Sonbahara yakışan festival: Güz Film Festivali posteri Her biri özenle seçilmiş otuzun üzerinde filmin yer aldığı festivalde, Ankaralı sinemaseverler, Cannes, Berlin, Venedik gibi uluslararası festivallerde büyük ödüller almış ve ses getirmiş yepyeni filmler ile Avrupa ve Dünya sinemasının başyapıt niteliğindeki klasik filmleri, 15 gün boyunca Ankara’nın tek salonlu tek sineması olan Ankapol Sineması’nda izleme fırsatı bulacaklar. Bu yıl, “En Güzel filmler, daha büyük perdede, daha çok seyirciyle ve daha ucuza izlenir! ” parolasıyla yola çıkan festival, Amerika’dan Uzakdoğu’ya, Avrupa ve Balkanlardan Ortadoğu’ya, Latin Amerika’dan Afrika’ya, dünyanın hemen hemen her köşesinden birbirinden iddialı filmleri seyirci karşısına çıkarıyor.

Etkinlik, bu yıl da ilklere imza atacak. Festival kapsamında beş filmin Türkiye’deki ilk gösterimi yapılırken programda yer alan filmlerden neredeyse hepsi yine Ankara’da ilk kez seyirci karşısına çıkacak. Festivalde bu yıl ilk kez, “Seyirci Ödülü” de verilecek. Programda yer alan yeni filmler Ankaralı sinemaseverlerin beğenisine sunulacak ve oylamaya katılan izleyiciler arasından yapılacak çekilişte 3 Ankaralı sinemasever bir sonraki festival tarihine kadar Ankapol Sineması’ndaki bütün filmleri ücretsiz izleme hakkı kazanacak.

Festivale bu yıl yeni bir bölüm daha ekleniyor. Latin Amerikan Rüzgârı başlığı altında Latin Amerika’dan son dönemde yapılmış en etkileyici ve en çarpıcı filmler görücüye çıkıyor. Sinemaseverlerin gerek festivallerde gerekse ticari gösterimde pek izleme fırsatı bulamadığı bu uzak kıtanın en iyi filmleri festivalin bu yıl en gözde bölümlerinden biri olmaya aday. Bu bölümde, Brezilya’dan Satılık Aşk, Arjantin’den Bir Kaçışın Güncesi, Meksika’dan Keman ve Şili’den Yatakta adlı filmler yer alıyor.

Madame Satã’nın yönetmeni Karim Ainouz’un son filmi Satılık Aşk, neşeli ve güçlü bir kadının hayata tutunma çabasını anlatan tutkulu ve etkileyici bir öykü. Uluslararası birçok festivalde gösterilen ve seyirciden büyük beğeni toplayan film, Brezilya’dan muhteşem görüntüler, başroldeki başarılı kadın oyuncusu, hikâyenin özgür ruhu ve yönetmenin coşkulu anlatımıyla Latin Amerika’dan cesur bir yolculuğun öyküsünü sunuyor izleyenlere.

Genç ve yetenekli Arjantinli yönetmen Adrián Caetano’nun geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan filmi Bir Kaçışın Güncesi, gerçek bir yaşam öyküsünden esinlenilmiş çarpıcı bir film. Arjantin’de 1976-83 yılları arasındaki askeri cunta döneminde geçen ve işkence altında hayatta kalma mücadelesini anlatan film, dört gencin acıklı kaçış öyküsünü yüreğimize işleyecek bir dille anlatıyor. Çarpıcı görüntüleri, olağanüstü oyunculukları, gerilimi artıran müzik ve ışık kullanımıyla akıllara kazınacak bir politik film örneği.

Meksikalı genç yönetmen Francisco Vargas’a başta Cannes Film Festivali olmak üzere birçok festivalde önemli ödüller kazandıran Keman, müzikle savaşın tehlikeli bir oyuna giriştiği olağanüstü bir ilk film. “Toplumsal Adalet” uğruna verilen cesur bir mücadelenin hikâyesini anlatan film, yavaş yavaş heyecanınızı arttırarak gittikçe nefesinizi tutacağınız bir anlatım sergiliyor. Meksika sinemasının son yıllardaki en etkileyici yapımlarından…

Şili’li genç yönetmen Matias Bize’nin 26 yaşındayken çektiği ilk uzun filmi Yatakta ise, yeni tanıştığı anlaşılan ve birbirlerinin isimlerini bile bilmeyen iki yabancının bir otel odasında geçirdiği bir gecelik ilişkinin öyküsünü anlatıyor. Kısıtlı bir bütçeyle nasıl çarpıcı filmler çekilebileceğini ispatlarcasına film, mekân olarak bir otel odası, malzeme olarak bir yatak ve iki oyuncu ile hayat, aşk, iletişim ve seks üzerine dersler veriyor. Gösterildiği festivallerde büyük övgüler alan ve birçok ülkede gösterime giren bu minimal filmde, kadın ve erkek oyuncunun yataktaki yani filmdeki oyunculuğu da gözümüzü kamaştırıyor.

Festivalin bu yılki bir diğer sürprizi Sinemanın Genç Yetenekleri bölümünde ise, dünya sinemasının genç ve yetenekli yönetmenlerinden usta işi yepyeni filmler yer alıyor. Daha ilk ya da ikinci filmlerini çeken bu yönetmenler yetenekleriyle seyirciyi hayran bırakırken gelecekte de adlarından sıkça söz ettireceğe benziyor.

Genç yönetmen Juan Carlos Falcón’un ilk uzun filmi Ölenin Arkasından Konuşulmaz, gülmekten kırıp geçirecek bir kara komedi. Film, bir grup kadının hiç sevmedikleri komşularının ölümünden duydukları sevinci, mizah dolu bir anlatımla hicvediyor. Kanarya adalarının muhteşem manzarasında çekilen film, senaryosu, nefis anlatımı, başarılı kurgusu ve kadın oyuncuların olağanüstü oyunculuklarıyla seyirciden büyük bir alkışı hak ediyor. Bu yılın en iyi ve en keyifli İspanyol filmlerinden birini izlemeye hazır olun!

Sinema ve müzik kariyerini aynı anda yürüten yetenekli Fransız yönetmen Denis Dercourt’un geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin “Belirli Bir Bakış” bölümünde gösterilen yeni filmi Sonraki Sayfa, piyanoya yeteneği olan bir kız çocuğunun elinden kayıp giden yaşam öyküsünü anlatıyor. Birçok uluslararası festivalde gösterilen ve bugüne kadar otuzun üstünde ülkede ticari gösterime giren film, sakin, yalın ve yer yer buz gibi anlatımının ardında gittikçe artan derinliği ve gerilimiyle izleyenleri etkilemeyi başarıyor. Film bu yönüyle, Hitchcock, Chabrol ve zaman zaman da Haneke’nin üslubuyla büyük benzerlikler gösteriyor.

Bu yıl Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde gösterilen ve seyirciden büyük alkış alan genç yönetmen Dusan Milic’in ikinci filmi Gucha-Trompet, hayatın içinden sıcacık, cıvıl cıvıl ve kendinizi çok iyi hissettirecek bir aşk filmi. Genç yönetmen Milic, yapımcısı Kusturica’nın izinden gittiğini vurgularcasına, renkli anlatımı, balkanlara özgü mizah anlayışıyla, hem gözünüze, hem de kulağınıza hitap eden deli dolu bir filme imza atıyor. Festivalin en keyifli filmlerinden…

Bu yıl Goya ödüllerinde En İyi Yeni Yönetmen, En İyi İlk Film ve Senaryo dallarında aday gösterilen ve kesinlikle hakkı yenilen Ayçiçeklerinin Gecesi, iç içe geçmiş altı öykü anlatan başarılı bir ilk film. Yetenekli ve genç İspanyol yönetmen Cabezudo, daha ilk filmiyle ne kadar yetenekli olduğunu ve önümüzdeki yıllarda adından sıkça söz ettireceğini kanıtlıyor. Farklı bakış açılarından anlatılan öyküler, hem merak dolu hem de kasvetli bir belirsizlik yaratırken izleyenlerin algısını da sürekli değiştiriyor. Kaçırılmayacak bir ilk film…

Bu yıl Cannes Film Festivali’nin “Belirli Bir Bakış” bir bölümünde gösterilen ve büyük beğeni toplayan İsrailli genç yönetmen Eran Kolirin’in ilk filmi Bando, Arap Kültür Merkezi’nin açılışında çalmak üzere İsrail’e davet edilen Mısırlı bir polis bandosunun başına gelen talihsizlikleri matrak bir dille anlatan hümanist bir öykü. Bu, kültürlerarası diyalog ve uzlaşma filmi, tabulardan ve önyargılardan arınmak için bireysel ve toplumsal iletişimin önemine mizahi bir üslupla parmak basıyor.

Birçok usta yönetmenle çalışan ve başarılı bir oyuncu olarak tanıdığımız Julie Delpy’nin ilk uzun sinema filmi Paris\'te İki Gün, kendine özgü bir dili olan başarılı bir komedi filmi. Woody Allen’ın da sık sık kullandığı Amerikalı – Avrupalı farklılıklarını başarılı bir şekilde hicveden film, akıcı diyalogları ve oldukça başarılı oyunculuk yönetimiyle de göz dolduruyor. Bu yıl Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde gösterilen ve büyük beğeni kazanan film, ülkesi Fransa’da seyirciden büyük ilgi gördü.

Festivalde her yıl olduğu gibi bu yıl da, ülkemizde gösterime girmemiş, ya da merakla beklenen son yılların en iyi filmlerinden bir seçki de yer alıyor. Sinema Şimdi! başlığı altında yer alan filmlere göz atmak gerekirse;

Bu yıl Cannes Film Festivali’nde büyük ödül için yarışan Balkan sinemasının çatlak, uçuk kaçık ve yaratıcı yönetmeni Kusturica’nın son filmi Bana Söz Ver; yine bu yıl Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü kazanan, endüstrinin kırsal alanlara kadar sızdığı, çiftçilerin bile göçe zorlandığı Moğolistan’da geçen, Çin’deki hızlı sanayileşmenin bireyler üzerindeki etkilerini de çarpıcı bir dille anlatan Uzakdoğu sinemasının en iyi örneklerinden Tuya’nın Evliliği; genç yaşta beyin kanaması geçirerek sol gözü hariç bütün bedensel fonksiyonlarını yitirmiş bir gazetecinin hayata bağlanma öyküsünü anlatan ve bu yıl Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü alan ressam, fotoğraf sanatçısı ve yönetmen Julian Schnabel’in yeni filmi Kelebek ve Dalgıç Giysisi; Nefes Alıyorum filminden tanıdığımız Emanuele Crialese’nin son filmi ve geçtiğimiz yıl İtalya’nın Oscar adayı olan Yeni Dünya; aşkın sonsuzluğu, ölüm ve yaşamın hüznü üzerine şiirsel bir meditasyon sunan ve yine bu yıl Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü alan Yas Ormanı; ölüm cezasına çarptırılmış bir mahkûmla, aldatılmış evli bir kadın arasında, mutsuzluk, kıskançlık ve sevgi açlığı etrafında gelişen sıra dışı bir aşk hikâyesi anlatan Güney Kore sinemasının en tanınmış ve en üretken yönetmeni Kim Ki-duk’un son filmi Nefes bu bölümde yer alan filmler.

Etkinlik kapsamında dünya ve Avrupa sinemasının usta yönetmenlerinden artık her biri birer klasik olmuş başyapıt niteliğindeki filmleri yer alıyor.

Carlos Saura\'nın filmografisindeki en önemli filmlerden Besle Kargayı, Franco rejiminin çöküş dönemindeki İspanya’yı, orta sınıftan bir ailenin öyküsü çevresinde cesur bir dille tasvir ediyor. Öyküsünü geri dönüşlerle anlatan film, iç savaşa yıllar sonra, o yıllarda küçük bir kız çocuğu olan Ana’nın gözüyle bakıyor. 1976 yılında Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü alan film, Saura’dan yakın dönem İspanya tarihi üzerine kaçırılmayacak bir başyapıt…

Hong Kong’lu yönetmen Wong Kar-Wai’ye uluslararası şöhretin kapılarını açan kült filmi Chungking Ekspresi, Hong Kong’un salaş otel, bar ve kulüpleriyle ünlü bir bölgesinde geçen etkileyici bir aşk ve yalnız kalpler hikâyesi sunuyor. Yönetmenin kendine has sinema dilini keşfetmek isteyenler için hem eğlenceli hem de hüzünlü bir masal anlatan film, görselliği ve olağanüstü müzikleri için bile izlemeye değer.

Efsanevi yönetmen Tarkovsky\'nin Stanislav Lem’in eserinden uyarlayarak çektiği Solaris, diğer filmlerinde olduğu gibi yine insanın var oluşuna ilişkin sorular soran, hayatın anlamını ararken seyirciden çaba isteyen ve şiirsel öğelere fazlasıyla yer veren destansı bir başyapıt. Çekildiği yıllarda büyük ses getiren film, yönetmenin bugün bile en çok tartışılan filmlerindendir. Sinema tarihinin kesinlikle görülmesi gereken başyapıtlarından.

Cezayir doğumlu, çingene asıllı Fransız yönetmen Gatlif’e uluslararası şöhretin kapılarını açan Çılgın Yabancı, bir teyp kaydında duyduğu eşsiz sesin gerçek sahibini bulmak için Avrupa’yı aşan genç bir Fransız’ın uçuk kaçık öyküsünü anlatıyor. Uluslararası festivallerde birçok önemli ödüle layık görülen, özgün kişiliğinin yanı sıra yapımcı, yönetmen, senarist ve müzisyen kimliğiyle dikkat çeken Gatlif’in, çingeneleri, onların aşklarını, hayatlarını, acılarını ve müziklerini en iyi yansıttığı filmi.

Woody Allen ve Luis Buñuel birlikte bir film yapsalardı nasıl bir şey olurdu acaba? Sabun Köpüğü Hırsızları filminin usta yönetmeni Maurizio Nichetti’nin kurmaca ile canlandırma sinemasını başarıyla harmanladığı Uçmak İstiyorum için yapılabilecek en iyi tanım bu olsa gerek. Türü itibariyle kurmacadan yavaş yavaş canlandırmaya doğru kayan film, yönetmenin yeteneğine ve dehasına şapka çıkartacak derecede çılgın, absürd ve gülünç bir film. Eşine az rastlanır düşünsel bir sinema klasiği…

Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en ünlü ve en usta yönetmenlerinden Hitchcock imzası taşıyan Trendeki Yabancı, usta yazar Patricia Highsmith’in romanından uyarlanmış bir başyapıt. Seyirciye yine bir solukta izlenen gerilimi yüksek ve tempolu bir film sunan yönetmenin, dehasının en uç örneklerinden Trendeki Yabancı, sinema tarihinin en ilham verici filmlerinden biri olarak görülüyor.

film+ / 4. güz film festivali
25 ekim - 08 kasım 2007 / Ankapol Sineması
www.askfest.org

Son Yorumlar (1)

enigmacuture avatar enigmacuture 17 Mart 2009 13:39:03

6

önemsediğim bir festival

Yandex.Metrica