Kezban

8,82

( 18 kişi yorum yaptı )

Kezban

Sinema Filmi

1968

“Eğer bizi sual eden olursa//Boynu bükük, benzi soluk yar söyle.” (Keskinli Hacı Taşan).
Bütün gece uyumamış. ‘Gözleri de kızarmış’. Birazcık dertleşmek istiyor.
Kezban; “Bana yardım et, ne olur Ablacığım. Çok bedbahtım. Sevdiğim adamı sevmemem lazım. Buna hakkım yok. Ama kalbimle mücadele edemiyorum. Ne yapacağımı şaşırdım. O da beni seviyor ama birleşmemiz mümkün değil. Her şey, her şey bizi ayırıyor.”
Fazıla; “…Mademki ayrı yaşamaya mahkumsun O’nu unutmaya çalışman lazım.”
Kezban; “Size bir şey daha sormak istiyorum. Beni çok seven başka biriyle evlensem. Mesut olmam için elinden geleni yapacak. Bundan eminim.”
Fazıla; “Bu daha büyük bir hata olur kızım. Bir zamanlar bir genç kız vardı. O da senin gibi çok tecrübesizdi. Hayat hakkında hiçbir şey bilmediği için aynı hatayı yapmış ve sevm ediği bir adamla evlenmişti. Kısa zamanda ayrıldılar. Ama kızın bütün hayalleri yıkılmış, hayata küsmüştü. Bir daha evlenmek istemedi. Ve vaktinden evvel ihtiyarladı. Aynı şeyin senin de başına gelmesini istemem yavrum. Ne kadar acı çekersen çek sakın sevmediğin bir adamla evlenmeye kalkma. Daha çok gençsin. Bir gün hayat sana da mutlu olmak imkânını verecektir.”


Aynı adlı romanın (1941) (Muazzez Tahsin Berkand) (1943-İnkılâp Kitabevi) renkli çevrimi.
İstanbul’un tanınmış müteahhitlerinden Ali Yolaçan çok mutlu. Arada bir tekleyen ve trinitrin gerektiren kalbi dışında sorunu ‘yok’. Daha doğrusu ‘şimdilik yok’. Karısı Güzide, kızı Lale (romanda Vicdan) ve kız kardeşi (kitapta baldızı) Fazıla ile ‘lüks bir hayat yaşıyor’. Yazın Suadiye’deki ‘mükellef köşkte’, kışın Taksim’de ‘apartımanda’. İşleri çok yoğun. Ancak Gemlik’ten (romanda Kastamonu) gelen bir mektup bu durumu tamamen değiştirir. 20 yıl öncesinin ‘gençlik hevesi’ tekrar karşısına çıkmış.
‘Kız Orta Mektep Muallimesi’ Nazire Hanım, ‘terk ettiği’ (kitapta eski eşi) Hacer’in Bir buçuk ay önce öldüğünü ve kızı Kezban’ın yalnız kaldığını yazıyor. “Uzun seneler aynı çatı altında oturdum. O’nun kiracısıydım. İki kardeş gibi olmuştuk.”
[Neler olduğunu romandan anlayabiliyoruz. 1910’lu yıllar. Kahramanımız ve arkadaşı Necati, Taşköprü ile Kastamonu arasındaki yolda çalışan iki genç mühendis. Ali, oradaki bir köy ağasının kızı için yanıp tutuşuyor. Aşk gözünü bürümüş. ‘O güzel vücut, o emsalsiz gözler, o uzun saçlar, o masum gülüş (sf. 16)’. Hacer’e sahip olmak için ‘icap ederse nikâh edecekmiş’. Arkadaşının uyarılarını dinlemez bile. Evlendikten bir buçuk yıl sonra ‘pişman olup’ İstanbul’a döner. ‘Boş kâğıdını’ gönderdiğinde zavallı kadının 2 aylık hamile olduğunu bilmiyordu. Bir ev sahibi olmasını sağlamış, arada bir de para göndermiş. Hepsi bu.]
Bir iç hesaplaşmasından sonra Gemlik’e gelir Ali Bey. (Romanda, Kâtip Sacit’i göndermişti). Kafasındaki sorulara yanıt arıyor. “Peki, neden bir çocuğumuz olduğunu bana yazmadı? Niçin Kezban’dan hiç bahsetmedi?” Nazire Hanım’a göre ‘bunu bir erkek anlayamaz’. “O size her şeyini vermişti. Ama terk edilince gururunu korumak istedi. Çocuk bahanesiyle sizi alıkoymak istediğini düşünürsünüz zannetti. Yaşayışının tek gayesi Kezban’dı. Belki de O’nu ‘elinden alırsınız’ diye korktu.” Hakkında kötü düşünmesin diye genç kıza ‘babasının senelerce evvel öldüğünü’ söylemiş.
“Karşısına, bir akraba veya bir aile dostu olarak çıkmalısınız” diyor Nazire Hanım. “Kezban, bu yaşa gelinceye kadar kendisini arayıp sormayan bir babayı kolay kolay affetmez.” ‘Mevcudiyetini bunca sene sonra öğrendiği evladından babası olduğunu saklamak’. O’nu hasretle öpememek. Zor ama buna mecburmuş.
Haydar Tatlıyay’ın kemanından ‘Garip Hicaz Taksimi’.
Karşılaşmaları ve 17 saniye bakışmaları bu gözyaşı dolu melodi ile. Kendini bir aile dostu olarak tanıtır. ‘Rahmetli babası’ ile kardeşten daha yakınlarmış. Bu nedenle genç kızı götürüp ‘tahsil ve terbiyesi ile meşgul olacakmış’. (Ailesini böyle bir şeye nasıl ikna ettiği belli değil. Kitapta, iki sayfa boyunca, ‘müteveffa arkadaşı Necati’nin kızına yardımcı olmak istediği’ anlatılıyor). “Bu vazifeyi yapmakta geç bile kaldım. Bizim evde hiç sıkılmayacaksın. Benim de senin gibi bir kızım var… Göreceksin seni bir kardeş gibi sevecek.”
‘Amcası’ ile yola çıkıyor. İstanbul’a gelmeleriyle ‘modernleşme’ de başlar. Burada her şey O’na yabancı (sf. 26). Köşk bahçesinde ‘bir parti vardı’. Konuklar, gitar, org, saksofon ve bateriden oluşan ‘Batılılar’ın müziği ile dans ediyor. Bir kısmı da havuz sefasında. Daha ilk günden Kezban’ın her şeyi alay konusu olur. Etiketini çıkartmayı unuttuğu yeni pardösü, topuksuz ve fiyonklu pabuçlar, pardösüden ‘dört parmak daha uzun etek’. Hatta adı bile. Nilüfer “Eh, buna şaşmamak lazım. Anadolu’dan geldiğine göre adı ya Kezban olacak ya Ayşe ya da Fatma” demişti.
Evdeki en büyük yardımcısı Fazıla Hanım. “Bu evde seni kimsenin ezmesine müsaade etmeyeceğim.” Genç kıza ‘güzelliği, zarafeti ve zekâsıyla aradaki farkı kapatabileceğini’ söylüyor. Buraya alışamayacağı fikrini kafasından atması lazımmış. “Geri dönmeye kalkmak mağlubiyeti kabul etmek demektir.” [‘Eagle Eye’da (2008) telefondaki ses de “Kaçmak bir seçenek değil” demişti Jerry Shaw-Shia LaBeouf’a].
‘Kokkina Fenari’ (1963) albümündeki ‘Orgi’ (Stavros Xarhakos). Bu melodi ile Koru’da dertleşmeleri ne güzeldi.
Yat gezisinde Lale’nin arkadaşları ile beraberiz. ‘Genç doktorlarımızdan’ [romanda (sf. 43), şakacı bir dille ‘müstakbel kasaplarımızdan(!)’] Ferit, ‘Amerikan Koleji’nden’ Yasemin, Bihter ve Necmi. Ferit ilk gün Kezban’ı küçümsemişti ama sonradan koruyarak hatasını affettirmeye çalışıyor. Birbirlerini sevmeye mi başladılar ne.
Doktor, bir buçuk (romanda 3) sene için İsviçre’deki bir hastaneye gitmek üzere. Babası, Ali Bey’in yardımı ile iflastan kurtulmuş.
Ziya Bey; “Bana o büyük para yardımını yapmamış olsaydın değil Ferit’i Avrupa’ya yollamak belki oturduğum evi satmak zorunda bile kalacaktım.”
Ali Bey; “Biz seninle kaç yıllık arkadaşız… Hem mademki Ferit ile Lale’yi nişanlıyoruz bundan sonra Ferit de benim bir evladım sayılır.”
Oysa delikanlının hisleri ‘daha ziyade bir kardeş sevgisinden ibaret’. Para ve ‘minnet borcu’ nelere kadir.
“Gioconda’s Smile” (1965) (Manos Hadjidakis) 33’lüğündeki ‘When The Clouds Come’ ile başlayıp ‘Countess Esterhazy’ ile biten sahnede müjdeyi ilan ediyorlar. ‘Dostluk kâfi gelmiyor, akraba olalım’ demişler. Avrupa’daki staj sonrasında nişan yapılacakmış. Ama oradakilerin duyguları karmakarışık. Ferit, Kezban’a; Necmi, Lale’ye; Bihter de ‘doktor’a bakıyor.
Lale; “(Hafif alaycı) Ferit Bey bu habere pek memnun olmadı galiba.”
Ferit; “(Kekeleyerek) Ben… Memnun olmaz olur muyum?”
‘6+6’ uzunçalarındaki (1966) ‘Varkarola’ (Stavros Xarhakos). Delikanlı, bir gün Koru’da Bihter ile öpüşürken Kezban’a yakalanır. Gerçi romandaki çapkın ama filmdeki hiç de öyle değil. “Benim hakkımda yanlış düşünmeni istemiyorum” diye nasıl özür dileyeceğini bilemez. (Benzer şekilde Kezban başka biriyle öpüşse kendisi ne hissederdi acaba).
Köşkte bazı tatsızlıklar olmuyor değil. Lale, hizmetçi gibi davranıyor kahramanımıza. Elbiselerini fırlatıyor ’çabucak ütülemesi için’. “Pek kılıksız” diyerek eskilerini veriyor giymesi için. Çareyi yatılı okula gitmekte bulur Kezban. Ali Bey çok alışmıştı kendisine. “Her akşam eve döndüğüm zaman seni evde bulmak büyük bir saadet” diyordu. Ancak bu isteğine razı olur.
Sonrasında genç kızın ‘hayatında yeni bir devre başlıyor’. Notre Dame De Sion, Fransız Kız (romanda ‘Boğaziçi’) Lisesi’nin yatılı sınavlarını kazanmış. Hafta sonu tatillerini bile kütüphanede geçiriyor. “Mektebin zengin kitaplarından istifade ederek bilgi dağarcığıma yeni şeyler katmaya çalışıyordum.”
Paul Mauriat’nın ‘Mauriat Magic’ (1967) 33’lüğündeki ‘Merci Cherie’ (1966) (Udo Jürgens). Avrupa yolcusu Ferit’in veda için gelişi bu melodi ile. Çıkmaz karşısına. “Bu kişiyi görmek istemiyorum” diyerek okulda olmadığını söyletir Souer Angélique’e; “Soyez gentil ma Soeur. J’aime mieux ne pas voir ça Monsieur. Veuillez lui dire que je ne suis pas a l’ecole.” Yabancı dil konusundaki başarısı dikkat çekici.
Okulda çok başarılı olur. Arkadaşlarına ve hocalarına kendisini sevdirmiş. ‘Müsamerelerde de rol alıyormuş’. “Öğrenmek, durmadan yeni şeyler öğrenmek. Bu, bende bir ihtiras haline gelmişti adeta.”
Paul Mauriat’nın ‘World Top Hits’ (1967) albümündeki ‘Is Paris Burning? (Paris, Brûle-T-Il)’ (1966) (Maurice Jarre / Maurice Vidalin). Mezun olacağı hafta köşke gittiğinde Mimar Faruk ile karşılaşır. Delikanlı Ankara’da, şirkete ait inşaatın projesini yapıyormuş. “Böyle genç göründüğüne bakma çok iyi mimardır. Çok güzel de resim yapar” diyor Ali Bey.
Delikanlı dünden hazır. Resmini çizmek istiyor; “Eğer bana birkaç gününüzü verirseniz bu güzel çehreyi kâğıt üzerinde ebedileştirebilirim.”
Dolmabahçe Saat Kulesi önünde, Belgrat Ormanı’nda, havuzda resimlerini yapıyor. ‘Ressam muhayyilesi’ giysileri konusunda yardımcı olur. “Hatta biraz makyaj bile yapmanız lazım gelecek. Mektep talebesi değil genç bir kızsınız.”
‘Köylülüğü’ artık çok geride kalmış. Faruk’un 1-2 ay sonraki evlilik önerisine kesin bir yanıt vermez. Düşünecekmiş. Filmde bu iş sürüncemede kalıyor. Romanda ise bir süre sonra olumsuz yanıtını verir (sf. 142).
Davie Allan and the Arrows topluluğundan ‘Bongo Party’ (1966) (Davie Allan / Mike Curb). Bu günlerde Ferit, Avrupa’dan dönüyor. Arkadaşlarını görmek için Suat Kulüp’e gelmiş. Herkes bu hızlı melodi ile dans ediyordu. Kezban’a “Giderken küçük ve sevimli bir mektep talebesi olarak bırakmıştım sizi. Şimdi karşımda son derece modern ve erkeklerin başını döndürecek kadar cazibeli bir genç kız buluyorum”; ‘Müstakbel nişanlısına’ ise sadece “Yahu sen ben görmeyeli pek şirin, pek sevimli bir kız olmuşsun” diyor. Bu kadarıyla bile kimi sevdiği belli.
Fausto Papetti’nin ‘8a Raccolta’ uzunçalarındaki (1968) ‘Over and Over (The World We Knew)’ (1967) (Bert Kaempfert / Carl Sigman). Lale yanında ama gözleri Faruk ile dans eden Kezban’daydı.
‘(Old) Batman Theme’ (1966) (Neal Hefti). Birkaç gün sonra Tarabya’daki yatta şaşırtıcı bir şey var. Meğer Lale’nin de kalbinde başkası varmış. Necmi ile öpüşüyorlar. Durumu Yasemin’e “Ferit’i o köylü güzeline bırakacak kadar budala değilim” diye açıklıyor.
Ali Bey’in kalp sorunları artmış. Ölümünden önce Kezban’a her şeyi itiraf eder. Servetinin üçte birini O’na bırakmış. 100 bin lira ve Bursa’da apartman. ‘Devir muamelesinin’ yapılmasında Ferit’in yardımcı olmasını ister. O gece yaşamını yitiriyor. Rahmetlinin arzusuna uygun olarak bu sırrı, bir mecburiyet olmadıkça kimseye açmayacaklar. ‘Karısı ile Lale’nin nazarında hatırasının kirlenmesini istememiş’.
‘The Night of the Generals’daki (1966) ‘Love Theme’ (Maurice Jarre). Bu melodiyi Paul Mauriat’nın ‘Blooming Hits’ albümündeki (1967) yorumla dinliyoruz; ‘Adieu Á La Nuit’ (1966/67) (Maurice Jarre / Maurice Vidalin). “Babamın ani ölümü beni çok sarsmıştı. Bu kadar sene baba hasreti ile yaşadıktan sonra tam O’na kavuştuğum an tekrar kaybetmek. Bu ne acı, ne hazin bir tecelli ya Rabbi.”
‘Devir’ işlemi için giderken eve ‘küçük bir yalan’ söylemek zorunda kalır. Gemlik’teki hocasından mektup almış. Rahatsızmış(!).
“Bursa’nın Ufak Tefek Taşları.” Atatürk Heykeli, Çelik Palas Oteli, Yeşil Türbe, Ulu Cami. Bu görüntüleri, kaçınılmaz şekilde, bu melodi ile izliyoruz.
Oradan ayrılacakları gece Berkant’ın söylediği ‘Samanyolu’ ile dans ederlerken resimleri çekilir. Yasemin bunu Lale’ye verecektir.
Sonrası çok sıkıntılı. Evden kovuluyor. Lale’nin ‘kanında varmış aşüftelik’ (O ‘aşifte’ diyor) ve ‘soyu sopu belli olmayan’ demesine dayanamayan Ferit gerçeği, ‘öz be öz kardeş olduklarını’ açıklar. Ancak bu sırada ‘bir düz bir ters’ tokat atmasına ne gerek vardı?
Haydar Tatlıyay’dan dinlediğimiz ‘Rast Makamında Keman Taksimi’. Film başladığı gibi Gemlik’te bitiyor. Lale, ablasına çorba getirmiş.
“Ablacığım, beni affedebilecek misin?”
“Ablalar, kardeşlerini her zaman affederler.”
Lale, Necmi ile Kezban da Ferit ile beraber.
Filmin, Berkant’ın sesinden dinlediğimiz şarkısı; “İlk an bir ah çektim//Sevgilim bu aşk sendin//Gamsız güler yaşarken//Kalbe ateş verdin//**//Aşk bu yok, yok yalan//Sevgilim bir de sen yan//Tutuşsa kalbim bir an//Bu kalp senin inan//**//Koştun kaçtın neden//Yardım beklerken senden//Unutmak mı seni boş//Ben seninle sarhoş.”


‘Les Parapluies de Cherbourg’ (1964) (Michel Legrand). Okulunu bitiren Kezban için toplanılmış. Sınıfta ‘çakan’ Lale piyano çalıyor.
Faruk; “Ne o Lale, sen Kezban’ın şerefine kadeh kaldırmıyor musun?”
Lale; “Ben öyle her şey için kadeh kaldırmaya meraklı değilim.”
Ali Bey; “Ne oluyorsun kızım? Eğer sen de okulu bitirseydin senin şerefine de kadeh kaldıracaktık. ‘Mükâfat daima hak edene verilir’.”
İşadamı böyle ‘kesin’ konuşmuştu ama kızının üzüldüğünü görünce ‘spor araba’ almak zorunda kalıyor. Nerde kaldı ‘mükâfatın daima hak edene verildiği’.
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Orhan Aksoy
Senaryo ,
Yapımcı Hürrem Erman
Müzik Metin Bükey
Görüntü Yönetmeni Mike Rafaelyan
Eser
Tür Dram, Duygusal
Özellikler 35 mm, Renkli
Ülke Türkiye
Etiketler Alay, Aşk, Dışlanmak, Gemlik, Köylü, Daha Fazlası

Oynayanlar

Hülya Koçyiğit Hülya Koçyiğit Kezban
İzzet Günay İzzet Günay Ferit
Selma Güneri Selma Güneri Lale
Yusuf Sezgin Yusuf Sezgin Necmi
Muzaffer Tema Muzaffer Tema Ali
Fatma Karanfil Fatma Karanfil Nilüfer
Aliye Rona Aliye Rona Nazire Teyze
Gülistan Güzey Gülistan Güzey Fazıla
Diclehan Baban Diclehan Baban Güzide
Muammer Gözalan Muammer Gözalan Ziya
Meral Kurtuluş Meral Kurtuluş Dame de Sion Lisesi Müdiresi
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm Hülya Koçyiğit Seslendirmesi
Hayri Esen Hayri Esen İzzet Günay Seslendirmesi
Toron Karacaoğlu Toron Karacaoğlu Muzaffer Tema Seslendirmesi
Ayşegül Devrim Ayşegül Devrim Selma Güneri Seslendirmesi
Erdoğan Esenboğa Erdoğan Esenboğa Yusuf Sezgin Seslendirmesi
Fuat İşhan Fuat İşhan Süleyman Turan Seslendirmesi
Tijen Par Tijen Par Fatma Karanfil Seslendirmesi
Rıza Tüzün Rıza Tüzün Muammer Gözalan Seslendirmesi
Suna Pekuysal Suna Pekuysal Seslendirme
Cemil Can Bıçakçı Cemil Can Bıçakçı
Süleyman Turan Süleyman Turan FARUK

Ekip

Işık Ekibi Rıdvan Varol (Işık Şefi)
Müzik ekibi Esin Engin (Şarkılar)
Berkant (Şarkılar)

Firmalar

Erman Film (Yapım)

Son Yorumlar (18)

performer avatar performer 06 Kasım 2016 19:09:20

7

görüntüsü restore edilmiş. hikayesini beğenmesemde teknik olarak çok başarılı. genel olarakta izlenebilir. unutulmaz klasiklerden...

karadagli61 avatar karadagli61 27 Ocak 2016 00:20:47

1968 yapimi film, renkli ve o zamanin sartlarinda en ileri teknolojiyle cekilmis, 20-25 sene sonra yani 80 li yillarda cekilen filmler bile bu kadar kaliteli cekimle cekilmedi

benimsinema avatar benimsinema 22 Aralık 2013 17:35:34

9

en sevdigim filmlerden biri, cokte begenerek izlerim... filmin jenerikte sadece hülya kocyigit, izzet günay, yusuf sezgin, selma güneri, muzaffer tema yaziyor. diger yan rollerdeki oyuncularin adi yazmiyordu malesef. halbuki yusufun rolunude basrol icin az buluyorum... onun disinda ilgimi ceken bol bol dans edilir, sanirim calan müzik batmanin müzigidir... fatma karanfile yakismayan bir rol vermisler, köylüleri asaglamalar falan... ama filmin kendisinden kadrosundan cok memnunum...

performer avatar performer 22 Aralık 2012 17:33:57

7

bende pek beğenmedim, zaten tv de yayınlanan görüntüsü de kötüydü.

t_rex avatar t_rex 21 Ocak 2012 00:24:01

10

pek beğendiğimi söyleyemem.

t_rex avatar t_rex 31 Mayıs 2011 08:57:05

10

evet serinin ilki niteliğinde. sinemamıza kattığı değer tartışılmaz.keşke bunun  gibi güzel örnekler çok çok daha yer alsaydı  o mükemmel dönemde. buda diğer onlarca döneminin en güzel  eserlerinden bir tane.

Yandex.Metrica