FİLMİN KONUSU
"Yaban Çilekleri", yaşlı bir profesörün geçmişini ve varoluşunun anlamını sorguladığı bir yol filmidir. Yetmiş sekiz yaşındaki Profesör Borg, bir onur doktorası almak üzere Stockholm'dan Lund'a doğru arabayla yola çıkar. Yanında gelini Marianne da bulunur. Bu yolculuk sırasında, Borg'a kaybettiği il...  Devamını OkuDevamını Gizle
Video Player is loading.
Current Time 0:00
Duration -:-
Loaded: 0%
Stream Type LIVE
Remaining Time 0:00
Â
1x
 YORUMLAR  (5)
2000 karakter kaldı
vitruvian
10 yıl önce
Usta İşi.. Sinemasal olarak bir ders niteliği taşır. Daha sonra birçok usta sinemacı tarafından göndermeler ve açık methiyelerle kutsanacak olan bu film flash back kavramının da öncülüdür. Filmi izlerken Bergman'ın sadece bir yönetmen olmadığını anlıyorsunuz.. Yaşamın gizemini heybesinde barındırıyor da zaman zaman biz zavallı arayışta olanlara zerdüşt gibi azar azar, bizim sınırlarımızı bildiği için kapasitemizi fazla zorlamak istemezcesine, serpiştiriyor senaryolarına. Filmleri psikanaliz dersleri gibi.. ömrü el verseydi de her konu hakkında bir şeyler yapsaydı da ölmeden bizi erdemlere boğsaydı.. "Amacım, içimde, benliğimde taşıdığım ruhsal durumlar, duygular, görüntüler, ritimler ve karakterler üzerine filmler yapmak. Anlatma aracım ise yazılar değil, film sahneleridir.'' Bu sözler tahmin ettiğiniz üzere Ingmar Bergman'a ait. Filmleri yönetmenler üzerinden takip etmeye çalışıyorum. Yaban Çilekleri izlediğim ikinci Bergman filmi. Kelimenin tam anlamıyla büyülendim. Geçmişin yer yer güzel hatıraları kimi zaman hüzün kimi zaman pişmanlık, muhteşem diyaloglar v.s. hepsi filmde yer edinmiş. Asla eskimeyen bu eski filmlerin hiçbir yerde bulamadığımız lezzetini gerçekten hissediyoruz yaban Çilekleri'nde. Bergman ölüme yaklaşan insanın kendi merkezine çekilip burada kendini anlama yolundaki sorgulamaları üst düzey bir anlatım tekniği kullanarak bize sunuyor. Gerilim sahnelerindeki ölçekleme tekniği, gerçekleri karşısına olarak yüzleşmesindeki kullanılan akrepsiz yelkovansız saat gösterimi ile bilinç altında oluşturduğu metafor sersemletici. Seyirciyi çıkardığı iç dünyası yolculuğunda kullandığı kamera açıları ve sevgiyi merkezine alıp onu yüceltmesi ve bunu enfes bir sinema diliyle anlatması ayrı bir güzelliği filmin. Biraz "Citizen Kane" havası. Tabii ki ayrıştıkları pek çok nokta var. Ama temel okumaya göre ikisinin de temelinde "çocukluğa, gençliğe özlem" yatıyor, en basit haliyle. "Yaban Çilekleri"nde körü körüne bir özlemden bahsedemeyebiliriz aslında. Daha farklı şeyler de var çünkü. Bergman oyuncularıyla, çekimleriyle, kurgusuyla kaliteyi yakalamayı başarıyor yine kolaylıkla. Kadroda en dikkat çeken isim şüphesiz Sjöström. Önemli klasiklerden bir diğeri. Belki biraz da kişisel bir film, en azından bazı açılardan. Sürükleyici, Bergman'ın bazı eserlerine nazaran izlenimi daha kolay olan bir film. Kısacası hayatın özününün tanımlamasına yüklediği anlam tam bir görsel şölen. Fakat ne yazık ki bu filmlere ulaşmak hiç kolay değil. Ben hummalı çalışma sonunda bir kopyasını ancak bulabildim, fakat uğraştığıma değdi. Sinemaseverlerin asla kaçırmaması gereken bir başyapıt...

kemerlee
10 yıl önce
Hayatının sonbaharında aksi ve çekilmez bir profosörün birbirlerinden pek hoşlanmadıkları geliniyle eski yaşadığı şehre geri dönmek için çıktığı yolculukta, kendi geçmişiyle hesaplaşmasını yer yer geri dönüşlerle ve imgelerle anlatan bir Bergman yapıtı. Anlatımı, tespitleri oldukça güçlüki kısa süresine rağmen çok şey anlatıyor ve insanın içine bir sıkıntı sokuyor. Bu ister ümitsizlikten, isterseniz yaşanıp bitmiş bir hayatın hayalkırıklığıyla tanımlanabilir. Yada ustanın karakterin buhranına bizide dahil etme çabası olarak rahatlıkla görülebilir.

enginyuksel1982
10 yıl önce
sıkıcı durağan bu tür filmleri sevmeyenleri epey sıkan bir film 5/10

Yamanwien
14 yıl önce

Hic kendinizle yüzlesiyormusunuz? Bu film ihtiyarladiginda bir insanin nasil kendisi ile yüzlestigini anlatiyor. Her gencin, hatta her insanin seyretmesi gerekli bir film.

"Hata, günah, pismanliklar, kendinize dahi itiraf edemediginiz hakikatler..." Belki Profosör olmus, belki kariyer yapmis olabilirsiniz ama hayatin sordugu tüm sorulardan sifir not almissiniz. Artik yasiniz ilerlemis, zaman`in bir anlami kalmamistir. Kabuslariniz artmistir. Etrafinizda hayat dolu olan gencleri, hüzünlü gözlerle seyreder, gecmisinize gidersiniz. Cünkü suan`ki halinizi o zamandan tasiyip getirdikleriniz olusturdu.

Bu filmin yaninda yine Bergman`in Persona`a ve Theodoros Angelopoulos`un Sonsuzluk ve Bir Gün filmleri seyredilse harika olur.


nedim yıldız
17 yıl önce
yaşlı bir pröfössörün ölümle ve kendisiyle olan hesaplaşmasını gördüğü rüyalar üzerinden anlattığı,özellikle rüya sahneleriyle dünya sinemasının en etkileyeci filmlerinden bir tanesi..mükemmel,her düşünülerek izlenecek bir başyapıt...