Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Sarmaşık Gülleri

Sarmaşık Gülleri

8,49

(22 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 Dram Duygusal Dram, Duygusal

Yönetmen: Nejat Saydam Nejat Saydam

Ülke: türkiye

Oyuncular: Renan Fosforoğlu, Ali Demir, Sevgi Can, Müşerref Çapın, Hüseyin Baradan, Zafer Önen, Osman Alyanak, Suzan Avcı, Fatma Karanfil, Piraye Uzun Devamını Gör...

Konusu : Önce The Shadows-Cliff Richard’ın söylediği ‘Shooting Star’ (1966) (Barry Gray), sonra Bert Kaempfert’in trompetinden ‘Strangers In The Night’ (1966) (Bert Kaempfert / Charles Singleton / Eddie Snyder). Ünlü romancı Necip Kunt’un (romanda soyadı ‘Kunter’) kız kardeşi Vildan yeni köşklerinde bir parti veriyor. Betül; “İnsanları çok iyi tanırım Necip Bey.” Necip; “Bugün için insanları çok iyi tanıdığınızı zannedebilirsiniz. Ama bir gün gelecek kendinizi bile tanımadığınızı anlayacaksınız.” (Bu gösterişli cümle, sonradan herhangi bir olayla desteklenmediği için havada kalıyor). Aynı isimli ‘Sarmaşık Gülleri’nin (1950-Muazzez Tahsin Berkand) (Üçüncü basım-1965-İnkılâp ve Aka Kitabevleri) renkli Yeşilçam uyarlaması. Kadıköy-Fenerbahçe’deki (romanda ‘Pendik’) köşk. Dışarda şiddetli bir fırtına var. Gazeteci yazar (üstelik -kitabın 176. sayfasında- ‘psikolog’) Necip Bey ‘şöyle bir dolaşayım’ diyerek yeni evini görmeye gelmiş. Köşk emektarı Ali’nin şöminede yakmak için getirdiği gazete ve kitaplar arasında bir de anı defteri bulur. ‘Romancı tecessüsü ile’ okuyor. Gülseren’i önce yazdıkları ile tanıyoruz. Çok sevdiği sarmaşık güllerine benziyor. Ali’ye göre “Fazla yumuşak başlı, fazla uysal. Bu zamanın kadını değil” (sayfa 27). Annesi ‘iki sene önce, bir yaz sonu, bahçelerindeki çiçekler gibi solmuş gitmiş’. Babası Mecdi tekrar evleniyor. ‘This Is My Song’ (1967) (Charlie Chaplin) ve ‘Mellow Yellow’ (1966) (Donovan). Sarışın afet Ümran Hanım ve kızı Betül’ün Köşk’e gelişleri bir davet ile kutlanır. Yeni gelin sanki bir ‘atmaca’, Mecdi Bey ise ‘serçe’! Genç kız artık kendi evinde sığıntı gibi. Üvey anne ile Betül burayı satıp ‘daha modern ve aynı zamanda yüzme havuzlu’ bir villa istiyorlar. Dedikleri gibi de olur. [Romandaki durum bambaşka. Ümran, öz anne. Ama parası için evlendiği ilk kocası Sahir’i ve O’ndan olan Gülseren’i hiç sevmemiş. Eşi ölünce eski göz ağrısı Mecdi ile hayatını birleştirir. Bu evliliğin meyvesi Betül’ün bir dediği iki olmuyor: ‘Aşkımın çocuğu’. Ailede Gülseren’i koruyan tek kişi üvey baba Mecdi]. Sonuçta Köşk’ü Necip alır. 35 yaşında. Annesi Cavidan ve kardeşi Vildan’dan başka kimsesi yok. ‘Hayatta zevk ve acı namına ne varsa hepsinden birkaç katre tatmış’. Anıların sahibi ile o yağmurlu gece karşılaşıyor. Babası, beklendiği gibi, kalp krizi geçirince Gülseren’i de döverek evden kovmuşlar. Sonraki bir gün Ümran ile Betül’le de tanışır yazarımız. Defterde yazılandan farklı olmadıklarını anlar. Arkadaşı Orhan’la ziyaretlerine gittiklerine iki melodi dinliyoruz: Tom Jones’un sesinden ‘Delilah’ (1968) (Reed / Mason) ve enstrümantal olarak ‘Guantanamera’ (1929) (Josè Fernàndez Diaz). Necip, arkadaşının dolduruşuyla ve hiç gerek yokken Betül’le beraber olur. Ümran Hanım’ın da bahçıvan Osman’la ilişkisi var. (Biraz yüz bulsa Orhan’la bile olacaktı)! Onları birlikte gören Gülseren’i korkutarak ruhsal durumunu bozuyorlar. ‘Zorba’daki (1964) (Mikis Theodorakis) ‘Questions Without Answers’. Genç kız, Bakırköy Akıl ve Sinir Hastanesi’ne götürülür. [Romandaki Gülseren bu durumlara düşmüyor. Liseden sonra ‘Kimya Enstitüsü’nde eğitim görüp Sümerbank’a memur olur. Necip’in evlenme istemesindeki gerekçeler pek inandırıcı değil. Romandaki neden, Betül’ün kocası Münir’in sataşmaları]. Filmde ise, babası hasta ve zayıf olduğu için, Gülseren’e bir koruyucu gerekliymiş! “Bütün gayem seni cemiyete kuvvetli ve şuurlu bir insan olarak yetiştirmektir.” (‘Evlilik müessesesinin’ böyle bir amacı var demek). Bunları söylüyor ama düğün gecesi bahçede dolaşıp ertesi gün yeni romanını yazmak için arkadaşı Orhan’la Abant’a gider! Sonrası ‘Küçük Hanımefendi’ (1961 ve 1970) gibi. Vildan ve arkadaşlarının yardımı ile Gülseren büyük bir değişim gösterir. Necip’in başını döndüren bir değişim. Artık Külkedisi değil bir prenses! ‘Thunderball’daki (1964) (John Barry) ‘Crash Landing–The Bomb’ melodilerinin duyulduğu sahnelerde, Mecdi Bey, Osman’la sarmaş dolaş yakaladığı Ümran’ı öldürüyor (romanda yok). Az bir ceza ile kurtulacakmış. Teoman Alpay’ın bestesi ‘Sarmaşık Gülleri’; “Yalnız kalan ruhumun//Acısı çok derindir//Yıllar geçse de inan//Kalbim yine senindir.” Necip; “Gülseren, gülüm benim. Beni affet.” Gülseren; “Seni çoktan affettim Necip. O gece bana çocuk muamelesi yapmasaydın, ben, 40 yıl kokmuş Gülseren olarak kalırdım.” (Yazan: Murat Çelenligil)



burcusara

13 Nisan 2019 01:43

Filmin ilk kısmını ikinci kısmından daha çok beğeniyorum. Hülya Koçyiğitin şımarık zengin kız halleri biraz abartılıydı. Zaten Kartalı da direkt Gülserenin kollarına gönderdi :)

Cevap Yaz

TubaArtan

23 Ağustos 2017 12:42

Muazzez Tahsin Berkant'ın bu eserini okumayı isterdim.. filmde romana ne kadar bağlı kalındığını anlamak için.. mantık hataları öyle bariz ki.. hani görmezden gelinmicek gibi değil.. Yine sırf Hülya/Kartal hatrına 10/8

Cevap Yaz

performer

5 Haziran 2017 14:41

acar filmin renkli dönem filmlerinin en beğenmediklerimden...

Cevap Yaz

performer

4 Haziran 2017 21:30

malesef iyi puan veremeyeceğim bir film.

Cevap Yaz

vatansever10

2 Ağustos 2014 01:50

içine kapanık,sorunlu bır kızın annesını kaybettıkten sonra basına gelen olayları anlatan bır fılm...

Cevap Yaz

KrallarÖlmez

26 Aralık 2013 19:47

Gülseren (Hülya Koçyiğit) annesini kaybetmiş babasıyla kalan genç bir kızdır. Üvey annesi ve üvey ablası genç kıza hizmetçi gibi davranmaktadırlar. Üvey annesi yaşadıkları köşkü ünlü yazar Necip Bey (Kartal Tibet)'e satar. Bir gece sağanak yağmurda evden kaçan genç kız eski köşklerine gider ve köşkteki adamı doktor zannederek arkadaş olurlar. Gülseren'in üvey ablası ise Necip Bey'e sahip olmak için planlar yapmaktadır. Bu sırada genç adamın doktor olmadığını öğrenen Gülseren yıkılır.

Cevap Yaz

benimsinema

14 Temmuz 2013 12:49

Türk sinemasinda klasiklesmis filmlerden biri.... basta aci dolu bir hayat yasayan ve gözyaslari icinde olan bir kiz, evlenince kocasi tarafindan terk edilince kendisini tamamen degistirir, film eglenceli olur.... tabi şimarik olunca bazi sahneler abartili olmus.... ama yinede izlemeyi seviyorum

Cevap Yaz

beyzacetin

25 Ağustos 2012 12:25

mantıken cok sacma bir peruk makyaj yeni elbiseler ve kız birdenbire bambaska biri oluyor kartal tibet de tanımıyor kızı bu kadar degişmiş yani:) benim gibi 1960 tan 80 e kadarki dönemin fanatikleri için sıkıcı degil ama genel olarak iyi bir film diyemeyiz

Cevap Yaz

t_rex

28 Nisan 2012 18:16

filmin görüntü yönetmeninin melih sertsen olması harika bir şanş olmuş. yeşilçam demek bu film demektir; yemyeşil bir köşk, hor görülen bir jöndam, elit kostümler , çiçekler arasında kadraj  güzellikleri. yeşilçamın dört yapraklı yönetmenleri; nejat saydam, orhan aksoy, ülkü erakalın, osman seden'dir. en güzel eserlerin sahibi onlardır: bkz. "ateş böceği" ölmüş bir kadının mektupları" kadın asla unutmaz" "zambaklar açarken". ve şimdi de dört yapraklı görüntü yönetmenlerini takdim ediyorum; kaya ererez, erdoğan engin, melih sertesen,orhan kapkı.  söz konusu film sarmaşık gülleri'nde ne yazık ki h. koçyiğt her zmanki alımlılığını gösterememiştir. bu da filmin en büyük kaybı. gönül isterdi ki; "küçük hanımefendi" deki prodüksiyon zenginliği bu filme de yapılsaydı. nedendir bilemiyorum h. koçyiğit kısa peruk takınca fiziği ço zarif görünüyor. bu saçın dışında  aksi bir görüntü sergiliyor. bir toplu,bir ince.

Cevap Yaz

jayson

27 Ekim 2011 20:49

gerçekçilik yönü nadir olan bir yeşilçam klasiği .

Cevap Yaz
Yandex.Metrica