Bu dizide herkesin aşka cesareti var  posteri Ömer Uğur'un yönettiği, Resul Ertaş ve Yaşar Arak'ın senaryosunu yazdığı dizi iki düşman ailenin çocuklarının yaşadığı aşkı konu alıyor. Dizinin başrollerinde Tarık Pabuççuoğlu, Ali Kazan, Engin Altan Düzyatan ve Özge Özpirinççi var.

Yeni diziniz hayırlı olsun diye söze gireyim ve hemen sorayım; teklif geldiğinde sizi bu projeye çeken ilk şey ne oldu?

Tarık Pabuççuoğlu: Senaryoyu çok beğendim. Hakikaten hikayesi çok iyi. Olaylar iki düşman ailenin birbirini seven kızı ile oğlunun etrafında dönüyor. Bir nevi Romeo&Juliet gibi yani... Romantizm, komedi, aksiyon, her şey var bu dizide...

Ali Kazan: Dizinin yapımcısı aradı, "Böyle bir iş var, kabul eder misin?" dedi. Ben de senaryoyu okur okumaz kabul ettim.

- Canlandırdığınız karakterlerden söz eder misiniz?

T.P.: Ömer 55 yaşlarında, görünürde oto galericiliği yapan, küçük çaplı bir mafya... İstanbul’a ilk göçtüğünde, onu bünyesine almak istemeyen büyük şehre kendini kabul ettirme çabası Ömer’i mafya saflarına itmiş. Faizle para satmak, gümrük ihalelerine girmek, ufak tefek tahsilat işlerinde icra dairesinin işlevini üstlenmek gibi faaliyetler sürdürüyor. Karısından başka kimsenin karşısında boyun eğmeyen, çocuklarının üzerine titreyen bir adam Ömer...

A.K.: Ben de 55 yaşlarında, organize suçlar amirliğinde görevli bir komiseri oynuyorum. Dürüst bir hayat yaşamayı ve ailesine de bunu empoze etmeyi düstur edinmiş, cesur ve çalışkan biri. İlkelerinden asla taviz vermiyor. Kanunu çiğneyen babası bile olsa gözünün yaşına bakmaz yani... Mafyayla da amansız bir savaş içinde...

Engin Altan Düzyatan: 28 yaşlarında, üniversite mezunu, askerliğini yeni bitirmiş bir genci canlandırıyorum. İdealist bir polis olan babasının sıkı disiplini altında büyümüş, buna rağmen aklına estiği gibi özgürce yaşamış. Bu özgürlüğü daha çok kızların peşinden koşmak, koşmakla da kalmayıp yakalamak şeklinde tezahür etmiş sıkı bir çapkın! Okulun son yıllarında çocukluk arkadaşı Hüsnü’yle açtıkları kafeyi işletmeye başlamış. Kafe çok kazançlı olmasa da babasından işsiz damgası yemesini önlüyor. Sıkıntılı anlarında bile neşesini kaybetmiyor, ancak gerçek aşk kapısını çalınca sıkıntılar başlıyor.

Özge Özpirinççi: Ben de Ebru karakterini canlandırıyorum. 24 yaşlarında, üniversiteyi henüz bitirmiş, kırsal kökenlerinden sıyrılamamış bir ailenin artık kentli olmuş kızıyım. Ebru, evin gözbebeği olmasına, herhangi bir baskı görmemesine rağmen, kendi koyduğu kurallarla kendi disiplinini inşa etmiş, olgun sayılabilecek bir karaktere sahip... Yaşadığı çevreye karşı duyarlı, yardımsever, atılgan ve dışa dönük olsa da erkekler konusunda içe dönük. Ama sonunda aşkla tanışacak.

- Aşk uğruna ciddi çatışmalar yaşanacak anladığım kadarıyla...

Ö.Ö.: Evet, aşk çatışmaları dizi boyunca sürecek. İki genç tam birbirlerine aşık olacakları sırada aileler araya girecek.

E.A.D.: Gerçek hayatta da böyledir, her şey çatışmalarla ortaya çıkar zaten...

- Dizinin adı Cesaretin Var mı Aşka... Peki sizlere sorsam; gerçek hayatta aşka cesaretiniz var mı?

T.P.: Yaşım 59, ruh yaşım 30, onun için de her zaman cesaretim var aşka...

E.A.D.: Tabii ki var. Zaten var oluş sebebimiz bizi buna götürüyor. Bu dünyada herkes ideal eşini arar. Ben birine aşık olduysam da hemen söyerim, hiçbir zaman çekingeliğim olamamıştır.

A.K.: Benim 10 yıldır süren bir aşkım var zaten, gayet de iyi gidiyor. Aramızda ciddi yaş farkı var oysa... Tam 23 yaş... Yine de kurduğunuz ilişki doğru ise bu farkın hiçbir önemi kalmıyor.

Ö.Ö.: Ben çok çabuk aşık olurum. Kırılım, yıkılırım, kırarım ama yine de vazgeçmem, olurum. Gerçek aşkı bir kez yaşadım, diğerleri ise aşk sandığım yaşanmışlıklardı.

- Aşkı nasıl yaşarsınız?

E.A.D.: Aşkın içindeyken kendinizi gözlemleyemiyorsunuz. Çünkü tamamen aşık olduğunuz kişiye odaklanıyorsunuz. Onu nasıl gördüğümü size anlatabilirim, ama kendim aşkı nasıl yaşıyorum bilmiyorum.

- Hiç acı çektiniz mi?

E.A.D.: Tabii ki oldu. Aslında aşk, acısı olduğu için güzeldir. Yanında kötü bir şey yoksa, hiçbir güzel şeyin manası kalmaz. Dolayısıyla aşk acısı bence kötü bir şey değil. İnsanı büyüten, insana bir şeyler öğreten ve bir sonraki ilişkisine onu hazırlayan bir durum bu...

- Yeniden diziye dönersek... Romantik-komedi türünde pek dizi yapılmıyor artık. Ağa ve mafya dizileri bu kadar ön plandayken sizinkisi iyi cesaret...

T.P.: Evet, yapmıyorlar. Ama biz modaya uymadık. Toplantı yaptık ve önemli bir karar aldık. Bu dizide asla ateş edilmeyecek. Kimse tabanca tutmayacak. Bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorum.

- Bol aksiyonlu dizilere karşı mısınız? Teklif gelse geri mi çevirirsiniz?

T.P.: Karşı olmak demeyelim de, bunların bizde çok fazla abartıldığını düşünüyorum. Negatif etkileri oluyor haliyle... Sokaktaki küçücük çocukların elinde bile tabanca var mesela. Yani bunlar çok yanlış yönlendirmeler.

- Tarık Bey, bu dizide bir mafya üyesini canlandırıyorsunuz. Oysa izleyici sizi daha önce bu tip sert rollerde görmemişti... Yadırgarlar mı acaba?

T.P.: Aslında öyle çok gördüler beni, ama o sertliğin altından hep komiklik, garibanlık, duygusalık çıktı. Bu dizi de öyle olacak gibi geliyor. "Hayat Bilgisi"nde de kötü bir karateri canlandırıyordum mesela, ama sonradan komediye dönmüştü.

- Normal hayatınızda nasıl birisinizdir?

T.P.: Herkese komik geliyorum...

- Ya siz Ali Bey?

A.K.: Arkadaş ortamlarında aranan biriyimdir, çünkü espriliyim. Damarıma basılmadığı zaman kimseye zararım dokunmaz. Çok güzel fıkra anlatırım. Boş konuşmaları, boş davranışları sevmem.

Vampiri oynamak istiyorum

- Özellikle canlandırmak istediğiniz roller var mı?

Tarık Pabuççuoğlu: Ben hep aynı karakterleri oynamak istemiyorum. Benzer roller üstlenmek bazılarının kolayına geliyor, ama ben o durumdan hiç hoşlanmıyorum. Tiyatroda da, sinemada da farklı roller almaya çalışıyorum.

Ali Kazan: Televizyonda bir baba kimliği edindik. Habire baba rolleri geliyor o yüzden... "Baba" tipine karşı değilim ama farklı farklı babalar olsun. Mesela "En Son Babalar Duyar"da sevgisini gizleyen bir babaydım. Bu dizideki biraz denyo bir baba, ama her şeyi ailesinin iyiliği için yapıyor.

Engin Altan Düzyatan: Bir oyuncu olarak her oyunu oynarım. Sonuçta bunun okulunu bitirdim. Başka iş yapmıyorum ve bilmiyorum. Baktığımız zaman da hep farklı rolleri oynadığımı görürsünüz. Hayalimdeki karakter ise bir vampir... Vampiri oynamak istiyorum. Kaynak : Büşra Bozok - Hürriyet

Son Yorumlar

Yandex.Metrica