"Hayatın Güzel, Yaşanmaya Değer Olduğunu Sizi Tanıdıktan Sonra Anladım, Necla" posteri

"Bak Necla, beni iyi dinle ve anla. Biz hata ettik. Hakkım yoktu seni sevmeye, hakkım yoktu... Ben senin harcın değilim. Sokakta büyümüş, sokaktan gelmiş, sokakların çocuğu olan bir insanım ben. Mazim karanlık, istikbalim karanlık. Sen iyi yetişmiş, varlıklı bir kızsın. Hakikatleri görelim." Fikret ne derse desin, sevgilerinden başka hiçbir hakikat genç kızı ilgilendirmiyor. Delikanlının iki cinayetle suçlandığı mahkemede bile yanındaydı. "Farz et kimsesiz, fakir bir kızım. Öyle olsam beni bırakıp kaçar mısın? Sence varlıksız, köşksüz, konaksız aşk olmaz mı? Bence asıl aşk öyle olur."

'Bütün dünya dillerine' çevrilen 'Le Coupable'nin (1896) (Françoise Coppée) ('Suçlu'-1944-Nebioğlu Yayınevi) (Çeviren Hüviyet Bekir Örs) Yeşilçam uyarlaması. Temmuz'da çekilip 18 Ekim 1962, Pazartesi günü (Beşiktaş) 'Suatpark', (Taksim) 'Şan', (Eyüp) 'Melek' sinemalarında gösterime girmiş. '1962/63 Sezonunun En Büyük Aşk Filmi' ilanlar vardı gazetelerde. Jenerikte Kaya Ererez'in soyadı 'Ererer'. Fon müziği olarak [Wagner melodilerinin kullanıldığı 'Şehirdeki Yabancı'ya (1962) benzer şekilde] Rachmaninoff'un 2. Piyano Konçertosu kullanılmış. Abi kardeş Fuat ve Behice İmer'in beraber oldukları tek film.

Hukuk öğrencisi Kenan'ın (romanda 'Chrétien Lescuyer') en yoğun günleri. Okul arkadaşı Suphi ile bir pansiyon odasında kalıyor. Doktora (sonradan bunun 'staj' olduğunu öğreneceğiz) 'imtihanını' vermesine bir ay kalmış. Bu koşturmada nasıl vakit bulmuşsa İmrahor'daki Işık Eczanesi kasiyeri Gönül'e (kitaptaki 'Perrinette Forgeat', Parisli yetim bir çiçekçi kız) sevdalanmış. Yağmurlu bir gece birbirlerinin olmuşlardı. "Babamın yanına kadar kısa bir seyahat yapacağım. Ondan sonra da gelip seni alacağım. Bizim dede yadigârı çiftlik, çiftlik olalı senin gibi güzel bir gelin görmemiştir" diyordu neşeyle. Yalnız annesinin bir şartı varmış! En az 7 çocuk istermiş müstakbel kayınvalide! "Babam serttir ama iyi bir insandır" demesi hafif bir kuşku uyandırıyor.

dfhdfhdfhdfa

Genç kız kimsesiz. 'Her zaman bir çiftlikte yaşamayı tahayyül ederdi'. İlk aşk deneyimi bu. (Romandaki ise çok 'tecrübeli').

Delikanlının (filmde adı olmayan) babası-Selahi İçsel sadece sert değil, dediği dedik biri. Sormadan etmeden bir kız bulmuş oğluna. Gün de kararlaştırmışlar. "Hayatımı tanımadığım bir kadınla paylaşamam" itirazlarını dinlemez bile. "Avukatlığını başkasına sakla! Bana karşı koyasın diye okutmadım seni." Daha olmayınca bir de kalp krizi geçirir! "Benim münasip bulduğum kızla evlenmezse reddederim, babalık hakkımı helal etmem" diyormuş hasta yatağında.

Sonuçta 'af ve anlayış dileyen' bir mektup gelir İstanbul'a. "Şu anda seni ve hülyalarımızı düşünerek ağlıyorum sevgilim. Buraya, ailemin yanına bin bir ümitle gelmiştim. Ne yazık ki hadiseler ve mecburiyetler beni babama uymaya zorluyor. Seni çok seviyor ve son derece üzülüyorum. Hislerimizin, arzularımızın dışında, bir de hiç beklenilmeyen mecburiyetler olduğunu düşün. Bunlara karşı gelinemiyor." (Romandaki Chrétien, yalan dolu bir mektupla yapar aynı şeyi. 'Babasının hastalığına dair bir telgraf almış, gitmek zorundaymış').

Tam da o gün, genç kız, bir çocuğu olacağını (kitapta-sf 63-'karnı bir piçle yüklü'), 'pencereleri denize bakan evlerine, başında portakal çiçeklerinden taç örülmüş bir meleğin geleceğini' yazıyordu sevdiğine. Yırtıp atar bunu.

Eczaneden, evden ayrılıp İplik Fabrikası'nda iş bulmuş. Bebeğine bakabilmek için dışarıya dikiş de dikiyor. Daha fazla dayanamaz, ustabaşı Ahmet'le (romanda 'dülger ustası Prosper Aubry') evlenir. Ancak geçen yıllarla sorunlar da artıyor. Küçük Fikret (kitapta 'Chrétien Forgeat'), üvey baba baskısına dayanamaz, evden kaçar. Arkasından koşan genç kadın bir kamyon altında kalarak (romanda 'kızıl hummasından') can veriyor.

Kenan da İstanbul'a gelip artık sokak çocuğu olan oğlunu arayıp eli boş dönecektir.

Fikret, bir müddet köprü altlarındaydı. Bir de arkadaş bulmuş kendine; Çıkarcı, üçkâğıtçı Çetin. Bir polis baskınında, ıslah evine götürülüyor. Oradan ('esas çocuk' Göksel Arsoy olarak) ayrılışı 18-20 yaşındayken (filmin 30. dakikasında).

Daha çıktığı gün, başı beladaydı. Kavga eden Çetin'i korumaya çalışırken birinin ölümüne neden olur. (Daha doğrusu kendisi öyle zannediyor. Aslında arkadaşı öldürmüş ama söylemiyor. İlerde bunu çıkarı için kullanacaktır). Kaçarken arabasına saklandığı genç kız, bir tesadüf, Kenan'ın yakın arkadaşı Suphi'nin kızı. Delikanlıdan hoşlanmış, babasının fabrikasında işi bulur.  Kahramanımız, muhasebede çok başarılı olur. Üç ay içinde iş verimi %4 artmış. Satış, %6 fazla. Masraflar da azalmış.

Sonraki günlerde hep el ele, beraberdiler. Suphi Bey'in, Onları, odasında öpüşürken yakalaması biraz gerginlik yaratsa da sonunda her şey tatlıya bağlanır. Evleneceklerdi, çok mutlular. Ta ki Çetin tekrar karşısına çıkana dek. Şantajla 10 bin lira istiyor. Kavga dövüş, kendi bıçağı ile yaşamından olur.

Fikret, 450. madde ile yargılanıyor. İlahi bir tesadüf babası, savcı! İpe gidecekken Çetin'in karısı Durnev'in itirafıyla sevdiğine kavuşacaktır.

djhdfjhdfjfd

(Kitaptaki 'yetim ve piç' Chrétien, Madam Armand'dan 'yürüttüğü küpeyi' satmak istiyordu. Bu sırada kasadaki paraları görüp tefeci Soldmater'i, yüzüne üç kez ateş ederek öldürür. Paçayı kurtarması, Ağır Ceza'da üye olan babasının sayesinde).

Gençlik Hülyaları'ndaki melodiler.

101 Strings Orchestra'nın '101 Strings In A Symphony For Lovers' albümündeki (1957) "Rachmaninoff's Piano Concerto No. 2 (Excerpt) (1st Movement)" (1901) (Sergei Rachmaninoff) Jenerikte. 'Réverie' (1890) (Claude Debussy) Gönül ve Kenan, lokantadayken. 'Cradle Songs' (Wiegenlied, Op. 49, No. 4) (1846) (Johannes Brahms) 3 sahnede (Gönül, bebeğine biberonla süt verirken; Salıncağı sallarken; Ağaçlı yolda koşarlarken).

'Oklahoma'daki (1955) (Richard Rodgers / Oscar Hammerstein II) 'Out Of My Dreams' Necla, evinde, ilk kez görüntüye geldiğinde.

'Pictures At An Exhibition'daki (1874) (Modest Mussorgsky) 'Gnomus' 2 sahnede (Ahmet, Kenan'a Gönül'ün öldüğünü söylerken; Durnev "Katil" diye bağırırken).

'5 Pieces For Orchestra, Op. 16'daki (1909) (Arnold Schoenberg) 'Peripetie' Sokak çocuklarına polis baskınında.

George Melachrino'nun 'Moonlight Concerto' uzunçalarındaki (1958) 'Theme From The Rachmaninoff Piano Concerto No. 2' (1901) (Sergei Rachmaninoff) 2 sahnede (Beraber kaçmaya karar verdiklerinde; Film biterken).

Filmdeki şarkı.

Sergio Bruni'nin söylediği 'Segretamente (Gizlice)' (Vittorio Annona / Armando Romeo) (1 dakika 6 saniye) Gönül ve Fikret'in romantik dansında. 1960 Napoli Festivali'nde 3. olmuştu.

'Le Coupable'yi ('Suçlu') çeviren Hüviyet Bekir Örs, 50'lerde 'Pedagoji Cemiyeti'nin idare heyetinde çalışmış. Bir kitabı var; 'Modern Ana Okulları' (1950-Pedagoji Cemiyeti Yayınları). 'Suçlu'daki bir hata. Küçük Chrétien'in arkadaşı Natole, bakkaldan 'bir avuç incir' çalar (sf. 85). İlerde bu, 'bir avuç erik' olarak geçiyor (sf. 144).

Tuncan Okan, 'Gençlik Hülyaları'nda Raj Kapoor'un 'Avare'sinden de etkilenmeler bulmuş. "Alaturka bir adaptasyon" diyor (13 Ekim 1962-Milliyet). Göksel Arsoy, 'hayatı boyunca darbe yemiş Fikret rolünde, kiralık bir smokin kadar iğreti' görünmekteymiş. "Halit Refiğ'in bu filme ısınmadığı her halinden belli. Sinema dilinde bir tutukluk, soğukluk, sahtelik dikkat çekici."

Atilla Oğuz'a göre sanatçılar başarılı ama (büyük kadrosuna, büyük reklamlara rağmen) film başarısız (16 Ekim 1962-Artist). "Birkaç şeyi birden anlatmaya çalışırken, hiçbirini anlatamıyor." Göksel Arsoy, dövüş sahnelerinde, en az, aşk sahnelerindeki kadar iyiymiş. Sanatçı, hemen her sahnede, o yılların modasına uygun olarak beyaz çoraplı.

Jenerikte, 'filmin çekimleri esnasında büyük kolaylık gösteren' Mustafa Akınal ve Ortakları Yün İplik Fabrikası'na teşekkür edilmiş. Özellikle Ömer Gazi Akınal çok yardımcı olmuş. Futbola meraklı bir işadamı. 1959'da Beşiktaş'ın veznedarıyken 1977 ve 79'da iki kez başkanlığa seçilecektir.

Birsen Kaplangı'nın seslendirdiği Hacer Teyzeyi ve 'penceresi denize bakan' ahşap evini çok sevdik. Gönül, ayda 40 liraya bir odasını kiralamış. Rahmetli annesi "Denize bakan odalara, sabaha karşı melekler gelir" dermiş hep. Kocaman kız, hâlâ inanıyor bu tür masallara! Kenan da duymuş bunu. "Bizim de bahçe içinde bir evimiz olacak. Öyle bir ev ki pencerelerinden melekler girsin, seni ortalarına alsınlar, saçlarını tarayıp alnına portakal çiçeklerinden taç oturtsunlar. Burda da bir melek var."

Gönül, çocuğu ile beraberken işittiğimiz Brahms'ın Ninnisi'ni 40'lı yıllardaki haliyle söyleyen kalmış mıdır acaba; "Sessizliği gecenin//Ruhumuza siniyor//Yorgunluğu her günün//Işıklarla diniyor//**//Uyu yavrum uyu//Sen emelsin bana//Rüzgârların sesi//Ninni söyler sana."

57eruseru

Haydarpaşa Garı'ndaki şaşırtıcı 4 sahne.

1. Gönül, yolcu ettiği Kenan'a, hem de iki kez 'Fikret' diyor!

2. Suphi'nin söylediklerinden Kenan'la kardeş olduklarını düşündük. "Anneme selam. Ellerinden öptüğümü söyle. Annemi idare et, para yollamayı ihmal etmesin." Ama sonradan yalnızca arkadaş oldukları anlaşılıyor.

3. Film boyunca Sadri Alışık'ın sesiyle konuşan Kenan, ilk gar sahnesinde 22 saniye Hayri Esen'in sesi ile konuşuyor.

4. Asıl şaşkınlığı 10 yıl sonraki ikinci gar sahnesinde yaşıyoruz. Suphi ile beraber Fikret'i arayan Kenan, bulamamış, kasabasına dönüyor. Bavulunu taşıyan çocuğun, yana yakıla aradığı oğlu olması biraz sonraki şaşırtı yanında önemsiz kalacaktır. Bindiği vagon 10 yıl önce Gönül'den ayrılırken bindiği 'B-1887' numaralı vagondur! Kapının yanındaki, tebeşirle yazılmış '9' rakamı bile silinmemiş. Üstelik her iki sahnede istasyonun saati, öğleden sonra 4!

Fikret Onat-Göksel Arsoy; Necla-Nilüfer Aydan; Gönül-Pervin Par; Kenan-Kenan Pars; Suphi-Reha Yurdakul; Ahmet-Erol Taş; Çetin-Hüseyin Baradan; Çocuk Çetin-Atilla Engin; Tosun Usta-Necdet Tosun; Durnev-Suzan Avcı; Ağır Ceza Üyesi-Fuat İmer; Hacer Teyze-Behice İmer; Avukat-Afif Yesari; Mübaşir-Abdullah Ferah; Kenan'ın babası-Selahi İçsel; Annesi-Mahmure Handan; Kasabası; İki atın çektiği 'A. 8131' plakalı fayton; Çocuk parkı; Kenan'a (Erdoğan Esenboğa'nın sesi ile) "Hoş geldin evlat. Eski amcalara bir görünmek yok mu" diyen kasabalı; Adliye Binası; Postacı; Sokak fotoğrafçısı; Haydarpaşa yakınında görüntüye gelen Kalamış Vapuru (06 Haziran 1930'da sefere başlamış); '46051' numaralı 'şimendifer'; İmrahor'daki Işık Eczanesi (sahibi H. Muzaffer Işık); '71 586' plakalı polis cipi; Fikret'in tahliye olduğu 'Üsküdar Ceza ve Tevkif Evi'; Suphi'nin 'H. 32 452' plakalı arabası; Gönül'e çarpsa da 'K. 84 727' plakalı kamyon; Necla'nın 'H. 40 148' plakalı arabası ve evi (Muammer Karaca'nın yalısı) çok güzeldi. Filmde Kenan'ın evliliğinden hiç söz edilmiyor.

Gönül ile Ahmet'i evlendiren nikâh memuru susmayacak zannettik; "Birbirinizi karı koca olarak kabul ettiğinizi şahitler huzurunda ikrar etmekle kanuni birliğiniz hasıl olduğundan medeni kanunun memuriyetime tanımış olduğu yetkiye dayanarak İstanbul Belediye Reisi adına [o sene rekor sayıda (4 tane) belediye reisi var; Refik Tulga, Turan Ertuğ, Kadri İlkay ve Kamuran Görgün] sizi karı koca ilan eder..." Sonra söylenenler, sesi arttırılan müzik 'sayesinde' duyulmuyor.

Gönül'ün kaza geçirdiği sokağın köşesinde muayenehanesi olan Diş Hekimi Sevil (İpçi) Erginay, hastalarının ağız sağlığı için yine oradadır umarız. Filmin gösterime girmesinden bir sene sonra (1963) Zeynep Kamil Hastanesi'nde bir kızı (Ayşegül) olmuş. Eşi, Makine Yüksek Mühendisi Ayhan Erginay.

Fikret'i Abdurrahman Palay; Necla'yı Jeyan Mahfi Ayral; Gönül'ü Handan Kadıoğlu; Ahmet Polat'ı Sami Ayanoğlu; Çetin'i Sadettin Erbil; Ağır Ceza Üyesi Fuat İmer'i Rıza Tüzün; Kenan'ı Sadri Alışık; "Zararı yok, hayırlısıyla tahsil tamam oldu ya" diyen kasabalıyı Erdoğan Esenboğa; Çocuk Çetin ve "Bana bak, penaltıyı sakın atma. Yevmiyeni keser, ha" diyen işçiyi Fuat İşhan seslendirmiş.

İplik fabrikasındaki Tosun Usta (ve sevgilisi Sıdıka Duruer) filmin neşesi. Öğle paydosunda, Necla'nın hakemlik yaptığı maçta kaledeydi. Hep 'milli kaleci' olduğunu söylüyor. Penaltı atışında topu değil futbolcunun ayağından fırlayan pabucu kurtarır! Fikret'i, iplik fabrikasındaki iş için eğitirken söyledikleri de çok eğlenceli. "Bu işi bilir misin? Ben bilmem pek. 10 yıllık ustayım hâlâ aklım yatmadı. (İplik) Ordan girer ordan çıkar. Karışık bir iş. Laf aramızda Patron da bir şey bilmez. Allame geçinir o başka. Fabrikada kimse bilmez zaten! Bir tezgâhtır kurulmuş döner gider işte. Boş ver, dumanı doğru tütsün." Bunca cehaletle nasıl doğru tütecekse!

Fabrikada önce Suphi Bey'in sözü geçermiş. Sonra Necla'nın, sonra da Tosun Usta'nın. Ama bir aksilik oldu mu herkes birbirine "Buranın amiri sensin, ben karışmam" dermiş!

Fabrikatör, futbola ne kadar karşıysa genç kız o denli meraklı. Bir işçi (Abdurrahman Palay'ın sesiyle) "Anasına bak kızını al derler. Yahu, bunu değiştirmeli. 'Kızını al babasını bırak' demeli" diyor!

Çetin, çocukken de yaramazdı ama büyüdüğünde evlere şenlik biri olur. Odasında bir şey dikkat çekici. Farklı günlerdeki 3 sahnede (Fikret'le balık yerken; Haftalar sonra ölümüyle sonuçlanacak kavgada; Kenan, Durnev'le konuşmaya geldiğinde) duvardaki takvim, şaşmaz bir şekilde, ayın 27'sini gösteriyor!

rhdfhdfhd

Mahkemede Emine Akgün, Fikret lehine şahitlik yapmıştı. "Zaruret içindeydim. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Çocuğuma süt alacak dahi param yoktu. Nihayet kararımı verdim. Ben de 'o kadınlar' gibi yapacaktım. Bir içkili gazinoya gittim. Orada O'nunla (Fikret'le) tanıştık. Evime götürdüm. Fakat çocuğumun yanı başında bu imkânsızdı. Ama paraya ihtiyacım vardı. Ne yapacaksa bir an evvel yapıp gitmesini istedim. O, bu teklifimi reddetti. Cebinden çıkardığı bir tomar parayı eşiğin üstüne bıraktı ve gitti." Aynı şeyi, romanda, Louise Rameau yapıyor. 'Bahtsız, yapayalnız fahişemsi kızcağız'. Bir tek yavrusu küçük Vlémence'i 'ipek kumaş üzerine nakış işleyerek' geçiniyordu. Bir gün kumaşın üzerine gaz yağı dökülünce yenisini (3 altınmış) alması gerekir. Çantasında ise 20 kuruştan fazlası yok. Mecburen fahişelik yapacak. Şansına, karşısına genç Chrétien çıkar. Biraz önce tefeciyi soymuştu. Evinde perişanlığı görünce bir avuç altın verir zavallı kadına.

Ahmet Polat, arzuladığı kadını elde etmiş ama Kenan nedeniyle huzursuz. İçkiye yuvarlanacağı bir kıskançlık içinde. "Tanımadığım, yüzünü görmediğim o adamdan nefret ediyorum. Herhalde benden yakışıklıdır. Benden iyi konuşur. Benden üstündür. BENDEN EVVEL SANA SAHİP OLDUĞU İÇİN EZİLİYORUM." Bu nedenle Fikret'i de sevmek gelmiyor içinden. Çünkü 'o adamı' hatırlatıyor. Yıllar sonra "Hırsımı bu masum çocuktan alıyordum. Küçücük dünyasını zindan ettim" diyecektir.

Göksel Arsoy'un, buradaki giysilerini başka filmlerden anımsıyoruz. Vapurdaki kısa kollu gömleği 'Bir Demet Yasemen'de (1961) Nezihe Güler'e mektup verirken; Islah Evi'nden çıkarkenki ceketi 'Bir Bahar Akşamı'nda (1961) Gönül-Gönül Yazar'la Salacak Sahili'nde mektup hakkında konuşurken; Çetin'le telefonda konuşurkenki gömleği, 'Beyaz Güvercin'de (1963) başlarda, fabrikaya geldiğinde; Çetin'in evine ilk gelişindeki gömleği, 'Akasyalar Açarken'de (1962) 'Autumn Leaves' eşliğinde Filiz-Filiz Akın'la dans ederken giyiyordu.

Vapurda filmin bir sürprizi var; Gencecik Halit Refiğ, seyyar satıcı bir çocuktan nane şekeri (10 kuruşmuş) alıyor.

Son Yorumlar (2)

sinemaagresif avatar sinemaagresif 05 Kasım 2016 15:35:39

10

Güzel makale . Ellerine sağlık Murat Çelenligil.

mansurx avatar mansurx 05 Kasım 2016 03:28:02

10

Baştan sona keyifle okudum teşekkürler murat çelenligil.

Yandex.Metrica