"Dalgalarda Şarkı Var//Rüzgârda Sızı//Kumlar Üzerinde//Bir Denizkızı" posteri

"Merhaba ikizler! Size tavuk getirdim, yumurta getirdim, tereyağı getirdim. Ha, bir de üvey ana getirdim!" Köye 'yiyecek' almaya gitmişti. Dönüşte bir de 'üvey ana' ile gelmiş! Delikanlılar şaşırınca da kızıyor. "Ne öyle aptal aptal bakıyorsunuz be? Hiç kadın görmediniz mi?" Hasan ve Kâmil daha önce böyle güzelini ancak 'bir kese kâğıdında' görmüşler. Cennet Sahili'ndekine benzer denizi de 'bir gazetede'. O zamana kadar hayatla bağları, gazete ve kese kâğıdındaki bu resimlerle.

'The Bible; In The Beginning...' (1966) ('Peygamberler Tarihi') ülkemizde fırtınalar koparmıştı. Adı önce 'Âdem ile Havva' olarak düşünülen 'Çıldırtan Arzu', onun bir uyarlaması. Temmuz, 67'de çekilip 26 Şubat 1968, Pazartesi günü (Beyoğlu) 'Işın', (Beyoğlu) 'İnci', (Aksaray) 'Bulvar', (Kadıköy) 'Feza' sinemalarında gösterim girmiş. Sahil görüntüleri Karacabey-Boğazköy'den. Şener Şen'in de küçük bir rolü var.

["Âdem için bir dünya yaratıldı//Ve Havva ile temeli atıldı//Gam kasavet çıktı acısıyla//Yaşamın tadına tat katıldı//Sonradan yalan eklendi adına//Doyum olmadı yalanın tadına//Evvela Havva denedi sözünü//İnanmamak o gün doğdu kadına//O günden beri söz erkeğin oldu//Bütün kâinata insanlar doldu//Herkes yeni bir yol tuttu, yürüdü gitti//Netice olarak bu günü buldu//Yarını düşünmedi artık insan//Zaman kâfi gelmedi eklendi an//Böyle gelmiş böyle gider denildi//İbret almadı Âdem ile Havva'dan."]

Kamil'i de seslendiren Hayri Esen'in ardından Âdem Kaptan'ı tanıyoruz. Şirket müdürü-İlhan Hemşeri'nin odasını altüst ediyor. "Bana, 'sen kötü kaptansın' diyecek adam anasından doğmadı daha." Oysa zavallı müdür, bir emir kulu! Milletlerarası Denizcilik Teşkilatı'nın kararını bildiriyordu sadece! Maalesef bir kazaya sebebiyet verdiğinden artık dünyanın hiçbir yerinde kaptanlık yapamazmış. İyice kudurur bizimki. "Yaparım lan! Siz değil sülaleniz gelse bu elbiseleri çıkaramaz. Allah sizin de gemilerinizin de cezasını versin." Bedduası ne sonuç verdi bilmiyoruz ama film bitene kadar üniforma ve şapka ile göreceğiz kendisini. Denizde, hatta yatakta!

İkiz oğulları var; ('Habil ve Kabil' ile ses uyumu olsun diye) Hasan ve Kamil. İki sene sonra askere gidecekler kısmet olursa. Kişilikleri çok farklı. İlki 'ne kadar yaşatmak isterse ikincisi o kadar kıyıcı'.

Anaları doğumda 'sizlere ömür'. "Sanki bizim yüzümüzden ölmüş gibi leyleğin attığı yavrulara döndürdün bizi" diyor Kamil. Dağ köyündeki bir arkadaşının çiftliğine bırakmış Onları. Her ziyaretinde de 'bir araba sopa' atarmış.

Kaptanlık elden gidince 'doğduklarından beri yabani hayvanlar gibi yaşadıkları' bu dağlardan alıp 'Cennet Sahili'ne getirir. Kimse karışmadan, insanlar gibi yaşayabilecekleri bir yer. Sonu olmayan bir deniz. Bulutlar gibi bembeyaz, köpük köpük dalgalar.

Oğullarıyla bir kulübe yapar sahile.

Yiyecek almak için Dereköy'e indiğinde köylüler bir kadını dövüyordu. Açmış, tavuk çalmış! Çekip alır ellerinden. "Anam kötü oldu. Babam da O'nu vurdu, mahpusta. Bana da  'kötünün kızı' diye bir lokma ekmek veren yok. Hırsızlık yapmasam açlıktan gebereceğim." Adı Döne'ymiş. 'Öyle isim mi olur be'! 'Deniz' olarak değiştirir. Öylesine güzel ki vakit kaybetmez Âdem! "Kimin kimsen olmadığı için teklifi sana yapmaya mecburum. Allahın emri Peygamberin kavliyle seni istiyorum. Benimle evlenir misin?"

Dönüşte "Bundan sonra ananız bu" diye tanıtır ikizlere. Aile olarak mutluydular ama çocukların kaderinde ayrılık var. Kasabadaki lunaparkta sarışın afet Gül ile tanışır Kamil. Ayrıca alkol ve kumarla! Hasan da Armatör Tahir'in kızı Nilgün'le. "Seneler senesi hayvanlar gibi yaşamışız. Hâlbuki dünyada ne güzel, ne tatlı şeyler varmış. Kızın dudaklar ne tatlıydı" diyorlar.

Aksilik aksilik üstüne. Kulübe kurdukları sahil, Deniz de gözü olan Rüstem'in babası Ahmet Soyluoğlu'na aitmiş. Oğlunun 'ufak bir morfinlemesiyle' kira ister bizimkilerden. Seneliği 5 bin liradan iki senelik! Peşin! Oysa ancak boğazlarına yeten bir 'tekaüt maaşı' vardı Âdem'in. Ayrıca kaptanlıktan kalma birkaç şey. Baba yadigârı bir kılıç, bir pusula, bir tabanca, bir de av tüfeği. Etsin etsin 700-800 lira eder.

Havva'nın 'elma yedirmesi', filmde 'para çaldırma' olmuş! Kazım'ın dükkânına gitmişlerdi. Rehinci yukarı kata çıkınca (aslında bu da Rüstem'in bir numarası) Deniz'in ısrarına dayanamayan Âdem, açık kasadan para çalar. Sonuçta parmaklıkların arkasındaydı. Hırsızlığın verdiği utançla söker apoletlerini.

[Rüyasında, Agâh Hün'den dilediğimiz ama filmle pek ilgisi olmayan sözler var. "Habil ve Kabil'in evlenme zamanları gelmişti. Âdem Peygamber, kendisine gelen suhuf hükmünce Kabil'in Lebuda'yla, Habil'in İklimya'yla evlenmeleri gerektiğini söyledi. Fakat Kabil, İklimya'yla evlenmek istiyordu." Öldürüverir Habil'i.]

Rüstem'in dümenleri devam ediyor. Bu kez de Zeynep Teyze'yi 500 liraya ayarlamış. Fettan kadın "Vah kızım, vah evladım benim! Zavallı Âdem Kaptan'ı hapislere mi attılar. Korkma, benim evim bu şehirde fakir fukara yuvasıdır" diyerek kucak açar genç kıza! Yapacağı şey basit. Çorbasına uyku ilacı koyduğu 'yavru kuş'u Rüstem'e sunmak.

Ancak işler ters gider. Rüstem, Ali ve Osman da ilaçla birbirlerini uyutmuşlar. Deniz, durumu anlayıp kaçar ama bu kez de Kamil'in tuzağına düşüyor. "Atlas Okyanusu'nda yakalanan Denizkızı" diye zorla şarkı söyletirler lunaparkta. Kurtarmak için Hasan geldiğinde kavga çıkar. Kamil kendi kendisini vuruyor, Gül de Hasan'ı. Sonra eline silah tutuşturur.

Bu sırada Âdem Kaptan tahliye olmuş. Gül'ü konuşturarak oğlunu kurtarır. Yoksa TCK'nın 450. maddesine göre ipe gidiyordu.

'Çıldırtan Arzu'daki melodiler.

'The Bible; In The Beginning...'deki (1966) (Toshiró Mayuzumi) 'Cain And Abel' 4 sahnede [Kamil, kahkahalar atarak yaralı çocuğa yardımı reddederken; (0.50 sonrası) Hasan'a "Deniz'i vermeyeceğim. Yüzlerce lira kazanıyoruz O'ndan. Çık buradan, yoksa öldürürüm seni" derken; Kavga ederlerken; Gül, baygın durumdaki Hasan'ın eline silah tutuştururken]. 'Tower Of Babel' 4 sahnede (Deniz, Âdem'i para çalmaya ikna ederken; Âdem, kasadan para alırken; Sokakta yakalandığında; Deniz, sokakta yapayalnız kaldığında). 'Finale' Mahkemenin başında.

'Summer And Smoke'daki (1961) (Elmer Barnstein) "The Father's Death" 5 sahnede (Kamil, atın ayağının kırıldığını anladığında; Kahkahalar atarak atı öldürürken; Âdem "Hasan, Kamil! Üzerinize birer örtü alın da dışarı çıkın" derken; Deniz "Elimde bir bıçak var. İçeri girmeye kalkarsan kıyarım canıma" derken; Kamil, Deniz'i döverken).

'Limanımızın En Güzel Kızı' 8 sahnede (Hasan ve Kamil, ilk kez denizde yüzerken; Âdem Reis, Döne'yi köyden alıp götürürken; Evlenirlerken; Genç kızı, kulübeye getirdiğinde; Oğullarına tanıtırken; Meyhanedeki kavga sonrası "Şerefine yavrum! Sonuna kadar iç" diyerek bir bardak şarap verirken; Yatakta, Deniz'i öptükten sonra; Hapisten çıkarken).

'Lawrence Of Arabia'daki (1962) (Maurice Jarre) 'Continuation Of The Miracle' Âdem Kaptan, Kamil'i dövüp, Hasan'a "Bırak O'nu, defol! Sahile git" derken. 'Overture' 2 sahnede (Armatör Tahir Bey'in adamları Nilgün'ü kaçırırken; Gül, Hasan'ı vururken). "Sun's Anvil" Deniz, Zeynep Teyze'nin oynadığı oyunu anlayıp evden kaçarken.

'Charade'deki (1963) (Henry Mancini) 'The Happy Carousel' 3 sahnede (Kamil, Lunapark'a geldiğinde; Gül "Gel, çadırıma gidip rakı içelim" derken; Kamil, kumar sonrası, Lunapark'ta içki içerken).

'Beyaz Duvaklı Hatçem' 3 sahnede (Âdem Reis, kulübeye getirdiği karısı ile 'oynaşmak' isterken; Kamil, Hasan ve Deniz yüzerken; Meyhanedeki kavgadan sonra).

Los Hermanos Rigual'in "Chitara Amore Mio '65" albümündeki (1965) 'Te Quiero Dijiste' (1944) (Maria Grever / Charles Paquale) Nilgün'ün nişanındaki ilk melodi.

'This Is My Song' (1966) (Charlie Chaplin) 6 sahnede (Hasan "Şimdilik gidiyorum. Başınızı ağrıttıysam kusura bakmayın. Şeytanınız bol olsun" diyerek nişan töreninden ayrılırken; Nilgün, nişanı atarken; Hasan'la rıhtımda dolaşmaya çıktığında; Deniz kenarında öpüşürlerken; Delikanlıyı kotraya çağırırken; Sahile yüzerek çıkıp Hasan'ı öperken).

'Mevlana Oyun Havası' Rüstem, meyhanede Âdem Reis'e "Havva anamızla göbek atmaya müsaade var mı" derken. ('Müsaade' yerine 'okkalı bir yumruk' gelecektir).

'Denizkızı' 4 sahnede (Âdem Kaptan ve Deniz yatakta öpüşürlerken; Deniz "Beni de sen yaşattın, Âdem" derken; "Benim için dövüştüğünü gördüğümde senle sevişmenin günah olmadığına inandım" derken; Cennet Sahili'nde Nilgün ve Hasan'ın mutluluğunu seyrederken).

'Azize' (1967) (Suat Sayın / Birsin Kozluca) 2 sahnede (Gül, çilingir sofrasındaki Kamil'i öperek yatağa götürürken; Osman-Atilla Ergün ve Ali-Alp Aslan meyhanede Rüstem'i çekiştirirken.

Filmdeki şarkılar.

'Limanımızın En Güzel Kızı' 3 sahnede Âdem Kaptan söylüyor [(43 saniye) Kulübe yapımı sırasında; (8 saniye) Evlenme Müdürlüğü'nden ayrılırken; (14 saniye) Deniz'i yatağa atarken]. "Limanımızın en güzel kızı//Kalbimde bıraktı bir acı sızı//Denizin kızı, kutup yıldızı//Denizin kızı, kutup yıldızı//**//Fitil gibiydik vardiyada//Kaybol..."

'Beyaz Duvaklı Hatçem' 2 sahnede [(1 dakika 2 saniye) İlk gittikleri meyhanede; (1 dakika 5 saniye) Kulübede, Deniz "Hep burada yaşayalım. Mezarımız bile burası olsun" dedikten sonra]. "Beyaz duvaklı Hatçem//Pembe topuklu Hatçem//Eller alamaz O'nu//Bana yavuklu Hatçem//**//Aman Hatçem sürmeden//Yarın ayı görmeden//Eller ne derse desin//Yanıma gel ölmeden//**//Su gelir taşa gider//Kirpikler kaşa değer//Sen üzülme sevgilim//Bir gün baş başa değer."

Eddy Arnold'un 'My World' uzunçalarındaki (1965) 'If You Were Mine, Mary' (30 saniye) (Chip Taylor) Nilgün'ün nişanında. "If you were mine, Mary know what I'd do//I'd take the stars Mary and give them to you//If you were mine, Mary know what I'd say//I'd say that I love Mary over again all through the day//So If you love me please don't pretend//For there's a life time happiness waiting round the bend//If you were mine, Mary know what I'd do//I'd take my heart Mary and with all my love I'd give it to you."

'Denizkızı' 3 sahnede söylüyor Deniz [(2 dakika 23 saniye) Deniz kenarında; (2 dakika 19 saniye) Lunaparkta; (31 saniye) filmin sonunda].

'Sus Sus Sus' (1967) (Suat Sayın) (1 dakika 40 saniye) Deniz'in lunaparktaki ikinci şarkısı. "Bu gece ben çok mesudum//Artık aradığımı buldum//Yalnız senin esirin oldum//**//Sus sus sus kimseler duymasın//Sus sus sus başkası duymasın//**//Bir gün sana döneceğim//Bunu yemin bileceğim//Yalnız seni seveceğim."

'Nihansın Dîdeden Ey Mest-i Nâzım' (Rast) (Hacı Faik Bey) 2 sahnede plaktan dinliyor Gül [(1 dakika 19 saniye) Çadırda Âdem ile beraberken; (55 saniye) İtiraf ederken]. "Nihansın dîdeden ey mest-i nâzım//Bana sensiz cihanda can ne lazım//Benim sensin felekde saye sazım//Bana sensiz cihanda can ne lazım//**//Sezâdır matemim tutsa felekler//Bana insan değil ağlar melekler//Hebâya gitti hep bunca emekler//Bana sensiz cihanda can ne lazım."

Âdem Reis, 'beş manda gücünde'. Öfkesi burnunda, kır saçlı. Kaptanlığı elinden alındıktan sonra ellerinde gemi dümeni değil at arabasının dizginleri var.  Oğullarıyla konuşurken "Bu aptal babanız bir zamanlar bu denizin hâkimi olduğunu zannediyordu. Gece vardiyalarında dört tarafımı denizle kaplı görünce kendimi Allah'a en yakın yerde görürdüm. Sonra da öylesine büyürdüm, öylesine büyürdüm ki denizi yeneceğimi zannederdim" diyor. Ama ah o kaza, o uğursuz kaza!

Çocuklarına pek müşfik! Kamil'e "Domuz marka... Vicdansız köpek... Tuh, Allah cezanı versin... Hayırsız evlat... Teres oğlu teres"; İkisine birden "Köpekler... Miskinler... Aptal aptal bakıyorsunuz... Teres oğlu teresler... Haylaz köpekler... Asi evlatlar" diye hitap ediyor. Sadece bir sahnede 'aslanlar' diyerek şaşırtır seyirciyi.

Meyhanede Âdem ve Havva diyorlar bizimkilere. Rüstem daha ileri gidip Deniz'e sataşınca bir güzel pataklanır. Oradaki bir kadın, Âdem'in yumruklarına hayran olmuş. "Benim için böyle kavga edecek bir herif bulsam ayağının altına halı olurum" diyor. Bu sözler büyük bir değişim yaşatır Deniz'e. Yatağına alır kocasını. "Ben, bir ufak köyde bir samanlıkta yatan, itilen kakılan, dövülen, sövülen bir kızdım. Beni sen yaşattın. Havva da öyle değil miydi? Köyün imamı anlatmıştı. Âdem peygamberimizin kaburga kemiklerinden olmuş Havva."

Deniz'in anası mezarda, babası mahpusta. Keçisakallı köylü "Anası neyse O da öyle olacak. Mahpusta yatanın da babası olmadığı anlaşıldı. O namussuz kadın belki de şeytandan peydahlamıştır O'nu. Gebersin daha iyi" diyor. Sevişmek ve denize girmek günahların en büyüğü genç kadına göre. Güzelliği, Rüstem ve Ali'nin sözlerinde çok belirgin; "Vay, vay, vay, vay! Bu ne Allahım, bu ne... Ne afet bu Allahım!"

Söylencedeki İklimya ve Lebuda burada yok. Kâmil, Hasan'ın ikizi ama çok daha büyük gibi. 'Ne domuz markadır'! Zevk için bile atları vurabilir. 'Kötü' olduğu ilk dakikalarda anlaşılıyor. Hasan, yaralı çocuğa yardım için çırpınırken beriki kahkahalar atarak oralı bile olmamıştı. 'In The Beginning...'de Habil, çoban; Kabil, çiftçi. 'Çıldırtan Arzu'da ise tersine. Hasan, çiftçi; Kamil, çoban.

Yönetmen Nejat Saydam bu filmde iki kez görünerek 'Hitchcock Sendromu'nu aşar. Önce Doktor Metin Sağlık sonra dalavereci Lunapark sorumlusu Ahmet olarak karşımıza çıkıyor. Başta 'iyi' sonda 'kötü'. Kâmil, Ahmet'e "Babamın getirdiği bir kadın var. Resim gibi. Gören çarpılır. Babam O'nu 'Havva' diye çağırır" diyor. Oysa Âdem bir kez bile bu ismi kullanmamıştı.

Osman oğlu Âdem Poyraz... Batan gemisinin adı 'Martı'. 1934 doğumlu Fikret Hakan, 1938 doğumlu Tanju Gürsu'nun ve 1943 doğumlu Salih Güney'in babası rolünde. Çekimler sırasında 'seyyar bir eve benzeyen Volkswagen minibüsünü' kullanmış. 'Buzlar Çözülmeden'deki (1965) 'Kaymakam' gibi sırf sinir. Kâmil "Her gelişinde bir araba sopa yerdik senden" diyor. Döne/Deniz'i döven köylülerden kurtarıp götürmek ister. Bir dakika önce genç kıza 'namussuz' diye saldıranlar bu kez "Yoksa kendine metres mi edeceksin? Bizim köyün namusu var" diye yaygara ediyorlar. Kaptan'ın yanıtı çok güzel; "Demek ki bu kız, köy içinde namussuz gözüyle bakılarak namusuyla açlıktan ölsün ha!" Fikret Hakan'ın 'Sevda Çekmek' ile ilgili sözleri; "Başlangıcı çok güzel. Ama sonu cılk çıkmasa!"

Armatör Tahir Bey'in kızı Nilgün nişanlanıyor. Ergun Köknar'ın canlandırdığı delikanlının adı söylenmiyor bile. Jigolosu Arman 'kulüpte bezik oynamak için' gidince Neriman Hanım, toplantıya ('yeni sevgilim' diye tanıttığı) Hasan ile katılır. Bizimkine anlatıyordu; "Babamın 3 tane fabrikası, Maçka'da kocaman bir apartmanımız ayrıca üç villamız, iki de kışlık evimiz var." Hasan daha fazla dayanamaz. "Amma da kafa ütüledin be kocakarı." Birkaç dakika sonraki sözleri yine aynı 'nezakette'; "Muşmula karı." O gece Nilgün, Hasan'a âşık olup nişanı bozacaktır. Önceleri 'gazete ve mecmualarda moda sayfalarından başka yere bakmayan, iki cümlede bir Avrupa'dan, Amerika'dan söz açan züppenin biriydi'. Oysa simdi "Seninle başlayan, seninle biten bir dünyam olsun istiyorum... Yalnız ikimizin yaşayacağı bir dünya... Ölmek de beraber yaşamak da beraber" gibi yaldızlı laflar ediyor. Delikanlının dünyası da 'Allah gibi korktuğu bir baba; Canavarın teki bir ikiz kardeş; Denizkızı bir üvey anaydı' o ana dek.

Lunapark'taki Çadır Tiyatrosu... Atlas Okyanusu'nda yakalanan denizkızı burada Türkçe şarkılar söylüyor. Seyircilerden biri Silvana Panpani. 80'lerde Nermin Hoşses olarak göreceğiz kendisini! Ömrü yetseydi, Talya Salta da Saadet Gülyüz olurdu belki! Fahriye Şemahi, 'Sus Sus Sus'taki diğer bir konuk.

Hasan, 'kardeş katili olarak suçlandığı için' yaşayamayacağını düşünüyor. Görmüş geçirmiş Gardiyan Selahi İçsel'in sözleri; "Alışırsın, her şeye sen de alışırsın." Ancak o sırada asılmayı bekliyordu delikanlı.

Nilgün'ün nişanlısı-Ergun Köknar. Teknik Üniversite'de Mimarlık okumuş. Tiyatro-sinema oyuncusu, yönetmen yardımcısı, dublaj sanatçısı. Sesindeki tını stres kliniklerinde rahatlatıcı olarak kullanılabilirdi. "Beni sokakta gören kasap filan sanır" diyebilecek kadar özgüvenli. 'Bataklı Damın Kızı Aysel'de (1934) kamera karşısına geçtiğinde 4 aylıkmış!

Deniz'i Jeyan Mahfi Ayral; Âdem Kaptan'ı Sadettin Erbil; Hasan'ı Fuat İşhan; Kamil'i ve fondaki ilk sesi Hayri Esen; Nilgün'ü Nedret Güvenç; Rüstem'i Sami Ayanoğlu; Kumandan Baki Tamer'i Erdoğan Esenboğa; Osman ve Jandarma'yı Cüneyt Türel; Tahir'i Rıza Tüzün; İmam ve fondaki ikinci sesi Agâh Hün; Mustafa Dağhan 4 kişiyi ("Torunum ağaçtan düştü. Kafasında kocaman bir yarık var. Bunca adam var, biri alıp da bebemi kasabaya doktora iletmiyor" diyen köylüyü, "İşte, Armatör Tahir Bey, kızının nişan yüzüğünü bizzat takıyor" diyen kişiyi, "Sanık Hasan, ayağa kalk. Her şeyi olduğu gibi anlat" diyen Ağır Ceza Üyesi-Muzaffer Yenen'i ve Gardiyan-Selahi İçsel'i); Fikri Çöze 2 kişiyi ("O'na verilecek bir lokma ekmek yok bu köyde. Biz koynumuzda yılan beslemeyiz" diyen köylüyü ve "Âdem Kaptan, asabına hâkim ol. Sana çok kötü bir haber vereceğim. İki oğlun, ölüm dirim kavgası yapmışlar" diyen gardiyanı); Zeynep Teyze'yi Sacide Keskin; Nilgün'ün nişanlısı Ergun Köknar'ı Ergun Köknar seslendirmiş.

Şeytan (Rüstem), hep Âdem'le kıyaslar kendisini. "Ben O'ndan asilim. Beni ateşten yarattın. Âdem'i de süfli bir madde olan çamurdan yarattın." Havva'yı da "Eğer yasak edilen o ağacın meyvesinden yerseniz cennette ebedi hayata kavuşursunuz" diyerek kandırıyor.

Âdem Kaptan-Fikret Hakan; Döne/Deniz-Sevda Ferdağ; Kamil-Tanju Gürsu; Hasan-Salih Güney; Gül-Suzan Avcı; Rüstem-Turgut Özatay; Nilgün-Devlet Devrim; Jandarma Kumandanı-Baki Tamer; Osman-Atilla Ergün; Ali-Alp Aslan; Neriman-Handan Adalı; Armatör Tahir-Muammer Gözalan; Rehinci Tefeci-Tahir-İsmail Varol; Zeynep Teyze-Nahire Kasay; Şirket Müdürü-İlhan Hemşeri; Nilgün'ün nişanlısı-Ergun Köknar; Ağır Ceza Üyeleri-Ali Demir ve Muzaffer Yenen; Gardiyan-Selahi İçsel; Lunapark çalışanı-Arap Celal; Garson-Orhan Çoban; Ahmet Soyluoğlu-Osman Türkoğlu ve dava vekili Şener Şen. Evlenme Müdürlüğü; Meyhane; Lunapark; Hapishane koğuşu; Mahkeme; '19 AC 396' plakalı polis cipi çok güzeldi.

Filmin başında Âdem Kaptan'ı sakinleştirmeye çalışanlardan biri Kenan Tüzer. Koğuştaki tespihli mahkûm, 'Zehirli Hayat'ta (1967) Simitçi-Ahmet Yıldırım'dı.

Neriman'ın (Nejat Saydam'a ait) '34 HF 627' plakalı arabasını 'Tapılacak Kadın' (1967), 'Aşk Mabudesi' (1967), 'Bülbül Yuvası' (1969) filmlerinden anımsıyoruz.

İdam kararının ardından 'Hucurât Suresi'ni okuyor cezaevi imamı. "İnnemâl mu'minûne ihvetun feaslihû beyne ehaveykum vettekûllâhe leallekum turhamûne." Elmalılı Hamdi Yazır meali: "Müminler ancak kardeştirler. Onun için iki kardeşin aralarını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete şayan olasınız." Filmdeki meali; "Cenabı Allah buyurdu ki hepimiz din kardeşiyiz. Kardeş kardeşi öldüremez. Öldürdüğü zaman mutlaka cezasını çekecektir. Tövbekâr, tövbekâr ol." Sonraki 'Tevbe İstiğfar' duası birazcık değiştirmiş. "Estağfurullah, estağfurullah el azim el Kerim ellezi la ilahe illahu alemu kaydu ve şehade ve rahman-ül rahim. Allahım, dualarımızı kabul eyle ya Rabbi."

 

Agâh Hün'ün etkili sesiyle kadınlar için 'zor' sözler: "Bu bir kadındır ve adı Havva'dır. Rabbin bunu 'yalnız kalmayasın ve sana yardımcı olsun' diye yarattı. Korkma, eti etinden, kemiği kemiğindendir. Şimdi bir çift olarak bu Cennet'te dilediğiniz gibi yaşayın. Cenab-ı Hak yeri ve göğü 6 günde yarattıktan sonra özenerek Âdem'i topraktan yarattı. Çamurdan yarattığı bu kalıba kendi vücudundan hayat zerk etti ve güzel bir bahçe tertip ederek Âdem'i oraya yerleştirdi. Ve Âdem babamız Havva anamıza kavuştuktan sonra bu Cennet bir daha Cennet oldu. Onlar bu nimetlerden alabildiğince istifade ettiler... O elma ağacına yaklaşmayınız. Meyvesinden yemeyiniz. Şayet bu yasağı dinlemezseniz zalimlerden olur ceza görürsünüz... (Havva'nın Âdem'i elma yemeye zorlamasından sonra) Sen, ey Havva! Ağrı ve meşakkatle çocuk doğuracaksın. Her işinde kocana mahkûm olacaksın. Ve O sana hükmedecek. Sen, ey Âdem! Yasak edilen ağaçtan elma kopardığın için yıllar yılı azap çekeceksin."  

Son Yorumlar (1)

sinemaagresif avatar sinemaagresif 06 Temmuz 2016 17:02:19

8

Oyuncusundan ,yönetmenine , kullanılan müziklere her şey güzele benziyor. Merak uyandırdı doğrusu . En kısa zamanda izleyeceğim bu filmi. Paylaşım için teşekkürler Murat Çelenligil.

Yandex.Metrica