Onur Kırşavoğlu sorularıyla Erdem Şenocak röportajı.
14 Mart 2022

Fotoğraf: Kerem Uzel

1- Adettendir, önce sizin sinema yolculuğunuzu ve oyuncu olmayan götüren sebepleri öğrenmek isteriz.

 

Benim sinema yolculuğum oyunculuk maceramdan çok sonra başladı. Oyunculuğa 1998 yılında, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin tiyatro kulübünde başlamıştım. Bu dönemde mühendislik eğitiminden daha çok tiyatroya mesai harcadığımı hatırlıyorum. Sahnede var olmayı ve seyircilerle oyunlar aracılığıyla kurduğum diyalogu çok sevmiştim. Mezun olduktan sonra da hem mühendis olarak çalışıyor hem de kulüpten arkadaşlarımla mezuniyet sonrasında kurduğumuz grupta tiyatro yapıyordum. Bir müddet sonra arkadaşlarımın maddi ve manevi desteğiyle mühendisliği bırakmaya ve çok sevdiğim tiyatroyla tam zamanlı olarak ilgilenmeye karar verdim. Sinemayla ise 2016’da, tiyatroya başladıktan 18 yıl sonra, Mahmut Fazıl Coşkun’un “Anons” filmi için oyuncu seçmeleri yapan Ezgi Baltaş’ın daveti üzerine tanıştım. İlk bakışta tiyatroyla akraba gibi gözükse de oldukça farklı yaratım süreçlerine sahip sinemanın içinde bir icracı olarak yer almayı da çok sevdim. O günden beri kendimi bu alanda da geliştirmeye çalışıyorum ve ne mutlu bana ki birçok değerli yönetmenle ve oyuncuyla çalışma şansı buldum.

 

2- Yakın zamanda bol ödüllü Kerr ve İki Şafak Arasında filmlerinde izledik sizi. Yoğun bir dönem geçirdiniz. Süreçler nasıldı?

 

Bu filmler seyirciyle henüz buluştu; hatta “Kerr” birkaç festivaldeki özel gösterimlerin dışında gösterime henüz girmedi ancak iki filmin çekimleri de pandemi öncesinde yapılmıştı ve ikisi de uzun süredir seyirciyle buluşmayı bekliyordu. Yani şimdilerde aynı festivallerde boy gösteren bu filmlerin çekimleri arasında hayli uzun bir zaman vardı aslında. Tayfun Pirselimoğlu ve Selman Nacar gibi, sinema dilleri çok farklı, iki değerli yönetmenle çalışmak benim için önemli birer deneyimdi. “Kerr”in ve “İki Şafak Arasında”nın atmosferinin, içeriğinin, biçiminin oldukça farklı olmasının yanı sıra, bu filmlerde canlandırdığım karakterler de birbirine hiç benzemiyor - ki bu bir oyuncu için büyük bir şans. Mümkün olduğu kadar çok farklı karakterle tanışmak, onların hikayesini anlamaya ve aktarmaya çalışmak istiyorum. Umarım bu şansım ileride de devam eder. 

 

3- Kerr filminde distopik bir atmosfer ve tek başına bir adamı oynuyorsunuz. Bu rol ve karakter siz neler getirdi ya da götürdü? :)

 

“Kerr”de canlandırdığım karakter, film boyunca hep görünse de çok az konuşuyor. Konuştuğunda da ağzından dökülenler, çoğunlukla kısa, şaşkınlık içeren ifadeler. Bir oyuncu olarak az konuşan, şaşırmak dışında pek bir eylemde bulunmayan bu karakteri detaylandırmak benim için zor bir süreçti. Biz oyuncular rol yaparken çokça konuşmak, çokça şey yapmak isteriz; ancak öyle yaptığımızda oynadığımızı, rolün hakkını verdiğimizi düşünürüz. En azından ben, sık sık bu hataya düşüyorum. “Kerr”de senaryonun gereklilikleri ve yönetmen Tayfun Pirselimoğlu’nun bir oyuncu olarak benden bekledikleri ise tam tersiydi. Bu sayede “Kerr” filmi bana oyunculuk sanatında önemli olanın sadece karakterin büyük duygu değişimlerini ustaca göstermek değil, aynı zamanda, hatta belki ondan daha fazla, rolün neredeyse görünmez detaylarıyla uğraşmak olduğunu öğretti diyebilirim. Tüm bunları şu anda, filmin çekimleri bittikten çok sonra, filmi izlemiş biri olarak söylüyorum. Filmi çekerken böyle bir farkındalığımın olmadığını itiraf etmeliyim. Çekimler sırasında, ne yapacağımı tam olarak bilemez halde, oyunculuğumla ilgili kendi kendime çeşitli vehimlere kapıldığım anlarda, Tayfun Pirselimoğlu’nun direktiflerine güvenerek yola devam ediyordum. Filmi izlediğimde oyunculuğumla alakalı olarak gördüğüm şey ise beni hem şaşırttı hem de memnun etti. Bu filmde çok değerli sinema insanlarıyla çalışmış olmak benim için zaten büyük bir mutluluk sebebi. Ama üslubu ve içeriğiyle filmografimde farklı bir yerde duran bir karakter canlandırmış olmaktan dolayı bu mutluluğun katlandığını söylemem gerek. 

 

4- Aynı soruyu İki Şafak Arasında için cevaplarsak?

 

“İki Şafak Arasında”da “Kerr”de anlattığımdan farklı bir süreç işledi. Film ağır bir konuyu işlemesine rağmen benim oynadığım avukat karakteri bu ağır konuyu mesleğinin getirdiği, neredeyse umursamazlığa varan bir soğukkanlılıkla ele alıyor. Filmin başında yaşanan olaydan diğer karakterler kadar etkilenmediği için de avukatı gördüğümüz sahnelerde filmin genelinin aksine mizahi bir ton var. Provalarda iyi ya da kötü olmasını pek umursamadan karaktere dair birçok öneriyle geliyordum Selman’a. Selman da getirdiğim malzemeden filmin genel havasını da hesaba katarak seçimler yapıyordu. Doğaçlamaya tanıdığı özgürlüğün yanı sıra doğaçlamanın film ve karakter için doğurabileceği riskleri, doğaçlayan oyuncunun oynama ve beğenilme arzusunun role nerede, hangi aşamada zarar verebileceğini iyi hesaplamasıyla da Selman’ın iyi bir yönetmen olduğunu söylemeliyim. Ortaya çıkan sonuçtan kendi adıma çok mutluyum. 

 

5- Şu an, dahil olduğunuz Duran adlı yeni bir dizi başladı. Dizi ve karakteriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

 

“Duran”, alt sınıftan üç gencin “yırtmaya” çalışmalarının hikayesi. Ana karakterimiz Duran, dövüşçü olmaya, arkadaşı Kelle ünlü bir rapçi olmaya ve diğer arkadaşı Mustafa da mafyaya katılmaya çalışarak içinde bulundukları durumdan yırtmaya uğraşıyorlar. Dizide bu üç karakter dışında da özenle yaratılmış karakterler var. Tatü Adem, Hüseyin, Madiba, Hakkı Hoca, Aslı, Dilan, Niko, Mahmut bunlardan sadece bazıları. Hikayeleri güçlü birçok yan karaktere sahip olduğundan neredeyse her oyuncuya karakterini geliştirmesi için imkan veren “Duran”ın bu anlamda benzerlerinden ayrıldığını ve bu yönde iyi bir deneme olduğunu düşünüyorum. Benim canlandırdığım Sedat da başta saydığım üç gence göre çok daha zengin, çok daha güçlü olmasına rağmen, tıpkı onlar gibi “yırtmaya”, sınıf atlamaya çalışıyor. Bir cam geri dönüşüm tesisinin sahibi olan ve bunun dışında karanlık işlerle iştigal eden Sedat’ın elindekilerle yetinmediğini ve dizinin ilerleyen bölümlerinde daha fazla güç sahibi olabilmek için başkaca şeyler yaptığını görüyoruz. Bu renkli karakteri, yönetmen Yunus Ozan Korkut’un bana tanıdığı serbestlik içinde, çok değerli oyuncularla karşılıklı oynayarak geliştirmek, benim için zevkli ve yaratıcı bir süreçti. Seyircide de bir karşılığı olur umarım.

 

6- Yeri gelmişken, tiyatro, sinema ve dizi, hatta son dönem tartışılan dijital platformlara iş yapmak konusunda neler düşünüyorsunuz, nasıl farklılar var?

 

Tiyatroda yaratım sürecinde, oyuncunun diğer mecralardakine kıyasla daha çok sorumluluk aldığını söyleyebilirim. En azından benim deneyimim hep öyle oldu. Genel bir kural değil tabii ama birim zamanda çekilmesi gereken sahne sayısı arttıkça oyunculuk için harcanan mesai  azalıyor haliyle. Tiyatroda prova için daha çok ayırabileceğiniz zaman, sırasıyla, bağımsız filmler, dijital platform işleri ve ana akım dizilere doğru gittikçe azalıyor. Benim seyirci ve oyuncu olarak gözlemlediğim bu. Seyir deneyimi olarak ise, tabii ki bir filmi birçok başka insanla birlikte beyazperdede izlemek bambaşka bir his. Ancak bunu bir seyirci olarak şu sıralar pek sıklıkla deneyimlemediğimi itiraf etmeliyim.

 

7- Bir de Oscar ve Cesar'da ses getiren kısa film var? Onun hakkında neler söylemek istersiniz?

 

Bahsettiğiniz film, ilk uzun metrajı “Görülmüştür”de birlikte çalıştığımız Serhat Karaaslan’ın daha sonra çektiği kısa metrajı, “Suçlular”. Uluslararası birçok festivalde, sayısını net olarak bilmediğim kadar çok ödül alan ve hem seyircilerden hem de eleştirmenlerden büyük beğeni toplayan bu film için Serhat’ı tebrik etmek gerekir. Serhat’la “Görülmüştür”de de uyum içinde çalışmıştık ve zaman içinde birbirimizin dilinden daha da iyi anlamaya başladık. “Suçlular”daki güvenlik görevlisi karakterini biraz da beni hayal ederek yazdığını söylemişti. Bu, bir oyuncu için büyük bir şans. Serhat’ın provalarda ve çekimler sırasında oyuncuya tanıdığı özgürlük de işime çok yaradı. Rol arkadaşlarım Deniz Altan, Lorin Merhart ve yönetmenimiz Serhat Karaaslan’la beraber gerilimin ve mizahın saniyeler içinde sürekli yer değiştirdiği bir sahne yarattığımızı düşünüyorum. Filmin uluslararası boyutta bir ilgi görmesi tabii ki sevindirici. Gönül isterdi ki son 15’e kaldığı Oscar listesinin son 5’ine de kalsaydı, dünya gözüyle Olivia Colman’ı görseydik, ondan oyunculuğunun sırrını öğrenseydik. :)

 

8- Ufukta yeni proje var mı? Yoksa biraz dinleniyor musunuz? Varsa detay almak isteriz?

 

Çekimleri geçen sene biten, benim de heyecanla seyretmeyi beklediğim iki sinema filminde yer aldım. Post-prodüksiyon sürecindeki bu filmleri, 2022 ve 2023’te izleriz sanıyorum. Onur Saylak ve Hakan Günday projesi “Uysallar”da ufak bir rolüm oldu; o da 30 Mart’ta Netflix’te yayınlanacak. Bunun dışında, ilk filmi “İki Şafak Arasında”da beraber çalıştığımız Selman Nacar’ın ikinci filmi Tereddüt Çizgisi’nde, Selim Evci’nin “Savrulan Zaman”ında, Burak Çevik’in “Unutma Biçimleri”nde yardımcı rollerde yer alıyorum. Ali Tansu Turhan’ın Kasım 2022’de çekmeyi planladığı ikinci filminde ve önümüzdeki sezon dijital platformlardan birinde yayınlanacak bir dizide oynayacağım roller için de hazırlıklara devam ediyorum. 

 

9- Antalya Film Festivali'nden yakın zamanda kazandığınız bir ödül var. Bu sizi neler hissettirdi?

 

Sinema yapan insanlara, birbirleriyle ve diğer sinemaseverlerle ilişki kurma fırsatı sunması açısından festivalleri çok değerli buluyorum. İçinde yer aldığım bir film, herhangi bir festivale katıldığında büyük bir heyecan ve mutluluk duyuyorum bu yüzden. Bu anlamda ödül ve yarışma benim için bir festivalin en belirleyici konuları değil. Takdir edilmek güzel bir his tabii ki, ancak yaratırken bu takdirin devamını arzulayarak hareket etmek gibi bir riski de beraberinde getiriyor.  Hasbelkader ödül aldığımda havalara uçmamak için tersi olsaydı neler hissedeceğimi kendime hatırlatmaya çalışıyorum. Almadığım durumlarda kendimi yerin dibinde görmemek veya öfkelenmemek için de aynısı geçerli tabii.

 

10- Son sorum, Hikmet Benol etkisinden kurtulabildiniz mi? :))

 

Bunu sormakta haklısınız çünkü “Tehlikeli Oyunlar”daki Hikmet Benol, 2009’dan beri 350’den fazla sayıda ve her seferinde çok severek oynadığım bir karakter. Tek başıma, 2,5 saat boyunca sahnedeyim. Beni başka rollerde de izleyenler daha iyi değerlendirecektir ancak ben kendimi tekrarlıyormuşum gibi hissetmiyorum. Her role -belki de mühendislik eğitimim dolayısıyla- soğukkanlı yaklaşıyorum. Oynarken unutacağım bir analize girişerek role hazırlanmaya başlıyorum. Neredeyse matematiksel olarak ifade edilebilecek şekilde çözümlemeye çalışıyorum karakteri. Bu analizi ne kadar detaylı yapabilirseniz, birbirine benzeyen karakterler arasındaki nüansları da o kadar iyi fark edebilir ve her rolü olabildiğince farklı şekilde oynayabilirsiniz bence. Elbette her rolde oyuncunun kendisini de bir nebze görürüz. Hatta, ben bir seyirci olarak bunu görmekten keyif alırım ve oynarken de bu hep aklımdadır. Dolayısıyla, üstlendiğim her rolde, kesişim kümesi olan kendimi silmeye değil, senaryonun gerekliliklerine ve yönetmenin taleplerine göre şekillenen karakterin özelliklerini öne çıkarmaya çalışıyorum. Az önce bahsettiğim, seyircinin bazı anlarda oyuncunun kendisini görmekten zevk almasının gerek şartı da bu bence; karaktere dair özelliklerin net bir şekilde görülmesi. Diğer türlü, kim, ne yapsın Erdem Şenocak’ı? Canlandırdığım karakterlerden daha seyre değer bir insan olduğumu düşünmüyorum. :)  

 

Röportaj için çok teşekkür ederiz, son olarak okuyuculara söylemek istediğiniz bir şey varsa alalım ve röportajı bitirelim.

Röportaj Onur Kırşavoğlu.

Fotoğraf Kerem Uzel

 

 YORUMLAR  ({{commentsCount}})
{{countDown || 2000}} karakter kaldı
{{comment.username}}
{{moment(comment.date).fromNow()}}
Uyarı:  Yorumunuz, yönetici tarafından onaylandıktan sonra tüm ziyaretçilerimiz tarafından görüntülenebilecektir. (Bu mesajı sadece siz görüyorsunuz)
{{reply.username}}
{{moment(reply.date).fromNow()}}
Uyarı:  Yorumunuz, yönetici tarafından onaylandıktan sonra tüm ziyaretçilerimiz tarafından görüntülenebilecektir. (Bu mesajı sadece siz görüyorsunuz)