Bütün Suçumuz Sevmek

8,80

( 7 kişi yorum yaptı )

Bütün Suçumuz Sevmek

Sinema Filmi

1963

‘The Slavonic Dances, Op. 72, B. 147; No 2, E minor (mi minör), Allegretto grazioso’ (1878/86) (Antonin Dvorák).
Murat; “Pişman mısın?”
Türkan; “Hayır.”
Murat; “Artık çalışmayacaksın. Sadece evinin, evimizin kadını olacaksın.”
Türkan; “Öyle söyleme. Hiç olmazsa durumumuz düzelinceye kadar yüküne ortak olurum. Önümüzde sadece senin kadının olarak yaşayacağım öyle uzun bir zaman var ki.
Murat; “Ne olursa olsun. Ben kulağı makine gürültüsünden kurtulmamış yorgun bir kadın değil seni istiyorum. Hem benim taşra çocuğu olduğumu biliyorsun. Bizim kadınlarımız evlerinde çalışır, evlerinde mutlu olurlar.”
Türkan; “Seninle olduktan sonra hiçbir şeyin önemi yok.”


‘An American Tragedy’ (1925) (Theodore Dreiser) (Bir Amerikan Faciası) (Altın Kalem Klasik Romanlar-Çeviri Aydın Pesen) ve ‘A Place in the Sun’ın (1951) Yeşilçam uyarlaması.
Jenerikte XVI. yüzyıl İngiliz Folkloru’ndan bir melodi var; ‘Greensleeves’.
Haydarpaşa’da (kitapta Lycurgus, New York) 20-22 yaşında bir genç. Murat Tamer çalışmak için amcası Kemal’in yanına gelmiş. ‘Durumunu garantilerse’ yapacağı ilk şey anacığını buraya almak. Babasının ölümünden sonra zavallı kadın bir türlü toparlanamamış. Bu ‘anacığı’ konusu sonradan unutulup gidecektir.
Sirkeci’deki Otel Emira’ya yerleşir. O gece Beyoğlu’nu hayran hayran dolaşıyor. Pavyon Şahane’de Esin Güneş, Deniz Jüli, Güler Yakar; Mulen Ruj’da Funda Mehtap, Düo İstanbul; Büyük Londra’da Aysel Tanju, Nevzat Erkin. Ancak film bambaşka yönde gelişiyor.
Kemal Bey, ARI Bisküvi (kitap ve filmde ‘Gömlek’) Fabrikası’nın sahibi. Yıllarca önce buralara geldiğinde yeğeninin yaşında bile değilmiş. “Yağmurlu bir İstanbul sabahı bir kenarına büzüldüğüm kamyon kasasından indiğim vakit bu koca şehirde güvenebileceğim kimsem yoktu. Fakat başarmaya kararlıydım” diyor. ‘Zerrece azalmayan azmiyle fabrika sahibi olmuş’. Murat’a, aynı şekilde hareket etmesini öğütlüyor. Hak ettikten sonra başaramayacağı bir şey yokmuş. Ama bir şartı var. Akraba olduklarının bilinmesini istemiyor. Amca-yeğen değil patron-işçi gibi olacaklarmış.
[Romandaki Clyde ve Hollywood filmindeki George da amcaları Samuel Griffiths ve Charles Eastman’ın yanında çalışmaya başlarlar. Fabrika kurallarına göre erkeklerin bayan işçilerle ilişkiye girmesi yasakmış (sf. 204). “This is a must.”]
The Shadows topluluğundan ‘Stars Fell on Stockton’ (1962) (Bruce Welch / Hank Marvin / Brian Bennet / Jet Harris). Cemal Efendi delikanlıyı Semih Usta’ya götürür. O serviste çalışmaya başlayacakmış. ‘İnsana bilmediği bir çevrede en gerekli şey candan bir arkadaştır’. Semih böyle dost biri. Kahramanımıza kalabileceği bir oda bulur. Zaten Mualla Teyze de hanidir ‘şöyle helal süt emmiş bir pansiyoner bulun’ der dururmuş. Murat’a ‘ana yokluğunu hissettirmezmiş’. Senaryonun burasında bir hata var. Yaşlı kadın, yeni kiracısı için Semih’e “İyi bir insana benziyor. Anlattıkların doğruymuş” diyor. Oysa Murat fabrikaya geleli daha birkaç saat olmuştu. Semih ile Mualla teyze bu konuyu konuşmamışlardı bile.
İki senedir aynı fabrikada işçi olarak çalışan Türkan da kahramanımızın kapı komşusu. Genç kızın Erzurum’da askerlik yapan abisinden başka kimsesi yokmuş. Murat’la göz göze gelmeleri rastlantıdan öte bir şey. Sanki bilinmez bir kuvvet Onları birbirine itiyor. ‘Daima aynı insanla beraber olmayı istemek’ aşktan başka nedir ki.
Delikanlının günleri iş-ev arasında geçiyor. ‘Mualla teyzeden Semih Usta’ya, Semih Usta’dan Mualla teyzeye’. Bir de…
Murat; “Bir de siz. Alıştıklarım üç kişi.”
Türkan; “Eh, epeyce olmuş.”
[Yasak olmasına karşın Clyde, Roberta Alden ile George da Alice Tripp ile ilişkiye girer. ‘Aşk, kör eden, kan döken hançerini ilk kez saplıyordu (genç kızın) bağrına (sf. 240)’.]
‘Dance On’ (1962) (Valerie ve Elaine Murtagh / Ray Adams / Marcel Stelman). The Shadows’dan dinlediğimiz melodi ile alınan ilk haftalık. Bunu bir meyhanede rakı içerek kutluyorlar. Âşık etrafını dört duvar zannedermiş ama Semih Usta’dan kaçar mı. Müzmin aşığa şunları söylüyor; “Bir insan üç kadehte feleğini şaşırırsa O ezelden sarhoş demektir. Üç kadehte çarpmayla toplamayı karıştırtana matematiği zayıf demezler âşık derler. Bütün buna rağmen kaldırılan her kadehe herkesten önce dalana da ‘komşu kızı seviyor’ derler.”
Meyhane dönüşü Türkan yine pencerede Murat’ı bekliyordu. O gece birbirlerinin olurlar. ‘Zevklerine göre döşeyecekleri küçük bir ev’in hayalini kuruyorlar. İki odalı da olsa yetermiş. Delikanlı yemekten sonra gazete okuyacak, Türkan da dizlerinin dibinde yün örecek’miş. Genç kız bunların ‘yarın uyanacakları bir rüya olmasından korkuyordu’. Haklı çıkmasaydı keşke.
Kemal Bey’in kızı Nazan fabrikaya gelip Murat’ı gördükten sonra her şey değişiyor.
[Kitap ve filmdeki erkeklerin, Sondra Finchley ve Angela Vickers ile karşılaşınca ‘ayakları yerden kesilmiş’. Ama Yeşilçam’dan farklı olarak aralarında bir akrabalık yok. ‘Daha yüksek bir yaşama düzeyi’ genç kızların varlığında somutlanmış. ‘Onlardan yayılan ışık işçi kızların görünmesine pek olanak vermiyor (sf. 255)’.]
‘Venus’ (1959) (Ed Marshall / Peter DeAngelis). Çok geçmeden, akşam yemeği için köşke davet edilir. Sonra amcakızının [‘Çapkın Kız’ (1963) ve ‘Tığ Gibi Delikanlı’ (1964) filmlerinden anımsadığımız] üstü açık, gösterişli arabayla gelip gitmeleri başlar. Murat artık hep O’nunla beraber. Türkan bu durumdan çok rahatsızdı. Kahramanımız ise “Ne olur, biraz anlayışlı ol” diye başlayan, “Birbirimize güvenmezsek sevgimizi yürütemeyiz” şeklinde biten (kendisinin bile inanmadığı) cümlelerle durumu kurtarmaya çalışıyor.
Ancak ‘ilişkilerinin ilk günlerdeki gibi gitmediği’ ortada. Bu arada Murat, Nazan’ı Bursa’ya götürür. Amcası böyle istemiş. Çelik Palas’ta kalıyorlar. ‘Greensleeves’ ile dans. El ele Uludağ ve Yeşil Türbe ziyaretleri. Gençler birbirlerine alışıyorlarmış.
Ancak ortada bir başka sorun var. Türkan hamile. Bunu, Semih Usta’nın nişanlısı Serpil ile bir hastanenin ‘Kadın-Doğum Hastalıkları’ bölümüne gitmesinden anlıyoruz.
Bursa dönüşü büyük bir değişim yaşanır. Delikanlı fabrikaya müdür olmuş. Eşyaları da Mualla Teyze’nin evinden alınıp köşke götürülmüş.
‘Küçücük odaların, daracık sokakların, azıcık katıkların çocuğu’ Murat, kısa zamanda ‘bir cemiyet adamı’ olmayı başarır. Ancak yine de sosyetik olmakta zorlanıyor. Bu durum ‘Kadri Beylerle gittikleri pavyon’da çok belirgin.
‘Pepe’ (1960) (Hans Wittstatt / Dory Langdon). Duane Eddy’nin gitarı ile hareketli bir melodi duyuluyor. Sosyetik Niyazi, ‘bonsoir’ diyerek Nazan’la dans etmek için izin ister. Murat “Rica ederim, buyrun” falan diyor ama ağzı yüzü sinirden birbirine karışmış haldeydi.
Yine de ‘cehennem’ dediği bu çevreden kendini kurtaramıyor.
‘Artık zamanıdır’ diye düşünen Kemal kararını vermiş. Kızının yaş gününde nişanlarını ilan edecekmiş.
‘Midnight’ (1961) (Hank Marvin / Bruce Welch). Nazan çok mutlu. The Shadows’un melodisi ile dans ederken Murat’a “Şimdiye kadar kutladığım doğum günlerinin en güzeli bu” diyordu. Konuklar, ‘oldukça müşkülpesent’ olarak bilinen genç kızın ‘zevkine bayılmışlar’. Gencecik Gülgün Erdem de “Şans buna derler işte” diye imrenerek bakıyor.
“What’d I Say” (1959) (Ray Charles). Herkes ‘Rock and Roll’ ile kendinden geçmişken telefon çalar. Türkan bardaktan boşanırcasına yağan yağmurda bir telefon kulübesi bulmuş. Murat’a “Görüşmemiz lazım” diye yalvarıyor. Herhalde bebek beklediğini söyleyecekti. Bizimki ise durumun önemini anlamamış atlatmaya çalışıyor; “Şu an imkânsız Türkan. Yarın, bir yerde görüşürüz.”
Görüşmenin ‘yarın, bir yerde’ değil, ‘o gece, morgda’ olacağını nerden bilsin.
Sonraki sahnede intihar girişiminde bulunan genç kızı hastaneye kaldırıyorlardı. Mahalleli üzüntü içinde orada toplanmış. Talia Saltı da aralarında.
[Clyde ve George ise üst düzey sevgililerine kavuşmak için en olmayacak şeyi yapıyorlar. Romanda Big Bittern Lake, filmde Loon Lake’de Roberta ve Alice’i öldürüyorlar.]
Kurtaramamışlar. Bunu öğrenen Murat köşktekileri acımasızca suçluyor. Hepsinden, aptalca düzenlerinden iğreniyormuş. Kendisini ‘beraber üzülüp beraber ağladığı o insanlardan’ zorla koparıp ayırmışlar. “Böyle bir hayat yaşamıyorduk ama mutluyduk. Yaşamak, bir paydos sonrasında kurduğumuz küçücük hayallerimizdi… Beni Onlardan koparmakla ne kazandınız? Niçin yaptınız bunu, niçin?”
Keşke böyle bir hesaplaşmayı kendisi ile de yapabilseydi. Suçladığı kişiler O’nu hiç zorlamamışlardı. Türkan’la olan beraberliğinden haberleri bile yoktu. ‘Arkadaşlarına bu kadar bağlı olduğunu, kopamayacağını’ kimse bilmiyordu. Nazan “Bütün suçum, bütün suçumuz sevmek. Hepsi o kadar” diye haykırıyor.
Son sahnede yine Haydarpaşa var. Hiç konuşmadan Semih Usta ve Serpil’e veda edip Anadolu’ya geri dönüyor. Keşke hiç gelmeseydi. Üzüntülü ama roman ve filmdeki erkek kahramanların sonları ile kıyaslandığında verilmiş sadakası varmış.

[Clyde Griffiths (ve George Eastman) elektrikli sandalyeden kurtulamaz.
Theodore Dreiser eserini gerçek bir olaydan, Chester Gillette’in yaşadıklarından (1906) etkilenerek yazmış. Bunu vurgulamak için kahramanların isim ve soyadları aynı harflerle başlıyor. 599 sayfalık kitabın son 220 sayfasında cinayet ve mahkeme anlatılmış. Chester, bir mucize olup bunları okuma imkânı bulsaydı, suçun kenarından bile geçmezdi herhalde. Öylesine çarpıcı.]


‘Hicaz Makamında Yaylı Tanbur Taksimi’.
Mastori’nin Meyhanesi. Bir zamanlar ‘aslan sütünü yumruk mezesi’ne ortak ederlerdi. Şimdi ise köprünün altından çok sular akmış.
Murat; “Bana bu kadar kırgın mısın Semih Usta?”
Semih; “Gene ne yalanlar kıvıracaksın?”
Murat; “Kimseye yalan söylemiş değilim. Gerçekleri anlatmanın zamanı gelmedi henüz. Bilmiyorsun.”
Semih; “Neyi? Olanca cömertliğimizle verdiğimiz dostluğu, sevgiyi nasıl kemirdiğini mi? Bunu mu söylemek istiyorsun? Artık hiçbir numaran kalmadı arkadaşım. Ne zamana kadar saf, gözü kapalı Anadolu çocuğu rolü oynayacak, ne zamana kadar iyi niyetlerimizi istismar edeceksin? Bütün bu yaptıkların lüks tarifeli bir gece kulübünde dostlarına anlatacağın ucuz bir zamparalık hikâyesi için miydi? Nasıl yanıldık, nasıl aldandık?”
(Yazan: Murat Çelenligil)










Künye

Yönetmen Ülkü Erakalın
Senaryo
Yapımcı Ülkü Erakalın
Müzik Fecri Ebcioğlu
Görüntü Yönetmeni Memduh Yükman
Süre 90 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye

Oynayanlar

Tanju Gürsu Tanju Gürsu Murat Tamer
Türkan Şoray Türkan Şoray Türkan
Çolpan İlhan Çolpan İlhan Nazan
Serpil Gül Serpil Gül Serpil
Semih Sezerli Semih Sezerli Semih Usta
Yaşar Şener Yaşar Şener Süleyman
Afif Yesari Afif Yesari Cemal
Handan Adalı Handan Adalı Handan
Nubar Terziyan Nubar Terziyan Kemal
Sabahat Işık Sabahat Işık
Mualla Sürer Mualla Sürer Mualla Teyze
Zuhal Tan Zuhal Tan Sekreter Zuhal
Adalet Cimcoz Adalet Cimcoz Türkan Şoray Seslendirmesi
Hayri Esen Hayri Esen Tanju Gürsu Seslendirmesi
Altan Karındaş Altan Karındaş Serpil Gül Seslendirmesi
Rıza Tüzün Rıza Tüzün Nubar Terziyan Seslendirmesi
Sacide Keskin Sacide Keskin Mualla Sürer Seslendirmesi

Firmalar

Ülkü Film (Yapım)

Son Yorumlar (7)

KartalTibetTutkunu avatar KartalTibetTutkunu 07 Ekim 2017 23:00:34

Bu film Kartal TİBET'in "Son Hatıra" filmin ilk versiyonu
salt yönetmen ve oyuncu cast farklı.. senaryo üzerinde
biraz değişiklik olduğu açık. Her iki filmde, bence güzel.

benimsinema avatar benimsinema 15 Şubat 2014 12:59:36

8

ben sevdim bu filmi, arkadaslik dostluk ask var bu filmde.... tanju iki kadin arasinda kalir ve umdugu hayati bulamayinca careyi anadoluya geri dönmekte bulur... türkan dan fazla colpanla vakit gecirir zaten, türkanda bunu dayanamaz hastalanir ve öl ür...

Murat Çelenligil avatar Murat Çelenligil 08 Ocak 2012 15:03:01

10

"Sevgi korur sevileni." (Ortega Y. Gasset).
Türkan Şoray, çekimler sırasında yapılan bir söyleşide, bu sözleri çok sevdiğini söylemiş. Gerçekten de, senaryodaki aşk seven Türkan'ı değil sevilen Murat'ı koruyor.

'An American Tragedy' romanından (1 925) (Theodore Dreiser) (Bir Amerikan Faciası) (Aydın Pesen) yapılan ve bizde 'İnsanlık Suçu' adıyla gösterilen (1955) 'A Place in the Sun'ın (1951) siyah beyaz Yeşilçam uyarlaması. İlk gösterimi 10 Aralık 1963, Salı günü Kadıköy, Özen Sineması'nda olmuş.
Kitaptaki Clyde Griffiths (ve 3 kardeşi) dualarla, ilahilerle büyümüş. Annesi (Elvira) ve babası (Asa) 'dünyayı Hıristiyanlaştırmayı amaçlayan' bir topluluk için çalışıyorlar. Amcaları (Samuel ve Allen) büyükbabadan kalan miras konusunda Asa'yı biraz oyuna getirmişler.
Delikanlı bir dolu maceradan sonra amca Samuel'in Lycurgus'daki fabrikasında çalışmaya başlar. Önce fabrika işçisi Roberta Allen sonra da sosyeteden Sondra Finchley ile ilişki kuruyor. Gerisi çorap söküğü gibi. Roberta hamile ve hiçbir doktor çocuğu almaya yanaşmaz. Delikanlı birkaç hafta öncesine kadar çok hoşlandığı sevgilisini şimdi görmek bile istemiyor. Çünkü yenisi zengin ve çok daha güzel. "Bir insana karşı hiçbir ilgi duymazken ilgisi varmış gibi davranmak ne güçtü! (sf. 266)" Bu işin içinden çıkmak için bulduğu yol korkunç. Big Bittern Gölü'nde öldürmek. Sonrasında elektrikli sandalyeye uzanan acılı bir süreç başlıyor.
'A Place in the Sun', George'un, amcası Samuel Eastman'ın yanında çalışmaya gelmesi ile başlıyor. Romanda uzun uzun anlatılan çocukluk yılları sokakta birkaç saniye gördüğümüz aile ile verilmiş. İlahi söylüyorlar. "Lord's divine command//When you find a brother struggling//Lend a willing helping hand."
Bir sinema sonrası George ve Alice Tripp, 'Mona Lisa' (1950) (Ray Evans / Jay Livingston) melodisi ile yürüyorlar. Burada güzel bir espri var. Genç kız, haftanın 6 günü kutuların içine mayo koyduğunu anlatıyor ("I put swimsuits in boxes six days a week"). Bizimki plaj davetini kaçırmaz; "What about Sundays? Maybe then you put yourself in a swimsuit." (Ülkü Erakalın bu konuyu Sabahat Işık'ın Roma'dan mayo sipariş etmesi şeklinde kullanmış.)
Fakat Angela Vickers ile karşılaşınca bütün bunlar geride kalıyor. Kaderi Clyde'ınki ile aynı.
Romanda ve Hollywood filminde amcakızı ile aşk yok.
Sanki Shelley Winters, Elizabeth Taylor'dan daha başarılı gibi.
Murat, Anadolu'dan gelmiş. 'Daha ayakkabısında taşra çamuru taşıyor'. Önce Emira adlı otele yerleşir. Süleyman-Yaşar Şener'in dediğine göre 'tekmil Sirkeci'yi dövse bundan iyisini bulamazmış'. Yüznumara da dışarıdaymış. Ama burada çok kalmıyor. Amcasının Arı Bisküvi Fabrikası'nda çalışacakmış. Kemal Bey 'işe sıfırdan başlayıp azmiyle her şeyi başaran' kişilerden. Yeğeninin de 'aynı düşünceyle hareket etmesini' istiyor. 'Varlıklı bir amcanın silik, şahsiyetsiz bir gölgesi olmasını istememiş'. Murat'ı müdür yaptığı zaman ise "Yalnız unutma bizim işimiz edebiyatla değil kerratla yürür" diyecektir. Kızı Nazan'ın fikri başka; "İki milyonluk bir şehirde Murat'ı tek başına yaşamaya zorlamanın şahsiyet dersi için mükemmel bir usul olduğunu sanmıyorum ben."
Kahramanımız 'bütün hayatları fabrika düdükleri arasında dönen küçük insanların arasına katılır'. Aynı yerdeki işçi Türkan'a âşık olur. Genç kız, babası bir iş kazasında ölünce Semih Usta'nın yardımıyla 2 sene önce işe girmiş. 'Anne sevgisinin nasıl bir şey olduğunu bilmiyor. Babasıyla İstanbul'a muhacir geldiklerinin senesi ölmüş.'
Erzurum'da askerlik yapan bir abisi var. Sonradan intikam için Murat'ın peşine düşüp düşmediği belli değil.
Genç kızı hep (dört kez) pencerede Murat'ı beklerken görüyoruz. Başlangıçta her şey iyiyken Nazan'ın ortaya çıkışı ile durum değişir. Zaten 'güzel şeylerin ömrü kısa oluyor'.
Bu durumda delikanlı ne yapacağını bilemez. Tuncan Okan 23 Aralık 1963 tarihli yazısında "Aslına bakarsanız Erakalın da ne yapacağını bilememeye ve şaşırmaya başlıyor. Verimli bir konunun böylece harcanmasına acımamak elde değil" diye yazmış.
Semih Usta ve nişanlısı Serpil üzüntülü sahnelerden sonra filme neşe katıyorlar. Genç kız "Geceleri kahvede duman talimi yapacağına evde oturur İngilizce çalışırsın" diyor. Usta lafın altında kalmaz; "Kızım sen turist rehberi misin yoksa fabrika işçisi mi. Yarım porsiyon Türkçe nemize yetmez."
Murat, köşke davet edilmiş. Semih "Başına devlet kuşu kondu. 10 senedir şu fabrikadayım patronun açık kilometreden sade kahvesini içtim diyenin alnını karışlarım" diye teşvik ediyor. 'Nikâh dairesinin en kralına gidiyormuş'.
Türkan'ı da "Ekmek parası kızım. Elbette bayıla bayıla gidecek. Ama sen sonunda yayıla yayıla oturacaksın. İş sahibi olmak, göze girmek kolay mı" diyerek neredeyse azarlıyordu. Sonradan bunları unutup delikanlıyı suçlamaya başlar.
Türkan'ın intiharına Afif Yesari çok üzmüştür. Çünkü en iyi arkadaşı Suphi Kaner de aynı şeyi yapmıştı o günlerde.
Murat Tamer'i Hayri Esen; Türkan'ı Adalet Cimcoz; Nazan'ı Çolpan İlhan; Serpil'i Altan Karındaş; Semih Usta ve Süleyman'ı Erdoğan Esenboğa; Kemal'i Rıza Tüzün seslendirmiş.
Sekreter Zuhal Tan; Cemal-Afif Yesari; Kemal bey ve karısı Handan; Sosyetik dostları Sabahat Işık; Mahalleli Talia Saltı; Yaş günündeki konuk Gülgün Erdem çok güzeldi.
Filmin melodileri.
'Greensleeves' üç sahnede (jenerikte; Türkan, Salacak'ta "Bir gün bütün bunların bitivermesinden korkuyorum" derken; Nazan ve Murat, Bursa'da dans ederken).
'The Slavonic Dances, Op. 72, No. 2, Allegretto grazioso' (1878/86) (Antonin Dvorák) Türkan ve Murat'ın birbirlerinin oldukları sahne dâhil 16 sahnede.
The Shadows'dan 3 melodi var. (Cemal-Afif Yesari, Murat'ı Semih Usta'ya getirdiğinde) 'Stars Fell on Stockton' (1962) (Welch / Marvin / Bennet); (Haftalıklar alınırken) 'Dance On' (1962) (Murtagh / Murtagh / Adams / Stellman); (Nazan'ın yaş gününde dans ederlerken) 'Midnight' (1961) (Marvin / Welch).
'Venus' (1959) (Marshall / DeAngelis) iki sahnede (Kemal Beylerdeki akşam yemeğinde ve Nazan'la Murat pavyonda dans ederlerken).
"What'd I Say" (1959) (Ray Charles) filmin sonuna doğru Türkan telefon ettiğinde.
'Pepe' (1960) (Wittstatt / Langdon) Niyazi, Nazan'ı dansa davet ettiğinde.

Mantovani'nin 'Film Encores' albümündeki (1957) 'Intermezzo' (Newman).
'Bütün Suçumuz Sevmek'in ikinci çevrimi 'Son Hatıra'da (1968) tekrar göreceğimiz 24 numaralı evin önü.
Murat; "Bir şey söyleme Semih Usta. Ne söyleyeceğini biliyorum."
Semih; "Söyleyecek değilim zaten. Soracağım."
Murat; "Sormasan daha iyi. Verecek cevabım yok çünkü."
Semih; "Cevap çok ama sende verecek yüz yok tabii. Ben sorayım da sen yine dilediğin gibi davran. Patronun kızından memnun musun? Araba sefaları, ziyafetler güzel mi? Daldığın âlemde aklına hiç kimse gelmiyor mu? Her şeyiyle seni bekleyen birini hatırlamıyor musun? Tuttuğun yolu beğenmiyorum Murat. Patrona şirin görünmek için kızının kuklası olacak adam değilsin sen. Aklını başına topla."





kartal tibet tutkunu avatar kartal tibet tutkunu 16 Aralık 2011 23:40:12

10

Bu film konsept olarak Kartal TİBET'İN "SON HATIRA" filmi ile tıpa tıpta aynı, salt oyuncu isimleri ve yönetmeni farklı. Kartal TİBET (Tanju GÜRSU) yu, Nilüfer KOÇYİĞİT (Türkan ŞORAY)ı, Zeynep AKSU (Çolpan İLHAN)ı, Ertem GÖREÇ ise (Ülkü ERA KALIN)ı, tekrarlamakta bir nevi. Konu; Babasının ölüm vasiyeti ile amcazadesinin fabrikasında çalışmak için İstanbul'u gelen bir genç.. Önce fabrikada işçi olan bir kızı sevip ve de Onu hamile bırakır, daha sonra amcasının kızı da Onu pek rahat bırakmaz, taksisi ile birlikte de çıkmaya başlar. Kendi içinde büyüttüğü yükselmek tutkusu Onu bir aşk ikilimin'e doğru sürüklediği gibi içinden çıkamadığı bir hale de dönüşür...

ali87 avatar ali87 26 Mayıs 2010 22:47:05

9

iki kişi arasında kalan delikanlının hikayesi

turgut1955 avatar turgut1955 18 Ocak 2009 10:41:01

Bütün suçumuz sevmek 1963 yapımı yönetmen ülkü erakalın Senaryo feyzi tuna yapımcı ülkü erakalın müzik fecri ebcioğlu Görüntü yönetmeni memduh yükman Oyuncular türkan şoray Tanju gürsu çolpan ilhan serpil gül semih sezerli  bu yapımda çok iyi oyuncul ar var  en güzel aşk filmlerini ülkü erakalın çekerdi çok iyi yönetmendi ve çok iyi insandi ve çok iyi müzik bilğisi vardi kendisine uzun ömürler ve saglıklı yaşam dilerim memduh yükman çok iyi insan çok iyi görüntü yönetmeniydi mekani cennet olsun filmin hikayesi amcasin fabrikasında çalışan bir genc kız ve amcasının oğluna aşık olan bir genc kız amcanda olsa para insanlarin insanliğini  unuturur  her zamanki gibi fakir ve zengin ayrımı olan film  olan yine fakir kıza olur  hayatin her zamanki çarki bu yapım aşk filmlerin usta yönetmeni ÜLKÜ ERAKALIN filmidir

Yandex.Metrica