuğu ile yüzleştirilmesi filmin en acıklı kısmı.

Ardından bir iç hesaplaşma içindeydi. "Tekrar mesleğime dönebilir miyim? Dostlarımın, ailemin karşısına çıkabilir miyim? Oğlumun yüzüne bakabilir miyim?" Bir sonuca varmış.

Ayla'ya "Benim Ekrem olduğumu unutmalı, hiç ama hiç kimseye en ufak bir şey söylememelisin" diyor. Ağır Ceza'da 'Ekrem olduğu' iddiasından vazgeçer. Adeta idamı bir kurtuluş olarak kabul etmiş.

11 Haziran 1967, Pazar günkü Milliyet'te 'Prof. Ekrem Soysal'ın katili idama mahkûm oldu' yazılıydı. ("Demirel: Dış Politikada Hareketli ve Dinamikiz" haberi üzerine kâğıt yapıştırılarak bu görüntü elde edilmiş. Sayfadaki diğer haberler: "Başkan Nasır, İstifasını Geri Aldı... Spencer Tracy Kalp Krizi Sonunda Öldü").

Elleri arkadan kelepçeli, imam ve askerler arasında götürülürken Asım Nipton'un Ayla ve seyirciye bir 'oh' dedirten sözleri; "Ne Ekrem idam edilecek ne de sen artık ağlayacaksın. Al O'nu git. Gidin buradan. Kendinize yeni bir hayat, yeni bir yarın kurmakta gecikmeyin." Sonrası daha babacan; "Sil gözlerinin yaşını, yoksa vazgeçerim ha!"

[Richard Talbot bu kadar şanslı değil. Kendisini bekleyen elektrikli bir sandalye var. Nora, mahkeme salonundan ağır adımlarla çıkıp karanlıkta kaybolur. Dinardo bir gölge gibi peşinde. Her gece altı şarkı ve müşteriyle içilen bir kadehli yaşama dönüş].

'Yıkılan Yuva'daki melodiler.

'The V.I.P.s'deki (1963) (Miklós Rózsa) 'Prelude' 16 sahnede (Jenerikte; Ayla ve Ekrem, sahilde koşarken; Balık tutarken; Şömine önünde konuşurlarken; Ekrem, Ayla'nın bıraktığı mektubu okurken; İlk tartışmalarının ardından Ayla, Ekrem'i deniz kenarında bırakıp kaçarken; Ekrem, Ali Bey'in cesedini Belgrat Ormanı'na götürürken; Gemi ile İzmir'e giderken; Turgut'un yerinde Doktor Ünal'ı görünce; Yaptıklarını Ayla'ya itiraf ederken; Kıskanıp Turgut'un hediye ettiği kolyeyi yere atarken; Ayla'yı tokatlarken; "Doktor Ekrem benim" derken; Gazeteci "Öldürdüğü profesörün yerine geçmek isteyen katili yazıyor" diye bağırırken; Ayla'nın geldiği hapis görüşmesinin sonunda; Film biterken). 'Adorable Invitation' 11 sahnede (Elbise seçimine yardımcı olurken; Eve gelip karısını seyahatten erken dönmüş bulunca; Jale "Beni aptal bir kadın zannediyorsan yanılıyorsun Ekrem" derken; Ali Bey, ikinci kez, Doktor Kerem tarafından muayene edilirken; Agâh Hün'ün fondaki açıklaması sırasında; Turgut, Ayla'ya kolye hediye ederken; Ekrem'in ameliyatı sonrasında Ayla, doktorla konuşurken; Turgut'un kulübündeki işi bırakıp giderken; Jale "Ekrem, benim gibi bir kadına katlanacak kadar güzeldir, yüksektir" derken; Mahkemenin başında; Görüş günü Ayla "Söyle gerçeği Ekrem, hayatını kurtar" derken). 'The Bracelet' 4 sahnede (Ekrem, oğluna 'bir erkeğin her zaman dilediğini yapamayacağını' anlatırken; Kerem "Bayramı çalışarak geçirdiğine bire yüz bahse girerim" derken; Ayla, İzmir'e gideceğini söylerken; Ekrem, vapurda, Ayla'nın odasına geldiğinde). 'Conflict' 4 sahnede (Ayla, gazinodaki odasına gelen Ekrem'e "Beni alkışlamak için geldinse, görüyorsun ki geç kaldın. Mektubumu okumadın mı" derken; Murat'ın yaş gününde; Ekrem, sabah sabah gene içki içerken; Turgut'la kavga ederken). 'Mood For Truth' Mezarlıkta. 'The Letter' 6 sahnede (Kesekâğıdında resmini görünce; Yaralı olarak hastaneye getirildiğinde; Sargılar açılırken; Kelepçe takılırken; Murat, tanımadığı babasını yumruklarken; Gerçekleşmeyecek idama giderken). 'Question Of Pride/Suicidal/Threat/Finale' 2 sahnede (Ailesi ile yüzleştirilirken; "Savcılıkta yalan söylemiştim" derken).

'Arabesque'deki (1966) (Henry Mancini) 'Bagdad On Thames' 2 sahnede (Sekreter "Başka bir emriniz yoksa müsaadenizle gidebilir miyim, efendim" derken; Ayla ve Ekrem, İzmir'de dolaşırlarken). 'Something For Sophia' Araba ile yazlık eve giderlerken. 'Aquarium Scene' 7 sahnede (Ekrem, Ayla'ya bir türlü telefon edemezken; Bitiremeyeceği ameliyatın başında; Jale'ye mektup yazarken; Ali'nin ölümünden sonra polise telefon etmek isteyip vazgeçerken; Ali ile elbiselerini değiştirirken; Kuyumcu vitrinine bakarken; Hastanede ameliyat olurken). 'Arabesque Theme' 2 sahnede (Doktor Ünal'ın izlediği ameliyatı yarım bırakıp kaçarken; Ali'nin cesedini arabaya taşırken).

'More Music From Peter Gunn' albümündeki (1958) (Henry Mancini) "Walkin' Bass" 8 sahnede (Kazada yaralanan Ayla, muayenehanede kendisine gelirken; Ayağındaki yara sarıldıktan sonra "Fena bulmadığınız sargı mı yoksa bacağım mı" derken; Ekrem, evine gitmesi için yardımcı olurken; Ayla'nın şarkıcı olduğu 'Pussy Cat'in ilanını gazetede gördüğünde; Jale, kendisini öpmek isteyen Ekrem'e "Saçlarımı bozuyorsun" diye engel olurken; Ayla "Davetsiz misafirlere kızar mısınız? Geçerken ışığınızı gördüm de" diyerek muayenehaneye uğradığında; Ekrem, gazino sonrası, arabasıyla Ayla'yı evine getirdiğinde; Genç kız, yazlık evde yatağı kontrol edip "Çok tozluymuş" derken).

'A Taste Of Honey' (1960) (Ric Marlow / Bobby Scott) 2 sahnede (Gazinodaki şarkısının sonrasında Ekrem'in masasına geldiğinde; Dans ederlerken).

Werner Müller Orkestrası'nın 'International Film Festival' albümündeki (1964) 'Sundays and Cybele' (1962) (Maurice Jarre) Ayla ile yazlık eve geldiklerinde.

'Hyperprism' (1922) (Edgard Varese) Ekrem, kalp krizi geçiren Ali Bey'i muayene odasına taşırken.

'Lawrence Of Arabia'daki (1962) (Maurice Jarre) 'Main Title' Polisle konuşmayıp telefonu kapatırken.

'The Rite Of Spring'deki (1913) (Igor Stravinsky) 'Sacrifical Dance (The Chosen One)' 3 sahnede (Ali Bey'in cesedini araba ile uçuruma atarken; Ekrem'in yaralandığı kaza sırasında; "Prof. Dr. Ekrem Soysal'ın Katili İdama Mahkûm Oldu" haberi gazetede çıkınca).

'Dead Ringer'daki (1964) (André Previn) "Maggie's Murder" Polis Müdürü Asım Nipton, Jale ile konuşurken. "Edie's Theme" Turgut, kolye konusunu konuşmak için Ayla'nın odasına geldiğinde.

Fausto Papetti'nin '1a Raccolta' uzunçalarındaki 'Scandalo Al Sole' (1959) (Max Steiner) 3 sahnede (İzmir'de Turgut'un yerine geldiklerinde; Orada dans ederlerken; Turgut, garsona Ayla ve Ekrem'in nerede olduğunu sorarken).

Filmdeki şarkılar.

'Bir İçim Su' (Muchas Gracias Senoritas) (Türkçe sözler Sezen Cumhur Önal) (2 dakika 40 saniye) Ayla, Gülderen Gül'ün sesiyle 'Pussy Cat'de söylüyor. "Bir adam vardı//Yalnız yaşardı//Aşktan kaçardı//Sana rastladı//**//Bir adam vardı//Sana inandı/Tek nişanlındı//Aşkına kandı//**//Bir adam vardı//Kara sevdalı//Şimdi anladı//Ayrılık acı//**//Bir içim su durma söyle senin adın mıdır//Bir içim su özlediğin o kadın mıdır//Bir içim su hangi şehrin sokaklarındadır//Bir içim su şimdi kimin kollarındadır."

'Dönmem Sana' (LaPlaya-1965) (Türkçe sözler Fecri Ebcioğlu-1967) (1 dakika 22 saniye) Ayla'nın İzmir'deki şarkısı. "Aşk güzeldir derler ama hep masaldır//Aşk güzeldir diye sen bir çocuk kandır//Ben bilirim aşk acısı//Kalbimdedir dinle hâlâ bak acısı//**//Bomboş şimdi elim//Ağlıyor bak kalbim//Kim demiş aşk güzel//Ömre bedel//**//Yalnızım şimdi ben//Uzakta sevginden//Yaşlar gözlerimde//Bir gül senden."

Ann Sheridan, 'Yıkılan Yuva'nın çekim yılında yitirmiş yaşamını. 51 yaşındaydı. Son nefesini verirken televizyonda filmi gösterilmekteymiş.

Aşkı için mesleği ve ailesini terk eden bir doktor'un öyküsü. Ekrem Soysal, kalın çerçeveli gözlükleriyle tam bir profesör. Açık kalp ameliyatında yenilikler yapmış. Dünyanın bir numaralı otoritesi. Muntazam bir hayatı var. İşe geliş gidişi 'radyo saat ayarı gibi'. Ayla "Saatimi sizle ayarlarım hep" diyecektir. Bu 'saniye şaşmaz' yaşam güzel şarkıcının kollarında eriyip gidiyor. İhanetini mazur göstermek için karısı anlayışsız, sevgisiz biri olarak işlenmiş senaryoda. Eşinin mesleğine hiç saygısı yok. "Bıktım hastalarından. Hasta, hasta, hasta! Ben de varım, ben de insanım." 'Bir sürü kadının ömür boyu harcayamayacağı kadar para sarf etmesini o hastalara borçlu olduğunun' farkında değil. Yine de filmin sonunda "Ekrem... Yeryüzünün en iyi insanlarıyla bile ölçülemeyecek kadar yüksek bir insandı. Benim gibi bir kadına katlanacak kadar güzeldi, yumuşaktı" diyerek özür diliyor sanki. Butik sahnesinde dönemin ünlü modacısı Mualla Özbek ile karşılaşıyoruz. Kocasının ilgisizliğinden yakınan Jale'ye "Maalesef bütün erkekler böyle" diyen Ayfer rolündeydi. Modaevi, Mahyacı Sokak, Eren Han, Kat 1, İstiklâl Caddesi'ndeymiş.

Jale-Peri Han, Çapa Öğretmen Okulu mezunu. Lakabı 'Sincap'. İlk olarak Muammer Karaca ve Saat 6 tiyatrolarında çalışmış. 62'de evlenip bıraktığı sinemaya dönüşü bu filmle. 1966'da Ulvi Uraz Tiyatrosu'nda sahneye çıkması 'kürkçü dükkânına' dönüş için bir hazırlık. 'Kartal Tekmesi'nde (Yazan: Refik Erduran) Ferhunde rolündeymiş. 'Yıkılan Yuva'nın evliliğine bir etkisi oldu mu acaba?

Doktorumuz biraz da utangaç. Ayla'nın "Beni güzel bulmuyor musunuz" sorusunu kısaca "Evet" diye yanıtlamıştı. Bu ne sıcak iltifat! "Daima söylerim, zengin erkekler kibar olur diye!" Genç kızı hayatta çok kişi arzulamış ama kıymet veren sadece kahramanımızmış. "Erkekler kadınlarla konuşurken akıllarında tek bir şey vardır; Yatak! Başka kadınlar için zevk olan şey aslında bizler için bir işkence." O 'işkence' yüzünden de düşman kesilmiş erkeklere. Ekrem'in bu ruh halini anlaması neyi değiştirebilir ki! "Namusumu mu geri getirir! Erkeklere karşı içimdeki düşmanlığı mı siler! Bütün nezaketine karşın, bana temiz bir kız gibi baktırabilir mi seni!"

Meslektaşı Kerem, kahramanımızdan farklı. 'Tıp ilmini yükseltmekle için değil, yaşamak, kazandığını yemek, eğlenip hayatın tadını çıkarmakla meşgul'. Hep gece kulüplerinde, kadınlarla. Üstelik de evliyken! Bir gece 'sarışın, balıketinde, dul bir hatunun nabzına bakmaya' gidecekti. "Sen adam olmazsın" diye takılan Ekrem'e "Sen hepimizin yerine oluyorsun, yeter" karşılığını veriyor. Arada bir, doktor olduğunu, mesleğinin şerefini, hatırlasa ya! Buna da yanıtı hazır. "Şerefi sana kalsın! Kazancı bana yeter!" 'Bir kaçamak' kahramanımızı neredeyse ipe götürecekken 'bin kaçamak' Kerem'e hiç zarar vermiyor! İlk sahnelerde vurgulanan bu çapkınlığı, senaryoda çelişkili. Jale ve Murat, bayram tatiline gidip Ekrem, İstanbul'da yalnız kaldığında "Ahh! Bizim hatun da birkaç günlüğüne dışarı gidecekti ki! Ama nerde bizde o talih" dedirtilerek kılıbık bir hava verilmiş. Hastalar konusunda ilginç görüşleri var. Bazısı, özellikle Ali Bey, öyle vesveseliymiş ki neredeyse doktorunu cebinde taşımak istermiş! "Valla ben, öyle meraktan doktorunu kemiren hastalardan hoşlanmıyorum azizim."

Ekrem, 'yüz yüze söylemeye dilinin varmadığı şeyi mektupla söylemek ister' Jale'ye. Ama gönderemez. 'Ayrılmaya karar verdiğini' ve 'böylesinin ikisi için daha iyi olacağını' belirtmişti. Ardından harika bir cümle geliyor; "Neden diye sorma." Galiba her mektup önce kendimize yazılmıştır.

Ufak kazada 'Zehirli Hayat'ın (1967) simitçisi Ahmet Yıldırım da 'seyirciler' arasında. Şoför-Ahmet Kostarika ve Polis-Hakkı Kıvanç hafifçe yaralanan Ayla'yı Ekrem'in muayenehanesine getirirler. Genç kız "Sal gitsin be Memur Bey! Davacı değilim" diye şikâyetçi olmayınca, Şoför, "Erkek kadınmışsın be Abicim! Şey, yani 'ablacığım' demek istedim" diyor. Hollywood çevrimindeki şoför Don McGuire ise "Thanks! You're real lady" demişti. Bizdekinden farklı olarak Amerikan filminde Polis Clifton Young beyaz eldivenli değil. Ayrıca 'şarkıcı' olduğunu söyleyen Nora'yı "Entertainer" diye düzeltiyor. Ayla da Nora gibi muayene sırasında gıdıklanır.

Cumhuriyet Caddesi No. 12, Tarabya'daki 'Pussy Cat'de, o dönem çarşamba ve cuma geceleri Haramiler sahneye çıkardı. Uğur Dikmen, org; Oğuz Durukan, basgitar; Çetin Yorulmaz, tenor saks; Asım Ekren, davul; Koray Oktay, elektrogitar.

Doktor Richard Talbot rolündeki Ken Smith'in doğum günü 'Nora Prentiss'ın çekimlerine denk gelmiş ve pastalarla kutlanmış. Ahmet Kostarika'nın 15 Haziran olan yaş günü de 'Yıkılan Yuva'nın çekimi sırasında ama büyük olasılıkla kendisi bile hatırlamamıştır!

Sürekli kalp krizi geçiren Ali Çelik-Natuk Baytan buradaki elbise, saat ve gözlüğünü 'Kahveci Güzeli'nde (1968) kullanmıştı. Hollywood yapımındaki kalp hastası Walter Bailey ile yaşları hemen hemen aynı. 43 ve 42.

Filiz Akın da Doktor-Hüseyin Kutman'a "Nasıl Doktor, kurtulacak mı" derkenki pardösüyü 'Aşkım Günahımdır'da (1968) jenerikte ve 'Sabah Yıldızı'nda (1968) Bekir Paşa'nın Konağı'na giderken; Ekrem'e "Delilik etmiyor muyuz, pişman olmayacak mısın" derken ki bluzu 'Aşkım Günahımdır'da (1968) ilk bahçe sahnesinde; Turgut'a "İnan böylesi hepimiz için daha hayırlısı" derkenki pardösüyü 'Son Mektup'ta (1969) balayı dönüşü Orhan-Ediz Hun ile karşılaştığında giyiyordu.

Filmde, 'biricik müttefikimiz'in etkisi inanılmaz boyutta. Kurtuluş Savaşı'nda Amerikan mandasını kabul etmemişken bu durumdayız! Bir de kabul etseydik şimdi ne halde olurduk kimbilir. Bizim şimdilerde anladığımız 'büyük şehirde ölsen kimsenin farkına varmayacağını' ve 'komşunun komşuyu tanımadığını' Hollywood ta 40'larda söylemiş.

Doktorun 'yazlık evi' bir başka sahnede 'dağ evi' olarak geçiyor. Oysa denize girmişlerdi orada!

Ekrem'i Toron Karacaoğlu; Ayla'yı Jeyan Mahfi Ayral; Jale'yi Nevin Akkaya; Turan'ı Sadettin Erbil; Murat'ı ve "Hastanız Ali Bey hastalanmış. İçerde, meraklanmayın. Allahtan Kerem Bey'in de erken geleceği tuttu bugün" diyen sekreteri Nursan Alçam; Ali'yi Rıza Tüzün; Ağır Ceza Üyesi ve Kerem'i Erdoğan Esenboğa; Fondaki konuşmayı ve Lütfü Engin'i Agâh Hün; "Yüzü feci şekilde yanmış. Katrana bulanması işimizi zorlaştırdı. Ama belki estetik bir ameliyatla bir şeyler yapabilirim" diyen Doktor-Hüseyin Kutman'ı Fikri Çöze seslendirmiş.

Ekrem Soysal-Cüneyt Arkın; Ayla Sirmen-Filiz Akın; Jale-Peri Han; Turgut-Süleyman Turan; Doktor Kerem-Semih Sezerli; Murat-Ömercik; Ali-Natuk Baytan; Pussy Cat'de Ekrem'le dalaşan Haydar Karaer; Doktorlar Mehmet Büyükgüngör ve Hüseyin Kutman; İzmirli Doktor Ünal-Zeki Sezer; Garson Orhan Çoban; Emniyet görevlileri Asım Nipton, Lütfü Engin ve Muammer Gözalan; Murat'ın doğum günü konukları Silvana Panpani ve Remziye Fırtına; İstanbul Üniversitesi; İzmir; Ekrem'in '34 HL 281' plakalı arabası;  '35 FT 988' plakalı Fargo kamyon çok güzeldi.

Tokat sahnesi... Ayla, yorgunmuş. Uzak durur biraz. "Tiksiniyorsun benden değil mi? Bakışların da nefret dolu. İğreniyorsun benden... Sarhoşum, doğru. Şaşkınım, sokak serserilerine döndüm. Kılığım, sakallarım. Ama beni bu halimle de sevmek, bana bu iğrençliğimle de katlanmak zorundasın" diye bağırıyor Ekrem. Sonrasında zorla öper genç kızı. Buz gibi bir sesle "Başka bir diyeceğin var mıydı?" karşılığı gelince de kırılan gururunu bir tokatla düzeltmeye çalışıyor! Nora Prentiss de "Please Richard, I'm tired" demişti. Richard'ın "What's the matter? Do I disgust you? I didn't used to" diyerek öpüşüne " aynı buz gibi "Have you finished" karşılığı gelir.

Sarmaş dolaş oldukları sahilde "Çocukluğumdan beri hiç böyle mesut olmamıştım" diyor Ekrem. Ya Ayla! Hiç çocuk olmamıştı ki!

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica