Kahpe

7,84

( 6 kişi yorum yaptı )

Kahpe

Sinema Filmi

1960

‘Elizabethan Serenade’ (1951) (Ronald Binge).
Evin hanımı, üzerinde ince bir gecelik, Bülent’in odasına gelmiş. Duvarda ‘Dancer Putting on the Slipper’ (1896) (Edgar Degas) yağlı boya tablosu var.
Belkıs; “Çok sıcak! İnsan böyle gecelerde uyumaktan daha başka şeyler düşünüyor.”
Bülent; “Bu, insanına göre değişir.”
Belkıs; “Sen, kocam hakkında ne düşünüyorsun? Hastalığı hakkında, evlilik vaziyetimiz, hepsi?”
Bülent; “Evlilik vaziyetinize aklım ermez ama hastalığına gelince, yazık. Acınacak bir şey.”
Belkıs; “Acınacak bir şey! Bu doğru ama kime? O’na mı bana mı? Biliyor musun, çok zengindir. 4 buçuk milyondan fazlası var.”
Bülent; “Para insanı mesut etmek için kâfi bir şey değil.”
Belkıs; “Bu da insanına göre değişir. Eğer bu para elime bir geçseydi… Acaba kocamın başına bir kaza gel se!”
Bülent; “Yapsana ne duruyorsun (‘sen’ demeye başladı).”
Belkıs; “Ben yaparsam tehlikeli olur. Ama sen…”
‘Hastalık’ olarak geçiyor ama Ulvi Bey’in durumunun bir kaza sonucu olduğunu öğreneceğiz sonradan.


Felekten bir gece çalmak için gazinoya giden mühendisin cinayetle suçlanmasına dek varacak öyküsü.
Jenerikte ‘Dial M for Murder’daki (1954) (Dimitri Tiomkin) ‘Theme’ var.
Film ‘The High and the Mighty’nin (1954) (Dimitri Tiomkin / Ned Washington) ilk 5 notası ile başlıyor. Dansöz Zambak’ın yatak odasındayız. [O dönem resme pek meraklıymışız anlaşılan! Buradaki duvarda da ‘Çıplak Maya’nın (18. yüzyıl sonu) (Francisco de Goya) bir kopyası asılı]. Genç kadın 4-5 gündür beraber olduğu Atıf Avcı’ya terslenip duruyor. ‘Padişah torunu azametinden’ kısa sürede bıkmış usanmış. Adamın parayı kesmesi de işin tuzu biberi. “O bir hafta evveldi. Parkta sırnaştığın zamandı o. Eve kapağı atıncaya kadar kesenin ağzını açtın. Sonra?” diyor genç kız. Bardan kaldırdığı müşteriler hem daha fazla ödüyorlar hem de insanın başına böyle ekşiyip kalmıyorlarmış. “Şimdi çalışmaya gidiyorum. Sen de pılını pırtını toplayıp defolup gidersin.” Gece döndüğü zaman gene burada bulursa bekçi polis sokağa attırırmış. “Asilzade bozuntusu sen de.” Pipolu, robdöşambrlı ‘Kazanova’nın bakışları çok karanlık. Kin dolu.
‘Skokiaan’ (1947) (August Msarurwa). Gazinonun masaları dolu. Zambak, Pérez Prado Orkestrası’ndan dinlediğimiz melodi ile sahnede. Genç bir mühendis, Bülent Ar da iyice sarhoş. Garson’dan gene içki, bir de “Şu oynayan ‘Salome’yi” istiyor. ‘Dağda bayırda çalışarak geçen aylar sonrasında şehre düşmüş’. Tek amacı biraz eğlenmek, ‘tozunu aldırmak’.
‘Siempre mi en Corason (Always in my Heart)’ (1942) (Ernesto Lecuona). Zambak ile 5 şişe şampanya daha içiyorlar. Genç kızın evine geldiklerinde ayakta duramayacak haldeydi. ‘Mambo Italiano’yu söylemeye çalıştığı birkaç saniye içinde sarhoşluğundan eser kalmaz. Bir olay yaşamını değiştiriyor.
Atıf, kovulduğu halde gitmemiş. Dansözü öldürüp suçu Bülent’in üzerine atar. Kahramanımız ne yapacağını bilmez halde. Çözüm ‘pipolu’dan gelir. “İstanbul’a git (demek başka bir şehirdeydiler). Yeşilköy Feneri’nde bir kahve var. Oraya arada bir yaşlı bir balıkçı uğrar. Barba derler, unutma Barba. Seni bir gece, kayıkla bir şilebe atar. Hududu geçersin.”
Delikanlı gittikten sonra telefonla İstanbul, ‘73 82 40’ numarayı arayıp şunları söylüyor; “Dememiş miydim? Düştü bir avanak sonunda. Yutar tabii. Çıkar yol bırakmadım ki herife. Marmara Kahvesi’nde Barba’yı arayacak. Barba diye birini bulabilirse tabii!” Sonradan bunun ‘bir taşla iki kuş hamlesi’ olduğunu anlayacağız.
‘Fa Majör 3. Senfoni, Op. 90; III. Poco Allegretto’ (1883) (Johannes Brahms). Perişanlıkla geçen aylar. Her gün oraya gidip var olmayan birini soruyor. Kahve sahibi artık dayanamaz; “Sana 100 defa söyledim. Yok öyle biri… Buralarda sürünüp duruyorsun… İş istiyorsan, ver nüfus kâğıdını, işte sana iş. Benden sana bu kadar. (Bir parça peynir ekmek vererek) Al! Bu son. Bir daha gelirsen tutup attırırım, anladın mı?”
‘6 Numaralı (Pathetique) Senfoni, Op. 74; IV. Adagio lamentoso-Andante’ (1893) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Brahms’la girdiği kahveden bu melodi ile ayrılır. Yolda dalgın yürürken küçük bir kaza yaşamını tekrar değiştiriyor. Belkıs Hanım, arabasıyla hafifçe çarptığı delikanlıyı evine götürür. İyilik yaptığını sandık ama acımasız planları varmış.
‘9 Numaralı Senfoni (Yeni Dünyadan / From the New World) Op. 95; I. Adagio. Allegro molto’ (1893) (Antonin Dvorák). Bülent kendine geldiğinde ilk sözü “Polise bildirdiniz mi” oluyor. Bizimkini karanlık amaçları için kullanabileceğini anlamış Belkıs; “Daha bildirmedim… Bundan sonra burada çalışacaksın, anladın mı? Benim adamım olacaksın. Bunu hiç aklından çıkarma. Ne dersem onu yapacaksın. Ne istersem!”
Aile hakkındaki bilgiyi o civarda balıkçılık yapan Muammer’den öğreniyoruz.
Ruhi Bey, evvelden önemli bir müteahhitmiş. Serveti 4 buçuk milyondan fazla. Belkıs, ikinci hanımı. Ölen ilk eşinden Ayla adlı yetişkin bir kızı var. Çocuğu yaşındaki Belkıs’la evlendikten hemen sonra şüpheli bir şekilde felç olmuş. İki yıldır tekerlekli iskemleye bağlı. Bursa’ya yepyeni arabası ile giderken rot kırılmış. Frenlerde de hiç hayır yokmuş. Kimse dillendirmeye cesaret edemese de aslında kimin yaptığı belli.
‘2 Numaralı Do minör Piyano Konçertosu, Op. 18; I. Moderato’ (1900/01) (Sergei Rachmaninov) (İlk 6 notası). Bülent’in aileye tanıtılması bu melodi ile. Görevi hastabakıcılık. Ayrıca deniz motoru ve otomobilin bakımı. Yapması istenen asıl şey kısa sürede anlaşılır; Ruhi Bey’i öldürmek.
Bunun için 500 bin lira verecekmiş Belkıs. Başka beklentileri de var. Delikanlının odasına açık saçık “Hadi öp beni” diye gelişleri karşılık bulmaz!
Çünkü planda olmayan bir şey gerçekleşmiş. Ayla ve Bülent birbirlerini severler.
Deniz kenarındaki kayalıklarda delikanlının, yaşamını tehlikeye atarak Ruhi Bey’i kurtarması Onları daha da yakınlaştırır.
Sonraki günlerde Bülent bir şey fark eder. Belkıs her akşam deniz motoruyla evden ayrılıp yakınlardaki bir otelde şarkıcılık yapıyor. Sahne adı Melahat. Kim olduğunu şimdilik öğrenemeyeceğimiz bir dostu var burada.
Piyano eşliğinde ve Feriha Tunceli’nin sesi ile söylediği Şedd-i Araban (Ûdi Nuri Zeki Bey) şarkı belki de filmin en güzel kısmı; “Bir vefâsız yâre düştüm beni hiç yâd etmiyor//Badeler güller çemenler gönlümü şâd etmiyor//Her ne yapsam nev-nihalim gamdan âzâd etmiyor//Badeler güller çemenler gönlümü şâd etmiyor.” Beste ve güftedeki güzellik, sarkıcının ‘kötülüğü’ ile büyük bir çelişki içinde.
Yalnızca Ruhi Bey’i değil üvey kızını da ortadan kaldırmaya niyetli Belkıs. Kocası ile yalnız kaldığında çok da açık sözlüydü; “Yatalak baykuş! Senle hesaplaşmanın vakti geldi. Tabii, kızının lehine vasiyetnameyi değiştireceğini aptalcasına bana söyledin. Budala! Senle parandan başka bir şey için mi evlendin sanıyorsun? Otomobilin frenlerini, rotu ben bozdum. İşitiyor musun çakal? Gene de şansın varmış, kurtuldun. Ama sonun geldi. Hem senin hem de paranı bırakacağın kızının. İki gün içinde evvela kızın Aylacığın, sonra da sen cehennemi peş peşe ziyaret edeceksiniz. Kim öldürecek biliyor musun, hani pek sevdiğin yeni uşak var ya, işte O… Paraların bana kalacak.”
Aynı gece Ayla’nın kapısının altından atılan mektup şöyle; “Küçükhanım, babanızın çok yakında kurban gideceği bir cinayeti öğrenmek isterseniz yarın aşağıdaki adrese gelin. Bir dost.”
Ertesi sabah, Bebek, Sarıkaya, Ayazağa Çiftliği’ndeki Muharrem Bey’in konağına gider. Buraları öyle ıssız ve tenha ki “Arzu ederseniz bekleyeyim. Yahut ben de geleyim beraber” diyerek uyarmıştı taksi şoförü.
‘Pictures at an Exhibition; V. The Ballet of the Unhatched Chicks’ (1874) (Modes Mussorgsky). Belkıs’ın adamı Goril, saklanmış bekliyormuş. Genç kızı iple boğmak için. Saldırıdan Bülent’in yardımı ile güç bela kurtulur.
Delikanlı bu işin otelde çözüleceğini anlamış.
‘Pictures at an Exhibition; I. Gnome’ (1874) (Modes Mussorgsky). Müdür odasında bir inceleme yapar. Masada gördüğü ‘pipo’ her şeyi açıklıyor. Belkıs, dostu Atıf Avcı ile planlamış bu işleri. “Anladın ama geç anladın” diyorlar. Adamları Goril de orada.
‘Romeo Juliet Fantezi Uvertürü’ (1870) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Kavga dövüş Ruhi Bey’in odasında devam eder.
Bu son sahnelerde bir sürpriz var. Meğer ‘Balıkçı’ zannettiğimiz Muammer aslında Cinayet Masası’nda komisermiş. “Adaletin naçiz bendesi.”
Atıf’a şunları söylüyor; “Bar kadını cinayetinde de böyle aptallık ettin. Bütün tablalarda pipo tütününün küllerini bırakmakla kendini daha o zaman ele vermiştin.”
Tütünün bir başka zararı daha senaryoda böyle vurgulanmış. Adalet için çok yararlı bir ‘zarar’.
Kahramanımıza ve erkek seyircilere de bir öğüdü olacak.
Bülent; “Demek benim suçsuz olduğumu biliyordun… İsteseydin ben bu akşam o adamla boğuşurken…”
Muammer; “Evet, isteseydim mani olurdum. Ama kulağına küpe olsun, o bar senin bu kadın benim hovardalık etmek doğru bir yol değildir.”
Delikanlı, Ayla’yı 5. kez öperken film bitiyor.


‘String Quarted No. 2; III. Scherzo’ (1881) (Alexander Borodin). ‘Kismet’te (1953) ‘And this is my Beloved’ (Robert Wright / George Forrest) olarak kulanılmıştı.
Babasını kurtardığı için teşekküre gelmiş.
Ayla; “Sen bir kahramansın Bülent.”
Bülent; “Kim olsa…”
Ayla; “Hayır! Hiçkimse yapamazdı. Benim rüyalarımın prensi bir kahramanmış.”
Bülent; “Bu odada bulunman doğru değil… Sana laf gelmesini istemem.”
Ayla; “Babamı kurtardın. En sevdiğim bir…”
Bülent; “Biliyorsun benim sevmeye hakkım yok. Ben, polis tarafından aranan bir adamım.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Aydın Arakon
Senaryo
Yapımcı Murat Köseoğlu
Görüntü Yönetmeni Şadan Kamil
Vizyona Giriş Tarihi 14 Aralık 1960
Süre 99 dk
Tür Dram
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Anna Önal, Feriha Tunceli Daha Fazlası

Oynayanlar

Göksel Arsoy Göksel Arsoy Bülent Ar
Belgin Doruk Belgin Doruk Ayla
Gönül Bayhan Gönül Bayhan Belkıs/Melahat
Nubar Terziyan Nubar Terziyan Komiser Muammer
Muammer Gözalan Muammer Gözalan Ruhi Bey
Atıf Avcı Atıf Avcı Fadıl
İhsan Devrim İhsan Devrim Doktor
Erol Taş Erol Taş Goril
Anna Ünal Anna Ünal Zambak
Mümtaz Ener Mümtaz Ener Nubar Terziyan Seslendirmesi
Handan Kadıoğlu Handan Kadıoğlu Belgin Doruk Seslendirmesi
Nevin Akkaya Nevin Akkaya Gönül Beyhan Seslendirmesi

Ekip

Kurgu Mehmet Bozkuş (Kurgu)
Yapım Ekibi Melih Üstüngör (Set Amiri)
Yönetmen Ekibi Mithat Sertesen (Reji Ekibi)
Mesude özkılıç (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Melih Sertesen (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Ali Berkan (Negatif Kurgu)
Recai Karındaş (Laboratuar)
Mihail Skarpedis (Laboratuar)
Mahmut Babacan (Laboratuar)
Işık Ekibi Kenan Eryılmaz (Işık Ekibi)
Bahattin Acınır (Işık Ekibi)
Ahmet Ateş (Işık Ekibi)
Sanat Ekibi Bilal Uysal (Dekor Ekibi)
Aydın Arakon (Dekor Ekibi)
Nazım Akbulut (Aksesuar)
Ses Ekibi Lami Kamil (Ses Kayıt)
Mehmet Bozkuş (Senkron)
Müzik ekibi Feriha Tunceli (Şarkılar)
Seslendirme Hayri Esen (Seslendirme Yönetmeni)

Firmalar

Acar Film (Yapım)
Acar Film (Seslendirme)
Acar Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (6)

KartalTibetTutkunu avatar KartalTibetTutkunu 25 Ağustos 2017 18:49:20

İlk baştan filmi izleyip izlemekte kararsız hatta ön yargı
taşıyordum oda Göksel ARSOY'un olduğu filmleri karşı
Daha sonra izlediğimde Gönül BAYHAN'nın ikinci rolde
olmasını karşın, adeta tek başınamışcasına filmi baştan
sona sürüklase ettiğini görün ce önyargımda boşa çıktı.
Vasatta film ama Gönül BAYHAN'nın oyunu için izlenir.

benimsinema avatar benimsinema 27 Nisan 2013 10:57:41

7

belgin doruk bu sefer arka planda kalmis...daha cok gönül bayhan ön planda...gönül kötü rolde olmasina ragmen. kocasinin servetine konmak ve onun ve kizinin ölümünü hazirlayan bir kadinin öyküsü...

kartal tibet tutkunu avatar kartal tibet tutkunu 29 Aralık 2011 18:05:12

8

İlk başta ön yargılı davranıp izlemeyi pek istemediğim. Daha sonrada izleyince boşyere ön yargılı davranmışım dediğim bir film. Konsept'inde Gönül BEYHAN üzerine kurgulanmış olduğu açık..  

performer avatar performer 05 Mayıs 2010 22:20:05

8

temposu ağır ama genel olarak güzel bir film.

nedim yıldız avatar nedim yıldız 21 Mart 2007 14:07:03

8

iki sevgiliyi birbirinden ayırmak isteyen kötü yürekli,hoppa,güzel kadının hikayesi.gönül bayhan tam bu rölün kadını...

Yandex.Metrica