Yağmur Çiselerken

8,07

( 8 kişi yorum yaptı )

Yağmur Çiselerken

Sinema Filmi

1967

‘El Cid’deki (1960) ‘The Twins’ (Miklós Rózsa).
Çiftlikte, birbirlerinden koptukları sahne. [Hülya Koçyiğit, buradaki mantoyu ‘Gül Ağacı’ (1967) ve ‘Sevemez Kimse Seni’ (1968) gibi filmlerde kullanmış]. Keşke sorun sadece delikanlının ‘gece hayatı’ olsaydı.
Ekrem; “Şimdi tam istediğin gibiyim. Saadetimiz çocuğumuzla tamamlanacak. Böyle bir zamanda niçin gidiyorsun?”
Hülya; “Mecburum. Beraber olamayız artık.”
Ekrem; “Uzun zamandır değiştiğinin farkındayım. Başkası mı var?”
Hülya; “Evet… Ayrılmamıza sebep sensin. Bu senin günahın, senin lanetin. Senin belan. Benim değil.”
Ekrem; “Çocuk mu? Yoksa, yoksa…”
Hülya; “Bir başkasından, evet! Senin değil, senin değil. Gizli aşklarının yuvasına gittim, seni yakalamaya. Alt katta oturan biri saldırdı.”
Ekrem; “Kahpe!”
Hülya; “Değilim! Çırpın dım, yalvardım. Baş edemedim. Sonra da ölmek istedim, olmadı. Kurtuldum… Sensin sebep, sensin. Günah senin, ceza benim. Niçin, niçin… Kalmak istesem anlatamazdım. Kendi çocuğun zannederdin. Bu cezaya layıktın ama yapamadım. Bilmeni benim kadar yanmanı, yıkılmanı istedim.”
Ekrem, ne yararı olacaksa, genç kadına önce bir tokat sonra da arkasından kapıya vazo atıyor.


“J’ai Tue Raspoutine”deki (1967) ‘Générique (Fin)’ (Andre Hossein). Jeneriğin ilk dakikasında bu melodi var.
Ekrem Ünver ‘zengin, görgülü, iyi bir adam’. Sarışın, mavi gözlü. Bir ecza fabrikasının sahibi. Arabası (filmin sonu ile olan 15 yıllık fark belli olsun diye) ‘34 EL 670’ plakalı ve 50 model Citroen Six. O’nu çok seven Hülya ile evli. ‘Erkek kısmı her an kanatlıdır velâkin çapkınlıkta dur durak bilmiyor’ bizimki. Her gece idare meclisi toplantısı(!) var. Ya ‘fabrikanın senelik bilançosu(!) gözden geçiriliyor’ ya da ‘yeni makinelerin tecrübe çalışması(!) kontrol ediliyor’. Şimdi böyleyse bekârken nasıldı acaba.
Filmin başında güzel Mari’nin striptizini seyrediyor. (Gitar, trompet, akordeonlu orkestranın bateristi, böyle sahnelerin isimsiz kahramanı ‘Erdoğan Üçkaya’).
‘Si minör Manfred Senfonisi, Op. 58; IV. Allegro con fuoco’. (1885) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) (9.40’tan itibaren). Genç kızı garsoniyerine götürmesine karşı çıkan Çetin Başaran ve İsmet Erten’i bir güzel pataklar.
‘El Cid’deki (1960) ‘Battle of Valencia’ (Miklós Rózsa) (6.00’dan itibaren). Saatler sonra eve geldiğinde, yüzündeki morlukları “Apansız bir ihtiyar çıktı önüme. Sert bir frenle durunca yanağımı ön cama çarptım” diye açıklar.
Hülya ayrılmak istediğini anlatıyor babasına. (Filmdeki adını öğrenemeyeceğimiz) Asım Nipton bir oto tamircisi. Kızının evliliği için hiç sorun çıkarmamış. “Seni sevdi diye verdim. Fukaralık çekmeyesin, iyi gün göresin diye verdim.” Damadının çapkınlıklarını öğrenince biraz da kızını suçlar. “Aç mı bırakıyor, çıplak mı? Dövüyor mu, küfür mü ediyor… Kadın ol da elinde tut. Suçu hep kocanda arama. Bir de, kendinde ne eksik var, onu anla önce.” Erkek kısmı arada bir böyle ‘kanatlanırmış’. Marifet, O’nu yuvaya döndürmek, evi sevdirmekmiş. Hızını alamayıp devam ediyor; “Evlilikte saadet, zor olanı yapmaktır. Mademki seviyorsun kaçmayacaksın. Mücadele edeceksin… Bir tek evladımsın. Seni böyle görmek istemem. Bıçağın kemiğe dayandığını görürsem ben bırakmam, ayırırım. Ama yazık, yıkma yuvanı.”
Sonraki bir gün de damadına yol yordam(!) öğretecektir; “Biz de genç olduk, biz de çapkınlık ettik. Ama rahmetli karımın bir gün ruhu duymadı. Bir gün bile üzülmedi.” Şımarmamalı, çıldırmamalı, iki ucuz kadın uğruna şu gül gibi kızı üzüp harcamamalıymış. Sonra çok ararmış Hülya’yı.
Tanışmalarının üçüncü yıldönümü genç kadına bir fırsat verir. Süslenmiş püslenmiş, yardımcısı Nevzat Okçugil’le yemekler hazırlamış, Ekrem’i bekliyor. Masada 5 mum. [Hülya Koçyiğit, bu sahnedeki giysiyi ‘Damgalı Kadın’ (1966), ‘Ölmek mi Yaşamak mı’ (1966), ‘Sürtük’te (1970) kendisi kullanmış ve ‘Kader Böyle İstedi’de (1968) kardeşi Nilüfer Koçyiğit’e ödünç vermiş]. O sabah telefonda ‘en geç saat yedide beklediğini’ söylemişti kocasına. Ama bizimki, Mari’nin koynundan çıkıp ancak saat 11 buçukta gelebilir eve.
‘Lawrence of Arabia’daki (1962) ‘Contuniation of the Miracle’ (Maurice Jarre). Hep olduğu gibi “Bütün gayretime rağmen işten kurtulamadım. Sonra da arkadaşlarla lafa daldım. Kulüpteydik” diye savunuyor kendini. Eşinin oraya telefon edip sorduğunu öğrenince hâlâ pişkin; “Telefona bakan kız görmemiş olacak.”
‘El Cid’deki (1960) ‘The Twins’ (Miklós Rózsa). Masada, Hülya’nın aldığı hediye kol düğmeleri vardı. ‘Şu kadarcık bile üzdüğü için’ binlerce kez özür diler karısından. “Şimdi gerçekten çok üzgünüm. Hatırlayamadım. Hatta hiç, hiç unutmamalıydım. Seni seviyorum. İnanıyor musun… Aslında kötü bir şey yaptığım yok.”
Tam düzeldi diye sevinirken, ertesi sabah her şey karman çorman oluyor. Kocasının ceketini temizliyordu. Cebinde bir not bulur. “Siparişiniz mucibince hazırladığımız salon ve yatak takımı bitirilerek dün taşında. İçki dolabı ise ancak haftaya hazır olacak. Faturayı ayrıca takdim edeceğiz.”
‘Dimko’ mobilya mağazasındaki Sadri Karan’dan adresi öğrenir; ‘Maçka, Valideçeşme(si), Kuyubaşı Sokak, Tanyeli Apartmanı, 1. kat, 3 numara’.
‘The Spy Who Came in from the Cold’daki (1965) ‘The Compound’ (Sol Kaplan). Evde kimse yoktu. Bir alt kattaki Turgut yardımcı olur; “Bu saatlerde gelmez pek. Daha çok gececidir… Her kadına kazık atıyor Beyzade. Her defasında değişik yavru getiriyor.” Hülya’yı da Onlardan biri zannedip kendi evine atar zorla. “Ekrem’in karısıyım. Beni aldatıyormuş. Yeni öğrendim Onun için geldim” yalvarmasına aldırış etmiyor. ‘Ayağı ile gelmiş kısmeti kaçırmaz’. Saldırır.
‘Si minör Manfred Senfonisi, Op. 58; IV. Allegro con fuoce’ (1885) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky). Birkaç saat sonra olan olmuş biten bitmiş. “Ara sıra düş istersen. Korkma, ağzım sıkıdır” diyor Turgut.
‘The Spy Who Came in from the Cold’daki (1965) ‘The Door Cell’ (Sol Kaplan). Perişan bir şekilde eve dönüş bu melodiyle.
‘Blow Up’ albümündeki (1966) ‘Bring Down the Birds (Outtake)’ (Herbie Hancock). İlginç bir şekilde, karısı bu felaketi yaşarken, Ekrem yine Mari’nin kollarındaydı.
Bu aşağılanmaya dayanamayan Hülya hap içerek (belki eşinin fabrikasında üretilmiştir) intihar girişiminde bulunur. Midesi yıkanarak, güç bela kurtarılıyor. ‘Ölümün yanından dönmüş’. Tekrar denemeye kararlıydı ancak Doktor Muammer Gözalan’ın sözleri ile bir daha yıkılır. Hamileymiş. Üstelik (nasıl anladıysa) Turgut’dan. “Şimdi ölemem de.”
Ekrem’in otomobiliyle kaza geçirmesi boşanma kararını bir süre erteletir.
‘Ben Hur’daki (1959) ‘Overture’ (Miklós Rózsa). Hastaneye koşuyor. Her tarafı sarılıydı kocasının. Genç adamın kendisini toparlaması epey sürer. Hareketsiz, yattığı iki ayda devamlı düşünmüş. ‘Çirkin, yanlış, ucuz hevesler içindeki bütün hayatını’ yeniden yaşamış. “Ne budala olduğumu anladım. Allahın bu cezası bana bir lütuf oldu. Kendimi yeniden yarattım… Bende değişmeyecek olan bir tek şey var Hülya, o da sana olan sevgim.”
Keşke bu denli geç kalmasaydı. Genç kadın her şeyi itiraf ederek O’ndan ayrılır.
‘Ben Hur’daki (1959) ‘The Lepers Search for the Christ’ (Miklós Rózsa). Ekrem, karısını kovduktan sonra elde tabanca intikam almaya gidiyor. Bulamaz Turgut’u. 3 gün önce taşınmış ordan. Yeni kiracı Mahmure Handan bunları söyledikten sonra korkudan bayılır.
Hülya artık kızı Kader’le baş başa. ‘Başkasından bir piç peydahladığını’ öğrenen babası sizlere ömür.
Besler Bisküvi’de ‘9 lira gündelikle’ bir iş bulur neyse ki. Personel Şefi Necdet Tosun “İstersen fazla mesai yapar 12-13 lira kazanabilirsin. Öğle yemeği de bizden” diyor gururla. Ustabaşı Silvana Panpani de ‘günde iki posta çalışıp’ biraz daha fazla kazanmasına yardımcı olur. Ancak sabah ezanı dönebiliyor evine. Birkaç saat uyku ve tekrar iş. Böylesine zor bir yaşam. Çocuğun bakımı komşuya kalmış.
15-20 yıl sonra. Ekrem, her yerde Hülya’yı aratıyor avukatı Kayhan Yıldızoğlu’na. İş yerleri, yazıhaneler, bankalar, özel bürolar ‘mümkün mertebe’ taranmış. “Aradan yıllar geçti. Yaram soğudu. Duyduğum dehşet azaldı. Şimdi daha soğukkanlı düşünüyor, kendimi suçluyorum” diyor kahramanımız. “Bir daha bir araya gelemeyiz ama hiç değilse yardım etmeliyim. Hiç değilse açlık, çile çekmemeli. Böylece vicdanım da rahat edecek.”
İkinci fabrikasını açmış. Citroen’in yerinde şimdi [‘Kardeş Kanı’ (1966), ‘Siyah Otomobil’den (1966) anımsadığımız] ‘34 AH 173’ plakalı Chevrolet-Biscayne almış. Suna Sunay ile evlenmek üzereydi. Son anda vazgeçer.
Kader üniversitede yatılı öğrenci. Hafta sonları beraber oluyor annesi ile. Sinemaya gidiyorlar. Böyle bir günde Ekrem görür Onları. Evlerine kadar izler.
‘Sevmiyorum Seni Artık Gözlerimi Geri Ver’ (1966) (Avni Anıl / İlham Behlül Pektaş). Sonra bir meyhanede Gönül Akkor’un söylediği Hicaz şarkı eşliğinde demleniyor. Bir karar vermiş.
Filmin burasında, belki iyi korunamadığı için, bir atlama var. Ana kız, Ekrem’in eski evine yerleşmişler. Nasıl olduysa Turgut da bulmuş izlerini. Habire para sızdırıyor Hülya’dan. Bir keresinde 15, bir başka sefer 25 bin. Oysa Kader’in eğitimi içindi bunlar. “Başım belada” diyor. “Adam vurdum. 10 sene yattım. Vurduğum adamın kardeşleri peşimde.” Kaçacağını söylüyor oralardan.
Kader, Onları görmüş. “O adamla ne işi var annemin? Niçin para verdi?” İzleyip, Turgut’u söyletir. “Senin için veriyor o paraları. Senin sayende kazanıyorum. Keşke senin gibi birkaç çocuğum olsaydı. Ömrümün sonuna kadar bey gibi yaşardım.” Ancak genç kız bu konuyu annesi ile konuşmuyor.
Bir gece, İhsan Bayraktar ve Ahmet Karaca ile karşılaşır Turgut. ‘Kanlarına kan, canlarına can almaya gelmişler’. Çıkan çatışmada ikisini de öldürür.
Kendisi de yaralı. Hülya’ya gidip tekrar para ister. Vermezse Kader’den alacakmış zorla. Kahramanımızın kurşunları ile canından olur.
Yetişen polisin “Büyük geçmiş olsun. Sizi de öldürebilirdi. Az daha kaçıyordu elimizden” demesi Hülya’nın yargılanmayacağını düşündürdü.
David Rose Orkestrası’ndan ‘Antony and Cleopatra’ (1963) (Alex North). Kader ise, belki annesi üzülmesin diye tanımazdan geliyor Turgut’u; “Kimbilir kimdi ama mutlaka suçlu biriydi.”
“J’ai Tue Raspoutine”deki (1967) ‘Générique-Fin’ (Andre Hossein) ve ‘El Cid’deki (1960) ‘The Legend and Epilogue’ (Miklós Rózsa). Son sahnede Ekrem 07 Aralık 1967, Perşembe günkü Hürriyet’teki haberi okuyordu. “Bu Turgut! O olacak. Hülyacığım, ellerini nasıl öpmek isterdim bilemezsin.”
Ancak son anda vazgeçip yağmurlu bir yolda yürümeye devam eder.


‘Si minör Manfred Senfonisi, Op. 58; I. Lento lugubre-moderato con mo’ (1865) (Pyotr Ilyich Tchaikovsky) (13.18’den itibaren).
İntihar girişiminden az önce.
“Suçlu değilim ama günahım var. Kirliyim artık. Yaşayamam bu lekeyle, yaşayamam. Dünü unutamam. Kendi yüzüme bile bakamam. (Elinde ilaç şişesi) Kurtulmalıyım. Asıl sen ölmelisin Ekrem. Katilim sensin. Ama erkeksin. Erkek olunca günah değil bu. Leke değil. Kadın için namussuzluk. Namus! O Hülya yok artık. Bitiyor, bitiyor.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen O. Nuri Ergün
Senaryo
Yapımcı Berker İnanoğlu
Görüntü Yönetmeni Nejat Okçugil
Süre 76 dk
Tür Dram
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Aşk, Yanlış Anlaşılma Daha Fazlası

Oynayanlar

Hülya Koçyiğit Hülya Koçyiğit Hülya
Ekrem Bora Ekrem Bora Ekrem
Turgut Özatay Turgut Özatay Turgut
Müjgan Ağralı Müjgan Ağralı Kader
Suna Sunay Suna Sunay
Gülgün Erdem Gülgün Erdem Mari
Necdet Tosun Necdet Tosun
Nevzat Okçugil Nevzat Okçugil
Kayhan Yıldızoğlu Kayhan Yıldızoğlu Avukat
Ahmet Karaca Ahmet Karaca
İsmet Erten İsmet Erten Fedai
Çetin Başaran Çetin Başaran Fedai
Ufuk Enünlü Ufuk Enünlü Kader'in Çocukluğu
Rauf Tözüm Rauf Tözüm
Asım Nipton Asım Nipton Hülya'nın Babası
Muammer Gözalan Muammer Gözalan Doktor
Sadri Karan Sadri Karan
Mahmure Handan Mahmure Handan
İhsan Bayraktar İhsan Bayraktar
Refik Onubil Refik Onubil
Ahmet Atmaca Ahmet Atmaca
Nermin Özses Nermin Özses Ustabaşı
Timuçin Caymaz Timuçin Caymaz Muammer Gözalan Seslendirmesi
Sacide Keskin Sacide Keskin Nevzat Okçugil Seslendirmesi
Rıza Tüzün Rıza Tüzün Asım Nipton Seslendirmesi
Nilgün Kasapbaşoğlu Nilgün Kasapbaşoğlu Müjgan Ağralı Seslendirmesi
Abdurrahman Palay Abdurrahman Palay Ekrem Bora Seslendirmesi
Jeyan Mahfi Tözüm Jeyan Mahfi Tözüm Hülya Koçyiğit/Gülgün Erdem Seslendirmesi
Fatoş Tez Fatoş Tez Müjgan Ağralı/Mahmure Handan Seslendirmesi
Birsen Kaplangı Birsen Kaplangı Seslendirme
Devrim Parscan Devrim Parscan Kayhan Yıldızoğlu Seslendirme
Muhip Arcıman Muhip Arcıman Turgut Özatay Seslendirme
O. Nuri Ergün O. Nuri Ergün Seslendirme

Ekip

Kurgu Aleko Aleksandru (Kurgu)
Sanat Yönetmeni İsmail Konca (Sanat Yönetmeni)
Yapım Ekibi Sadri Karan (Yapım Amiri)
Yönetmen Ekibi Samim Utku (Teknik Yönetmen)
Samim Utku (Teknik Yönetmen)
Kamera Ekibi Şener Işık (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Cavit Korkmaz (Laboratuar)
Yaşar Gök (Laboratuar)
Abdullah Akdeniz (Laboratuar)
Işık Ekibi Aydın Yurteri (Işık Şefi)
Mehmet Çakar (Işık Şefi)
Ses Ekibi Rauf Tözüm (Ses Kayıt)
Aleko Aleksandru (Senkron)
Müzik ekibi Gönül Akkor (Şarkılar)

Firmalar

Er Film (Yapım)
Ender Işık Servisi (Işık)
Saner Film (Film Hazırlık)
Süperfon Stüdyosu (Seslendirme)

Son Yorumlar (8)

beyzacetin avatar beyzacetin 26 Kasım 2013 16:11:50

5

Bir cok olayı hızlıca seyirciye aktarabilmenin telaşıyla basarısız olmuş bir film.

Göztepe avatar Göztepe 11 Mayıs 2013 22:50:43

8

Konusu sağlam görünsede vasatın biraz üstüne çıkabilmiş bir film bir nevi oldu bittiye getirilmiş. Halbuki filmin bazı sahnelerinde zaman zamanda iyi sahneler vardı film iyi başlamıştı tam anlamıyla tatmin edici bir film olmasada 8 puan veriyorum..!

performer avatar performer 08 Temmuz 2012 20:22:07

6

hiç hoşuma gitmedi. on üzerinden 6 verdim.

ali87 avatar ali87 16 Haziran 2012 12:10:06

 biraz sıksa da izlenebilir aşk filmi

benimsinema avatar benimsinema 12 Şubat 2012 16:09:02

6

film bastan iyi gidiyordu sonra bi yerden sonra kopuyor kurtarilmayacak hale geliyor. ekrem hülyayla evli ama onu devamli olarak aldatir. hülya ekremi basmak icin tuttugu eve gider ve o anda turgutla rastlasir. turgut hülyaya tecavüz eder, hülya turg uttan hamile kalir. sonra bi sekilde ekremden intikam almak icin dogruyu söyler ve ondan ayrilir. hülya calisir ve kizini tek basina büyütür. yillar sonra bi sekilde turgutla rastlasir ve turgut ondan para ister. ekremde bu arada hülyayi deli divane gibi heryerde arar. turgut bi catismada vurulur ve hülyanin yaninda gelir. hülya da artik olanlara dayanamaz turgutu öldürür. kizi herseyi ögrenir, ekrem yine tek kalir.... basit bir konu...

kamil zafer 18 Aralık 2007 13:57:12

2

   Filmin  konısunu oluşturan sebep zayıf, konusu ise sunulan sebep yüzünden  gayet mantıksız.    Kocasını baskına giden bir kadının tecavüze uğrayarak kocasından ,hayattan kopması üstüne üstlük hamilede kalması,nihayetinde katil bile olması.Biraz sü rükleyicilik var ama filmi kurtarmıyor.Denk gelirse evin sigortalarını gevşetin.18.12.07        Zafer ALGAN 

Yandex.Metrica