Buruk Acı

8,71

( 20 kişi yorum yaptı )

Buruk Acı

Sinema Filmi

1969

Paul Mauriat Orkestrası’nın ‘Rain and Tears’ albümündeki (1968) ‘Alouette-La Peregrinacion’ (Ariel Ramirez / Felix Luna).
Sınavlara üç gün kalmış. Bir çayevinde çalışıyorlar.
İlhan; “Yorulmuş olmama izin var mı, Hanımefendi?”
Ülker; “İki saattir çalıştığınıza göre dinlenebilirsiniz. Ama…”
İlhan; “Biliyorum! İltifat yok. ‘Dünyanın en güzel kızısın’ demek yok. ‘Gözlerinizin büyüsünden’ bahsetmek yok.”
Ülker; “İlhan!”
İlhan; “Ve de ‘seni seviyorum’ demek yok!”


Adnan Özyalçıner’in Türkan Şoray adıyla yazdığı (ve 03 Ekim 1968, Perşembe-04 Ocak 1969, Cumartesi tarihleri arasında Yeni İstanbul Gazetesi’nde 94 gün tefrika edilen) romanın Yeşilça m uyarlaması.
“Dokunaklı bir asker türküsünün buruk tadını, bir gurbet türküsündeki kurşun gibi ağır basan acıyı, bir aşk şarkısındaki tatlı hüznü herkes bilir. Ben de bu buruk acıyı, kendimi bildiğim en küçük yaşların birinde tatmaya başladım.”
“Orta Anadolu’nun küçük ve sessiz bir bozkır kasabası”. İri siyah gözlü, uzun kirpikli, alımlı bir genç kızın, Ülker Temizer’in öyküsü burada başlar. Annesini 6 yaşındayken kaybetmiş. Baba Aziz Bey, Tapu’da memur. Üvey anne Leman Öztürk’le de, iyi kötü, idare edip gidiyor.
O sene liseyi bitirmiş. Mezun olan kızlar, Vali Bey’in emri ile Yaz Şenlikleri’ne gelen misafirleri ev sahibi olarak ağırlayacak ve folklor gösterisi ile eğlendireceklermiş. Leman Hanım’a göre bu ‘köçeklik’ gibi bir şey. Dahası genç kızın ‘artık evden çıkmasını bile’ istemiyor. “Otursun oturduğu yerde. Yarından sonra da başına bir örtü.” Kız kısmı dediğin ‘18’inden sonra evlenmeliymiş’. Şehrin en zengini Peynirci Halil Ağa oğluna istiyordu. Çarşıdaki muazzam apartmanı Lemanların üstüne yapacakmış. Ancak genç kızın ‘ne okul kaçağı, altın dişli Osman’da ne de babasından kalacak mirasta gözü var’. Tek isteği ‘yarının ünlü doktorlarından olup hayatının sonuna kadar kendisini hastalarına adamak’. Fakirlere bedava bakacakmış. Üvey anne “Doktorluğun kusur kalmış” diye laf sokuşturuyor. Üstlerinden başlarından kesip okuttukları yetermiş. Bir de İstanbullara üniversite parası yetiştiremezlermiş.
Şenliğin bittiği akşam Şehir Kulübü’nde Veda Balosu vardı. İstanbul’dan iyi bir caz topluluğu getirtmişler; ‘d. Orkestrası’. Banço, iki gitar ve bateri.
Ülker’i ‘Keklik’ ve “Silifke’nin Yoğurdu” ile dans ederken izliyoruz. Osman da orada ama ‘maalesef yoktan beter’. Ne dans biliyor ne başka bir şey. Oysa genç kızın en sevdiği şey bu.
Orada ‘şehirde misafir olarak’ bulunan Doktor Haldun Ersöz ile tanışır. Kulak Burun Boğaz Mütehassısıymış. Bir diğer uzmanlığı da ‘kokteyl hazırlamak’ galiba. Yaptığı karışımı içen ‘altın dişli’ düşüp bayılıyor.
Ülker ve Haldun arasındaki ilişki ‘abi-kardeş sevgisi’ni aşmayacaktır. Dans sırasında çektirdikleri masum resmin ilerde büyük bir sorun olacağını göreceğiz. Fotoğrafçı ise filmin sürprizi; Yönetmen Nejat Saydam.
Genç kız karar vermiş ne olursa olsun doktor olacak. Bir gece annesi ile değil ama babası ile vedalaşıp evden kaçar.
Ulusoy şirketine ait ‘yatar koltuklu’ ve ‘34 FH 176’ plakalı Magirus ‘adeta bir yol yorgunu gibi puflayarak durduğunda’ artık İstanbul’daydı.
Önce Doktor Haldun’un muayenehanesine gider. Fakat burada bambaşka biri var. Adamın sarkıntılığından zor kurtulur. Meğer Haldun’un kötü huyları nedeniyle işten atılan bir arkadaşı, Avni-Zeki Dinçsoy’muş. Doktorun adını kullanarak hastaları taciz edermiş. Bunu sonlara doğru öğreneceğiz.
Güneş Otel’de (romanda ‘Gümüşsuyu’ndaki Opera Oteli’) 8 numaraya yerleşir. “Sevgili babacığım, 24 saat geçti ayrılalı. Bir koca gün, bir koca asır gibi. Buruk acıma bir acı daha katıldı.”
Komşu odada ‘gözlerine kara perde inmiş’ Kemani Mahmut var. Papyonlu, güler yüzlü, kendi halinde biri. İlk karşılaştığımızda o dönem herkesin dilinde olan ‘Ağlama Değmez Hayat’ı (1969) (Mehmet Ilgın / Cengizhan Altıntaş) çalıyordu. (Gemi sahnesinde tekrar ve sözlü olarak dinleyeceğiz). Ülker, kendi derdini unutup, bu ‘kara dünyalı’ besteciye kol kanat gerer. Üniversiteli şımarık gençlerin (biri Doğan Tamer), özellikle İlhan’ın ‘Paganini’ diye alay ettiği yaşlı adamı babası gibi sevmiş. “Gözlerim hariç ben de sizin kadar talihsizim Mahmut Amca. İkimiz de yalnızız şu otelde. Bizi bir acı yaklaştırdı birbirimize. Buruk bir acı.”
Besteci ‘bu merhametten kuvvet alarak, yıllardır belki de ilk defa, bir beste yapmak arzusu duyar’; Buruk Acı.
Burada İlhan’ı ve ailesini tanıyoruz. Babası Nail Burgaç bir milyoner. Filmde söylenmiyor ama kitapta kumaş fabrikatörü. ‘Tekstil Kralı’. Göründüğü her sahnede ya Avrupa’dan gelmiş ya da gitme hazırlığındaydı. Anne Perizat ise başka bir âlem. Sevgisi ile oğlunu boğuyor.
Delikanlı şımarık yetiştirilmiş, ‘babasının parasına güvenen asi biri’. Etrafında pek çok kız var. Aylin de en güzelleri. Ama Ülker’i tanıdıktan sonra değişmeye başlıyor. Üniversiteye kayıtta gerekli olan ‘ikamet tezkeresi’ için yardım eder. Artık ders çalışırken, yürürken, vapurda, her yerde genç kızın yanında.
‘This is… Paul Mauriat’ uzunçalarındaki (1969) ‘Ma Maison Et La Riviere’ (1968) (Paul Mauriat). Kimin kimi kurtardığı belli olmayan(!) ‘şakacıktan boğulma’ sahnesinde “Benim şımarıklığım, benim vurdumduymazlığım senin Yüceliğin yanında öylesine acizleşiyor ki” diyor. ‘Tanıdığı iyilerin en iyisi, beyazların en beyazı, meleklerin en masumuymuş’.
Mahmut’un ağzı kulaklarında. Çok mutlu. Gül Saz Salonu’nda iş bulmuş. Oraya gidişleri İlhan’ın kullandığı ve Nejat Saydam’a ait ‘34 HF 627’ plakalı 65 model Taunus ile. Bu arabayı ‘Tapılacak Kadın’ (1967), ‘Çıldırtan Arzu’ (1967), ‘Aşk Mabudesi’ (1969), ‘Bülbül Yuvası’ (1970) filmlerinde görmüştük. Sonraki 1-2 dakika müzik fırtınası gibi.
Gazinoda İsmail Varol tarafından ‘Kır Çiçeği’ isimli bestesi anons edilmişti. Ama ‘Segâh Peşrev’i (Neyzen Yusuf Paşa) çalıyor. Bu sırada İlhan’daki değişime tanık oluyoruz.
‘Peach Fuzz’ (1967) (Nokie Edwards / Mel Taylor / Don Wilson / Bob Bogle). İlhan telefonla arkadaşlarını çağırıyor. Çılgın gençler The Ventures’ın melodisi ile dans ediyorlardı.
Çiçeklerle gelip bir zamanlar alay ettikleri besteciden özür diliyorlar. Mahmut’un da Ülker’e bir armağanı var. Buruk Acı’yı bitirmiş. Recep Birgit’in (jenerikte ‘Birigit’) sesiyle söylüyor.
‘Blue Tango’ (1951/52) (Leroy Anderson). Ardından kemanını herkesin dans etmesi için çalıyor. O geceki eğlence bu kadar da değil.
‘An Der Schönen Blauen Donau’ (1866/67) (Johann Strauss II). Saz salonundan sonra gittikleri pavyonda sıra valsde. Delikanlı çok mutlu. Çünkü sevdiği kızı ‘zenginlerin de bir kalbi olduğuna inandırabilmiş’.
Fakir Baykurt, Gönen Köy Enstitüsü’ndeki ilk yıllarını cennete sonrasını cehenneme benzetir (Papirus-‘Öz Yaşam’). Benzer bir şey Ülker için de geçerli. Şimdiye kadar günleri çok güzeldi. Ama pavyondaki eğlenceden sonra ‘cehennem günleri’ başlar. Güneş Otel, fuhuş ihbarı alan polis tarafından basılır. Namuslu olduğunu haykırıp duruyor. Kargaşa sırasında Mahmut merdivenden düşerek yaşamını yitirir. Sonuçta genç kızın ailesi İstanbul’a çağrılır. Meğer babası, Nail Bey’in okuldan arkadaşıymış. Ortalık durulur gibi olunca Ülker ve İlhan evleniyor. Delikanlı babasına yardım için okulu bırakacakmış. Zaten Nail Bey’e göre oğlununki ‘okumak değil vakit öldürmek’. “Bana yardım etme zamanı geldi” diyor.
‘Re minör Toccata ve Füg, BWV 565’ (1703/07) (Johann Sebastian Bach). Düğün sırasında Perizat Hanım’ın bayılması olacak kötü şeylerin habercisi. Zaten söz kesme sırasında bile mızmızlanarak bu işe karşı olduğunu hissettiriyordu.
Nedense yeni evliler ayrı bir eve taşınmıyorlar. Kayınvalide nefret ettiği gelini ile aynı yerde. Balayı sonrası ilk günden itibaren yapmadığını bırakmıyor. Kocası ve oğlunun uzun bir süre Avrupa’ya gidecek olması işini kolaylaştırmış. ‘Burgaç ailesine bir veliaht geleceği müjdesi’ bile durumu değiştirmez. Doğum, Şişli’deki Ataman Kliniği’nde. Her zaman olduğu gibi ailedeki erkekler Almanya’da, Paris’te iş gezisindeydiler.
‘Charade’deki (1963) ‘Bye Bye Charlie’ (Henry Mancini). Perizat Hanım vakit kaybetmeden Ülker’le torununu ayırır. Nilgün, ‘Avrupa diplomalı, üç dil bilen bir Dadı’nın kontrolü altında yetişecekmiş’. Gerekçesi çok hoş; ‘İlhan da dadılarla büyümüş’.
‘Vivre Pour Vivre’deki (1967) ‘Théme de Robert’ (Francis Lai). Ayrı bir odada kilitli evladının hasretiyle yanan Ülker çılgınca bir şey yapıyor. Pencere dışındaki sarmaşıklara tırmanırken aşağı düşer.
Bu sırada eski bir dostla karşılaşıyoruz; Doktor Haldun. Ailenin yakın bir dostuymuş. Bir şanssızlık dolayısıyla düğünde bulunamamış. Hızını alamayan kayınvalide gelini ile doktor arasında zina olduğunu bile söylüyor. Durumu öğrenmek için Haldun’la konuşmaya giden İlhan (ne bitmez bir işse, yurt dışından yeni dönmüştü) masada Nejat Saydam’ın çektiği resmi görünce olan olur. Ülker fahişelikle suçlanıyor.
Sonrası hastanelerde geçen ıstırap dolu birkaç yıl. Yavrusunu ancak boşanmayı kabul ederse görebilirmiş. Veda gecesinde masum olduğu anlaşılır. İyiliği inanılır gibi değil. Hatasını anlayıp arkasından özür dilemek için koşan kayınvalidesini ‘34 AP 812’ plakalı kamyonun altında kalmaktan bile kurtarır. Öylesine iyi ki ‘araçtaki hasarı da tamir eder mi’ diye düşündük.
İstanbul’a geldiği Ulusoy’la (herhalde çekimler aynı gün yapıldı) ‘o bozkır kasabasına’ dönmeye hazırlanırken kendisini Nilgün ve İlhan’ın kollarında bulur. El ele mutluluğa yürüyorlar.
“Sevmek korkulu rüya//Yalnızlık büyük acı.”

Roman biraz farklı. Ülker’in annesi üvey değil. Herhalde filmde ‘Buruk Acı’yı daha da buruk yapmak istediler. Doktor Burhan’la karşılaşması Halil Ağa’nın Avukat kızı Seniye’nin (birkaç satır aşağıda ‘Saniye’, sonra tekrar ‘Seniye’) düğününde. İlginç bir şekilde filmdeki olaylar 94 günlük tefrikanın son iki gününde anlatılmış. Kitapta Haldun’la resim çektirme; ‘Kör Kemancı’; Nilgün; Aziz ile Nail’in eski arkadaş olmaları; İlhan’ın annesinin hastalık derecesine varan kıskançlığı, Ülker’e yaptığı eziyetler, dahası adı da yok. Ayrıca Aylin çok daha ayrıntılı işlenmiş. Haldun biraz müzikle ilgili. ‘Ağız mızıkası’ ile ‘Il Silensio’yu (1965) (Nini Rosso) çalıyordu.
İlhan okulunu bitirmiş bir avukat. Ancak evlendikten sonra karısını ihmal etmeye başlar. “Geç gelmeler, sebebi sorulduğunda cevap vermemeler.” Kayınvalidesinin ölümüne bile ilgisiz. İş seyahati nedeniyle cenazeye katılamamış. Ülker ve Haldun mezarlık dönüşü bir kaza geçirirler. Doktor ölmüş, kahramanımız ağır yaralı. Komadan çıkıp iyileştiğinde ‘küçük ve ıssız bir bozkır şehrine öğretmen olarak tayinini yaptırır’. Otobüsü hareket ederken soluk soluğa yetişen biri yanındaki koltuğa oturuyor; İlhan. Babadan kalma fabrika iflas edince artık tek sermayesi mesleği ve kafasıymış’. Bir daha da eski hayatına, yani İstanbul’a dönmek istemiyormuş. “İçten, sevgi dolu, mutlu bir gülümsemeyle baktılar birbirlerine.”
Kitaptaki ‘Buruk Acı’ (91); “Gülmek bana yasaktır//Sevinç bana yabancı//Bırakmaz hiç peşimi//Her gün ah buruk acı//**//Sevmek korkulu bir düş//Yalnızlık bir umacı//Hangi kapıyı çalsam//Karşımda buruk acı.”
Her iki güftedeki hece sayıları eşit.


Paul Mauriat’nın ‘Une Larme Aux Nuages’ 33’lüğündeki (1968) ‘Una Canzone’ (1968) (André Pascal / Franco Brachardi).
Hastaneden çıkış günü ayrılma teklifiyle karşılaşır. Oysa yıllardır ‘ameliyattan ameliyata, acıdan acıya geçen ıstırap dolu dakikalarında hep bir gün affedileceği umudundan cesaret almıştı’. Aslında affedilecek bir suçu da yoktu.
İlhan; “Mecbursun dedim Ülker. Dua et ki çocuğumun annesisin. O sebeple kapattım zina davasını.” [Çok şükür, günümüzde bu suç olmaktan çıktı(!)].
Ülker; “...Ne dersen de. Beni ayrılmaya zorlayamazsın. Buna kendim için değil yavrumun menfaatini düşünerek tenezzül ediyorum.”
İlhan; “Seni öldü bilen kızın için mi?”
Ülker; “Öldü?”
İlhan; “Evet! Anasını sorduğu zaman ‘senin annen aşığının kollarından hastaneye düşen bir... bir...”
Ülker; “Bir fahişeydi diyemediniz. Teşekkürler, çok asil ruhluymuşsunuz. Çok vicdanlıymışsınız.”
İlhan; “Annesini iyi insan tanıması lazımdı. ‘Annen kahramanca öldü’ dedik. Şimdi kızınla karşılaşınca ne diyebilirsin O’na?”
Neyse ki, gerçeğin ortaya çıkacağı, son bir görüşme için izin veriyor.
(Yazan: Murat Çelenligil)


















Künye

Yönetmen Nejat Saydam
Senaryo , ,
Yapımcı Murat Köseoğlu
Müzik Teoman Alpay , Tuncer Aydınoğlu
Görüntü Yönetmeni Melih Sertesen
Eser
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Renkli
Ülke Türkiye
Etiketler Aytaç, Masist, Paris, Türksan Daha Fazlası

Ekip

Kurgu Özdemir Arıtan (Kurgu)
Sanat Yönetmeni Semih Sezerli (Sanat Yönetmeni)
Dekor Tasarım Özen Uysal (Dekor Tasarım)
Necati Demir (Dekor Tasarım)
Bilal Uysal (Dekor Tasarım)
Ali Karakılıç (Dekor Tasarım)
Yapım Ekibi Melih Üstüngör (Yapım Amiri)
Refet Gülerman (Set Amiri)
Sadettin Özmutlu (Set Ekibi)
Osman Bilen (Set Ekibi)
Nevzat Dişiaçık (Set Ekibi)
Hüseyin Demirayat (Set Ekibi)
Adnan Açıkalın (Set Ekibi)
Yönetmen Ekibi Namık Karakılıç (Reji Ekibi)
Atilla Gökbürü (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Taner Öz (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Recai Karataş (Laboratuar Şefi)
Tanas Petriyadis (Laboratuar)
Arif Özalp (Laboratuar)
Altan Sertesen (Laboratuar)
Işık Ekibi Mustafa Köyük (Işık Ekibi)
Cengiz Arlı (Işık Ekibi)
Ahmet Ateş (Işık Ekibi)
Sanat Ekibi Nazım Akbulut (Aksesuar)
Ses Ekibi Ümit Efekan (Ses Kayıt)
Tuncer Aydınoğlu (Ses Kayıt)
İsmail Karadaş (Ses Kayıt)
Bican Avşar (Ses Kayıt)
Müzik ekibi Metin Bükey (Müzik Yönetmeni)
Recep Birgit (Şarkılar)
Esin Engin (Şarkılar)
Belkıs Özener (Şarkılar)
Teoman Alpay (Beste)

Firmalar

Acar Film (Yapım)

Son Yorumlar (20)

AlınYazısı avatar AlınYazısı 07 Nisan 2017 09:04:26

5

İlginç bir senaryo. Acaip bir kurgu ve yaşanılanlar.
Tam tipik bir yeşilçam aşk filmi. Aniden ne olacağı belli olmayan olaylar ile film çok hızlı ilerliyor.
Muzaffer tema oynadığı karakter ile Ülker’e aşıkmı değilmi belli değil. Sözleriyle aşık ol duğu belli olan bu karakter sonra birden geri dönüp arkadaşça bir yardımcı edasına kapılıyor.
Tanju gürsu çok geri bir oyun oynamış. Ali şen’e toron karacaoğlu sesi çok acaip olmuş. Aynur aydan yine karşılıksız aşklar kraliçesini geri bir planda oynamış. Aliye rona güya hastalıklı bir kadın psikolojik sorunları var ama ne hikmetse çok sakin, çok cana yakın ve bildiğimiz aliye rona oyunundan çok uzak. Filmin en komik ve manasız sahnesi İlhan ile ülkerin. birden bire durup kendini denize atmasıydı heralde. Çok sırıtan samimi gelmeyen yapmacık bir film olmuş. Buruk Acı gibi içten bir şarkıya hiçmi hiç yakışmamış bu film. Türkan Şoray ve Tanju Gürsu için beş puanı geçmeyen bir yapım.

performer avatar performer 16 Eylül 2016 22:48:56

4

dönemin kadın seyircisini ağlatmak için yapılmış filmlerden.

sinemaadamı avatar sinemaadamı 12 Ocak 2016 12:35:11

7

sadece kadro için 7 verdim klasik bir yeşilçaç filmi. perfonmanslar iyi ama senaryo çok ta iyi değil bence.

benimsinema avatar benimsinema 15 Aralık 2014 19:53:44

7

meger eser türkan soraya aitmis, bende sarkinin sözlerini türkana ait oldugunu düsünüyorum... yine klasik bir film. ama istaanbulun o halini görmek güzel... aliye rona yine harikalar yaratmis

nese34 avatar nese34 10 Eylül 2013 18:37:17

çok hoş bir film

performer avatar performer 12 Temmuz 2012 23:08:07

4

türün meraklıları için güzel olabilir. 7

Yandex.Metrica