Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Devrim Arabaları

Devrim Arabaları

8,78

(49 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Mayıs 2009 1 Saat 55 Dk Dram Duygusal Tarihi Politik Dram, Duygusal, Tarihi, Politik
IMDb puanı: 0

Yönetmen: Tolga Örnek Tolga Örnek

Ülke: türkiye

Gişe: 187.173

Oyuncular: Mert Kırlak, Altan Erkekli, Ender Tarhan, Şemsettin Terlan, Turgay Tanülkü, Hasan Mullaoğlu, Murat Serezli, Bahar Kerimoğlu, Erdal Küçükkömürcü, İrfan Kangı Devamını Gör...

Ödüller: En İyi MüzikEn İyi Sanat YönetmeniEn İyi Erkek OyuncuEn İyi Erkek OyuncuEn İyi Erkek OyuncuEn İyi Erkek OyuncuEn İyi Erkek OyuncuEn İyi Erkek OyuncuEn İyi Erkek OyuncuEn İyi Film

Konusu : Devlet Başkanı Cemal Gürsel tümüyle yerli üretim bir otomobil yapılmasını emreder ve görevin TCDD işletmesine verildiği bildirilir. O gün orada bulunan 23 mühendis bu emri "Türk insanının makûs talihine karşı bir meydan okuma" olarak algılarlar. En küçük bir tereddüt ya da endişe sergilenmeksizin derhal işe başlanır. Çalışma mekanı olarak Devlet Demiryolları'nın Eskişehir'deki Cer Atölyesi seçilir. Zaman müthiş dardır. Cumhuriyet Bayramı' na kadar yalnızca 130 günü vardır ekibin. Türkiye’nin ilk yerli otomobili olacak eserin adı da konmuştur: Devrim



by_yeti

13 Haziran 2019 00:28

Herşeyiyle mükemmel bir yerli yapım.

Cevap Yaz

ekahyaoglu

12 Aralık 2017 15:32

Senaryo mükemmel başarılı bir film

Cevap Yaz

Trakyalı95

19 Ağustos 2017 13:18

İki kere sıkılmadan izlediğim bir film. Oyuncu kadrosu da çok iyi. Herkese tavsiye ederim.

Cevap Yaz

vitruvian

28 Şubat 2015 10:21

Azmin, inancın, dayanışmanın, sabrın, başarının hüzünlü bir hikayesi.. Türk sinemasının dram sayfasındaki en kaliteli yapıtlardan biri. Ülkemizin en iyi filmlerinden biri. Bizim kültürümüzü içeren ögeler olduğu için değil sadece, yapılan diğer filmlerle kıyaslayınca oldukça doyurucu yanları var filmin. Tek bir araba üretiminin bile ne kadar zor koşullarda yapıldığını müthiş bir dille anlatan mükemmel yapıt. Filmin her saniyesinin tam anlamıyla Türk kültürünü yansıttığına şahit olmak mümkün. Filmin ana temasının belirli anlarda duygusal sahnelerle harmanlanması, azim ve hırs, beklentiler, yapılan fedakarlıklar.. Bana kalırsa bunun gibi daha birçok film çıkarılabilir gerçeklere sadık kalarak yeni gençlerin yakın geçmişteki büyüklerini tanıması açısından çok güzel bir örnek. Dayandığı öykü açısından son derece güçlü bir film. Yönetmeninin de bir söyleşide belirttiği gibi tüm ekip inanarak ve filmi benimseyerek oynamış. Oyuncu seçimi ve oyunculuklar mükemmel. Dönemin atmosferi çok iyi yansıtılmış. Özellikle mühendislik eğitimi almış veya imalatın güçlüklerini bilen kişilerin keyifle izleyebilecekleri bir film çıkmış ortaya. Çok kaliteli bir yapım, Müzikleri, doğal insanları, sıkmayan senaryosu, orjinal dekorlar.. Ve tarihsel bir olay olması daha bir çekici kılıyor filmi. Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz sözünü hakkıyla ispatlayan, insanı hem milli duygularla kabartan hem de bu duyguları çok ciddi bir şekilde eleştiren ve bazı ön yargıların tamamen yok olması için acaba çok mu geç kalındı diye düşündüren, muhteşem bir oyuncu kadrosuyla da tüm bunların hakkını başarıyla veren bir film. Bu tür filmlerin çekilmesi için konu örneklendirmek gerekirse başta "köy enstitüleri"ni konu alan bir film çok büyük ses getirecektir, bunun yanında filmde de adı geçtiği gibi teyyare fabrikası ve Atatürk filmlerine en güzel örnek olarak Atatürk zamanı kurulan fabrikalar, demir yolları, eğitim kurumları sinemaya dökülebilir. İnşallah diyelim beklemeye geçelim.. Her Türkün ve özellikle her Türk gencinin, mutlaka izlemesi gerektiği, üzerine düşünmesi gerektiği bir yapıt.

Cevap Yaz

Lalettayin

27 Haziran 2014 10:06

izlerken zevk aldığım, kimi zaman gurur duyduğum sahnelerle birlikte o dönem yaşanan bu olayları görerek kimi sahnelerde utandığım.. Kim sahnelerde güldüğüm kimi sahnelerde de duygulandığım bi film olmuş.. Değinilmesi gereken çok önemli konulardan birine değindikleri için mutlaka izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum..

Cevap Yaz

dieFohlen

19 Kasım 2012 01:54

Güzel bir filmdi, beğenerek sonunu getirmiştim.

Cevap Yaz

rhegno

21 Eylül 2012 21:19

Çok begenerek izledim..herkese tavsiye ederim.. Bir döneme öyle güzel ışık tutmuş ki etkilenmemek mümkün degil. Üstelik o dönem bugünlerin temelini oluşturuyorsa. Film herşeyiyle mükemmel

Cevap Yaz

coolman33

5 Mart 2012 13:58

kadro ve senaryo mükemmel. arşivinizde bulunması gereken izlerken ibret alınacak bir film.

Cevap Yaz

kartal tibet tutkunu

7 Ekim 2011 21:06

Bu filmde de yakın tarihimiz açısından önemli bir olay sayılan Türkiye'de üretilen ilk otomobilimiz "Devrim" isimli arabaların üretilme aşamasını konu etmekte'dir. Bence de bunu sinema olarak izleyiciye yansıtması güzel. Lakin amacına ne denli de ulaşmış olduğu (?)... 

Cevap Yaz

eylül fırtınası

12 Temmuz 2011 00:00

Berdel adlı filme dair yorumumda da vurguladığım üzere,bir filmin çok önemli,ilginç,o zamana değin işlenmeye cesaret edilememiş siyasal,sosyal bir olguyu veya  güncel bir sorunsalı,kanayan bir yarayı konu edinmiş olması,o filmin salt bu yüzden "çok önemli,çok iyi bir film" olmasını gerektirmez.

Bu olsa olsa,takdir edilesi bir durum olabilir.Diğer yandan,güçlü bir kitle iletişim ve kültür aracı olan sinemanın işlevlerinden birisi de yukarıda belirttiğim hususlara dikkat çekmek anlamında aracılık etmek,toplumun aynası vazifesi görmektir.Ancak,gerek dünyada,gerek ülkemizde,bu tür "mesaj kaygılı" filmler,bazen daha gösterime dahi girmeden otomatikman yüceltilmekte,tabir-i caizse maça 1-0 önde başlatılmaktadırlar.

Sinema herşeyden önce bir öyküleme sanatıdır,her ne anlatılacaksa gözümüze gözümüze sokmadan anlatılmalı,hissettirmeden öyküye yedirilmelidir.

Örneklemelerle konuyu irdeleyelim:

Oliver Stone imzalı The Platoon veya Born on Fourth of July,klasik Amerikan film anlatı kalıplarına sahip olmasına rağmen,Vietnam Savaşı'nı ve orada yaşanan trajadeyi olabildiğince kanlı ve destansı bir anlayışla ele aldığı için Oscar'lara boğulmuştur.İzleyicinin şiddet içeren sahnelere hem bir tiksinti hem de garip bir merak duygusu ile yaklaştığı aşikardır.Dikkat edilecek olursa,ülkemizde de haber bültenlerinde,haber programlarda şiddet içeren haberler büyük yer kaplamaktadır.Mantık aynıdır,şiddet gösterisi de seks gibi iç gıcıklayıcı ve ilgi uyandırıcıdır.Bu filmlerde de kanlı çatışma sahneleri,oldukça süslenip püslenip verilmiştir.Film bütün şöhretini bu yönüyle elde etmiştir.Oysa ki direkt Vietnam Savaşı'nı ele almayıp göndermelerle eleştiren Alan Parker'in Birdy filmi ne kadar etkileyicidir,sarsıcıdır.The Platoon filminin on katı etkiyi,bir damla kan bile göstermeden yaratabilmiştir.

Sözde mafya eleştirisi yapmakla prim toplayan,büyük film diye cilalanan, Amerikan mafya filmleri de şiddet gösterisi izlemeye olan zaaftan beslenir.Martin Scorsese'nin,Henry Hill adlı bir itirafçının gerçek öyküsünden yola çıkarak çektiği Goodfellas adlı film,Robet de Niro'nun dayanılmaz karizmasından aldığı destekle de şiddetin şiirini yazmış bir filmdir.Ray Liotta'nın,sevgilisine asılan adamın kafasını silahının kabzasıyla vura vura dağıttığı sahnede,kafası dağıtılan şahsa acıyan bir seyirci olduğunu sanmıyorum.

Yeri gelmişken Amerikan tarzı sinema oyunculuğu ile ilgili bir iki kelam etmek amacıyla ayrı bir paragraf açmak istiyorum.Amerika denilen ülke,çok bir matahmış gibi sadece Coca Cola'sını,Mc Donalds'ını,Lewis pantolununu bütün dünyanın burnuna dayamakla kalmamış,kültür emperyalizminin kalesi olarak, kendi film ve oyuncularını da dünyaya sanki sinemanın zirve noktası olarak pompalamıştır.Amerikan tarzı sinema oyunculuğu abartıya dayanır.Adam ne kadar sinirlenir,bağırır çağırır,el kol haraketi yapar,kırıp dökerse o derece iyi oyuncu addedilir.İşte size az önce sözünü ettiğim Robert De Niro..Bütün numarası;sempatikliği,yakışıklılığı,sevimli ve karizmatik jest ve mimikleri ile hınzır gülümseyişidir.Her filmde,ayni haraketleri izlemekten en sadık hayranlarına bile gına gelmiştir.Actor's Studio tarzı oyunculuğun temel özelliklerinden olan,rolü gerçek yaşamında da hissederek yaşama,rol öncesi hazırlık süreçleri (doktor kontrolünde uyuşturucu almalar,Misyon filmi için manastıra kapanmalar gibi) falan  hepsi palavradır.Amerika,herşey de olduğu gibi oyunculuğu da şova dönüştürmüştür.Krzysztof Kieslowski'nin Krotki film o Milosci (Aşk Üzerine Kısa Bir Film) adlı filminde,Olaf Lubaszenko adlı Polonya'lı oyuncu öylesine muhteşem bir oyunculuk sergilemiştir ki tekrar tekrar izlemek gereklidir.Ancak bu oyuncu,Amerikan patentine sahip olmadığı için Tom Cruise'lerin,Brad Pitt'lerin yanında elbette kimse tarafından bilinmeyecektir.Atilla Candemir'in Kırlangıç Fırtınası adlı filminde,Halil Ergün o kadar içten,sade ve inandırıcı bir oyun vermiştir ki 32 tane Al Pacino yanyana gelse bu duru oyunculuğu yakalayamaz.Tabi Halil Ergün,Halill Pacino olsaydı şu anda California'da yaşıyor olurdu.

Bary Lewinson imzalı Rain Man filmi de sıradanın sıradanı bir Holywood balonudur.Ama,otistik bir adamın doğaüstü yeteneklerini ön plana çıkaran ve duygu sömürüsü ile bir güzel harmanlamayı başaran film,hakettiğinden fazla değer görmüştür.Vaktiyle Kadir İnanır,"nolcak bende oynarım bu rolü" demişti de gülmüş,küçümsemiştik.Ama adam haklı galiba beyler!..Otizm kavramını ele almaktan başka hiçbir hikmeti olmayan,her zaman rastlanabilecek türden bu vasat film,üzerine üstlük bir de Oscar heykelciği kucaklamıştır.

Jim Sheridan'ın My Left Foot adlı filminde de,Daniel Day Lewis, beyin felci sonucu sadece sol ayağını oynatabilen bir yazarı canlandırdı diye,kontenjandan Oscar ödülünü sepetine koyuvermiştir.

80'li yıllar Amerikan Sineması'nda özürlü karakterler pek bir moda olmuştu.Akademi de bu tür rollerde oynayan kimseyi kırmaz,en azından Oscar ödülüne aday gösterirdi.Tom Cruise'de Born on the Fourth of July filmiyle aday olmuş ancak alamamış,ama daha önceden aldığı Altın Küre'si ile teselli bulmuştu.

Penny Marshall'ın Awakenings adlı filminde,yine özürlü bir karakteri canlandıran Robert De Niro adaylıkla yetinmişti.

Politik film adı altında değerlendirilen filmlerin birçoğu da bu kapsamda düşünülebilir.Politik film denince akla gelen ilk isim olan Costa Gavras'ın  belgesel tarzda,sıkıcı,soğuk ve yavan filmleri,dünya çapında önemli siyasi olayları konu ediniyor diye el üstünde tutulmuştur.Emir Kusturica filmlerinde de alttan alta politik bir söylem vardır,ama bu filmler tadından yenmez,bu da bir gerçektir.

Ülkemizde de Yılmaz Güney'in bazı filmleri sırf Yılmaz Güney filmi olmaları hasebiyle,oldukça kaba ve kof bir politik söyleme sahip olmalarına rağmen gereğinden fazla abartılmıştır.Arkadaş filmi bu durumun güzel bir örneğidir.

Bu filmlere hakettiklerinden fazla değer veren kesimin kriterleri,sinema sanatından çok siyasal görüş yandaşlığıdır.

Devrim Arabaları filmine biraz geçte olsa dönelim.Bu film,Hıncal Uluç gibi her konuda ahkam kesen medya aktörlerinin coşkuyla övgüler düzdüğü gibi iyi film falan değildir.

Bu film,izlemekten baygınlıklar geçirdiğimiz,Amerikan usulü "success story" yani başarı öyküsü kalıbına yaslanmış vasat bir yarı-belgeseldir.

Genellikle spor temalı filmlerde (Stallone'li meşhur Rocky ve Victory,Gene Hackman'lı Hoosiers gibi) kullanılan bu kalıp,başarma güdüsüyle dolu bir kişinin veya takımın hırs ve azim dolu hikayesini anlatır.B sınıfı Amerikan kolej-gençlik filmlerinde de sıklıkla rastladığımız bu kalıp,klişelerle doludur.Son saniyelere kadar tırmanan gerilim,son salisede atılan basketler,yapılan son vuruşun ağır çekimde,çeşitli kamera açıları ile verilmesi gibi.

Devrim Arabaları,yakın tarihimiz açısından önemli bir olayı,Türkiye'de üretilen ilk otomobil olan "Devrim" adlı arabaların üretim sürecini konu edinen bir film.Ancak filmin tek takdire şayan yönü bu güzel konuyu sinemalaştıma düşüncesi ve çabası.Diğer bir ifadeyle,asil bir amaca hizmet eden ama amacına ulaşamamış bir film.

Cevap Yaz
Yandex.Metrica