"Siz Bir Paşa Kızısınız, Bense Garip Bir Serseri. Gönüllerimiz Bir Olsa da Aramıızda Aşılması İmkansız Dağlar Var"  posteri

"Zaptiye Nazırı Haşmet Paşa'nın kızı ha? Yalnız incilerini elmaslarını değil senin 'başka hazinelerini' alalım da paşa babanın kulakları çınlasın! Yürü ağaç dibine!" Gâvur Sabri, Nazlı'ya söylüyor bunları. Sonraki günlerde Paşa'yı da kaçırıp kamçılayacaktır. Her ikisinin kurtuluşu, Deli Murat 'nam sergerde' sayesinde. Ama O da, bir yanlış anlama sonucu, zaptiyenin işkencesinden geçecektir!

1967'nin başlarında çekilen 'Osmanlı Kabadayısı', 08 Mayıs, Pazartesi günü (Beyoğlu) 'İnci', (Beyoğlu) 'Lâle', (Çarşıkapı) 'Şık', (Kadıköy) 'Özen' sinemalarında gösterime girmiş. Haydar Karaer'in soyadı tanıtım yazısında 'Karael'. "Tarihi bir film yapmak çok kolay bir iş değil, herhangi başka bir filmin bütçesini iki üç kat aşıyor. Mekân bakımından büyük zorluklar çekiliyor, kostüm bakımından yüklü oluyor ama tür, büyük ilgi gördüğü için çektim bunları." (Türker İnanoğlu-'Bay Sinema'-Giovanni Scognamillo-2004).

Dört saz eseri ve Hayri Esen:

1. "Gidelim Göksu'ya Bir Alemi Ab Eyleyelim" (Kürdîli-Hicazkâr) (Lavtacı Hıristo). "İşte İstanbul'un bir mahallesi. Burası kendi halinde kendi yağı ile kavrulan, yoksul ve temiz yürekli kişilerin oturdukları bir semttir. Filmimizin kahramanı da burada otururdu. Deli Murat, devrin en ünlü kabadayılarından biriydi." (Delikanlı bu sırada ikinci kat penceresinden bakan Talia Salta'ya para dolu bir kese atıyor).

2. 'Sevdim Seni Ey İşvebaz' (Nihâvend) (Tamburi Cemil Bey). "Attığını elifinden vurur, yumruğunun rüzgârı bile yıkardı hasımlarını. Deli Murat kötü kişilerin, düzenbazların, kendisinden güçsüzleri ezmeye kalkışan zorbaların umacısı, fakir fukaraya zulmeden zaptiyelere ecel teri döktüren biriydi. Ama fakir babası, insan dostuydu. Zayıfları korur, ırz düşmanlarını ezerdi. Seveni kadar düşmanları ('düşmanı' dese daha mı iyiydi) da çoktu."

3. 'Dök Zülfünü Meydane Gel' (Buselik) (Tamburi Mustafa Çavuş). "Her an sırtında bir saldırma, her kıvrıldığı sokak köşesinde bir zaptiye kurşunu ile ölebilirdi. Ama O'nu, yardım ettiği yetim, yaşlı, fakir fukaranın hayır duası korurdu."fgjfgjggf

4. 'Bahçelerde Aşlama, Aşlamayı Taşlama' (Şedaraban) (Denizoğlu Ali Bey). "Deli Murat ününü yalnız zorbalara, Zaptiye Teşkilatı'na değil devrin en ünlü kabadayılarına da kabul ettirmişti."

İnsanoğlu bir sır. Kahramanımız, "Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzan//Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek" diyen Yavuz Sultan Selim gibi. 'Servendam gül goncası Nazlı'nın yüzü bir dem hayalinden çıkmıyor'. Birkaç gün önce Gâvur Sabri ve adamlarından kurtarmıştı. Çok varta atlatmış, Azrail Aleyhisselam'la kaç kez burun buruna gelmiş, kılı bile kıpırdamamıştı. Şimdi ise kalbi ilk defa heyecanla çarpıyor. "Korku nedir ilk defa duyuyorum" diyecektir arkadaşı Murtaza'ya. Bunun sevda olduğunu anlayamamış. Ferhat'a dağları deldiren, Kamber'i deli divaneye çeviren, Kerem'i yollara düşüren de aynı şeydi. Yıldız Korusu'ndaki köprüde buluştuklarında "Tehlikeli bir sergüzeşte atıldığımızın farkında mısınız" diyor Nazlı. Çok haklı! Akla yatkın bir vaziyet değil bu! Ama hislerimiz bazen akıl fikir dinlemez!

Osmanlı'nın 'en uzun yüzyılı' sona ermekte. Ülke dışında bilumum 'kefere' ile cebelleşmek yetmez gibi İstanbul'un göbeğinde 'sergerde takımı' gemi azıya almış. Sanki devlet içinde devlet. Zaptiye Nazırı Haşmet Paşa burnundan soluyor. Mevlanakapı'da Hizacı Cafer'in gün ortasında üç kişiyi kurşunlaması; Kör Ali'nin Kocamustafapaşa'da kadın kaçırması; Eski Kilercibaşı Saffet Bey'in evinin soyulması artık 'vakayı adiye'den! Paşa'yı asıl kudurtan Deli Murat! Daha yeni İbrahim Ağa Karakolu'nu basıp zaptiye çavuşu Hidayet Efendi'yi ceketinin omuzlarından duvara çivilemiş! "Bütün bu kopuk, ipsiz takımına gözdağı vermezsek yakında bizim evlerimiz de hatta ve hatta Sarayı Hümayun da Onların şerrine duçar olacak, Allah esirgesin." Derdest için verdiği emirlerin sayısını bilen yok. Gayet şiddetli tedbirler alıyor, müsamahaya göz yummuyor ama nafile! Öfkesinden "Zaptiye Teşkilatı'nı Sultanahmet Meydanı'nda toplayıp tekmilinin üzerine gazyağı döküp yakacak" neredeyse.

O günlerde kızına bir de talip vardı; Eski Kilercibaşı Saffet Efendi'nin mahdumu (filmde adı olmayan Özdemir Han). 'Evet' demiş, hazırlıklar başlamış. Oysa Nazlı'nın gönlü, kendisini bir fayton gezisinde Gâvur Sabri'nin 'tecavüzünden' kurtaran Deli Murat'ta. Vuslat, şimdilik imkânsız.

Bu sırada şaşırtıcı bir şeye tanık oluyoruz. Gâvur Sabri denilen 'kopuk', daha geçen gün Nazlı'yı 'bir ağacın dibine yatırmak istediğini' unutmuş Haşmet Paşa'ya Murat'ın yakalanmasında yardım ediyor. Bu işi başarırsa 'işlediği suçların tekmili bir kalemde silinip kese kese altın ve Yemiş İskelesi Sandalcılar kâhyalığı ile taltif edilecekmiş!

Kahramanımızın işi kolay değil. Zaptiye bir yana şimdi hem kendini hem de (müstakbel kayınpederi) Paşa'yı, Sabri'nin 'şerrinden' korumak zorunda.

Mahallede kimin dost kimin düşman olduğu ortaya çıkar. Osman gibi gammazlar da.

Sonunda iş tatlıya bağlanacaktır. Paşa'nın elini öpüp Nazlısına kavuşuyor.

'Osmanlı Kabadayısı'ndaki melodiler.

"Gidelim Göksu'ya Bir Âlemi Ab Eyleyelim" (Kürdîli Hicazkâr) (Lavtacı Hıristo / Yahya Kemal Beyatlı) 4 sahnede (Hayri Esen "İşte İstanbul'un bir mahallesi" derken; Yıldız Korusu'ndaki buluşmada; Hamamda; Gâvur Sabri "Paşa'ya bunca dalkavukluk ettik, adımız gammaza çıktı" derken).

'Sevdim Seni Ey İşvebaz' (Nihâvend) (Tamburi Cemil Bey) 5 sahnede (Hayri Esen "Attığını elifinden vurur" derken; Dadı, kendilerini haydut saldırısından kurtaran Murat'a "Allah senden razı olsun, aslanım" derken; Konakta, Nazlı "Adını neden öğrenmedik dadıcığım" derken; Murat, köşkte odasına geldiğinde; Nazlı'yı konaktaki düğünden kaçırıp evine getirdiğinde).s<ghshsfh

'Dök Zülfünü Meydane Gel' (Buselik) (Tamburi Mustafa Çavuş) 2 sahnede (Başlarda, Nazlı'nın faytonu görüntüye geldiğinde; Dadı, Nazlı'nın mektubunu Tufan'a verirken).

'Bahçelerde Aşlama Aşlamayı Taşlama' (Şederabân) (Denizoğlu Ali Bey) 3 sahnede (Gâvur Sabri ve adamları Nazlı'nın faytonuna tuzak kurduğunda; Kahveci Tufan "Kahveni şimdi getiririm ya, kötü bir haberimiz var Murat Ağa" derken; Nazlı ve Dadı, hapishaneye giderken).

'Doctor Zhivago'daki (1965) (Maurice Jarre) 'Komarovsky With Lara In The Hotel' 5 sahnede [(2.51 sonrası) Murat, Leyla'nın evindeyken, Gâvur Sabri ve adamlarının baskınına uğradığında; Nuruosmaniye Camii'ne geldiğinde; Nazlı'nın, eline dikiş iğnesi battığında; Gâvur Sabri, Tufan'ın kahvesini "Muhabbete gelmedik, ulan! Bu it yatağının Deli Murat'ın ini olduğunu biliyorum" diyerek bastığında; Ali Seyhan, Paşa'yı mahzene götürürken]. 'Main Title' Nazlı, dikiş dikerken. 'The Door Is Banged Opened' 4 sahnede (Zindanda, Murat'a işkence yapılırken; Üzerinde, Dadı'nın siyah çarşafı, hapishaneden çıkarken; İmam kılığında geldiği köşkte damadı bayılırken; Damat "Nerde o imam olacak adam" diyerek ayılırken).

"İstanbul'dan Üsküdar'a Yol Gider" (Muhayyer) Zehir Ali ile Saksağan Nuri barışırken.

'Darıldın mı Cicim Bana' Murat ve Murtaza, tebdil kıyafet, mezarlığa geldiklerinde.

'Kahkaha Fırtınası' Film biterken.

'Osmanlı Kabadayısı'ndaki şarkı, türkü, kanto.

'Yangın Var' (1 dakika 52 saniye) Leyla'nın Direklerarası'ndaki şarkısı. "Ah, çıtı pıtı mini mini//Mis kokuyor hanımeli//Müsaade eyle koklayayım//Çiçeğim soldurmam seni//**//Yangın var, yangın var, ben yanıyorum//Yetişin a dostlar tutuşuyorum//**//Bana nispet midir söyle//Gözündeki parlaklık//Gençlik de bir güle benzer//Ah, sana kalmaz bu parlaklık//**//Ah ne şeker, ah ne de kaymak//Tombul tombul pembe yanak//Ben çarpıntıya uğradım//Ah gel güzelim nabzıma bak."

'Telgrafın Tellerine Kuşlar mı Konar' (Uşşak) (1 dakika 25 saniye) Evde, ut çalarak, Murat'a söylediği şarkı. "Telgrafın tellerine kuşlar mı konar//Herkes sevdiğine yavrum böyle mi yanar//**//Yanıma gel yanıma da yanı yanı başıma//Bu gençlikte de neler geldi cahil başıma//Telgrafın telleri de semaya bakar//Ah, senin o gözlerin canım çok canlar yakar."

'Kadifeden Kesesi' (Uşşak) (1 dakika 51 saniye) Sabri'ye söylediği türkü. "Kadifeden kesesi//Kahveden gelir sesi//Oturmuş kumar oynar//Ah, ciğerimin köşesi//**//Kadife yastığım yok//Odana bastığım yok//Musafa el basayım//Senden başka dostum yok//**//Aman yolla Beyoğlu'na yolla."

Fes, yelek, sol kolda bileklik, beyaz çorap, arkasına basılı pabuçlar, boynunda mendil, belinde kuşak, omzunda ceket, elinde tespih. Deli Murat böyle bir Tulumbacı. Munis, sakin. Ama öfkelendi mi durdurmak zor. Filmin sonunda iyice dövdüğü  'kötü adam' Sabri'ye 2 kurşun sıkacaktır. Baltayla da, var gücüyle, dört kez vuruyor! Murtaza, araya girmese daha neler yapacak kimbilir!dfjdfj

Gücünü asla 'fakir fukaraya, müdafaasız kadınlara' karşı kullanmaz. Kabadayılık ve külhanbeyliğe kara çalanlara ise tahammülsüz. Yakaladı mı hiç bakmaz cehennemin kapılarını açarı topuna! Kavgaya girişince karşıdakilere dua etmek düşüyor. Dedesinden başka kimsesi yok. Neden kanun dışı işler yaptığını yaşlı adamın sözlerinden anlıyoruz; "Haşmet Paşa'nın zulmü, adamlarının ettikleri seni yoldan çıkardı oğul." (Jenerikte adı olmasa beyaz sakallı Selahi İçsel'i tanımak zor).

Kahramanımız, arkadaş yönünden çok talihli. Murtaza gibi bir 'omuzdaşı' var. Zaptiye Nezareti'nde 13 kamçı vurmuşlar yine de 'şakımamıştı'. (Sonradan 19 kırbaç daha var). "Bırak katır inadını da Deli Murat'ın yerini söyle" diyen Zabit Haydar Karaer'e "Erliğin, arkadaşlığa sadık kalmanın adını 'katır inadı' mı koydunuz inekler" karşılığını veriyor.

Mahalledeki erkeklerin 'bir nefeslendiği' Tufan'ın (bu isim Faik Coşkun'a pek gitmemiş) kahvesi. Burada 'Zehir' Ali ile 'Saksağan' Nuri arasındaki tartışmaya tanık oluyoruz. Birbirlerine "Bana bak, Abalı Hurşit'in orda barbut çevrilirken arkamızdan bayrak çekip afi kesiyormuşsun. Dişleri İngiliz çeliğinden olsa burundan kıl aldırmam ben adama. Erkeksen yüzümüze havla... Ulan kuşkonmaz! Yanılıp Zehir Ali diye ünledilerse kendini hakikaten zehir mi sanıyorsun? Senin zehirliğin ancak fakir fukara evinde söker... Sana erkânıyla bir ders verip suratının ortalık yerine imzamı atayım da kendini horoz sanıp ibik kaldırmaya yeltenen başka saksağanlara da örnek olsun bre teres" diyerek hırlaşıyorlar. Bu atışma, bir kadın meselesinden. Ali, 'Aracı Zehra Kadın'ın dolduruşuna gelip Benli Firdevs'in yoluna çıkmış. Haber, nağme göndermiş. Oysa Firdevs, Kamarot Seyfi'nin takıntısı. Seyfi de Nuri'nin amcaoğlu ve gemisiyle seferde. Akrabasına 'çapraz bakanlardan hesap istemek' de Nuri'ye düşermiş. Ali, masum aslında. Firdevs'i 'boşta' zannedip sıvanmış bu işe. Bilse yapmazdı. Sonuç olarak, Murat'ın yardımı ve 'birer ağır kahve' ile her şey tatlıya bağlanıyor. Tufan'ın deyişiyle "Kadı Divanı'nda yanlış olur, Murat Bey'in keseceği racon şaşmaz."

Nuri de Ali de yürekli ve acar kişiler. Bunca kadeh tokuşturmuşlukları, aynı takımda sandık uçurmuşlukları var. Dostlukları tekrar kurulur.

İhsan-Çetin Başaran da kahve müdavimi. Tavla oyununda zarı durdurulamazmış.

Kısa süre ve 'Paşa Kızı' ile aynı anda çekilen filmde bazı aksaklıklar var. Nazlı, kurtarıcılarının ismini öğrenemediğinden yakınıyordu. Dadı da öyle; "O kadar korku telaş arasında adını soracak hal mi kalmıştı bizde ayol küçükhanımcığım." Oysa haydutlardan kurtuldukları sahnede Murat'ın adı 'üç kez' söyleniyor.

Kahramanımız da sevdalandığı genç kızın kim olduğundan habersiz. Murtaza ise korumak amacıyla 'evine kadar refakat ettiğini' unutmuş herhalde. "Yeter ki sen dile Ağam. Altından girip üstünden çıkarım İstanbul'un evvel Allah. Hangi gülistanın gülü olduğunu öğrenirim" diye yardımcı olmaya çalışır.sutjjfj

Bir başka sahnede Yaver, Haşmet Paşa'ya haber getirir; "Deli Murat haydudu, Gâvur lakabıyla maruf Sabri'yi öldürmüş efendimiz." Ancak öldürülen Sabri değil adamı Osman'dı.

Murat, "Köçek gibi oynatacağım O'nu" diyen Haşmet Paşa'ya kızıp konağını basmış. Tanınmamak için maskeli. Ama Paşa'ya "Bu sana bir ders olsun. Deli Murat oynamaz oynatır" deyince yüzünü saklamasının bir anlamı kalmaz artık!

Selda Alkor'un giysilerini diğer filmden anımsıyoruz. Dadı'ya "Göz göre göre pusuya düşmesine seyirci mi kalalım" derkenki elbise (siyah beyaz filmde rengi belli olmuyor, mavi üzerine onlarca beyaz puanlı); 'Paşa Kızı'nda (1967) Filiz Akın'ın; Murat'ın evine geldiği sahnedeki kravat desenli kostüm, yine 'Paşa Kızı'nda Gülbin Eray'ın üzerindeydi.

Deli Murat'ı Hayri Esen; Nazlı'yı Jeyan Mahfi Ayral; Sabri'yi Vala Önengüt; Haşmet Paşa'yı Agâh Hün; Murtaza'yı Erdoğan Esenboğa; Osman ve hapishane görevlisini Rıza Tüzün; Özdemir Akın ve tiyatrocuyu Zafer Önen; Faik Coşkun'u Mustafa Dağhan; Kilercibaşı Saffet'i Pekcan Koşar; 'Mahdumunu' Özdemir Han (oynamış ve) seslendirmiş.

Direklerarası'nda Kantocu Leyla, 'Yangın Var'ı söylüyor. Hep erkekler atacak değil ya, o arada, sahneden Murat'a bir name atıverir; "Civanım, lütfedip de akşam saat 9'da fakirhaneme gelmeye tenezzül buyurursan cariyene dünyaları bağışlamış olacaksın." Bu sahnede sanatın gücüne tanık oluyoruz! Murat ve Sabri, iki can düşmanı ama aynı sıralarda oturup Leyla'yı alkışlıyorlar.
Evinde, Murat'a 'Telgrafın Tellerine'yi; Birkaç gün sonra da Sabri'ye (tef çalan Silvana Panpani ile birlikte) 'Kadifeden Kesesi'ni söyleyen Mine Soley, Hollywood sarışınlarından çok daha güzel.

Paşa, Deli Murat'ın firarında 'ihmal ve suçu görülen' zindancıyı Fizan'a sürer. Delikanlıyı kaçıran kızını ise 'odasından çıkmasını yasaklamak' suretiyle cezalandırıyor!

İlginç fikirleri var. Nazlı, hayatını kurtaran Murat'a karşı kendisini borçlu hissediyordu. Paşa'nın yaklaşımı çok farklı; "İnsan kendi seviyesindekilere borçlanır! Onlara borcunu öder. Velev ki hayatını kurtarmış olsun, bir sokak köpeğine borcun lafı olmaz!"

Deli Murat-Kartal Tibet; Nazlı-Selda Alkor; Gâvur Sabri-Turgut Özatay; Adamları-Ali Seyhan, Adnan Mersinli, Necip Tekçe, Dündar Aydınlı; Kantocu Leyla-Mine Soley; Haşmet Paşa-Hulusi Kentmen; Murat'ın 'omuzdaşı' Murtaza-Yılmaz Köksal; Dadı-Dursune Şirin; Kilercibaşı Saffet-Tevfik Soyurgal; Kilercibaşı'nın oğlu-Özdemir Han; Kazım Ağa-Özdemir Ağa; Zehir Ali-Hüseyin Zan; Osman-Hakkı Haktan; Kahveci Tufan-Faik Coşkun; Dede-Selahi İçsel; Saksağan Nuri-Enver Dönmez; Gardiyan-Ahmet Kostarika; İhsan-Tarzan Çetin; Zabit-Haydar Karaer; Nuruosmaniye Camii; Yıldız Korusu; Direklerarası çok güzeldi.

Kendisini Gâvur Sabri'nin saldırısından kurtaran Murat'ın da bir 'sergende' olduğunu öğrenmiş. "Kurtarıcımın bir kanun kaçağı olması üzdü beni" diyor Nazlı. Oysa yere düşürdüğü bir mendille ödüllendirmişti. Kahramanımızın durumu da farklı değil; "Kalbimi ısıtan mendilin sahibesinin Zaptiye Nazırı'nın kızı oluşu da beni üzdü. Ama mukadderat!"

Son Yorumlar (2)

mansurx avatar mansurx 20 Ekim 2016 08:19:07

10

Baştan sona keyifle okudum teşekkürler murat çelenligil.

sinemaagresif avatar sinemaagresif 19 Ekim 2016 13:52:02

10

Siz bir paşa kızısınız, bense garip bir serseri. Gönüllerimiz bir olsa da aramızda aşılması imkansız dağlar var. Çok güzel olmuş. Ellerine yüreğine sağlık Murat Çelenligil.

Yandex.Metrica