Rıhtımlar Üzerinde

8,97

( 8 kişi yorum yaptı )

Rıhtımlar Üzerinde

(On the Waterfront)

Sinema Filmi

1954

Ödüller

En İyi Yönetmen (27.Oscar Ödülleri-1955)

En İyi Görüntü Yönetmeni (27.Oscar Ödülleri-1955)

En İyi Senaryo (27.Oscar Ödülleri-1955)

En İyi Görüntü Yönetmeni (12.Altın Küre Ödülleri-1955)

En İyi Erkek Oyuncu (12.Altın Küre Ödülleri-1955)

En İyi Yönetmen (12.Altın Küre Ödülleri-1955)

En İyi Film (12.Altın Küre Ödülleri-1955)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (27.Oscar Ödülleri-1955)

En İyi Film (27.Oscar Ödülleri-1955)

En İyi Erkek Oyuncu (27.Oscar Ödülleri-1955)

Daha Fazlası

Ekip

Sanat Yönetmeni Richard Day (2) (Sanat Yönetmeni)

Son Yorumlar (8)

vitruvian avatar vitruvian 28 Şubat 2015 10:39:14

8

1954 yapımı ama hala etkisini kaybetmeyen klasik kelimesinin ifadesini bulduğu Brando efsanesini ortaya çıkartan film... Kusursuz bir film daha. Bu eserlerin boşuna klasikler listelerinde sayılmadığını, boşuna isimlerini bu kadar sık duymadığımızı on ları izledikten sonra daha rahat anlayabiliyoruz. Hikaye, karakterler, senaryo hepsi yerli yerinde. Marlon Brando rol için biçilmiş kaftan. Karl Malden ve Lee J. Cobb da kesinlikle öyleler. İzlemek için fazla geç kalınmaması gereken filmlerden. İnsana bir şeyler hissettirebiliyor. Elia Kazan da filmografisinin en unutulmaz halkalarından birini yaratmış. Terry'nin fermuarını boğazına kadar çektiği montunu, dağınık saçlarını, şiş gözlerini kolay kolay unutamayacaksınız. Üzerinden 60 küsur yıl geçmiş ama hala yep yeni ve asla eskimeyecek bir klasik...

enginyuksel1982 avatar enginyuksel1982 26 Ekim 2014 11:33:00

7

Brando'nun fevkalade oyunculuğunu kenara koyarsak vasati ölçülerde bir film 7/10

bodom avatar bodom 02 Ağustos 2009 14:58:08

10

işçilerin sendika karşısında basiretsizliğinin bozan adamın hikayesi marlon brando muhteşem yine izlenilmesi gereken günümüz türkiyesinde olması gereken bi film

Sylvester Stallone avatar Sylvester Stallone 20 Şubat 2009 22:30:02

10

Yorum yapılması oldukça güç bir film.kolay değil ta 55 sene önce çekilmiş bir film bu.üstelik sinema tarihinin efsanevi yıldızlarından marlon brando'nun filmi bu.yıllar geçse de unutulmayan bir film ki bu film marlon brando'nun sinema tarihine altın harflerle yazılmasını sağlamıştır.ve öyle ki 1954 yılında tam 8 akademik ödülün sahibini olurken marlon brando'ya da en iyi aktör ünavını kazandırmıştır.gelin görün ki filmin konusu ile filmi birleşince ortaya bambaşka bir film çıkıvermiştir.bu filmde bende koleksiyonumun en eski filmi olma özelliğini taşımaktadır. 54 yılının da en iyi filmi seçilmişse eğer bu film çok normaldir oyuncu kadrosu da bir o kadar sağlam zaten. marlon brando filmde eski bir boksörü canlandırıyor,ve de liman işletmesinde çalışan da birisidir aynı zamanda marlon joe doyle için onun kuşunu bulur getirir de o gittikten sonra adamın biri kendisi ya dengesini kaybeder yada kendisini aşağıya atar.öldürülme ihtimali yuksektir onu da son gören marlon brando olmuştur sonuçta.johnny friendly brando'ya kazandığı maçlar için de parasını da ödemektedir,gerçi o işini yapan herkese parasını veren bir adamdır da oranın patronudur aynı zamandan.marlon adamın her dediğini elinden gelerek yapmaya çalışır sonuçta.gerçi aklında onun arkadaşının da öldürülme etkisi de vardır.büyük bir limanda herkes gemi de çalışabilmek için iş beklemeye girerler.görünüşte o zamanlar/belki şimdi de amerika'mın en büyük limanlarından biri olarak göze çarpmaktadır.1-2 adam tarafından da joey doyle'nin öldürülmesi hakkında sorulan soruları cevapsız bırakır.biraz kendisinde de suçluluk hissi uyandırmıştır bu durum.insanlar belli ki 3 kuruş para almak ve iş bulabilmek için limanda birbirleri ile kavga ederler.marlon brando daha sonra joey doyle'nin kardeşi olan edi doyle(eva-marie saint) ile limanda bir anda karşılaşırlar.karl malden'da filmin kadrosunda bulunarak filmi şereflendirmiştir.marlon'un kalacak yeri de yoktur orada burada vakit geciren bir tiptir.karl malden daha sonra cinayeti aydınlatmaya çalışacağını söyleyip kilisede bir çok insanı toplar,bu konu üzerinde neden johnny'e böyle bir komplo yapıldığını kimse bilememektdir.suç biraz daha marlon brando'nun üstündedir,johnny'i en son gören o olduğu için.kilisenin dışında ise bazı kişiler tarafından kilise taşlanmaktadır ve sopalarla kilisenin dışına çıkan adamlara saldırılır.marlon brando johnny'nin kardeşini arka kapıdan kaçırırı da dugan(pat henning) o karmaşada dayak yer yüzünde çizik ve yaralar oluşur.kardeşini kaçırdıktan sonra onunla brando onu rahatlatmaya çalışır.keza onun öğretmen olmak istediğini söyleyince brando bundan mutluluk duyacağını belirtir.biraz daha konustukça birbirlerine açılmaya başlarlar.hatta marlon kıza bir daha görüşebilir miyiz de diye soru sorar.kız kesin bir cevap vermez.sonra da babası ona buradan ayrılıyoruz der,bence haklılığı vardır elbette,çocuğu öldürülünce orada kalınmaz ki,her adam orada birbirine artistlik taslayacak niteliktedir.kız daha sonra marlon brando'ya süpriz yaparak onu görmeye gelir,marlon zamanının çoğunu bir evin katında geçirmektedir patronun verdiği emirle.oda onu bulunca konusurlar sonuçta.hatta öyle ki kızı hayatta bira içmemiş olduğunu bile bile onu bir bara götürür.belli ki aralarında bir flört etme durumları oluşmuştur bu şartlarda marlon barda ona içki içmeyi de öğretiverir,aslına bakıldığında sert bir tipi vardır.marlon'da johnny'nin öldürülmesine suçun kendine atılmasına tepki verir doğal olarak,doğru olan şudur onun cinayetle uzaktan yakından ilgisi yoktur,onu en son kendisi görmüş olabilir ama bilinen gercek onun yapmadığıdır.bundan sonra kızın morali bozulur sonuçta oda cinayetin kimin işlediğini öğrenmek istemektedir.hatta barda kızla da dans edince araları giderek daha iyi de oluyordu.öyle ki johnny friendly(lee cobb) kendisini barda yakalayınca gelen bir telgrafla mahkemeye çıkacağını söyler,durumlar git gide daha da karışık hale gelmiştir bu saatten sonra.kızı da bir panik almış gidiyordur.birde yetmezmiş gibi adamın kız kardeşiyle beraber olmamaları gerektiği konusunda uyarılır.gemideyse talim vardır.marlon brando'da grupla beraber iş yaparken,limanda dugan'ın üzerine vinçle yuzlerce mal düşer.adamcağız malların altında kalınca oracıkta ölüverir.rahip karl malden'a limanda sataşmadan edemezler.marlon'u kızdırınca 2 kişi ondan dayak yer.dugan içinde çok duasını yaparak gider rahip. edie doyle daha sonraki gunlerde marlon brando'yu limanda ziyerete gelir.kızla beraber olması onun için sorun olmamıştır o ana kadar.rahip karl malden'a da marlon brando cinayete benim adım da karıştı diyecekti. birde abisi(rod steiger'ın) üzerine suç bırakmamak için bunu yapmıştır.bu onun için çok tehlikeli bir durum da olsa adamın kız kardeşini alıp birde onunla konuşur.kız olup bitenden iyice rahatsız olmuştur.marlon brando'Yu avukat ziyaret eder,oda galiba onun suçlu olduğunu düşenecek ki onunla konuşmaya gelmiştir.yalnız o bu konuyla pek konusmaz.beyefendi johnny friendly bu cinayette brando'yu suçlu bulmuştur,ve de onu kıstıracak yöntemler kullanmaya çalışır.sonra da kendi yöntemlerini kullanıp onunla bir yer ayarlayıp konuşacxaktırlar.ama konu cinayetten öte lee cobb'un ona vereceği bir iş vardır limanda gemi yüklerinin amirliğini yapacaktır.her gun bu iş içinse o zamanın parası 50 dolar(siz ne dersiniz) bu işe acaba??,marlon brando o kadar inatçıdır ki nuh der peygamber demez,keza adam da dayanamaz silahla tehdit etmeye çalışır bu seferde.gitmeden önce de brando'ya korunması için tabanca verir.bu sefer de kızın evine gidip bu durumu izah etmeye çalışır,konu farklı boyuta ulaşınca bu ikili aralarında bir aşk başlar.marlon brando bir türlü rahat nefes alamamaktadır.bu seferda abisinin başı derttedir,ancak kız da peşine takılır sonra arkasında da bir kamyonet ikisini ezmeye çalışır son anda paçayı kurtarırlar.marlon'un abisi içinse onu maalesef öldürülür,marlon brando intikam yeminiyle yanıp tutuşuyordur artık.o artık bunun kimlerin yaptığını öğrenmek için karış karış milletten hesap sormaya başlar bu sırada rahip karl malden'la da karşılaşır.o brando'dan silahı ister,bu işte johnny friendley'in parmağı olsa gerek zaten sonra kendisi mahkemeye gidip hakime karşı cinayetle ilgili ifade verecektir.johnny'de onun karşısında oturmaktadır.öyle ki bu mahkeme amerikan televizyonlarında canlı verilmektedir.kendine has konusması yapar marlon,birde artist gibi ona mahkeme de sataşır da.marlon tabi orada ona karışmaz.bu seferde arkadaşları ona sırt çevirmeye başlamıştır.yalan yanlış işlere karışınca marlon'un başına gelmeyen iş kalmamıştır doğal olarak.limanda yaşamak artık onun için oldukça büyük bir dert olacaktır.limana gelir gelmesine de hiçte hoş karşılanmaz.keza arkadaşları onu dışlamıştır.marlon brando bunca olan bitene rağmen bir çok insanı peşine takarak friendly'in kapısına dayanır. bir de yetmez eski boksör  olan marlon brando johnny friendly ile kapışmay gider,bu bir rövanştır aslında ama sıkı bir kapışmadan mücadeleyi friendly kazanır.ama limandaki işçiler ona hep birlikte destek olurlar.terry yoksa biz de yokuz diyerek friendly'e tepkisini gösterir ve sonrada onu denize fırlatırlar.marlon brando baya bir darbede alsa da yıkılacak birisi değildir.sonra marlon'un arkadaşları başka birisi için göreve koyulur ve friendly'i yalnız başına bırakır.dramataik bir zafer elde ederek filmi sonlandırabiliriz.marlon brando'nun üstün oyunculuğu karl malden ve eva-marie saint'in de oyunculukları üst düzeyde olduklarını söyleyeyim.izlenecek ve arşivinizde bulunması gereken filmlerdendir rıhtımlar üzerinde.Rıhtımlar Üzerinde(1954)-Sylvester Stallone

ozcanbektas1982 avatar ozcanbektas1982 18 Şubat 2009 18:03:02

10

On the Waterfront'un senaryosu Malcolm Johnson tarafından yazılmış, New York Sun gazetesinde yayınlanmış 24 bölümlük "Crime on the Waterfront - Rıhtımlar Üzerinde Suç" adlı seri öykü esinlenerek yazılmıştır. Bu seri makaleyle 1949 yılında Y erel Raporlama dalında Pulitzer Ödülü'nü kazanmıştır. Öykülerde Manhattan ve Brooklyn bölgelerindeki rıhtımların üzerinde yaygınlaşmakta olan yolsuzluk, kanunsuzluk ve haraç kesme olayları ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır.Not: Filmin bütçesi 910.000 dolar ve vizyon tarihi 28 Haziran 1954'dür.

nonself avatar nonself 16 Eylül 2008 12:53:09

Terry Malloy (Marlon Brando) Bir limanda dok işçiliği yapmaktadır. Bir süre boks yapmıştır fakat bahisçi gansgster Johnny Friendly'nin (Lee J. Cobb) istekleri doğrultusunda kazanacağı bir unvan maçını bilerek kaybetmiştir. Bu olay aslında Terrynin dü nyaya bakışında bir nirengidir. Harcanmıştır Terry para uğruna. Hayalleri de yitip gitmiştir, Bir serseridir artık. Umursamaz, boş bakışlı bir serseri... Limanda sözde sendikanın ve sözde yöneticilerinin ne işler çevirdiklerinden haberdardır. Bu çete sendika aidatı ve sair adı altında işçileri sömürmekte, onların sırtından büyük parsalar götürmektedirler. Kirli işler John Doyle'un öldürülmesiyle iyice ayyuka çıkar...Terry de ucundan kıyısından bu işlere bulaşmıştır, arkadaşı John Doyle'u tuzağa düşürerek...Elia Kazan (yönetmen) filmi böyle bir liman şehrinde üç sac ayağı üzerine oturtmuştur: Terrynin vicdan merkezli iç muhasebesi, halkın arasına karışan kilise ve diğer vicdan mahkumu Terry'nin ağabeyi Charley Malloy; canını kardeşine feda eden adam.Bu üç olgu ortak bir iyiliğe doğru öznelerini sosyalleştirmişlerdir. İyiliğin konuşu; ezilen, hakları gasp edilen, sömürülen işçilerin tarafında olmaktır. Terry'nin üstündeki aşk yıkıp döken bir körlük, delişmen bir tutku değil Onu insanı olana, öze itekleyen bir katalizördür. Aşk onu ehlileştirmiş, eğitmiştir. Bir sınavdadır Terry. Bir tarafta para, şan şöhret, unvan ve önemsenme isteği, diğer tarafta mazlumun yanında yer almak gibi daha soyut ve uhrevi bir haslet vardır. Terry'nin tözel bir iç-itiye sahip olduğunu, nihayetinde iyiliğin tarafında yer alacağını, şehirde yığınla bulunan şahinlere? karşı güvercinlerin tarafında yer aldığını biliyoruz filmin başından. Güvercin demişken antiparantez; iletişip duran günümüz insanı, hobilerini bile bir kafa karışıklığı içinde sunuyor bize. İç içe geçmiş eylemler, karman çorman terimler, alet edavat... Hobi dediğin güvercindir işte Çıkarsın çatıya, yemlersin, su verirsin, güzel güzel ıslıklarınla gösteriler yaptırısın onlara... Budur yani. Anlaşılır, basit. Neyse... Kilise, ceket yakalarındaki Pazar günü rozetlerinden sokağa, gün yüzüne çıkmıştır. Çıplak ve gerçek gündüzle tanışmıştır Kilise. Peder, kardeşleri saydığı halkın içindedir sürekli. Onların dertlerini dert bilmiştir, savaşır onlar adına, yüreklidir de. Sömürülen kardeşlerinin tam ortasında hüzünle bir sigara yakar Peder (Karl Malden'ın ustalığı ne güzeldi!). Çarmıh da çıplak ve gerçekti zatenSömürülen işçilerin hıncı birikmektedir. Açık seçik ulu orta olmuyor bu iş tabi. Birkaç iyi insan, işçileri ve onların iyiliğini taşımışlar, yürütmüşler ve onlara neredeyse tamamen kaybedecekleri onurlarını geri kazandırmışlardır: Bir serdengeçti, bir acılı kız yüreği, bir "evet, vicdanım var!" diyebilen ağabey ve bir de film boyunca deşifre etmediği (ki sinematografik anlatı olarak bunu fazlasıyla önemserim) kendi derinini gözlerinden okuduğumuz; "onlar sana bir şey yapmadan sen onlara yap" gibi yabanıl ve boksörvari duruşuyla bil'hakkın "serseri" Terry. Buraya kadar Elia Kazan'ın işi realiteyledir. Gerçek sokakta, bakınız...Görünüz... Bütün bu çabalar, bütün bu gerçeklik anlatısı mutlu son için maalesef tek başına yeterli olamıyor. Bu yüzden Ağabey Charley Malloy ve kardeş Terry Malloy'un sona doğru unutulmaz araba sahnesi gerçek dünyayla düşler arasındaki kırılma noktasıdır. E. Kazan bu noktada dümeni izleyiciye kaptırmıştır. Ölüm korkusu nedir? Vicdani rahatsızlık nasıl bir şeydir? N'olmuş yani sırtından sopanın eksik edilmeyeceği bi avuç işçi karın tokluğuna çalışıyorlarsa!? N'olmuş bunların içinden birkaç ipsiz ortadan kaldırılmışsa!? Ve daha bir çok salt bireysel ve bilinçdışı soru o araba yolculuğu esnasındaki gerçek sorulardır. Ölüm korkusunu kendimizde bir sınayalım bakalım işin içinden çıkabiliyor muyuz... Terry boks yaparken ağabeyi için bir fedakarlık yapmıştı tamam ama feda ettiği şey bir tutkudur sadece. Bu açıdan Terry arabadan inmeseydi n'olurdu? Sorusu baştan yok sayılmalıdır. Çünkü elebaşı John Friendly onlar için bir B planı hazırlamış gibi görünse de yoktur öyle bir şey aslında. Ağabey o tabancayı Terry'nin eline tutuşturacak ve Terry arabadan inecekti. Yani A planı yoktur. Düşler ve mutlu sonu bekleyen biz izleyiciler varızdır...Filmin finali müthiş coşkulu. Yani unutulmayacak sonlardandır diyebilirim. Başlardaki John Doyle'un öldürülüşü ve peşinden gelen cılız ağıt sahnelerini çabuk unutturdu gerçekten...

Yandex.Metrica