"Yemin Ederim Hiçbir Günahım Yok. Bir Tarafta En İyi Arkadaşım, Bir Tarafta Bırakırsam Öleceği Muhakkak Bir Kız" posteri

"Ne tuhaf değil mi, dünya, renkler, ağaçlar, gökyüzü, deniz, her şey her şey bir başka türlü şekilleniyor, insana başka bir sevinç veriyor sevince. Bu sevinci, bu sevgiyi sen bahşettin bana. Seni tanıyıncaya kadar (Samim'le beraberken bile) bomboştu içim." Kemal'e söylüyor bunları. Delikanlının sorumluluğu daha fazla. Ölümle sonuçlanacak bir göreve gitmek üzere. Üstelik Hadi Bey'in "Belki gitmemen için bir çare..." imasını reddederek yapar bunu. İki sevgili toprak olurken aşkları Kıbrıs'ta yaşıyor! 'Annan' ve daha bin bir tuzağa rağmen!

Eylül-Ekim 1966'da çevrilen 'Kartalların Öcü / Severek Ölenler', 02 Ocak 1967, Pazartesi günü (Şehzadebaşı) 'Kulüp', (Çemberlitaş) 'Şafak' sinemalarında gösterime girmiş. O güne kadarki 20 küsur Kıbrıs filminden biri. Belgrat Ormanları ve (ismini eski belediye başkanı Cemil Topuzlu'dan alan) Topuzlu Bendi'nde çekilmiş. Afiş ve jenerikte Osman F. Seden yazıyor ama rejisör, Zafer Davutoğlu. Subayların Denizci olması filmin adı ile çelişkili.

Hollywood'un CIA filmlerinde "En iyiyi dile, en kötüsüne hazırlan" şeklinde bir söylem vardır. 'Kartalların Öcü / Severek Ölenler'de 'en iyinin' olasılığı 'milyonda bir'; 'En kötü' ise 'garanti'! Doktor-Mümtaz Ener, Güner'in hastalığı için 'milyonda bir'; Kurtuluşu için 'milyarda bir' diyecektir!

Ankara, Hava Kuvvetleri Kumandanlığı. "Bu kadar tesadüf olmaz canım! Kim derdi ki bunca zaman sonra üçümüz aynı vazife başında bir araya geleceğiz!" Üsteğmen Kemal, Üsteğmen Samim, Başçavuş Kadir, gizli bir Kıbrıs görevi için tekrar beraberler. Üçü de Donanma'dan.

Albay-Cahit Irgat bilgi veriyor. "Bütün vazifenizin süresi iki saat. Bu müddet içinde bize, istediğimiz bilgiyi göndereceksiniz. Binlerce, on binlerce vatandaşımızın hayatı sizlere bağlı. Yıllardır kahpece ezilen, arkadan vurulan, yerlerinden yuvalarından sürülen ırkdaşlarımızın geleceği ve kurtuluşu için gönderiyoruz sizi." Başarıları, bilgileri ve cesaretleriymiş seçilmelerinin nedeni. Vatanseverliklerine dayanarak büyük fedakârlık isteniyor. Sağ dönmeleri imkânsız, ölüm kesinmiş. Gidecekleri yer düşman hattının tam ortası. "İki saat içinde yapacağınız yayını duyup yerinizi tespit edecekler. Etrafınızı çevirip sizi şehit etmeleri muhakkak." Sonrası 'Görevimiz Tehlike' dizisindeki gibi. "Bu hususta ne mücahitlerimizin ne bizlerin en ufak bir yardımını bile göremeyeceksiniz!"

Kıbrıs'a varışla ilgili bilgi Yüzbaşı Turan Özbek'ten. "Ada'nın 12 mil açığında denizaltıdan çıkacaksınız." Belki bir mucize olur da içlerinden biri geri döner diye 24 saat bekleyeceklermiş ama böyle bir mucize olmayacakmış! Dönüşsüz, mukaddes bir vazife. "Türk Ordusu, sizin gibi kahramanlarla iftihar edecektir."

Ertesi gün kurs için İstanbul'a giderler. Burada Samim'in nişanlısı Güner ile karşılaşıyoruz. Cumhuriyet Bayramı'nda evleneceklermiş. 'İnanılmayacak kadar zengin' kayınpeder Hadi Bey "Hilton'da olsun" diyormuş. "Ben daha şatafatlısını istiyorum" diye neşeleniyor delikanlı.

Güner çok güzel ama bir o kadar şanssız. Hasta çünkü. Ara sıra feci bir bitkinlik, bir ümitsizlik çöküyor. Hangi doktora gösterdilerse 'ne olduğu anlaşılmamış'. Son gittikleri Mümtaz Ener'e göre 'sinir krizi'! Önerisinin bir benzerini 'Beyaz Güvercin'den (1963) anımsıyoruz. "Evlilik, güzel bir balayı seyahati, canlı neşeli bir hayat." Ancak Hadi Bey'e anlattıkları bambaşka. Maalesef ölecekmiş genç kız! Belki bir gün, belki bir ay, fazla fazla iki ay! Ameliyat, yararsız bir teselli. Bir mucizeden söz ediyor. "Kızınızın hastalığı milyonda bir rastlanan bir olay. Kökü tamamıyla ruhi. Şimdiye kadar bu tip hastalardan kurtulan 1-2 kişiye rastlandı." Hepsinde de aynı mucize varmış; Yaşama sevinci, isteği. Bilhassa aşk büyük bir değişiklik yapıyormuş ruhlarında. Milyarda bir ihtimal de olsa böyle bir olay hastalığın seyrini değiştirebilirmiş! Güner, bu konuşmayı yan odadan duyuyordu!

Yüzüğünü iade etmeye kalkar. Zaten nişanlısı da sözü edilen mucize için yeterli değil! (Hadi Bey, ilerde "Sevgisi, bağlılığı kızımda hiçbir değişiklik yapmadı. Nişanlılık, yaklaşan düğün tarihi en ufak bir tesir göstermedi" diyecektir). Samim'in babası Faik Coşkun'un rahatsızlığı ve İzmir'de 15 günlük özel eğitim nedeniyle yakınlaşamazlar bir türlü.

Kemal'in aşkı sağlayacaktır Güner için gerekli olan sihri!

İki delikanlının mahalle arkadaşlığı, kan kardeşliği 20 yıllık. "Çocukluğumuz, gençliğimiz, talebeliğimiz, subaylığımız hep beraber geçti" diyordu Kemal. Direnmesine rağmen arkadaşının nişanlısına âşık olacaktır! Genç kız da O'na. "Başka hiçbir şey istemiyorum senden. Beni sevdiğini söylemeni bile istemiyorum. Sadece yanımda ol. Senin yanımda, içimde, kalbimde hissedip ölmek istiyorum."

Tam da görev öncesi anlar durumu Samim. "Şurama bir kurşun saplansın istiyorum ama dost elinden değil düşman elinden" diyecek kadar sarsılmış ama 'vazife başarılıncaya kadar his, kırgınlık yok. Sadece vatan için yapılacak fedakârlık var'. Gül'ün verdiği ve Güner'in durumunu anlatan mektup dostluklarını tekrar kurar. "Ölüme mahkûm. Hayatını zehir etmek istemiyordu. Nişan yüzüğünü iade etmişti. Kemal, seni bırakmaması için günlerce yalvardı. Güner, seni hiçbir zaman sevmedi. İlk gördüğü günden beri Kemal'e âşıktı. O'nu hayata bağlayan, kurtuluşunun tek ümidi olacak bu."

Satırları okuduğunda EOKA'cılarla savaşıyorlardı. Birbirlerine sarılırlar. "Yahu bırakın sevişmeyi! Ateş edin be" diyor Kadir!

Bir bacağını kaybedip ülkemize dönmüş, Güner'in mezarı başında Başçavuş. "Rahat uyu kızım! Sana Onların selamını getirdim. İkisi de senin gibi kara toprak altında yatıyorlar. Vatanları için dövüşerek öldüler. Bayrakları için çarpışarak seve seve öldüler, seni severek öldüler!"

'Kartalların Öcü / Severek Ölenler'deki melodiler.

Frank Chacksfield ve Orkestrası'nın 'Immortal Serenades' albümündeki (1958) 'Serenade (Stándchen From Schwanengesang)' (1826) (Franz Schubert) 8 sahnede (Jenerikte; Kemal, Güner'in verdiği yüzüğe bakarken; Güner'le konuştuktan sonra telefonu kapatırken; İzmir'deki Samim'le telefon görüşmesi yaptıktan sonra; Genç kız, sahilde "Bütün bu iltifatları neye borçluyuz, beyefendiciğim" derken; Ağaçlık yerde "Seni nasıl bekleyeceğimi biliyorsun, değil mi" derken; Gül'ün mektubunu okuyan Samim, dostça Kemal'e bakarken; Filmin sonunda).

Fausto Papetti'nin 'I Remember N.2' uzunçalarındaki (1965) 'Harlem Notturno' (1939) (Earle Hagen) 2 sahnede (Güner, "Bunu Samim'e iade etmenizi rica edeceğim" diyerek yüzüğü Kemal'e verirken; Samim, gazinoda "Canım sevgilim, deli gibi seviyorum seni" derken).

'Surprise Party Tendresse' 33'lüğünde (1966) Jack Melrose et Son Trompette Bouche'nin yorumladığı 'Summertime' (1934) (George Gershwin / DuBose Heyward) Gazinoda Kemal, yüzüğü geri verip "Özür dilerim, söyleyemedim. Sizden nasıl bahsettiğini işitseniz eminim ki beni mazur görürdünüz" derken.

Claude Ciari'nin 'La Playa' albümündeki (1965) 'Serinata Ajaccina' Ormanlık yerdeki piknikte Samim çalıyor.

'Dead Ringer'daki (1964) (André Previn) 'The Morgue' [(0.53 - 1.01 arası) Kaza sonrası, Kemal, Güner'in odasından çıkan Hadi Bey'e "Doktor ne dedi" derken]. Duvarda 'Ayçiçekleri (Sunflowers)' tablosu (1888) (Van Gogh) var.

Fausto Papetti'nin '4a Raccolta' uzunçalarındaki (1964) 'Sole Spento' (1963) (Fausto Papetti / Francesco Franco Cassana) 2 sahnede (Güner "O'nu sevmediğimi anladım. Kimi sevdiğimi biliyorum" derken; Yüzbaşı Turan, gazinoda Onları dans ederken görünce).

'Die Walküre (The Valkyries)'deki (1854) (Richard Wagner) 'Hojotoho! Heiaha! (Ride Of Valkyries)' 4 sahnede (Kıbrıs'a giderken; Denizaltı satha çıkarken; Tekrar dibe dalarken; Yüzbaşı Turan "Derhal bu mesajı şifreleyip harekât yıldırım olarak Deniz Kuvvetleri'ne gönderiniz" dedikten sonra).

'Hatari!'deki (1962) (Henry Mancini) 'The Sounds Of Hatari' 6 sahnede (EOKA'cı Ali Seyhan ile karşılaştığımızda; Cemseler geçerken; EOKA'cılar çevirme harekâtı yaparken; Bazuka atarlarken; Kemal, Mehmet Ali Akpınar'a makineli ile ateş ederken; Dinamitler hazırlanırken).

Filmdeki şarkı.

'Serenade (Stándchen From Schwanengesang)' (1826) (Franz Schubert) İki sahnede İngilizce sözlerle dinliyoruz. "In my arms so deep in the night//I'll sing a love song to you//Here in my arms no one in sight//I'll sing to you."

Kıbrıs'taki Mücahitlerin denizle teması kesilmek üzere. Kahramanlarımıza "EOKA'cıların dâhili irtibat yollarını bulmak" görevi verilmiş. 'Kontrol noktasını tespit ettiklerinde' telsizle bildirecekler. Görev süresi iki saat! 'Kabil olduğu kadar mukavemet edip' bilgi göndermeye çalışacaklar. Hayatta kalacak son kişi dinamit kalıplarını ateşleyecek. Malzeme ve cesetlerin düşmanca tanınmaması lazımmış. Üçü de milletimize layık kahramanlar gibi ölecek. Filmden öğrendiğimize göre, 10-11 cemsenin (GMC) geçtiği ikmal kontrol noktası 'arz 36 derece 10 dakika 30 saniye kuzey, tul 28 derece 30 dakika 00 saniye doğu'ymuş.

Samim bir çocuktan farksız. Tüm yaşamı, askerlik! Sivilken bile şakalaşması (film boyunca üç kez), makineli tüfekle ateş ediyormuş gibi yaparak. Çok iyi gitar çalıyor, harika karakalem resim yapıyor. "İstanbul uçağı iki saat sonra kalkıyor. Demek 4 saat sonra Güner'le beraberim" diyordu. Ankara-İstanbul yolculuğunun uçakla iki saat olduğu yıllar!

Denizcilerin görevlerindeki zorluk ('anlamamışızdır' diye) defalarca tekrarlanıyor. "Sonunda üçünüzü de mutlak bir ölüm bekliyor. Bu vazifeden geri dönmeniz imkânsız... Üçünüz de kahramanlar gibi öleceksiniz... Belki bir mucize olur diye sizi şu noktada bekleyeceğiz. Ama bu mucize olmayacak... Üçünüz de dönüşü olmayan bir vazifeye gidiyorsunuz." Benzer cümleler Güner'in hastalığı için söylenir. Muayenesini bitiren Doktor-Mümtaz Ener, 'röntgenlere' bakacakmış tabii ama "Evvela bir sigara" demesi şaşırtıcı!

Yüzbaşı Turan hep otoriter. Elinde pipo ve viski. 'Summertime'ın olduğu sahnede Erdoğan Üçkaya, kontrbas çalıyor.

Güner'i Nevin Akkaya; Kemal'i Hayri Esen; Samim'i Sadettin Erbil; Kadir'i Kemal Ergüvenç; Doktor'u Mümtaz Ener; Hadi Bey'i Rıza Tüzün; Gül'ü Handan Kadıoğlu; Yüzbaşı Turan Özbek'i Süha Doğan; Cahit Irgat'ı Muhip Arcıman; Mehmet Ali Akpınar'ı Mustafa Dağhan; Erdoğan Seren'i Erdoğan Esenboğa seslendirmiş.

Kazada, genç kız yaralı, baygın. Kemal "Güner, ne oldu sana? Güner, sevgil..." diyor. Oysa henüz 'sevgili' değillerdi. Hatasını anlayan Hayri Esen, hemen kesiyor konuşmayı!

Fatma Girik ve İzzet Günay'ın kullandığı '34 AV 627' plakalı otomobili 'Hızlı Yaşanlarda' (1964) görmüştük. Kadınlı erkekli sosyetik kişiler, etrafında dans ediyordu. Aynı araba gazetelere de geçecektir (20 Haziran 1967). O zamanki sahibi Mahmut Saçma, Susurluk'tan Balıkesir'e gelirken (şehre 28 kilometre uzaklıkta) arabaya aldığı meçhul bir şahıs tarafından öldürülmüş. Cesedi olay yerinde bırakan katil, otomobili 11 kilometre kadar şehre doğru sürmüş. Otomatik viteste bir sorun çıkınca bırakıp kaçmış!

Güner-Fatma Girik; Üsteğmen Kemal-İzzet Günay; Üsteğmen Samim-Süleyman Turan; Güner'in amcakızı Gül-Serpil Gül; Donanma'nın 'medarı iftiharı' Yüzbaşı Turan Özbek-Muzaffer Tema; Albay-Cahit Irgat; Donanma'nın 'en kıdemlisi' Başçavuş Kadir; Doktor-Mümtaz Ener; Hadi Bey-Nubar Terziyan; Telsiz görevlisi-Kazım Kartal; Kurs Hocası-Muzaffer Yenen; Samim'in babası-Faik Coşkun; EOKA militanları Mehmet Ali Akpınar, Ali Seyhan, Zeki Tüney, Erdoğan Seren; Niko-Lütfü Engin; Türk Hava Kuvvetleri; Türk jetleri; Türk Deniz Kuvvetleri; Denizaltımız; Gazino ve deniz sahneleri çok güzeldi.

Neşeli görünmeye çalışalar da 'gizli ve tehlikeli görev' etkilemiş denizcileri. Davranışlarına yansımış. İki sahnede "Neniz var sizin? Dikkat ettim hepinizde bir tuhaflık var. Arasıra dalıp dalıp gidiyorsunuz... Sanki yarın ölecekmiş gibi konuşuyorsunuz" demişti Güner. Amcakızı Gül ise bu kadar anlayışlı değil. Kahramanlarımızın ölüme gideceklerini anlamıyor. "Önünüzde yaşanacak bütün bir hayat var. Bütün bir hayat. Ama Güner? Hiç O'nu düşündünüz mü? Kısacık ömründen arta kalan birkaç gün ve bugünleri, bu saatleri renklendirecek, onlara mana verecek bir erkek; Siz! Yalvarırım kaçmayın O'ndan" diyordu Kemal'e. Oysa asıl 'kendinden kaçıyordu' delikanlı! 'Yaşanacak bütün hayatı üç beş gün, üç beş saat'! Güner'e veda mektubu; "Bu satırları okuduğun anda hiç dönmemek üzere yanından ayrılmış bulunacağım. Bana kısacık tanışıklığımız esnasında dünyanın en tatlı en temiz en içli insanlığını sen yaşattın. Mutlak ölüme gittiğin şu anda aklımda ve kalbimde sadece sen varsın. Kalbim seni anarak duracak."

EOKA'cılar için söylenen ve dönemin anlayışını yansıtan sözler. "İnsan müsveddeleri... Kahpe dölleri... Köpek soyları... Kahpe avratlar... Korkak köpekler..."

Kemal, gösterişli, vatan sevgisi dolu ama hayali biraz kıt. Deniz kıyısında attığı taşın oluşturduğu halkaları 'balona, simide, topa' benzetebiliyor ancak! Güner ise bir filozof; "Tıpkı hatıralara benziyorlar. Sudan çıkmaya başladıkları yerler, o günkü yaşantılar. Sonra odaklaştıkça, büyüdükçe kuvvetlerini kaybediyorlar. Başka ve daha kuvvetli bir akımın içinde kayboluyorlar. Tıpkı benimle Samim gibi! Bir zamanlar sevdiğimi zannetmiştim O'nu. Ama şimdi, tıpkı suya düşen bir taş gibi halkalar uzadı, eridi, kayboldu. Belki beni kalpsizlikle suçlamakta haklısın. İnsan hayatı çok kısa. Hele gerçek aşkı bilmeyenler için. Düşündükçe işçimi öyle b ir korku kaplıyor ki. Sevmeden, doya doya sevip sevilmedikçe ölmek istemiyorum Kemal."

60'lı yılların Kıbrıs coşkusu içinde, delikanlının, Amerika'da 11 yıl staj yaptığını öğrenmemiz bizi hiç mutlu etmiyor. Hem de 'Johnson Mektubu'na öfke doluyken!

Son Yorumlar (2)

mansur34 avatar mansur34 12 Temmuz 2016 15:31:11

10

Baştan sona keyifle okudum her zamanki gibi çok güzel olmuş teşekkürler murat çelenligil.

sinemaagresif avatar sinemaagresif 11 Temmuz 2016 12:04:39

9

Çok güzel.

Yandex.Metrica