Ali Başar İle Özel Röportaj posteri

-Oyunculuk serüveniniz nasıl başladı, biraz bahseder misiniz?

Oyunculuk serüvenim çok önce başladı aslında, yurt dışındayken. Ben orta halli bir gurbetçi ailenin en büyük oğluyum. Almanya doğumluyum. Fakat Almanya'da yetişmedim, dedemlerin yanında Türkiye'de büyüdüm. On beş yaşıma kadar buradaydım. Sonra ailem seni yeniden Almanya'ya alalım dediklerinde ben onlarla birlikte Almanya'ya geri döndüm.  Fakat Almanca bilmediğim için bir bocalama dönemim oldu. O dönemde de babamın VHS kasetlerden oluşan video film arşivi vardı. Onlarla Türk Filmi izleyerek başladı benim serüvenim. Oyuncu olmaya o zaman karar verdim diyebilirim.

-O dönemde en çok etkilendiğiniz film hangisiydi peki?

Yılmaz Güney'in Baba filmi.

-Oyunculuk eğitiminiz nasıl başladı?

O çok komik oldu. Bazen gittiğim seminerlerde anlatıyorum, öğrenciler çok gülüyor buna. Babam benim meslek lisesine gittiğimi sanıyordu. On sekiz yaşıma geldiğimde okulumu değiştirdim ve tiyatroya geçiş yaptım. Haberi yoktu. Ben zaten on sekiz yaşıma girdiğim gün değiştireceğimi biliyordum. Reşit olduktan sonra bir bireysiniz, o özgürlüğümü yakaladım Almanya'da.  Biraz da asi ruhlu bir adamım ben.  Kafama ne koyduysam onu yaparım. Bakacağım, kendim test edeceğim olur mu olmaz mı diye. Öyle büyüdüm. Her halde bu, iki kültür arasında yetişmekten kaynaklı bir şey diye düşünüyorum. Biraz dik başlı, asi ruhlu, imkânsız diye bir şey yoktur diye bakan bir insanım. İmkânsız olan, siz yapana kadar imkânsızdır zaten. Ben aslında araba tamircisi olacaktım. Meslek lisesine giderken okulumu değiştirdim ve Hamburg'da tiyatro eğitimime başladım.  İki üç tane sağlam hocam vardı benim orada. Ina HOLZ ve Hartmuth ULEMAN. Onlarla beraber çalıştık ve derslerimi bitirdim. Sonrasında bir oyunum vardı orda Drakula Sahnede diye. Tek kişilik bir oyundu, tez oyunumdu. Onu da başarıyla geçtim ama çevreden ve ailemden destek görmedim tabii ki oyuncu olduğumda.  Oyunculuk da neymiş diye bakıyorlar ya insanlar.

sdggsdgsdgsd

-Türkiye'ye gelişiniz nasıl oldu peki?

Şimdi tiyatro, renkli bir yaşam, yurt dışında çıkan haberler var benimle ilgili. Cannes'a gitti, Harem Suare' de oynadı, Ferzan Özpetek ile çalıştı gibi. Bunlardan sonra tabii daha çok cesaretlendim.  Türkiye'ye gelmeye ne zaman karar verdim aslında biliyor musunuz, Almanya'da katıldığım bir audition sonrasında. Bir Türk olarak pek bir şans verilmediğini görünce, hemen hızlı hareket etmem gerektiğini düşündüm. Ona göre yolumu çizdim. Daha sonra Türkiye'ye geldim.  ''Ali Başar kimdir?'' diye bir dosya ile Beyoğlu'nda dolaşmaya başladım işte.

-Türkiye deki ilk işiniz neydi?

İrfan Tözüm ile çalıştım Almanya'dan ilk geldiğimde. O zamanlar Dersaadet diye bir bar vardı Beyoğlu'nda. Sadri Alışık Tiyatrosu'nun arkasında.  Pek de param yoktu, bizimkilerden kaçarak geldim Almanya'dan.  Ben gidiyorum oyuncu olacağım, siz göreceksiniz diyordum. Kibir değil asla ama ego. Oyunculuk ego meselesidir çünkü. Yapacağım edeceğim derken geldim İstanbul'a. Taksim'e ilk geldiğimde çok korktum, inanın bacaklarım titredi. Kulenin oradan aşağı doğru bakıyorsunuz ya, o kadar büyük bir kalabalık vardı ki yani. Bunların arasında ne yapacağım diye çok korkmuştum. Birkaç gün bir otelde kaldım.  Bu teknik ekibin falan nerede takıldığını öğrendikten sonra bir baktım eleman arıyorlar. Barın ismi de Dersaadet.  Eski sahibi de Mevlüt Bey'di sağ olsun, çok yardım etti. Orada işe başladım. Sonra fark ettim ki o bara Aytaç Arman, Halil Ergün, Mümtaz Sevinç falan gidip geliyor. Cemal Şan da o barın ortağıymış. Ben bunu bilmiyorum. Bir gün Cemal Bey geldi, içecek bir şey istedi, baktı falan bana. Sen barmen misin diye sordu, hayır dedim bir şeyler yapacağım oyuncuyum aslında. Ben Cemal Şan'ın kim olduğunu da bilmiyorum, kim acaba allah allah diyorum. Oyuncu musun değil misin dedi, dedim oyuncuyum. Hemen barın altından dosyayı çıkarttım, röportajlarım haberlerim var içinde. Yücel Çakmaklı aradı o sırada. Nisan Yağmurları diye bir iş var o sıra, ilk işim benim. Cihan Ünal, Hülya Koçyiğit, Murat Prosçiler. Ben de sonradan katıldım. Bir tane kötü adam var oynar mısın dediler, oynarım dedim. İlk set deneyimimdi Türkiye'deki. Bir de Hülya Koçyiğit, Cihan Ünal var yani.  Aslında iki bölüm diye gitmiştim sonra Yücel Abi geldi, bu oğlan iyiymiş bunu uzatalım biz dedi, senaristlere telefon açtı hemen. Sen devam ediyorsun beğendim seni böyle devam et dedi, bu şekilde başlamış oldu. İrfan Tözümle çalıştım sonra. Sonrasında Asmalı Konak oldu. O döneme kadar üç dört yıllık bir dönem var.1998'de geldim ben Türkiye'ye.  O üç dört yıllık dönemde çok koşturmaca ve stres altında yaşadım. Ev yok, para yok, pul yok. Bir yandan bardan en geç ben çıkıyorum kapatıp, düzenin alt üst oluyor. Sadri Alışık Tiyatrosu'nun pasajından geçmeye başladım, yol daha kısa diye.  Bir gün burada oynayacağım ben dedim.  Tiyatro kökenliyim, bunu pek kimse bilmiyor Türkiye'de ama. Çok zorlandım ben tiyatro furyasının içine girmek için. Önce almak istemediler, bir sürü zorluk yaşadım açıkçası. Ama şuanda öyle bir zorluk yaşamıyoruz, çok saygı duyuyoruz birbirimize arkadaşlarımla. Tiyatro kökenli arkadaşlarım var İstanbul Devlet Tiyatrosu'ndan, Ankara Devlet Tiyatrosu'ndan.

zdfhahadfh

-Zaten tiyatroya hiç ara vermediniz sanırım.

Yaptım evet, yine düşünüyorum bir şey yapmayı. Kafamda güzel bir şey var. Herhalde yurt dışından gelmeyle alakalı diye düşünüyorum. Sahne tozu bambaşka bir şey ya, hiçbir şeye değişmem.

-Birçok dizide oynadınız, 20 yıllık bir kariyer...

Asmalı Konak oldu sonra. O güne kadar hep veto yiyordum ben ailemden. Asmalı Konak'tan sonra öyle bir şöhret yakaladım ki, sokakta yürüyemeyecek haldeydim 2003-2004 yıllarında. Oradaki oynadığım karakterin biraz gri olması, negatif olması, pozitife geçecek mi merakı, bunu çok iyi verdik insanlara. Mahinur Ergun'a da çok teşekkür ediyorum ayrıca. Asmalı Konak nasıl oldu onu da anlatayım. Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği'nin ödül töreni vardı. Rutkay Aziz, Tarık Akan, Doğa Rutkay, Mehmet Ali Alabora. Gittim oraya. Şerif Sezer ile biz Harem Suare 'den tanışıyoruz.  Onunla konuştuk Asmalı Konak'tan bahsettik, biz de seni arıyorduk dedi bana. Mahinur Hanım ile tanıştırdı. Oyuncu musunuz diye sordu, ben de o kadar oyuncunun arasında nasıl oyuncuyum diyeyim falan diye düşünürken, ''Ya oyuncu musun değil misin evladım?'' dedi. ''Oyuncuyum.'' dedim. Tamam, yarın Nevşehir'e gidiyorsun dedi, karakterimiz var Tamer Hamzaoğlu. Gittim hemen Abdullah Oğuz ile görüştük. Ertesi gün Nevşehir'e gittim, başladık.

-Çok fazla oyuncu ile çalıştınız, karşılıklı oynamaktan en çok keyif aldığınız oyuncu kim oldu peki?

Levent Kırca, Hülya Koçyiğit, Şerif Sezer, Aytaç Arman, Nebahat Çehre, Selda Alkor, Bulut Aras,  Tolga Savacı ile oynadım. Bunları pek kimse bilmiyor ama sanırım basın ile içli dışlı olmamamdan kaynaklanıyor. Hepsiyle oynamak çok keyifliydi. Yeni yetişen oyuncuların hayal edip de ulaşamayacağı insanlar ile oynadım. Tek hayalim var, Haluk Bilginer ile oynamak isterim.

-Bu arada sinema filmlerinde de oynadınız, biraz da sinemadan bahsedelim.

İlk olarak Harem Suare' de oynadım. Orada bir Osmanlı komutanını canlandırdım. Cannes Film Festivali'ne gittim. Benim için acayip bir deneyimdi. Kırmızı halıda yürümek, Serra Yılmaz keza yanımızda. Marie Gillian ve Alex Descas rol arkadaşlarımdı o filmde. Çok şaşalı bir şeydi, kırmızı halıdasınız sürekli fotoğrafınız çekiliyor. İnsanın ruhu okşanıyor, güzel şeyler ancak o dönem çok hoşuma giden şeyler şuan benim için pek bir şey ifade etmiyor.

- Evlilik ve bebekten sonra oyunculuğa bakış açınız değişti mi?

Benim için tek önemli şey kızım. Hayatımı ona adamış durumdayım. Eşim, keza öyle. İkisi var hayatımda. Hayatla ilgili bana birçok ders verdi Lina ve eşim. Bir mesuliyet var ortada tabii.

gjdjdgj

-Sosyal medyadan anladığım kadarıyla sporla aranız çok iyi, nasıl başladı bu merakınız?

Evet, spor hep hayatımda vardı, genç yaşlarımdan beri sporla iç içeyim. İyi ki de yapmışım diyorum, Kick Boks ile ilgileniyorum ben. İyiyimdir de, tiyatrocu yumruk atamaz diye bir şey yok. Hangi işi yaparsam yapayım zirvede olmasını düşünürüm ben. Kendi açımdan tabii, başkaları ne diyecek diye değil.  Oyunculukta da öyle, bir rol alıyorsanız, diğerini arkada bırakmak zorundasınız. Bu öbürünü aşacak mı diye bakıyorum kalite anlamında.

-Yurt dışında oyuncu olmak ile Türkiye'de oyuncu olmak arasında çok büyük farklar var mı peki?

Ne yazık ki var. Bu acı bir gerçek. Biz dünyanın en güzel işini yapıyoruz ama çok zor şartlar altında yapıyoruz. Bir oyuncu olarak bunu benim söylemem karşıdakileri biraz üzecek ama gerçekten oyunculuğa yeni başlayan arkadaşları çok meşakkatli bir yol bekliyor.

-Bildiğim kadarıyla Belçika'da oyunculuk eğitimi de veriyorsunuz, biraz da ondan bahseder misiniz?

'Actor's Studio Atölye' de kamera oyunculuğu ve teknik dersleri veriyorum.  Son bir yıldır, yaptığım bir şey. Trafik kazası geçirmeden önce daha sık yapıyordum, sonra biraz daha ertelendi. Orada dört şehirde, 90'a yakın öğrencim var. Çoğunluğu Türk, yabancılar da var. Onlara hem sahne, kamera oyunculuğu, teknik, oyunculuk nedir, bunların inceliklerini anlatmaya çalışıyorum.

-Hem iyi bir oyuncu hem bir hoca olarak geleceğin oyuncularına neler öneriyorsunuz?

İnandıkları şeylerden şaşmasınlar. Biliyorum çok konservatuar mezunu var, işsizler. Alaylı olanlar içinde söylüyorum bunu, onlar da ümitsizliğe kapılmasınlar. Önemli olan siz kalbinizde ve ruhunuzda ne kadar emek veriyorsunuz bu işe, ne kadar kendinizi aşıyorsunuz.

-Son olarak, sizinle fotoğraf çekiminde buluştuk. Çok eğlendiğinizi gördüm, seviyorsunuz sanırım?

Evet, So-Be Fotoğraf Stüdyosu'ndayız bugün, çok keyifli bir çekim oldu benim için. SM Menajerlik ile çalışıyorum, bizim işimizde iyi menajer çok önemli. Bu açıdan mutluyum.

Son Yorumlar (3)

sinemaadamı avatar sinemaadamı 13 Ocak 2017 14:21:40

10

güzel olmuş. severim ali başar abimizi.

mansurx avatar mansurx 27 Aralık 2016 03:26:19

7

Güzel bir röportaj olmuş keyifle okudum röportajı yapana teşekkürler.

hasan.karci avatar hasan.karci 26 Aralık 2016 13:26:58

çok başarılı bir oyuncu dur ALİ BAŞAR..Birlikte iki film çalıştık..

Yandex.Metrica