"Bir de Karanlık Arka Sokakları, Gizli Bir Dünyası Vardır Beyoğlu'nun" posteri

"Bu, benim yapacağım iş değil. Şaşıyorum babam nasıl yapıyordu... Vız gelir bana. Ben haraç maraç vermem. Göreceksin vermeyeceğim de." Rahmetli babasının, her ay muntazam olarak haraç verdiğini öğrendiğinde söylemişti bunları. Top sakallı, beyaz ceketli Şefgarson Mehmet Büyükgüngör'ün "Fakat bu adamlardan korkulur Orhan Bey" uyarısını da dinlemiyor. İş, dayak yemesine, hamile kız kardeşinin öldürülmesine, katil olmasına dek varacaktır!

Şubat, 1966 sonunda çekilen 'Bıçaklara Fora'nın bir gösterimi 26 Haziran 1967, Pazartesi günü (Beykoz) 'Zafer Sineması'nda. Zamanımıza ulaşan 62 dakikasının 27 buçuk dakikası kavga, dövüş, takip.

Işıklı, renkli gazinolar. Hisar Night Club'da; İnci Birol, Kamelya, Yılmaz San, Sumru Han, (şimdilik bas gitarist ama 1-2 yıl sonraki Türk Tom Jones'u) Ertan Anapa Orkestrası. Mulen Ruj Varyete Pavyon'da; Zennube, Sevda Nil, Orkide, Melike Sahra, Seval Sevilay, Müjgan Ateş. Solistlerin genelde bayan olması 'talep-arz meselesi' herhalde!

Orhan'ı da seslendiren Hayri Esen; "Bu dış âlemidir Beyoğlu'nun. Arka sokakları bataktır, çamurdur. Bir sürü sarhoş, türlü rezillikler yapar, sağa sola sataşır, kavga çıkarır. Kaldırım kumarbazları, çeşit çeşit insan sürüp gider... Kuytu ve karanlık sokaklarda her çeşit rezalet hüküm sürer. Sebepli sebepsiz cinayetler işlenir. Ekseriya sopalar, yumruklar, tabancalar, bıçaklar fora edilir. Bu insanların birbirleriyle alıp veremediği nedir? Neyi paylaşamazlar? Neden kavga ederler? Neden vururlar? Kendi felsefelerine göre de daima haklıdırlar. İşte bu film Onları ('Onların' demeliydi) ve Onların karanlık sonlarının hikâyesidir ('karanlık sonlarının' yerine 'karanlık dünyalarının' veya 'kaçınılmaz sonlarının' daha iyi mi olurdu)."

adfhadfhdfh

Mehmet Bey ölünce Yıldız Bar'ın yönetimini oğlu Orhan üstlenmiş. (Buranın telefon numarasını Sevim sayesinde öğreniyoruz; 47 16 86. Hollywood filminde olsaydı mutlaka 555 diye başlardı). Ama işlerin nasıl yürüdüğü konusunda hiç bilgisi yok. Haraç nedir, kime verilir, duymamış bile. O denli saf. Çok beklemesine gerek kalmaz.

İlk ziyarete gelenleri tekme tokat dövmüştü. "Akılları varsa bir daha gelmezler." İkincisinde, 50 yumruk, bir o kadar tekme yiyerek 'çetenin ikna yöntemi' hakkında bilgilenir. Bu ders olsunmuş. Haftalıklar 10 dakika geç kalırsa leşini Haliç'te bulurlarmış.

Baygın bırakıldığı yerin Levent olduğunu bir hamaldan öğreniyoruz. Perişan bir şekilde eve geldiğinde kız kardeşi 'duygusal', kahramanımızsa 'gerçekçi'! "Abi, bu halin ne? Kim yaptı bunu, ne oldu sana" çığlığına "Bir şey sorma bana Nihal. Pamuk falan getir" karşılığını veriyor. O anda 'feryat figan' değil 'pamuk falan' gerekli!

Birkaç gün sonra kendini biraz toparlayınca "Bana yapılan kalleşliğin hesabını soracağım Onlardan" diyecektir.

Antepli Ali, Dolapdere'den Talimhane'ye; Kasımpaşa'dan Cihangir'e kadar herkesten haraç almakta. Adamları bir ordu kadar; Behçet Nacar, Süheyl Eğriboz, Alp Aslan, Mustafa Yavuz, Hüseyin Güler, Adnan Mersinli, Sami-Sami Tunç ve Tahir-Mehmet Ali Akpınar. Kahramanımız bunlarla savaşmaya karar vermiş.

Sonrası acımasız bir kavga. Yaşananları görünce 'haraç vermek mi iyi yoksa vermemek mi' konusunda ikileme düşüyoruz. Babasının 'doğal ölümle' sonlanan yaşamı 'her ay muntazam verdiği haraç sayesinde'! Oğlunu kazasız belasız büyütmüş. Orhan ise, Don Kişotluk yapıp haraç vermemekte ısrar edince pişmiş tavuğun başına gelmeyen şeyleri yaşıyor. Emine Hanım'ın dövülüp hamile kız kardeşinin öldürülmesi bambaşka bir felaket.

Bu arada Antepli'nin kardeşi Sevim'le birbirlerini sevmişler. İyi korunamayan filmde kavuşup kavuşamadıkları belli değil.

'Bıçaklar Fora'nın melodileri.

'Goldfinger'daki (1964) (John Barry) 'The Death Of Goldfinger/End Titles' 10 sahnede (Hayri Esen'in konuşmasının başında; Orhan'ı, hamal çocuk yerde baygın bulunca; Perişan bir şekilde eve geldiğinde; Kardeşinden pamuk isterken; İyileştikten sonra Antepli Ali'nin evine gidip adamlarını döverken; Nihal ölürken, Çeteden Alp Aslan ölürken; Arkadaşları cesedini götürürken; Tahir ölürken; Film biterken). 'Alpine Drive' Orhan, başta, haraç almaya gelenleri döverken; 'Teasing The Korean'  4 sahnede [(1.22 - 1.40 arası) Mehmet Büyükgüngör'ün verdiği resimlere bakarken; (1.40 sonrası) Karakolda, Ali'nin adamları sorgulanırken; Sorgu sonrası Ali'nin evine geldiklerinde; Behçet Nacar "Sami'yi temizlemiş" derken].

uuutrutru

'From Russia With Love'daki (1963) (John Barry) 'Main Title' Jenerikte. 'Meeting In St. Sophia' 3 sahnede (Antepli Ali, adamlarının Orhan'ı getirmesini fal açıp beklerken; Adamları geldiğinde; Çete, mağazalardan haraç alırken). 'James Bond With Bongos' 7 sahnede [(1.09 - 2.00 arası) Antepli, Orhan'a üç tokat (hepsi sağ el) atıp "Bu sana bir ders olsun" derken; Nihal "Olan olmuş bir kere. Başın tekrar derde girmesin. Yalvarırım gitme, abi" derken; Tilt/Langırt salonunda Adnan Mersinli dayak yerken; Orhan, Sevim'le telefonda konuşurken; Çete, eve baskına geldiğinde; Orhan, çetedekilerin resmini Emine Hanım'a gösterirken; Ali, Alp Aslan'ın öldüğünü öğrendiğinde]. 'Bond Back In Action Again' 3 sahnede (Sami dayak yerken; Salona polis baskınında; Kahveye baskında).

'Dr. No'daki (1962) "Dr. No's Fantasy" (John Barry) Orhan, tokatladığı Sevim'den özür dilerken. 'James Bond Theme' (Monty Norman) Sinemanın olduğu sokakta Godzilla ve Tarık'ı izlerken.

'West Side Story'deki (1960) (Leonard Bernstein) 'Prologue' 3 sahnede (Hayri Esen'in konuşmasının ikinci kısmında; Sevim'i tokatlarken; Alp Aslan ve arkadaşı Selahi İçsel'den haraç alırken). 'The Rumble' 8 sahnede (Godzilla ve Tarık, izlendiklerini fark edince; Dayak yerlerken; İkisi ölürken; Orhan'ın üzerine taksi sürülürken; Tahir, bir taksiden Orhan'a bakarken; Orhan peşindeyken; İnşaatta birbirlerine ateş ederken; Antepli Ali ile tabancalı dövüşte).

Fausto Papetti'nin '3a Raccolta' albümündeki (1962) 'Kon Tiki' (1961) (Michael Carr) Tahir, adamlarıyla gazinoyu bastığında.

Fausto Papetti'nin '5a Raccolta' uzunçalarındaki (1964) 'In Ginocchio Da Te' (1963/64) (Bruno Zambrini / Franco Migliocci) Mehmet Büyükgüngör'e resimleri gösterip "Buraya hangisi gelirse O'na haftalığı verirsin, anlaşıldı mı" derken.

'El Cid'deki (1961) (Miklós Rózsa) 'Overture' Orhan, evde, çekmeceden tabanca ve bıçak alırken.

'Spellbound'daki (1945) (Miklós Rózsa) 'The Dressing Gown' 2 sahnede (İyileşen Orhan, kavga için Antepli'nin evine geldiğinde; Emin Saygılı, kahvenin mühürlendiği ve adamların tevkif edildiği haberini getirdiğinde). 'The Burned Hand' 2 sahnede (Tahir, Orhan'ı izlerken; Antepli, evde haber beklerken).

"Bu karanlık sokakların haracını yemek isteyen gangster bozuntuları vardır. Ezer gibi görünürler. Aslında ezilenler kendileridir. Ataktırlar. Utanmaları arlanmaları yoktur. Hep saldırırlar. Ta ki kanun yakalarına yapışıncaya kadar. Ondan sonra da küçülür, küçülür yok olurlar." Bir şey çok dikkat çekici. Sokaktaki itiş kakışlarını izlediğimiz kumarbaz sarhoşların tümü takım elbise ve kravatlı. Saçlar briyantinli!

derserye

Beyoğlu... Ar Sineması'nın olduğu 'Büyük Bayram Sokağı'. Şubat ayındaki akşam çekimlerinde sinemacılarla hırpaniler arasında gerçek bir kavga çıkmış. Seyredenlerden biri espriyi patlatıyor; "Tam yerli film!"

Ayhan Işık 37 yaşında ve 15 yıldır 'Kral'. Fatih'te, Sofular Mahallesi'nde zorlukla geçen bir çocukluk. "Sefalet çektim. Paramız olmadığı için üç yıl okula gidemedim. Ben de ekmeğimi taştan çıkardım." Çekimler sırasındaki bir söyleşide Enis Rıza Olcayto'ya söylemiş bunları. "Avrupa'da sinema artistleri kapalı stüdyolar içinde çalışır. Kimse Onları çalışırken görmez... Dün gece bir kadın bana baktı, baktı sonra yanındaki kadına döndü 'vah zavallı adam, çamurlar içinde kalmış. Ayhan Işık dedikleri artist bizim yürüdüğümüz bu pis yerlerde kavga edip, yerlere yuvarlanıyor demek. Olur mu böyle şey' dedi. Yani bizim sinemada çalışma şartları böyle." Filmde iki sokağın adı daha geçiyor. Çetenin Orhan'a pusu kurmayı planladığı Bursa Sokağı ve Alyon (Alleon) Sokağı. İlkinin adı önce 'Ahududu', sonra 'Sadri Alışık' olarak değiştirildi. İkincisi 1987'de 'Erol Dernek Sokağı' oldu. Ayrıca kahramanımızın ev adresi Şimşek Sokak, 14 numaraymış.

Sait Faik'in 'Resimli İstanbul Haftası'nda (25 Nisan 1953) yazdıkları geliyor aklımıza; "Beyoğlu'nu batırmak, yermek kadar kolay bir şey yok. Beyoğlu'nu övmek zor! İyi röportajcı Beyoğlu'na söver. Ben acemi röportajcıyım. Beyoğlu'nu öveceğim. Kötü sokaklarını, kötü insanlarını, sarhoşunu, meyhanesini, her şeyini, her şeyini öveceğim... Beyoğlusuz bir İstanbul düşünülemez... İnsanlar yarına buradan hızlanır. Uyuyan koca şehrin ortasında iki üç yüz metre içinde geceleri atan bir tek yüreği vardır İstanbul'un. Sıkın, Sarıyer'de patlak versin... Çıkarın ölüversin." Filmciler de vura vura kum torbasına çevirdikleri Beyoğlu'ndan bir türlü vazgeçemiyorlar.

Mehmet Büyükgüngör 'halden anlayan' biri. Kahramanımız günler, belki haftalar sonra kendini toparlayıp gelmiş. Şefgarson "Siz 'hastayken'..." diye gazinonun durumunu anlatıyor. "Yediğiniz dayak nedeniyle baygın yatarken..." deyip moral bozabilirdi.

Antepli Ali, kunduracı Selahi İçsel'den bile haraç alırmış. İskambil kâğıtları ve Napolyon Falı'ndan başka bir şeyle ilgilenmez gibi görünse de hep 'kurduğu sistem'i koruma derdinde. Tekerine çomak sokmaya kalkanları anında harcıyor. Haraç konusundaki tek çelişki, haftalık mı aylık mı olduğu. Bir öyle bir böyle belirtilmiş. Kahvesi, Tilt Salonu ve Bitirimhanesi var. Bu sonuncusuna yapılan bir baskında 'sehpanın altında birkaç kilo esrar bulunmuş'. Bitirimhane değil uyuşturucu imalathanesi sanki. Evi, Hafize Hanım'ın Yeniköy'deki villası.

Neredeyse tüm İstanbul'un haraca bağlandığını Polis Müdürü de biliyor. "Fakat ne yapayım ki elimizde delil yok. Kanun er geç hepsinin hakkından gelecektir... Adım adım peşlerindeyiz. Zamanı gelince hepsi layık oldukları cezayı görecekler merak etmeyin. Müsterih olabilirsiniz" demişti. (Nihal'in öldürülmesi, Orhan'ın 'müsterih olduğu' bu süre içinde)! 21. yüzyılda Antepli Aliler hâlâ haraç almaya devam ettiklerine göre demek henüz 'zamanı gelmemiş'!

Kahvaltı masasında çok kısa bir süre izlediğimiz enişte bey sonradan kayboluyor. Orhan, hamile kız kardeşi ve 'misafirlerinin' sağlığı ile de ilgileniyor; "Senin biraz yürüyüş yapman lazım. İşin bittiği zaman çık ve 3-5 kilometre yol yürü." Sıralama önemli. Önce 'ev işleri'!

shdhdfh

Orhan-Ayhan Işık; Sevim-Sevinç Pekin; Nihal-Sevim Emre; Antepli Ali-Hayati Hamzaoğlu; Şefgarson-Mehmet Büyükgüngör; Tahir-Ali Akpınar; Kahveci-Emin Saygılı; Beyoğlu; Gazinolar; Gülten ve Süleyman Kaya'nın hediyelik eşya dükkânı, Orhan'ın üzerine sürülen '34 DS 517' plakalı taksi çok güzeldi.

'Ses Sanatçılar Ansiklopedisi'ne (1970) göre 'Bıçaklar Fora' Sevinç Pekin'in ilk filmi. Bir yıl sonra Maksim'de hafif batı müziği solisti olarak sahneye çıkmış. İsminin baş harflerine uygun Sainte Pulchérie Lisesi'nde öğrenim görmüş. Siyah önlük-pabuç; Beyaz gömlek-çorap. 1-2 yıl içinde yaptığı aşama müthiş. Çok güçlü bir kişilik.

Filmdeki bir devamlılık hatası; Orhan, ceketinin kol yenine bir bıçak saklıyor. Bu sırada Nihal çay getirir. "Abi" derken bardak sol; "Ne yapıyorsun" derken sağ elinde.

Orhan'ı Hayri Esen; Sevim'i Gülen Kıpçak; Antepli Ali'yi Erdoğan Esenboğa; Tahir'i Mustafa Dağhan; Alp Aslan'ı Cüneyt Türel seslendirmiş.

"Türlü karanlık işler ve bu işleri çeviren türlü insanlar vardır Beyoğlu'nda." Zamanla ülkemizin tümü 'Beyoğlu'! Bir sorunun çözemeyince, parçası oluyoruz.'The Abyss'te (1989) "When you look into an abyss, the abyss also looks into you" (Friedrich Nietzsche) diye bir kısım vardı.

Son Yorumlar (2)

mansurx avatar mansurx 30 Kasım 2016 17:41:42

10

Baştan sona keyifle okudum teşekkürler murat çelenligil.

sinemaagresif avatar sinemaagresif 28 Kasım 2016 12:16:32

9

Bu güzel makale için teşekkürler Murat Çelenligil.

Yandex.Metrica