Oğlum Seyredip Çok Eğlenecek posteri

On sene oldu taze bir üniversite öğrencisi olarak, henüz taşındığım semtin, onlarca ayakkabı mağazası arasında en parlayanının kapısından içeri gireli. O gün bugündür, ev ahalisi olarak hayatımızda Ramazan-Ozan kardeşler. Ayakkabı alışverişinin çay-kahve sohbetiyle ısıtılmaya başladığı dönemlerde, kardeşlerin küçüğü Ozan da ekranlarda ve beyazperdede oyunculuk mesleğini icra etmeye başlıyor. Bizim evin, durumun ayırdına varmasıysa, bir akşam ‘İkinci Bahar’da yakışıklı, sempatik ayakkabıcıları Ozan Güven’i Türkan Şoray’ın asi oğlu rolünde görerek oluyor.
On yıl sonra arkasında hayran kitlesini artırdıkça artıran çok sayıda dizinin yanı sıra Ali Özgentürk’ün ‘Balalayka’sı, Ümit Ünal’ın ‘9’u, Cem Yılmaz’ın ‘G.O.R.A.’sını da bırakmış durumda Ozan Güven. Uzun bir aranın ardından şimdilerde Uğur Yücel’le bir araya geldikleri ‘Canım Ailem’ dizisinin Ali’si ve haftaya vizyona girecek A.R.O.G.’un ilkçağ adamlarından, Arif’in has arkadaşı Taşo olarak karşımızda. Bu arada yönetmen Türkan Derya ile evlendi, bahsi geçince gözlerini parıldatan bir erkek çocuk babası... 
Geçtiğimiz günlerde, dükkânı dolduran müşterilere ayakkabı satarken görünce kısa bir şaşkınlık yaşıyorum, sonra geçiveriyor. Çünkü gerçekten de umursamadan anlattığı gibi durum net; “Boş zamanlarımda ayakkabı satmaya devam ediyorum, o kadar” diyor. Fazla söze gerek yok; bu satırlar da lafı ‘Çok ünlü ama bakın hâlâ ayakkabı satıyor’a getirmek için yazılmıyor zaten. Dükkânın hayran akınına uğraması için, hiç yazılmıyor! Dükkândan bir çift pabuç ve Ozan Güven’den röportaj sözü alarak çıkıyorum, gerisi aşağıda... 

Uzun süre ortalarda görmedik sizi. Sonra bir gün, dükkânda “Sizinle ilgilenen var mı?” diye seslenirken çıktınız karşıma. Bu Türkiye’de çok alışık olduğumuz bir durum değil; ünlü bir oyuncuyu ayakkabı satarken ya da ne bileyim başka bir işle meşgulken görmek... Nasıl oluyor bu iş?
Yalan dolan onların hepsi... Valla! Sen nasıl takılıyorsan öyle gelişiyor. Bir yere girdiğini hissettiriyorsan insanlar hissediyor. Hissetmemelerini istiyorsan, o daha da kolay... Orada birileri görünce şaşırıyor ama dört senedir de yokum zaten. Sadece işle ilgili televizyona çıkmaya çalışıyorum. Bunu kibir ya da başka bir şeyden dolayı da yapmıyorum. Diğer tarafları bana sıkıcı geliyor çünkü. Yaptığım bir film üzerine konuşmak, gerçekten zul geliyor. İyi bir hatip olsaydım zaten bu mesleği yapmazdım. Ama oyunculuk yapıyorum ve hem derdimi anlatmaya çalışıyorum, hem de para kazanıyorum. Geri kalan hiçbir şey beni gerçekten hiç ilgilendirmiyor. Televizyona her hafta sen de çıkarsan, senin de bir hayran kitlen olur. Hiç takılmıyorum ve hiçbir şey yokmuş gibi, dükkânda ayakkabı satmaya devam ediyorum. 

Müşterileriniz şaşırıyor mu? Gerçi dükkânın semt ahalisi arasında belli bir kitlesi var, sizi de yıllardır tanıyorlar.
17 senedir buradayım. Ondan önce çorapçı, çamaşırcı vardı, sonra dükkân oldu. Oradaki bir esnaf gibiyim. Kimse ‘Ozan Güven’ durumuyla karşılamıyor beni. Sabah dükkâna gidiyorsam, herkes gibi poğaça alıp kahvaltı ediyorum, çay ocağında çay içiyorum Recep abiyle. Öyle geçiyor hayat. 

Almanya doğumluymuşsunuz, çok kaldınız mı o tarafta?
Bizimkiler Bulgaristan göçmeni. Sonra Almanya’ya gitmişler. Ben orada doğmuşum, Nürnberg’de. İlkokul birinci sınıfı okudum, sonra Türkiye’ye döndük. Soranlara “Avrupa doğumluyum” diyorum.

Nasıl Almanya dönemi hafızanızda?
Biraz daha kalsaydım sorun olabilirdi ama ilkokula başladım ve geldik. Kuzenlerim orada, hakikaten ne orada kendilerini Alman gibi hissediyorlar, ne burada Türk gibi. Milliyetçi bir durum oluyor ama benim için sorun olmadı, çok küçüktüm zaten. 

Aile neden dönüyor?
20 sene kalıyorlar, ‘Artık yeter, dönelim’ diyorlar. O dönem bu kadar milliyetçi hareketler falan yoktu. 81’de dönüyorlar. Sempatinin yavaş yavaş azaldığı bir dönemdi ama şimdiki gibi yabancı düşmanlığı, Türk düşmanlığı yoktu. 

İstanbul’a mı geldiniz?
Önce İzmir. Belediye Konservatuvarı’nda okudum. Sonra hayat İstanbul’a taşınıyor. Şahika Tekand Stüdyo Oyuncuları, oradan Mimar Sinan Modern Dans’a devam ettim. 

Aile arıza çıkardı mı bu arada, sizin oyunculuk merakınıza karşı?
Bir şey yapmak istiyordum, onlar da durdular, öyle baktılar. Şimdi ‘İyi ki bakmışız’ diyorlardır herhalde, sormadım.

Siz niye oyunculuk istiyordunuz?
Almanya’da video filmleri izlerdik. 20 kişi video seyrediliyordu, aileyi bir araya toplayan bir şeydi. Türk filmleri, Şener Şen filmleri... ‘Ne acayip bir iş, insanları topluyor, herkesi birden eğlendirip herkesi birden ağlatabiliyor’ diye düşünüyordum. ‘Ben de bu işi yapsam, deneyeyim en azından yapabiliyor muyum, yapamıyor muyum’ diyordum. Zaman zaman yapabiliyorum!

‘A.R.O.G.’un çekimlerinden önce uzunca bir vakit askerdeydiniz...
‘Bir İstanbul Masalı’ bitti, bir sene ara verdim. Sonra da askere gittim, 15 ay. 

Neresi?
Hatay Serinyol, sonra Ankara. Uzun dönem yaptım, çünkü son sınıftan atıldım.

Nasıl geçti askerlik? ‘Yapayım da aradan çıksın’ diye mi gittiniz? Genelde gidiş mümkün olduğunca uzatılır ya...
Valla kaçınca da yapıyorsun. ‘Bari zaman lehime işlesin, gideyim bir an önce’ dedim. 

Ne görev verdiler?
Bando Komutanlığı’ndaydım, sunucu olarak. Enteresan bir durum askerlik. Ama üç ay, dört ay her erkeğin yapması lazım. Askerliği yapıp bitirmenin mucize olduğunu düşünüyorum. Hakikaten sana içeriden bir yerden bir şey geliyor ve sabrediyorsun. Sabretmek zorundasın, karşı çıkamadığın şeylerden bir tanesi askerlik. 

‘A.R.O.G.’un seti de kışlayı aratmıyormuş.
Hakikaten öyle bir şey oldu. “Askerden dönünce 11’den önce kalkmayacağım” diyordum, A.R.O.G.’da her sabah 5’te kalktık. 

Ne kadar sürdü set?
Üç buçuk ay. Zordu. Bir de dönem de değil, dönemsiz bir durum. İlkçağ, ateş yok, her şey çok ilkel... Tuhaf bir durum var sette ama bu da çok eğlenceliydi. ‘Askerlikten daha zor ne olabilir ki hayatta?’ diyordum ama... Askerliği bitirince kimse size bir şey söylemeyecek ama filmin bir sorumluluğu var. Hem o hasret daha bitmemişken yeniden bir gurbet durumu oldu. Ama her şeye rağmen Cem’le bu hikâyede çalışmak büyük keyifti. Daha ‘G.O.R.A.’ çekilirken, Cem’in aklına böyle bir şey gelmişti. Askerliğin bitmesine üç ay kala aradı, “Ne zaman geliyorsun, bunu yapıyoruz” dedi. Son üç ayı ‘Çıkınca film çekeceğiz’ diye geçirdim. 

Hangisi daha eğlenceli oldu?
‘A.R.O.G.’, bir kere ‘G.O.R.A.’dan beş yıl sonra çekildi, öyle bir avantajı var. Teknoloji kullanımı açısından, ‘G.O.R.A.’nın güçlü bir şeye daha fazla ihtiyacı var gibi görünüyor. Ama ‘A.R.O.G.’ teknik olarak çok daha üstün ve üzerinde çok daha fazla uğraşılmış bir iş oldu. Bence Türkiye’de çekilmiş en iyi filmlerden biri. 

‘G.O.R.A.’daki Robot 216, Ceku ve Arif’le yakın arkadaştı. ‘A.R.O.G.’da durum nedir?
Yontma Taş Devri’nde kötü bir kabile reisinin oğlunu oynuyorum. Ve Taşo olarak Arif’le arkadaş oluyorum. ‘G.O.R.A.’da da, ‘A.R.O.G.’da da daha önce denenmemiş roller olduğu için, kendinizi o kadar özgür ve her şeyi yapmaya muktedir görüyorsunuz ki... Bu oyuncuyu çok özgür kıldığı için, oynamaktan son derece keyif aldım. Cinsiyetsiz bir robot daha önce hiç oynanmamıştı, ne yaparsanız ilk olacaktı. Bu da insanı hem rahatlatan, hem de sorumluluğu artıran bir şey. Taşo, bir ilkçağ adamı. Yontma Taş Devri’nde yaşayan, duyguları yeni tanımaya başlayan bir adamı oynamak çok eğlenceliydi. Bir de diyorum ki, bu filmlerde oynuyoruz, oğlum seyredecek, çok eğlenecek. İçim çok rahat. 

‘Canım Ailem’in kuvvetli bir ekibi var, siz de ne zamandır dizi yapmıyordunuz. İşe dahil olmanızda ekip mi etkili oldu?
Evet, her hafta olağanüstü bir mesai harcayıp altı gününüzü orada geçiriyorsunuz. Değecek bir şey olması gerekiyor. Maddi karşılığından bahsetmiyorum. Nerede oynarsanız oynayın, üç aşağı beş yukarı bir şey kazanırsınız ama her hafta mutsuz gitmektense en azından emeğin karşılığını, keyif alacağınız bir şeyde arıyorsunuz. İyi senaryo, cast’ın iyi olması, yapımcının düzgün olması... Cast’ından yapımcısına, senaryosuna, her tarafından çok sahicilik akan bir iş gibi geldi Canım Ailem

Oğlunuz izliyor mu sizi televizyonda?
Dört buçuk yaşında. Yeni yeni başladı televizyonda görüp bakmaya falan. Türkan’la olsun, benimle olsun, hayatı setlerde geçiyor. Bir şey yapılıyor ama ‘Yaptıkları ne oluyor’u bu sene biraz ayırt etmeye başladı. Hoşuna gidiyor mu, bilmiyorum. Bunları onunla konuşmak için çok erken. Ama sette olmayı, böyle bir iş yapılıyor olmasını onaylıyor görünüyor. 

Çocuk filmlerine götürüyor musunuz?
Biraz sinemadan korkuyor şu anda ama galiba bu iki hafta içinde o iş çözülecek. Tiyatroya gidiyoruz, keyif alıyor. Seviyor herif, bu işin her anını seviyor. Sette iyi vakit geçiriyor. Bu iyi bir şey. Aslında iyi bir şey mi bilmiyorum, zaman gösterecek. 

Vakit geçirebiliyor musunuz birlikte?
Mümkün olduğu kadar vakit geçirmeye çalışıyorum. Türkan duruyorsa ben çalışıyorum, ben duruyorsam Türkan çalışıyor. Okuldan çıkıp yanıma geliyor, dükkâna gidip çalışıyoruz. Bebeklikten çıktı, adam oluyor, kız konuşur hale geldik. Acayip bir dönem... İyi ki hayatımda Ali var.

Kaç yaşında baba olmuştunuz?
29. Keşke daha erken olsaymışım. Belki de olduktan sonra insana böyle cümleler kurduran bir şey bu, ama hakikaten başka bir dönem başlıyor. Ve bu dönem de beni çok mutlu etti. 

Sinemacılar çocuk sahibi olunca yaşama farklı bakmaya başladıklarını söylerler hep...
Sadece sinemaya değil, hayata başka bakmaya başlıyorsun. Bir kere ben, ego bitiyor ve oyuncunun ihtiyaç duyup duymadığını henüz bilmediğim o şey, bambaşka bir hale geliyor. Gözünü kırpmadan ‘Onun için ölürüm’ diyebiliyorsun. 

Oğlunuz da oyunculuğa bulaşır mı?
Bulaşırsa hayır demem, bulaşmazsa da kızmam, sevinmem. Nerede mutlu olacaksa orada mutlu olsun. Ama müzisyen olmasını isterim. Türkan çeksin, o müziklerini yapsın, ben de oynayayım isterim. Aynı evden çıksın hepsi (Gülüyor). Ama kendi bilir, o kamyoncu olmak istiyor şu an.

Siz çocukken oyunculuk dışında başka bir şey düşünmez miydiniz?
Futbolcu olmak istiyordum. Yüreğime dokunan başka meslek gelmiyor aklıma. ‘Oyuncu olmasaydın ne iş yapardın’ dersen, gerçekten fikrim yok. Freelance çalışırdım herhalde, ne olursa... 

Bütün işler dursa, sektör tıkansa misal, ne yapacaksınız?
Ayakkabıcılık. Devam ediyor zaten. 

İyi bir ayakkabıcı olduğunuzu ben biliyorum da, siz ne düşünüyorsunuz?
Televizyon işine girmeden önce, çok daha kolay oluyordu ama şimdi mesela birisine ayakkabı giydiriyorsunuz ve insanların içinde ‘Ben şunu biraz uğraştırayım’ gibi bir şey oluyor. İçime sinmiyorsa ayakkabı satmıyorum. Haftada beş ayakkabı alan insanlar vardır, bir süre sonra ‘Sen hasta mısın, geçen hafta ayakkabı aldın dört tane, bu hafta niye alıyorsun?’ diyorsunuz. Ona kendini güvende hissettirirseniz ve gerçekten böyle hissediyorsanız, o başka bir ilişki haline geliyor. O yüzden de 15-20 senedir gidiyor. 

Tasarımların seçilmesiyle de ilgileniyor musunuz?
Tutan bütün ayakkabıları Ramazan sipariş veriyor, o öyle diyor yani. “Tutmayan ayakkabıları Ozan aldı” diyor. Mümkün olduğunca ben de gidip bakıyorum ama kendi beğendiğim ayakkabıları alıyorum. Bu mesela mor ayakkabı oluyor ve Ramazan bunun satmayacağını söylüyor. O da ticari kısmına bakıyor tabii. Sonra karışıyor koleksiyonlar ve ortaya karışık bir şey çıkıyor. Eğer memnun değilsen, bundan sonra ben ağırlık vereceğim, gidip bakacağım yani...

Kaynak : Bahar Çuhadar / Radikal

Son Yorumlar (2)

Halil Güneşli avatar Halil Güneşli 07 Mart 2009 02:02:03

iyi bir oyuncu olduğunu düşünmüyorum, ama koçum benim dizisinde başarılıydı

enigmacuture avatar enigmacuture 04 Mart 2009 14:28:03

başarılı ve seviyeli bir oyuncu. üslubu da çok güzel

Yandex.Metrica