Bir Yaz Yağmuru

8,43

( 5 kişi yorum yaptı )

Bir Yaz Yağmuru

Sinema Filmi

1961

‘Fascination’ (1932/57) (Fermo Dante Marchetti / Maurice de Féraudy / Dick Manning): “It was fascination//I know//Seeing you alone//With the moonlight above.”
Kenan; “Sen benim her şeyimsin. Sana muhtacım Nedret.”
Nedret; “...Bizi artık ölüm bile ayıramaz. Ölüm, büyük aşkımızın yanında o kadar değersiz ki. Bir gün şu fani vücutlarımız birbirinden ayrılırsa, eminim ruhlarımız orda sonsuzluğa yan yana erişecek.”

Mine Mutlu-Murat Soydan’lı ‘Izdırap Şarkısı’nın (1969) bir önceki siyah beyaz çevrimi. Jenerikte sözsüz ‘Bir Yaz Yağmuru’ (Hicaz) (Beste ve güfte Zeki Müren) (İlk kez ‘Beklenen Şarkı’da-1953-kullanılmıştı).
‘Warsaw Concerto’ (1941) (Richard Addinsell). Haydarpaşa’da bir çocuk ve bir kadın trenden iniyor.
Kenan’ı büyüyünce seslendirecek olan Hayri Esen; “Babamın ani ölümünden b ir ay sonra neyimiz varsa satmış, evimizi terk ederek İstanbul’a gelmiştik. Beni sevmediğini bildiğim üvey annem yolda ‘artık bana bakamayacağını, evleneceği adamın beni istemediğini’ söylemişti. Resimlerini kitaplarda gördüğüm İstanbul’u böyle bir günümde tanımıştım. Denizi, vapuru bu ilk görüşümdü. Beyaz köpükler çıkartarak geçen vapuru doyasıya seyretmek istedim.”
Oysa üvey anne ve sevgilisi Zeki Tüney’in ‘bekleyecek vakitleri yok’. Kenan’ı ‘bir an evvel zengin amcasına teslim edip baş başa kalmak istiyorlar’. Çocuğu, bir elinde durumunu açıklayan bir mektup ve diğerinde oyuncak yelkenli, bırakıp giderler. “İkisinden de nefret etmiştim.”
Piyano ve orkestra için ‘Cornish Rhapsody’ (1944) (Hubert Bath). “Artık eski günlerim bitmişti. Şimdi bilmediğim şehir ve insanlar arasında yeni bir hayata başlıyordum. İçimde biraz korku, biraz heyecanla amcamın köşküne girdiğimde… Cam muhafaza içindeki gemi bir anda beni büyülemişti.”
Ragıp Selen ticaretle uğraşan bir emekli kaptan. “Sert görünüşünün aksine çok iyi bir insan.”
Ragıp; “Denizi sever misin?”
Kenan; “Evet, Efendim.”
Ragıp; “Ya gemileri?”
Kenan; “Evet, Efendim… Çok.”
Büyüyünce, ‘Kaptan’ olacakmış. “Sizin gibi.”
Amcanın iki kızı var; Pervin ve ayakları protez destekli Nedret. “Nedret çocuk felci geçiriyor. Ne zaman iyi olacağını bir Allah bilir. Rahmetli annesi geçen sene öldüğü vakit (‘rahmetli’ sözcüğüne gerek yok galiba) geçirdiği fazla heyecan onu bu hale koydu.” Hep kitapları ve piyanosu ile beraber.
Belki ‘ablası gibi bir heyecan yaşamadığından’ Pervin gayet sağlıklı. İlerde, ‘arkadaş toplantıları, terzi ve berber’den (‘kuaför’ sözcüğünün yaygın olmadığı yıllar) başka bir şeye önem vermeyen birisi olacak.
Dadı Dursune Şirin film boyunca görünürken, Aşçı Necdet Tosun, tavşan ve pastalı iki sahne sonra kayboluyor.
Kenan yemin etmiş ‘ne derece kötü muamele ederse etsin Nedret’e yardım edecek’.
‘The Man I Love’ (1927) (George Gershwin / Ira Gershwin); “Someday he’ll come along, the man I love//And he’ll be big and strong, the man I love.” Beyaz yaka, siyah önlüklü iki öğrenci. “Mektepten geç döndüğüm bir gündü. O’nu her tarafta aramış, bulamamıştım. Gördüğümde bir ağacın altında durmuş denizi seyrediyordu.”
Kenan; “Bayılırım denize. Bizim orda hiç deniz yoktu. Gemiler de. Sen ne iyisin (‘şanslısın’ demek istiyor). Denizin, kocaman gemin var.”
Nedret; “Denizden nefret ederim. Gemilerden de. Keşke babamın gemisi olmasaydı, annem yaşasaydı.”
‘Love is a Many-Splendored Thing’ (1955) (Sammy Fain / Paul Francis Weber); “Once on a high and windy hill//In the morning mist two lovers kissed and the world stood still.” Konuşmaları vapur güvertesinde devam ediyor.
Kenan; “Bir gün ben de kaptan olacağım. Kocaman bir gemim olacak, tıpkı böyle. Seni alıp uzaklara götürürüm.”
Nedret; “Bir gün kaptan ol ama beni gemine bindirme. Hiç sevmiyorum denizi.”
Bu çekişme, ayakkabıdaki taş gibi, film boyunca rahat huzur vermiyor. Başka iki sahnede “Yaz yağmuru! Babam böyle bir gecede annemi hasta yatağında bırakarak uzak limanlara açılmıştı. Tıpkı senin gibi. Yalvarırım gitme… Ben de annem gibi yataklarda inleyerek, gözlerim yolda ölemem” diyecektir.
Haliç Antrepo. Yıllar sonra Kenan gösterişli bir deniz subayı olmuş. Bir sefer dönüşü meslektaşı Fahri’yi tanıyoruz. ‘Her limanda bir sevgilisi var’. Neşeli, dost canlısı. Gemide değilse Korsan Hıristo’nun meyhanesindedir. İstanbul’da annesinden, İzmir’de Sürme Gözlü Melahat’ından başka kimsesi yok. Nikâh nişan konusu açılınca “Sürme Gözlüm’e can feda ama ölürüm de evlenmem. Bana Tornistan Fahri demişler. Kadına pabuç vermem (herhalde ‘bırakmam’) ben” diyor.
Denizci elbisesi Kenan’ın ‘doğdu doğalı’ (O ‘doğası’ şeklinde söylüyor) arzu ettiği bir şeydi’. Oysa Nedret bambaşka düşünceler içinde. Kendini ‘bildi bileli’ bu elbise yüzünden gülmemiş. “Ağladım, sakat kaldım.” Yine aynı şeyden yakınıyor. Annesi can çekişirken, babası gemisini tercih etmiş, uzaklardaymış. “O’nun gibi, senden uzak dudaklarımda beddualarla ölmek istemiyorum.”
Bu sorun çözümlenmeden mutlu olamayacaklar.
Ragıp Bey sol elini bir deniz kazasında kaybetmiş. Güzellikleri dışında kızlarının tek ortak yanı Kenan’a duydukları ilgi. Ama bu durum Pervin’in başka erkeklerle birlikte olmasını engellemiyor.
‘One Way Ticket (to the Blues)’ (1959) (Hank Hunter / Jack Keller). Neil Sedaka’nın şarkısı duyulurken motosikletli arkadaşıyla bir ağaç altında sevişiyordu.
‘Spellbound’daki (1945) ‘Main Title’ (Miklós Rósza). “Deli dolu bir hayat sürüyorsun. Bir amacın, umudun yok. Artık beni dinlesen, hayatı biraz da ciddi bir yönden ele alsan” diyen ablasına kırıcı bir yanıt vermişti; “Mesela senin gibi mi? Bir elinde kitaplar bir elinde baston (piyanoyu söylemeyi unuttu). Acımanın da bir hududu var. Bana hiçbir hakla karışamazsın.” Aylar sonra feci bir trafik kazası sonrası son nefesini vermeden önce affetmesini isteyecektir ablasından.
Nedret de kararını vermiş artık bu durumdan kurtulmak istiyor. Ancak ameliyatın sonucu %100 garanti değil. ‘Muvaffak olmadığı takdirde ikinci hatta üçüncünü kabul etmek lazımmış’. Doktorlar Eyüp Sabri ve Faik Coşkun.
Aynı adlı filmden (Elvis Presley’in söylediği) ‘King Creole’ (1958) (Jerry Leiber / Mike Stoller) ve ‘Circus of Horrors’daki (Gary Miles’in söylediği) ‘Look For a Star’ (1960) (Tony Hatch). Ameliyattan 10 gün sonra. Pervin ve arkadaşları dans ederken Nedret üst kattaki ilk yürüme denemesinde başarısız olur.
‘It’s Now or Never’ (1960) (Wally Gold / Aaron Schroeder). Kenan, gözyaşları içindeki genç kızı kollarının arasına almış. Yeter ki üzülmesin. Elvis Presley’in söylediği şarkı ile dans eder gibi yapıyorlar. Onları gören Pervin kıskançlık içinde. Oysa sevdalarına engel olmak için ne kadar dil dökmüştü; “Bacakları demirler içinde bir çocuk. Eli bastonlu, insanlardan kaçan bir genç kız. O’nu sevmiyorsun. Acıyorsun. Bu, aşk değil Kenan. Hiçbir erkek hayatını bir sakata bağlayamaz.”
Kahramanımız, o günlerde, mesleki bir yükseliş içindeydi. Nedret de ayağının derdinde. İkinci kez hastaneye yatıyor. Bu kez Dr. Cahit’in yaptığı ameliyat başarılı olur. ‘Two Dancers on the Stage’ (1874) (Edgar Degas) tablosunun süslediği hasta odasında bastonsuz ilk adımlarını atar.
Kenan, bu güzel olayı gemiye çekilen telgraftan öğrenir. Arkadaşı, işin fazla uzadığı görüşünde. “Gözün aydın. Ben sana dememiş miydim ‘dibi delik dünyadır bu’ diye. Ee, Tornistan Fahri ne zaman düğününde kalburla su taşıyacağım bakalım” deyip duruyor. Kendi evliliği için ipe un sererken, nikâh başkasının olunca ‘tornistan etmiyor’. Bu arada Dr. Cahit de güzel hastasına tutulmuş. ‘Desti izdivacına talip’.
Olaylar Kenan için, iyi mi kötü mü olduğu anlayamadığımız şekilde gelişiyor. Selen 3, havuza çekilmiş. Delikanlı, birkaç ay sonraki seferde ‘süvari’ olacakmış. Bu çocukluğunun rüyasıydı. Ayrıca evlendiklerinde amcasından yardım görmek niyetinde değil. Nedret’e “Baban beni okuttu, meslek sahibi yaptı. Bırak da yuvamızı ben kurayım” diyor. Nikâh öncesinde ‘1-2 hatta 3 sene çalışıp para biriktirecekmiş’.
Ancak genç kızın aklında hep annesinin yaşadıkları var. İş “Ya ben ya da gemi” noktasına kadar varır. “Denizi, şu elbiseyi bırakıp dizlerinin dibinden ayrılmayayım istiyorsun. Seni seviyorum fakat bunları senin uğruna çiğneyemem” diyen Kenan’ın aldığı yanıt; “Sana, gemine, denizine lanet olsun.”
Pervin, fırsattan istifade, Kenan’ın odasına gelmiş. “Ben seni de, gemini de, denizini de seviyorum” diyerek sarılışını Nedret görür. Keşke “İğrendim senden. Çık odamdan” diye kovuluşuna dek bekleseydi.
‘Misty’ (1954) (Erroll Garner / Johnny Burke); “Don’t you notice how hopelessly I’m lost//That’s why I’m following you.” Bu üzüntü ile kendisinden beklenmeyen bir şey yapar. Çay içtikleri pastanede Cahit’e ‘evet’ diyor.
Evlenirler. Nikâh memuru Selahi İçsel. Şahit Asım Nipton. Cevat Kurtuluş ve Eyüp Sabri de konuklar arasında.
Kenan, biraz kendini toparlamak için İzmir’e gitmek istiyor. “Ani olarak hastalanan Fahri, midesinden ameliyat olmuştu. Seyahatten vazgeçip O’na yardıma çalıştım. Fahri, Sürme Gözlü Melahatçığı yanına geldiği için bu ameliyattan son derece memnundu (çizgili pijamalı diğer hastayı filmin sonunda kaza haberini getiren Zafer Bey olarak göreceğiz). Bense ummadığım bir zaman ve mekânda Lale’yi tanımıştım.” ‘Hassas, mütevazı bir kız’. Temiz, güzel yüzlü hemşire.
Nedret’i unutmak ve yalnızlığını gidermek için Lale ile beraber olur.
The Beverley Sisters’in söylediği (1960) ‘Greenfields’ (1959) (Terry Gilkyson / Richard Dehr / Frank Miller). İstiklal Caddesi’ndeki sinema. Rhonda Fleming ve Bob Hope’lu ‘Zoraki Haydut’a (‘Alias Jesse James’) (1959) gitmişler. Hollywood filminin tarihi ile uyuşmayan 45’lik plaktaki şarkıyı dinliyorlar.
Genç kızın Zonguldak’taki annesinden başka kimsesi yok. “Mesleğim uğruna evimden ayrı geçirdiğim uzun yıllar beni sarstı.” İkisi de ‘yalnızlıklarını yenmeye çalışıyor’.
Ama ‘aylar sonra bile otel odaları, Lale, Fahri hiçbiri Nedret’i unutturamamış’. İlişkisini ‘arkadaşça’(!) bitirip köşke döner.
Belki aceleye geldiği için Nedret’in evliliği de yolunda değil. Kocası sabahlara kadar eve gelmiyormuş. Üstelik Pervin, Cahit’i baştan çıkarmak için elinden geleni yapıyor. Doktorumuz da dünden hazır zaten.
‘Malagueña’lı (1927/55) (Ernesto Lecuona) (çorap değiştirdiği ve kısa tenis şortu ile önünden geçtiği) iki sahnede enişte bey çarpılmış gibiydi.
‘Oh! Carol’ (1959) (Neil Sedaka / Howard Greenfield). Birlikte geçirdikleri bir gece arabada sarmaş dolaşken trafik kazasında ölüyorlar.
Nedret üzüntüden yine yatağa düşmüş. Dr. Faik Coşkun “Geçirdiği heyecan, felci tekrarlatmış” diyor. Ameliyat şartmış.
Kenan, bu üçüncü cerrahi işlem sırasında da genç kızın yanında değil. “İlk defa ‘süvari’ olarak sefere çıkıyor”. Nedret’in hediye ettiği anahtarlığı denize düşürmesinden kötü bir şey olacağı belliydi.
Ameliyat sonrasında tekrar yürümeye başlayan Nedret radyodaki haberle yıkılır; “Burası İstanbul Radyosu. Haberler bültenimizi veriyoruz. İtalya ile yaptığımız son ticaret anlaşmasına göre pamuk ihracatımızın ilk seferini yapmakta olan Selen 3 gemisi bugün saat 19’da Rodos açıklarında sis yüzünden Fransız bandıralı Marianne gemisi ile çarpışmış ve aldığı mühim yara neticesi batmıştır. Ölenler arasında geminin süvarisi Kenan Baran da (soyadının amcasınınkinden farklı olması ilginç) vardır.”
Genç kızın ayaklarındaki felç her üzüntü sonrasında tekrarlıyordu. Ama bu kez tekrarlayacak vakit bulamıyor. Keşke balkondan ölüme atamasaydı da yine öyle olsaydı. Birbirlerine kavuşmaları, Nedret’in çok önceleri tahmin ettiği gibi ölümlerinden sonra. İkinci çevrim ‘Izdırap Şarkısı’nda (1969) ise bu dünyada.
‘Bir Yaz Yağmuru’ (Zeki Müren); “Bir yaz yağmuru gibi geçiverdi aşkımız//Istırabın zehrini içiverdi aşkımız//Çılgınca sevişirken göze geldi aşkımız//Istırabın zehrini içiverdi aşkımız.”

‘Laura’ (1945) (David Raksin / Johnny Mercer). Kenan ve Lale’nin ayrılış sahnesi.
Lale; “Seni en temiz duygularımla sevdim. Beni az da olsa seveceğini sandım. Oysa benimle vakit geçirdin sen.”
Kenan; “Hayır, Lale. Bu doğru değil. İkimiz de yalnızdık. Bizi aldatan bu oldu. Senlen asla vakit geçirmedim. Çok çalışmış, unutamamış, O’nu hâlâ seviyorsam tedavisi yok bunun. (Ve bu tip konuşmaların ‘olmazsa olmaz’ kısmı) Gençsin, güzelsin. Muhakkak seni sevecek bir erkek çıkacaktır karşına.”
Lale; “Yalvarırım, bu sen ol.”
Kenan gittikten sonra “Masanızı temizleyeyim mi? Yoksa beyefendi dönecek mi” diyen garsona üzgün bir sesle “Hayır, artık dönmeyecek” karşılığını veriyor.
(Yazan: Murat Çelenligil)


19.4.1961 çarşamba Beyoğlu Lüks,Kurtuluş Yeni Atlas sinemalarında gösterime girmiş. Zafer ALGAN

Künye

Yönetmen Orhan Elmas
Senaryo
Yapımcı Işık Toraman , Nusret İkbal
Müzik Metin Bükey
Görüntü Yönetmeni Ali Uğur
Süre 85 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler 35 mm, Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Armatör, Deniz, Gemi, İntihar, topal, Daha Fazlası

Ekip

Sanat Yönetmeni Sohban Koloğlu (Sanat Yönetmeni)
Post-Prodüksiyon Ali Siyavuş (Negatif Kurgu)
Vehbi Argüden (Negatif Kurgu)
Mihail Skarpedis (Laboratuar)
Recai Karataş (Laboratuar)
Işık Ekibi Berç Vahe (Işık Şefi)
Ses Ekibi Rauf Tözüm (Ses Mühendisi)
Lami Kamil (Ses Kayıt)
Zafer Davutoğlu (Senkron)
Müzik ekibi Zeki Müren (Beste)

Firmalar

Be-Ya Film (Yapım)
Acar Film (HAZIRLIK)
Acar Film (SESLENDİRME)
Sine Reklam (Reklam)
Apa Ofset Basımevi (Afiş Baskı)

Son Yorumlar (5)

Kleberson avatar Kleberson 22 Haziran 2015 02:37:05

izlenmesi gereken film mutlaka izleyin cok iyi bir film

benimsinema avatar benimsinema 03 Mart 2013 12:13:30

7

cok az ucundan filmin bazi konulari hickirik filmine andiriyor. fakat sonuna kadar izledigimizde alakasi yok diyorum...mutluluk adina hic bisey yok. hep aci ve keder var. tabi sonunda ölüm ve intihar da. agir bir meledrom bir film

performer avatar performer 26 Şubat 2011 23:49:02

8

duygu yüklü bir film. orhan elmas siyah beyaz filmler dönemi, genellikle böyle acıklı filmler çekmiş sanırım.

kamil zafer 13 Kasım 2007 13:33:11

Denizci Kenan ve özürlü Nedret'in aşkları.Ancak ölümlerinde birleşirler.13.11.07 Zafer ALGAN

nedim yıldız avatar nedim yıldız 22 Mart 2007 11:00:03

8

göksel küçüçük bir yetim çocuk olarak girdiği evin kızlarıyla kısa zamanda abi kardeş gibi olarak büyüyecektir.bu iki kız kardeşin zamanla hisleri değişecek bu kardeş sevgisi aşka dönüşecektir.gökselde ayaklarından sakat olan belgini sever ve onu ame liyat olmaya ikna ederek,yeniden hayata bağlanmasını sağlar.kötü kalpli cavidan her ikisine tuzak kurarak onları ayırır,göksel evi terkederek oradan ayrılır,belgin sevmediği bir evlilik yaparak orhanla evlenir...cavidan eniştesi orhanla ilişki kurar,artık belgin bir karar vermek zorundadır...murat soydan-mine mutlu,kartal tibet-alev uğurlu yeni çevrimleride var...izlenir.

Yandex.Metrica