Festival Direktörü Kerem Ayan'la Filmekimi'ni Konuştuk posteri

Program açıklandı. Hazırlıklar nasıl gidiyor? Sizler nasılsınız?

İyiyiz. J Program açıklandıktan sonra işler kolaylaşıyor. Bizim amacımız programa en çabuk bir şekilde bitirmek tabii ama o kadar kolay olmuyor. Çünkü en son filmleri getirmek istiyoruz. O nedenle en son ana kadar bekliyoruz. Bu sene de Venedik Film Festivali'nden 13 film aldığımız için biraz geciktik. Aslında birkaç gün ama tabii Filmekimi çok beklendiği için sürekli bize "Ne zaman açıklıyorsunuz?" "Haydi artık program ne zaman?" diye soruyorlar. Gerçekten seyircinin beklediğine de değdi. Çünkü çok  güzel program oldu. Şimdi de organizasyonun son detaylarını yapıyoruz. İstanbul zaten belli. Bu sene 6 şehre gidiyoruz Anadolu'da.

Yeni bir şehrimiz de katıldı.

Evet ilk defa Bodrum'a gideceğiz. Yine Ankara, İzmir, Eskişehir ve Edirne var. Daha önce gitmiştik Edirne'ye, şimdi geri dönüyoruz. Diyarbakır'a iki sene sonra geri dönüyoruz bundan dolayı mutluyuz. İlk defa da Bodrum'a gidiyoruz.  Onların organizasyonu yapılıyor. Tabii ki biraz yoğun ama eğlenceli. Aşağı yukarı hep 5-6 şehre gitmeye çalışıyoruz.

Peki bu şehirleri neye göre seçiyorsunuz? Oralardan gelen talepler üzerine mi mesela?

Tabii, mesela bu sene Ankara ve İzmir'den geçen seneden beri gelen "Daha fazla gün gelin" talepleri geliyor. Onları arttırdık. 5 gün gidiyoruz artık. Eskişehir'i geçen sene ilk defa denemiştik. Gayet mutluyuz o nedenle tekrar gidiyoruz. Biraz biz bakınıyoruz, biraz talep üzerine diyelim. Edirne'yi hep konuşuyorduk, istiyorduk zaten tekrar gidelim diye. Biraz oradan gelen istekle de böyle oldu.

Bu sene hangi salonlarda filmler izleyeceğiz? Beyoğlu Sineması salonu da yenileniyor.

Evet yine Atlas, Rexx ve City's bir de Beyoğlu. Zaten Cem ile sürekli irtibat halindeyiz bu sürecin başından beri. Hep konuşuyorduk sinemada eğim yok diye, engelliyordu. Fakat en sonunda birkaç gün önce restorasyona girdiler. Filmekimi'nde eğimli yeni Beyoğlu ile birlikteyiz. Bu da çok mutlu edici bir haber tabii ki. Hem Beyoğlu Sineması'nın kurtarılmış olması hem de filmleri seyircilerle çok daha iyi bir ortamda izleyecek olmamız çok güzel.

Geçen seneye göre Filmekimi'nde neler değişti?

Geçen seneye göre pek fazla bir şey yok. Bizim Filmekimi ağırlıklı Cannes Film Festivali programından oluşan bir festival. Cannes programı açıklandığında mesela Twitter'da "Orada Cannes diye yazılır burada Filmekimi diye okunur" gibi yazılar yazılmıştı. Gerçekten öyle ağırlıklı Cannes filmleri var. Tabii Cannes ne kadar iyi olursa bizim festival de o kadar iyi oluyor bir açıdan. Ama bunun üzerine biraz önce dediğim gibi Venedik'ten 13 yeni film aldık. Çok fazla yarışma filmi vardı Venedik'ten. Bütün büyük ödüllüler aldık mesela en iyi film en iyi erkek oyuncu, jüri özel ödülü... yani bütün o filmleri de aldık Venedik'ten. O yüzden çok fazla büyük yönetmen var programda.

Açılış filmimiz "Anne!". Aranofsky'nin olaylı filmi. Benim çok bayıldığım bir film. Venedik'te fazlaca yuhalandı ama Toronto'da oldukça beğenildi. Biraz seyirciyi zorlayan bir film tabii. Seyirciyi ikiye bölen bir film. Çok sert bir film çünkü. 28'inde İstanbul'da gösteriyoruz 29'unda zaten gösterime giriyor aslında. Biz yine de programımızda olsun istediğimiz için Mother!'ı aldık.

E bir de festival havasında, izleyicisiyle izlemek başka tabii.

Evet kesinlikle güzel. Onun dışında 2 tane yerli filmimiz var. Biri Can Evrenol'un Housewife filmi. Can Evrenol da gelecek filmin sunumuna. Diğer film de Onur Ünlü'nün Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok filmi. Adana'nın duyurmasını bekliyorduk biz de duyurmak için. O da tabii ki gelecek. Film de İstanbul prömiyerini bizde yapmış olacak.

Yerli filmlerimizin tek seansı var festivalde. Sebebi nedir?

Bunun sebebi şu olabilir; bu filmler zaten vizyona çıkıyor, vizyonda da seyircisi olsun biz kapatmayalım sonuçta. Bir de Filmekimi aslında biraz daha fazla yabancı film gösteren bir etkinlik. Biz ufak ufak Türk filmleri alıyoruz kaç senedir. Mesela Can Evrenol'un bir önceki Baskın filmi de bizde gösterilmişti. Böyle şeyler de yapmak istiyoruz tabii ama dediğim gibi hem başka festivallere de gidiyor bu filmler hem de vizyona çıkıyor.

Başka iki ayrı etkinliğimiz var onları da söyleyeyim hazır yeri gelmişken. Bruno Dumont's Jeannette adlı filmini gösteriyoruz. Filmin müziklerini yapan İgor, ilk defa Türkiye'ye gelecek. Bundan ayrıca mutluyuz. Ben Cannes Film Festivali'nde tanıştım, Gautier aslında adı da İgor diye bir grubu var. Onunla çok konuştuk, İstanbul'a keşke gelseniz dedik. O da çok istedik ama fırsat olmadı dedi. Biz de fırsatı yarattık. Tabii black metal gibi oldukça gürültülü bir müzik yapıyorlar ama çok güzel tabii. Özellikle barok müzikten çok etkilenerek yapılan bir müzik. Salonda ilk defa 2 Ekim'de konserle geliyor. Ayrıca filmi de sunacak filmden önce.

Bir de Tony Gatlif'in son filmi Djam. O da Türkiye, Fransa ve Yunanistan ortak yapımı zaten. Onun da müzisyenleri Cümbüş Cemaat, zaten burada da biliniyor. Ayın 8'inde biraz kapanış konseri gibi olacak. Babazula'nın solisti Melikşah da olacak. O da grubun içinde. Orada yine bir konser olacak. İki konser etkinliğimiz var yani.

Daha önce pek yoktu sanıyorum böyle bir etkinlik?

Geçen sene biz ilk defa Beatles şarkıları yapmıştık salonda. Birçok sanatçı gelip Beatles şarkıları söylemişti. Her sene bir etkinlik yapmak istiyoruz. Hoş oluyor, renk katıyor.

Eski filmleri gösterme furyası hakkında ne düşünüyorsunuz? Filmekimi'nin böyle bir girişimi olacak mı?

Yok çünkü Filmekimi aslında tamamen önümüzdeki sonbahar-kış sezonunda izleyeceğimiz filmlerin ön gösterimi gibi. O yüzden hiç eski filmlere girmiyoruz. Zaten çok kompakt bir etkinlik, 51 film var ve herkes bunları çok görmek istiyor. Bir de eski filmleri katarak seyirciyi çok fazla dağıtmış olacağız. O yüzden biz o eski filmler veya restore edilmiş filmleri İstanbul Film Festivali'nde gösteriyoruz. Gömülü Hazineler diye bir bölümümüz vardı. İki sene önce başladık ona. Çok zor bulunan, yıllar sonra ortaya çıkan filmleri gösteriyoruz. Geçen sene programa Sinemania diye bir bölüm ekledik. Sinemania'da da sinema tarihinin çok önemli, restore edilmiş filmler var. Şu anda mesela onu düşünüyoruz. Filmekimi bizim için bitti aslında. J Biz direkt Film Festivali'ne çalışmaya başladık. Hangi filmi göstersek düşünüyoruz. Her sene bir Türk filminin restorasyonunu yapıyoruz. Yani Film Festivali'nde gösteriyoruz eski filmleri. Önümüzdeki festivalleri için de oldukça güzel filmler hazırlayacağız.

O halde İstanbul Film Festivali hakkında da bir soru sormuş olalım. Festival'de gösterdiğiniz eski filmleri neye göre seçiyorsunuz? Mesela sosyal medyada çok istek var bu konuda. "Lütfen şunu gösterin" "Bu filmi de sinemada izleyelim" gibi cümlelerde birçok filmin adı geçiyor.

Tabii ki bir yandan o sosyal medyadaki istekleri göz önüne alıyoruz bir yandan da festivalin danışmanları var. Onlardan da pek çok şey geliyor. Danışman olmayan pek çok eleştirmen arkadaşımızdan da böyle öneriler geliyor. Yani İstanbul Film Festivali'nin güzelliği genelde bütün İstanbulluların çokça sahiplenmesi ile oluyor.  Bir sürü yapımcı, yönetmen veya gazeteci diyor mesela "Aa bu da var, bunu da gösterin". Onları da dikkate alıyoruz. Bir de tabii Türk filmleri restorasyonu var. Şirketlere gidiyoruz, arşivlere bakıyoruz... Tabii onları da göz önüne alıyoruz. Mesela geçen festivalde izlediğimiz Anayurt Oteli çok yeni bir film aslında dünya tarihine bakarsak. Çok daha eski filmleri restore etmemiz gerekir ama onlar çok kötü durumda olabiliyor, kopyaları olmuyor vs... Bir de 80'lerde mesela filmler çok kötü şartlar altında saklandığından çok çabuk bozulabiliyor. O gibi pek çok şey göz önüne alınıyor.

Son olarak izleyicilere sizin şahsi olarak önerdiğiniz Filmekimi filmlerini alabilir miyiz?

Benim favori filmlerim çok çok fazla ama ilk aklıma gelenleri söyleyeyim.

Tabii ki öncelikle Mother! (Anne!) var. Biraz önce söylediğim gibi. Cannes'da bence büyük hakkı yenen Andrey Zvyagintsev'in Loveless (Sevgisiz) adlı filmi var. Sadece bir senaryo ödülü ile geçiştirdiler. Çok müthiş bir film bence. Yine aynı şekilde Lynne Ramsay'in You Were Never Really Here adlı filmi var. O ikisini senaryoyla geçiştirdiler çok kötü ama çok önemli iki film gerçekten. En İyi Yönetmen ödülü de alabileceği bir filmdi bence Lynne Ramsay'in. Yazık oldu. Tabii ki Yorgos Lanthimos'un son filmi The Killing Of A Sacred Deer (Kutsal Geyiğin Ölümü) çok rahatsız edici her zamanki gibi, çok güzel bir film. Venedik'ten de tabii ki çok heyecanla beklenen Guillermo Del Toro'nun son filmi The Shape Of Water (Aşkın Gücü) var. Geçen sene gösterdiğimiz Like Crazy filminin yönetmeni Paolo Virzi'nin yeni filmi var The Leisure Seeker (Son Tatil). Helen Mirren ile Donald Sutherland'ın müthiş oyunculuk sergiledikleri bir film. Bayağı döktürdükleri hatta J İzleyicilere oldukça mendil kullandıracak film ama. Tabii ki bir de Martin McDonagh'nın Three Billboards Outside Ebbing, Missouri (Üç Billboard Ebbıng Çıkışı, Missouri) var. Çok çok tatlı bir film. In Bruges'ün yönetmeninin son filmi. Onda da Frances Mcdormand ile Woody Harrelson inanlmaz oyunculuklar sergiliyor zaten Venedik'ten ödülle döndü. Çok iyi bir senaryosu var. İki film daha söyleyeyim; Samuel Maoz'un Foxtrot'u. Lübnan diye bir film yapmıştı o da Venedik'teydi. Bu da Venedik'te. Bizim iki sene önceki jüri üyemiz Lior Ashkenazi oynuyor filmde başrolde. Çok iyi bir film, zaten orada da Jüri Büyük Ödülü aldı Foxtrot. Bir de yine hakkı yenen Lucrecia Martel'in Zama filmi. Cannes'a katılamadı çünkü yapımcısı Almodovar'dı. J Venedik'te de yarışma dışıydı. Kimse anlamadı neden ayrışma dışı olduğunu.  Çok güzel film ama rahat rahat yarışmaya girerdi. Biz yine Twitter'dan falan da biraz takip ediyoruz, onun da aslında bekleyeni oldukça var.

Bunları kaçırmayın derim ama tabii ki daha çok film var. J

O halde sizlere iyi çalışmalar diliyoruz. Festivalcilere söylemek istediğiniz bir şey var mı?

29 Eylül'den itibaren festivale bekliyoruz. Ondan sonra da Anadolu'nun diğer şehirlerine gideceğiz. İyi festivaller.

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica