İhtiras Tramvayı

8,06

( 9 kişi yorum yaptı )

İhtiras Tramvayı

(A Streetcar Named Desire)

Sinema Filmi

1951

Missisipi'de okul yaşındaki bir delikanlıyı baştan çıkarttığı için başı derde girmiş olan yaşça geçkin ama çekici Blanche DuBois,New Orleans'ın Fransız mahallesinde yaşamakta olan hamile kız kardeşi Stella'nın yanına gelir.Tek arzusu kendine yeni bir yaşam kurmak ve herşeyi geride bırakmaktır.Oysa Stella'nın kaba saba bir delikanlı olan kocası Stanley Kowalski,Blanche'nin güneyli nezaketinden hiç hoşlanmamaktadır.Sürekli taciz edilen Blanche'nin Stanley ile yüzleşmesi epey şiddetli olacaktır.Yazan:Sylvester Stallone

Ödüller

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (24.Oscar Ödülleri-1952)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (9.Altın Küre Ödülleri-1952)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (24.Oscar Ödülleri-1952)

En İyi Kadın Oyuncu (24.Oscar Ödülleri-1952)

Ekip

Sanat Yönetmeni Richard Day (2) (Sanat Yönetmeni)

Son Yorumlar (9)

mkurtsen avatar mkurtsen 24 Ağustos 2010 23:07:08

8

A Streetcar Named Desire Kazn'ın yedinci sinema filmi. Sinema'ya merak sarmış olupta Kazan'ı bilmeyenimiz yoktur. Ben yinede ahde vefa açısından birkaç kelime ile bu büyük sinema ve sanat adamını anmadan filmine geçmeyeceğim. Elia Kazancıoğlu 7.Eylül .1909 Istanbul doğumlu. Dört yaşında Amerika'ya göç eden bir rum ailenin çocuğu. New York kentinde New York Eyaletindeki New Rochelle'de büyüdü. Yale Üniversitesinde Tiyatro eğitimi gördü. İlk oyununu 1934 de sahneledi. 1940 larda yazdığı ve yönettiği oyunlarla ülke çapında  üne kavuştu. Broadway'in en iyi  yönetmenleri arasına girdi. Oyunculuk okulu Actors Studio'nun kurucularından. (1947) Sinemacılığı kadar, tiyatroculuğu ve yazarlığıda kayda değer.(1999 yılı 71. Akademi  Ödüllerinde, Yaşamboyu Onur Ödülü) Yaşadığı sürece sanatçı kişiliği, politik kişiliği ile ilgi odağı olmuş, zaman zaman yönetimin tepkisini çekmiş, kovuşturmalara uğramış. Doğduğu topraklar ve bizdeki sanat çevreleriyle ilişkisini hiçbir zaman kesmemiş 1970 lerden itibaren Türkiye'yi sık sık ziyaret etmiş, gerçek bir sanat adamı. Toprağı bol olsun..İhtiras Tramyayı, Viva Zapata, Rıhtımlar Üzerinde, Cennet Yolu. 1950 lere yetişemeyen sinema severler ne yapıp ne edip bu filmleri bulup izlesinler. B u filmler izlenmeden sinemasever oldum diyemezsiniz. Bendenizde bu dört filmden, yetişemediğim ilkini maalesef yeni izledim. İstedikten sonra bir şekilde filmlere ulaşabiliyorsunuz,  yeterki isteyin.Kazan'ın Tennessee Williams'ın oyunundan uyarladığı İhtiras Tramvayı 1951 yapımı. Film Sinema değil de  teatral bir havada gelişiyor. Sinematografik olmasada, gücünü oyunculuklaradan alıyor. Marlon Brando'ya Marlon Brando olmanın yolunu açıyor. Takit edilmesi güç bir oyunculuk gösterisine dönüşüyor. Vivien Leigh'e gelince  o zaten oyunculuğunu eşinin (Sir Laurence Olivier) yönettiği oyunda Blanche tiyatro sahnesinde oynayarak zaten ispatlamış.  Film o yıllardaki  Oyunculuk dalındaki 4 Oscar Ödülün'den 3 ünü almış. (Vivien Leign, Karl Malden, Kim Hanter. Brando son anda Hum prey Bogart'a kaptırıyor. Film Borçları yüzünden aileden kalan evini satarak,  New Orleans'daki hamile kızkardeşinin yanına yerleşen nevrotik ve narin Blanche'in, onun farazi bir mirası sakladığına inanan kızkardeşinin hoyrat, hisleriyle hareket eden kocası Stanley arasındaki acımansız bir düelloyu anlatıyor.  Stanley'in zalim öfkesi ile  ruh sağlığını   kaybeden Blanche'un trajik sonunu...Sonuç mu? onuda izleyip görelim.

FISTIK KAFA 22 Şubat 2009 15:13:02

10

Sonunda izledim.. Muhhteşemdiii!! Herşey olması gerektiği gibiydi.. Oyuncular cuk oturmuş zaten rollerine.. Performanslarına diyecek yok...

beste anormal 22 Eylül 2008 19:32:09

9

rüzar gibi geçti filminden sonra bir oyuncunun hırslı çekici ve cesur bir kadından,çaresiz,bitkin ve yapayalnız karektere dönüşümü muhteşem olan bu oyunculuğuda akedemi gözardı etmemiş ve ona en iyi kadın oyuncu oscarını ikinci kez layık görmüştür.as lına bakarsanız sözler yetersiz bence!

nonself avatar nonself 16 Eylül 2008 12:50:09

Blanche'ın (Vivien Leigh) masalsı, estetik bir güzelliği yaşamak istiyor olması onu masum kılıyor mu? Filmdeki kritik soru bu bence. Yani kahrolsun kaba sabalık, kahrolsun şiirsellikten, fanteziden, kibarlıktan yoksun tekdüze hayatlar! Yaşasın; oluş failleri, yeri ve sıhhati önem arz etmeyen aşk, letafet, romantiklik mi? Soruyu evirirsek, aşk için,hani hepimizin dilindeki bu büyülü sözcük için mübah olan nedir? Hele ki kıvılcım verilmeye çalışılan yasak bir aşksa?? Yani yasak aşkın önündeki duvarları kaldırmaya meyilli oluşumuza getirmek istiyorum lafı. Ancak bu konu filimle doğrusal olmadığı için şimdilik film üzerinden devam etmeye çalışalım: Filmde açık bir aşk anlatısı yok önce bunu söyleyelim. Ancak, baş kadın karakterin eve getirdiği hava, kardeşinin evindeki tavır ve figürleri mutedil bir kocayı baştan çıkarabilecek tondadır. Burası önemli. Masumiyeti, erotizm yaşanacak erkeğin, kendi kız kardeşinin kocası olmasında çekince görüp görmemesi ekseninde ele alalım. Bence Blanche için erkek yakışıklı olsun, eli ayağı düzgün olsun, ince ruhlu, romantik ve yıldızların üzerinde bir adam olsun da kim olursa olsundu. Çünkü Blanche sürekli yıldızların üzerinde. Hiç yerde göremezsiniz onu film boyunca. Hayalindeki kurgu için Kardeşi Stellayı (Kim Hunter) çar çabuk satabilecek durumdadır Blanche. Masalı örtecek ne varsa gizler, saklar. Geçmişini ve yüzünü sakladığı gibi. Yüzünü aydınlıktan saklıyor Blanche. Biliyor yaşlandığını. Eskisi kadar alımlı ve güzel olmadığını... Ancak Blanche'ın kendi yalanına kendisini inandırmış olması hastalık derecesinde (sonradan çıldırıya dönüşüyor oldukça hazin). Güçlü bir erotizm yaşamak istiyor, seksualite bu erotizmin peşinden gelse de olsundu gelmese de. Bu yüzden Mitch'in (Karl Malden) sağdan soldan aşırdığı bir iki cılız dans figüründen sonra Blanche�ı öpmeye kalkması ve Blanche'ın buna direnmesi sağlam bir anlatımdı. Ve filmi başarılı kılan ögelerden birisi de Elia Kazan'ın, diyalogları Blanche�ın zihninin tam tersi bir ev hali üzerine oturtmuş olmasıdır. Böylece Blanche'ın hayalperestliği gibi tekil bir anlatımdan kurtuluyor film. Blanche'ın hayalindeki dünya elbette güzel. Yani şiirsel, masalsı hayatlar, aşıklar, estetik bir yaşam kurgusu� Ancak bu hayalinin peşinden giderken gerek geçmiş yaşamında ve gerekse kardeşin Stellanın yanına geldiği andan itibaren toplumsal kuralları, kadın - erkek ilişkilerindeki müsaade ayraçlarına özen göstermediği için Blanche masum değildir demek istiyorum ancak dilim varmıyor; Stanley (Marlon Brando) gibi bir zorbanın, hoyratın iğrenç isteklerine alt olmuş ve bunu sineye çekmiş aynı zamanda toplumsal bakış açısının kurbanı alın yazılı bir kadın olarak tecavüzü gizlemiştir. Bu yüzden o masumdur demek istiyorum dilim varmıyor O hastadır diyebiliyorum. Blanche aşk şiiri satırlarında, geçmiş özlemlerinde, büyülü hayallerde yaşayan hasta bir kadındır. Stanley KowalskiKabalık timsali, yakıcı bakışlı, cool, duygusuz, arsız, çıkarcı, hoyrat, terbiyesiz... Stanley, Blanche'ı oldukça hayrete düşürmüştür. Çünkü Blanche'ın büyülü sözlerine, müzikal sunar gibi mimiklerine, figürlerine kanmamış erkek yok gibidir. Stanley şamar gibi iner yüzüne. Arsız ve fırsatçıdır. Estetikten şundan bundan anlamaz, eşyaları süzer, onların pahasıyla ilgilenir. Blanche'ların problemli arsa vesair meselesinden çıkar elde etmeye çalışmaktadır. Aşağılık bir adamdır Stanley. Fiziksel çekiciliğini de kullanmaktan çekinmez. Devamlı bir farkındalık halindedir. Pis, itici de bir zekası vardır. Şeytani bir zeka. Blanche'in geçmişiyle ilgili kurduğu düzeneği dakikasında ters yüz etmiş, fosa çıkarmıştır. Stanley kumarın, eğlencenin, paranın, heva ve hevesin peşinde bir adamdır. Zevk, estetik, gönül, sevgi, saygı... Ona çok uzak kelimelerdir. Karısına vurduktan sonraki pişmanlık gösterileri ve aslında yüreğinde gizil bir aşk, karısına karşı masum çocuksu bir sevgi beslediğine işaret eden nedameti koca bir yalandır. Yalan! İnanmayın sakın. Karısının yani cariyesinin, hizmetçisinin onu terk etmesinden korkmaktadır sadece.StellaStella; ilkel (kadınsı öze en yakın), ortodoks bir ev kadınını temsil eder. Ve belirtmeliyim ki filmdeki rolü ve yeri ikincil sayılsa da bence sinematoğrafik olarak çok daha başarılı bir anlatıya ve konuya sahiptir Stella rolü. Stanley'nin karısıdır. Kahır çeker, her gün ayyaş ağırlar, kumar masalarına meze hazırlar, güneşli bir hayatı yoktur Stellanın ama bundan çok fazla şikayetçi değildir. İçten olup olmadığını bile anlayamadığı bir sarılma yetmektedir Ona.İlkel ve sıradan oluşuyla (olumlu bir anlam yüklüyorum bu kelimelere ben) bir kanat altında güvende olma iç güdüsünü en zor şartlarda bile dışa vurabilen bir kadındır Stella. Bu iç güdü iyi iyi olmasına da, şiddeti her daim sineye çekmek gibi mazoşist bir takıntıyı da yanında getirmekte. Yediği dayaktan çok kısa bir süre sonra Stanley'nin sahte eriyişleri karşısında, çıktığı üst komşudan geri dönmesi, kocasına sarılması bu garip takıntıya örnektir. Stanley'i "kocası" olduğu için seviyor. Sabırlı, saf, iyi niyetli, ablasına olan sevgisiyle kocası arasında sıkışıp kalıyor. Ablası Blanche'ın hareketlerini devamlı yadırgamakla yetiniyor, başka bir olumsuz hali yakıştırmak istemiyor ablasına. Sözün kısası Stella�nın çevresindekilere olan sevgisi deforme olmamış, doğallığını koruyan bir sevgidir. Ve Onun bu saflığı hem kocası ve hem de ablası tarafından ayrı ayrı şekillerde suistimal edilmiştir.

şarlo avatar şarlo 25 Temmuz 2008 19:15:07

8

Bu filmin en büyük özelliği ;oyuncuların müthiş iş yapmalarıdır.Çoğu oscar almış ,Brando kıl payı kacırmıştır.

FISTIK KAFA 15 Temmuz 2008 12:05:07

10

bu filmi izlemedim ben ama izlemeyi çok istiyorum :-)  üniversitedeyken  bu oyunu çıkarmıştık tiyatro klübümüzde..çok severim.. DT de çıkarmıştı bu oyunu ama beyenmedim katletmişlerdi sanki ...

Yandex.Metrica