"Değil Şu Pis Paranızı, Kainatın Bütün Servetini Önüme Yığsanız Oya'nın Bir Tek Tırnağını Bile Alamazsınız Benden Hulusi Bey" posteri

"Her erkek, kendine inanan 'bir' kıza muhtaçtır." Bunları söyleyen Ayhan çok şanslı. Film boyunca 'iki' sevgilisi oluyor 'kendisine inanan'. Fotoğrafçı rolündeki Ergül Buharalı da "Şu dünyada cefasın bana ey yüzü mahım//Sen birsin hayalimde, O ikinci ilahım" diyordu 'Yalvarış' adlı şiirinde.

'Katilin Kızı', Kasım-Aralık, 1964'te çekilip, 16 Şubat 1965, Salı günü (Beyazıt) 'Marmara', (Şehzadebaşı) 'Yeni' sinemalarındaki suarelerin ardından, (Kadıköy) 'Özen', (Beyoğlu) 'Lâle', (Pangaltı) 'Yeni Atlas', (Üsküdar) 'Işık'ta gösterime girmiş.

"Şerefinize!" Süleyman'ın rakısına su kattığı sahnede yaşantılarına karışıveriyoruz. Her akşamki yarım bardaklık tayını nedeniyle arkadaşları 'Yarımbardak' derlermiş kendisine. "İşin doğrusu bu adı bana Ayhan taktı. Hulusi Bey'in fabrikasında çalışırdık o zamanlar. Para babasıydı Hulusi Bey. Yüzlerce işçi çalışırdı fabrikada. Ben, garaj amiriydim. Ayhan da nakliyata bakardı." Yüreğine, bileğine sağlam, aslan gibi delikanlı. Üstelik ehli namus. İlk görüşte abayı yakmayan hatun yokmuş muhitte. "Patron Hulusi Bey'in kızıyla sevişiyorlardı." Bir gün istemiş Ayten'i, cevap olarak işten çıkarılmış delikanlı! Ayten de yürekli kız hani, ufacık bir bavula kaçıvermiş Ayhan'a. "Boru değil arkadaşım, patron kızı rahatlık, konfor ister." Sıvamış kolları Süleyman. "Benim ev sahibesi Sakızlı Raziye, ucuz fiyatla iki oda kiraladı. Eksik olmasınlar, eş dost da dayadılar döşediler." İki gönül bir olunca samanlık seyran olurmuş. Gençler çok mutlu. "Onlar sevişedursunlar koskoca Hulusi Bey, yıkıldı gitti sanki. Yalnız O'na kalsa eş dost araya girip tatlıya bağlarlardı işi." Ama etrafındaki yağcılar rahat vermemişler adama. Reddetmiş kızını evlatlıktan. Milyonlarından 10 para koklatmayacakmış o Ayhan olacak hergeleye! Kılı bile kıpırdamaz Ayten'in. Gülüp geçmiş. "Ne kızdı be yahu! Sen, koskoca milyonerin evinden kalk gel. Fabrika önlerinde kocanla işe git, tezgâhbaşı yap, geceleri dikiş dik, zeytin ekmek ye, gene de yüzündeki gülüş solmasın!"

Hamileliğinde, mahallenin tecrübeli ihtiyarları bir araya gelmişler. Dikiş dikip yün örmüşler küçük misafire. "Sonra doğum yaklaştı, yaklaştı, geldi çattı!"

Hastanede, çocuğun kız olduğunu öğrenir Ayhan. Süleyman'ın "Üzülme, gençsiniz! Oğlunuz da olur" tesellisinden sonra doktor, acı gerçeği dillendiriyor. "Maalesef, eşinizi doğum esnasında çok uğraştık, kurtaramadık!"

Mezarlık çıkışında Hulusi Bey'in tokadı var! "Ölünceye kadar düşman kalacağız" diyor yaşlı adam. Büyük laf söylememeli!

"Kaldık mı üç günlük yavru ile yapayalnız. Aytencik, 'çocuk, kız olursa adını Oya koyarız' demişti. Biz de Oya dedik yavruya. Elele verip büyütmeye ahdettik. Çamaşırlarını yıkadık, altını temizledik. Hani kerata da sidikli mi sidikliydi ha!"

Gece bastığında bir efkâr da çöküyor üzerlerine. Beşikte sallanan bir yavru, diğer köşede çiçekler arasında anasının resmi, sabahlara kadar resme bakan Ayhan. "Yakardık sigaraları, hep O'ndan bahsederdik."

Gün dediğin ayları, aylar yılları kovaladı. 7 yaşına basmış Oya kız.

O sırada Hulusi Bey'in yeğeni Gül (ne olduğunu öğrenemeyeceğimiz) tahsilini bitirip Avrupa'dan dönmüş. Amcasının zoruyla Hilmi Koray ile nişanlanıyor. Damat adayı, kumar borcuna (100 bin liradan fazla) batmış. Hulusi Bey'in 'yirmi milyondan daha ziyade olduğu tahmin edilen servetine konup rahatlayacak' aklınca.

Oya'yı ziyaretleri sırasında Gül ve Ayhan birbirlerine tutulurlar. Delikanlı, Ayten'in yerini dolduracak bir kızın varlığını düşünemeyecek durumdayken şimdi Gül'den başkası yok kalbinde. (Ergül Buharalı'nın bir sözü durumlarına çok uygun: "Sevda, içine düşüldükten sonra yaktığı anlaşılan bir cehennem ateşidir").

Birbirlerinden uzaktayken ikisinin de gözleri yaşlı. (Yine Ergül Buharalı'ya göre: "Aşığın başı düşük, gözü nemlidir//Yüzü güler belki, içi elemlidir.")

Hilmi'nin durumu sallantıda! Milyonlar elinden kayıp gitmek üzere. Kumar çetesi lideri Necmi bir fikir verir. Hulusi Bey'i öldürüp suçu Ayhan'ın üzerine atacaklar. Tabancalı Kartallar Futbol Kulübü'nü kuran çocuklar sayesinde bu plan da tutmaz.

Filmin sonuna doğru Oya, 'Allahın emri, Peygamber efendimizin kavliyle' Gül'ü ister babasına. Karşılık olarak ihtiyar dedesini her gün öpecek ve beraberce gezmeye gidecekler!

Şimdi bir başka Gül var Ayten'in tablosu önünde. "Ablacığım! Söz veriyorum bütün hayatım O'nu mesut etmek için çalışmakla geçecek. Her gün bu resmin altına çiçekleri beraber koyacağız. Rahat uyu"  diyor genç kız. Onlar öpüşürken rahmetlinin resmi sönüp gidiyor.

'Katilin Kızı'ndaki melodiler.

'Noches en Los Jardines de Espana (Nights in The Gardens of Spain): I. En el Generalife (In the Generalife)' (1916) (Manuel de Falla) 8 sahnede (Filmin başında; Ayhan, kamyonda, patronun kızını kaçıracağını söylerken; Ayten'i kalacağı eve getirdiğinde; Öpüşürlerken; Süleyman'a, bir çocukları olacağını söyleyecekleri yemeğin başında; Hulusi Bey, Oya için para teklif ederken; Gül "Ayhan, para için insan öldürecek yaratılışta değil" derken; Hilmi, Gül'ü Ayhan'ın saklandığı depodan çıkarken görünce).

'Music To Be Murdered By' albümündeki (1958) 'Music To Be Murdered By (Featuring Alfred Hitchcock)' (Jeff Alexander) 5 sahnede (Ayten'in doğum sancıları başladığında; Ergül Buharalı, Gül, Oya, Ayhan ve Süleyman'ı Hilton'u gören tepede izlerken; Hilmi, silahını Hulusi Bey'e doğrulttuğunda; Gül "Benim hatırım için, ne olur" diyerek Ayhan'ı depoya götürürken; Hilmi, Gül ve çocukların konuşmalarını dinlerken).

'Re Majör Keman Konçertosu, Op. 35; II. Canzonetta-andante' (1878) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) 8 sahnede (Ayhan, ameliyathanede vefat eden eşinin yanına gelince; Oya, okula gitmeden önce annesinin resmine bakıp dua ederken; Süleyman, mahkemeden mektup alan Ayhan'ı omzuna elini koyarak teselli etmeye çalışırken; Gül, Ayten'in resmine bakarken; Hulusi Bey, Ayhanlarda, kızının resmine bakarken; Süleyman'a "Ayhan'a söyle torunumu iyi yetiştirmiş. O'nu benden esirgemesin" deyip dava açtığı için özür dilerken; Gül, Ayten'in resmine "Canım ablacığım, söz veriyorum, bütün hayatım O'nu mesut etmek için çalışmakla geçecek" derken; Filmin sonunda).

Acker Bilk with the Leon Young String Chorale'nin 'A Touch of Latin' uzunçalarındaki (1964) 'Bustamento' (Gil Adams / David Berkwood) 6 sahnede (Süleyman, bebek Oya'nın çamaşırlarını leğende yıkarken; Baba kız, alışveriş yaparken; İskambil oyununda Süleyman uyurken; Ayhan, çokbilmiş kızını "Yat bakalım! Yoksa ayağımın altına alırım, ha" diye şakacıktan azarlarken; Gül, Oya'yı dedesine götürmek üzere geldiğinde; Ayhan, Oya'yı Hulusi Bey'in evine getirdiğinde).

Fausto Papetti'nin '4a Raccolta' 33'lüğündeki (1964) 'Quando Ritorera Da Me' (Aldo Locatelli / Marcello Minerbi) Gül ve Hilmi'nin nişanında.

'Romance-Jeux Interdits' (Düzenleme Narcisio Yepes-1952) 14 sahnede (Gül ve Ayhan ilk kez göz göze geldiklerinde; Mahkeme, çocuğu babasına bırakınca; Ayhan, Gül'ü kamyonla evine götürürken; Gül, Oya'yı okula götürmek için geldiğinde. Öğretmeni ile konuşacakmış; Beraberce alışveriş yaparken; Hilton'u gören tepede, bankta oturup oynarlarken; Meyve tabaklı masada, Ayhan, Gül'le konuşurken; Oya için yardımlarına teşekkür ederken; Hilmi'yi yumrukladıktan sonra; Ayhan ve Gül, arabadayken; Ağaçlı tepede konuşurlarken; Sonraki bir gün tekrar oradayken; Oya, yatağında bebeği ile dertleşirken; Gül'ün, babasını öptüğünü görünce).

'Pink Panther' (1963) (Henry Mancini) Kumarhanede, Hilmi borç senedi imzalarken.

İki sahnede de 'Jeux Interdits' ve 'Music To Be Murdered By' beraber kullanılmış (Fotoğrafçı Ergül Buharalı, dükkândan çıkan Gül ve Oya'yı takip ederken; Sahildeki masada oturan Gül ve Ayhan'ın resmini çekerken).

Filmdeki türkü.

'Kundurama Kum Doldu' (12 saniye) Yaş gününde Oya söylüyor. "Kundurama kum doldu//Atmaya yürek gerek//Nazlı yârin yanında//Yatmaya yürek gerek."

İspanyol ezgisi 'Romance-Jeux interdits', Ayhan ve Gül göz göze geldiklerinde çok daha güzel. Hep birbirlerine baksınlar, müzik devam etsin istiyoruz.

Yarımbardak Süleyman... Dünyanın en tonton amcası.  Rakı bardağını tutmuyor, avuçluyor sanki. Filmde Ayhan'dan daha önemli. Hep anlayışlı ve özverili. Bir gece Ayten ile Ayhan yemeğe çağırırlar. Amaçları, bir bebekleri olacağını müjdelemek. Öylesine utangaçlar ki söylemekte zorlanıyorlar. Süleyman 'kafa diye taşıdığı şu gaz tenekesini şöyle bir işletmiş'. Yine de bu davetin nedenini ancak Onlar açıkladıktan sonra anlayabilecektir. Çilingir sofrasında Gül için "Helal süt emmişe benziyor. Zengin bir itle, meteliksiz ama mert bir erkeğin mukayesesini yapar mı yapar"  diyor. Bir başka sahnede, Gül'le ilgilenmiyormuş gibi yapan Ayhan'a "Bizim at çok terli oğlum. Her yemi yemez" diyecektir. Hulusi Bey'i davet etmesi "Kızının havasını koklamak istiyorsan bırak bu düşmanlığı da gel aramıza, bir kadeh rakımızı iç" sözleriyle. Sonlara doğru, 15 Aralık 1965 tarihli gazete var elinde. Spor sayfasındaki habere göre 'İzmirspor maçında kolu kırılan Turgay Şeren 2 ay sahalardan uzak kalacakmış'.

Ayhan... Paraya önem vermeyen, yiğit bir delikanlı. Süleyman gibi arkadaşı olması ne büyük şans. Ayten ve Gül'le az rastlanır bir mutluluk yaşıyor. Hulusi Bey'in, torununa karşılık vermek istediği 750 bin liralık çeki reddedince, Gül'ün öpücüğü ile ödüllendirilir. "Bundan daha güzel bir mükâfat olamazdı." Genç kızı görünce şairleşiyor. "Sizin kötülük yapmanız, meleklerin günah işlemesi kadar imkânsız... Siz, çöle düşen yağmur gibisiniz. İnşallah kuruyup gitmezsiniz."

Ayten... Ayhan'a kaçtığı için reddedilmek ve mirastan esirgenmek söz konusu olunca 'güler geçer'! Kızını doğururken hayatını kaybediyor. Filmin sonuna doğru, bir çıkış yolu arayan Ayhan'a, resminin "Seni anlıyorum sevgilim. Haklısın" diye konuşması çok çarpıcıydı. Ayten'i seslendiren Nedret Güvenç'in en az yorulduğu (21 sözcük) filmdir herhalde.

Gül... Kimsesiz kalınca, amcası (başka bir sahnede 'dayısı') yanına almış. Okutmuş, yetiştirmiş. Genç kızın, bütün bir ömür çekmeye mecbur olduğu bir minnet borcu. Korkunç bir yük. "Saadetimiz başkalarının felaketi ve gözyaşları üzerine kurulacaksa o saadeti istemiyorum" demişti Hilmi'ye. Ayhan'la olan saadeti, Hilmi'nin felaketine neden olacaktır. Filmdeki giysileri ve broşu çok güzel. Çekimler sırasında, Türk Kadınlar Birliği, Hülya Koçyiğit'i, 'Susuz Yaz'daki (1963) başarısı nedeniyle 'yılın sanatçısı' seçmişti (27 Aralık 1964). 'Katilin Kızı'ndaki bazı elbiseleri başka filmde kullanmış. Rüknettin-Nubar Terziyan'a "Gene mi kapıdan dinliyordun" derkenki bluzu, 'Sevgim ve Gururum'da (1965) Cihat-Cüneyt Arkın'a "Peri kızı değil, çiftlik kâhyası Saim Bey'in kızıyım. Adım Zerrin" derken; Komiser-Hüseyin Güler'e "Ayhan, para için insan öldürecek yaratılışta değil. Dünyanın en mert insanıdır" dediği sahnedeki geceliği 'Sevgim ve Gururum'da (1965) Cihat-Cüneyt Arkın'a "Acaba oğlumu her gün görmeme müsaade edemez misiniz" derken giyiyordu... Oya-Parla Şenol'a "Bu sabah okula seni ben götüreceğim" derkenki mantoyu da kız kardeşine ödünç vermiş. Nilüfer Koçyiğit, 'Siyah Gözler'de (1965) üçüncü Yeşilköy sahnesinde kullanıyordu.

Hulusi Bey... İnşaat malzemeleri üreten ['Sokak Kızı' (1962) ve 'O Kadın' (1966) filmlerinden anımsadığımız] fabrikanın sahibi. Ayhan'a karşı mezarlıkta çok sert. Torunu için mahkemeye gitmesine ve para teklif etmesine gerek yoktu. İyilikle her kilit açılabilir. Sonradan, yaptıkları için özür dileyecektir. Oya ile beraberken çocuktan farksız. Oyuncakları hep kendisi oynuyor!

Oya... Yaş gününde (annesinin de ölüm yıldönümü) mahallelinin sevgisine tanık oluyoruz. (Komşu rolündeki Süheyl Eğriboz'un 'iyi adam' olmasına uyum sağlamak biraz zor)! Babasına soruyor; "Raziye teyze geceleri sokağa çıkınca, O'nu götürmüyorsun da, Gül teyzeyi niye evine kadar götürüyorsun?" Siyah önlük, beyaz yaka ve okul çantası çok yakışmış. Mahalledeki futbol takımının kalecisiyken, Gül teyzesinin çocuklara forma ve top alması ile takıma başkan ve sol açık olur. Evde, 'Canavar' adında (görüntüye gelmeyen) bir kedileri varmış.

Mahallelinin 'Kabak Amca' dediği ve Oya'nın 'Salatalık Amca' diyerek gönlünü aldığı Selahattin İçsel'i 'Ağaçlar Ayakta Ölür'deki (1964) palto ve şapkası ile izliyoruz.

Hilmi, içkiye meraklı. Ainslie's Royal Edinburgh Whiskey'den (şişesi 373 Sterlin) başkasına elini sürmüyor! Amerikalıların sık kullandığı 'possible but not probable' deyişi çok uygun beyimize. 'Bir ayağı çukurdaki moruğun' paralarına çöreklenmesi 'mümkün' ama 'olacak iş değil'!

Necmi'nin arabasına mahallenin çocukları 'Tabancalı Kartallar Futbol Kulübü' yazıyorlar. Çetenin yakalanması bu yazı sayesinde. O yıllarda İstanbul'daki otomobil sayısı 22 bin!

Ayhan-Ayhan Işık; Gül-Hülya Koçyiğit; Oya-Parla Şenol; Yarımbardak Süleyman-Kadir Savun; Hulusi Örmen-Hulusi Kentmen ve fabrikası; Ayten-Serpil Gül; Necmi-Senih Orkan; Doktorlar-Muammer Gözalan ve Muzaffer Yenen; Hilmi Koray-Sadettin Erbil; Rüknettin-Nubar Terziyan; Komiser-Hüseyin Güler; Salatalık Amca-Selahi İçsel; Sakızlı Raziye-Nezihe Güler; Komşu-Talia Salta; Polis-Ahmet Koç; Çete adamı-Ali Seyhan; Mezarlıkta Hulusi Bey'in arkasında gördüğümüz Recep Şen; Ameliyat programı tebeşirle tahtaya yazılı hastane; Mahalle; Ayhan'ın çayevinde, bıçağın ucu ile çatalı dengede tutmaya çalışması; İki odalı evlerindeki büyük gemi maketi; Süleyman'la çay içtikleri ve duvarında 'lütfen yerlere tükürmeyiniz' yazılı kahve; Zamanın tanınmış ve üç kez görüntüye gelen 'Bacılar' mağazası; '34 KS 747' minibüs çok güzeldi.

Ayhan'ı Abdurrahman Palay; Gül'ü Jeyan Mahfi Ayral; Süleyman'ı Kemal Ergüvenç; Hulusi Bey'i Sami Ayanoğlu; Ayten'i Nedret Güvenç; Rüknettin'i Osman Alyanak; Doktor Muzaffer Yenen'i Mustafa Dağhan; Salatalık Amca'yı Fikri Çöze; Hâkim'i Süha Doğan; "Top ile formalar gelmezse çamura atarım seni" ve "Yarın çekiliyor, şansını dene be beyabicim. 1 milyon" diyen çocukları Fatoş Balkır seslendirmiş.

Ayhan'ın inşaat malzemeleri taşıyan '34 ES 544' plakalı kamyonu 'Çekici Kardeşler'e ait. Telefon: '49 31 63'. Filmin çekimleri sırasındaki sahibi Durmuş Danışan'dı.

Hülya Koçyiğit'i direksiyon başında gördüğümüz '34 DK 420' plakalı otomobili, 'Son Tren'de (1964) Nevzat-Neriman Köksal; 'Sevinç Gözyaşları'nda (1965) Selim-Önder Somer kullanıyor.

Hilmi-Sadettin Erbil'in '34 FC 179' plakalı arabası gazetelere geçmişti. İki gün önce hapisten çıkan Atila isimli sabıkalı bu plakalı takside, bilinmeyen bir nedenle tartıştığı arkadaşı Rıdvan Oğuz'u (31 yaşındaymış) bıçaklayıp ağır yaralamış (Cumhuriyet-19 Şubat 1965-Sf. 7).

Filmdeki fotoğrafçı-Ergül Buharalı, çok önemli bir sanatçı. Aktörlüğünün yanı sıra ressamlığı, yazarlığı, şairliği var. 17 yaşındayken 'Cennet Yolu' adlı (içinde 62 şiir olan) bir şiir kitabı çıkmış (İstiklal Matbaası-İzmir-1959). 'Hep Baktığım Kız'ı (aşk ve macera dolu bir romanmış) yazmış ve resimlemiş. Diğer bir kitabı da Tunis Tolman ile beraber yazdığı 'Ölümden Korkmıyanlar'. Bu da 'derin bir aşkın bağladığı, büyük bir inkisarın (kalp kırıklığı) ayırdığı gönüllerin macerasıymış'. Sanatçının iki şiir. 'NEYZEN: Bu akşam neyinle uyut kalbimi//Dinleyeyim derinden o yanık sesi//Geçsin içten mazinin o hikâyesi//Dertlisindir Neyzen, sen de benim gibi.'... 'GİDİŞ: Bir eser bıraksam yade vesile//Anılır belki Ergül, hatırasıyle//Ah gitti aşıkı garip sedasiyle//Ansın beni tam manasiyle//**//Arkamdan hiç ağlayan olmasın//Soranlar beni artık sormasın//Bir tanem yabancıya kalmasın//Aldı hastalık götürdü beni//**//Gitti garip artık bu son gidişi//Dünyayla kesildi ilgisi işi//Hüzünle doluydu kederli gönlü//Bu kadarmış ne çare onun da ömrü.'

Son Yorumlar

Yandex.Metrica