Bir macera filminin içerisine biraz bilim kurgu katabilirsiniz. Ya da gerilim filmlerinin çoğunda korku öğeleri görmeye alışmışızdır. Çoğu film güldürürken düşündürür ya da kendinizi bir dramın ortasında bulmuşken bir anda gülümseyebilirsiniz. Kin ve nefret dolu bir ilişkiden bir aşk da doğabilir, psikolojisi altüst ergenlik çağındaki bir genç sancılı, bir aşkın ortasında da bulabilir kendini. Şimdi hepsini bir yana bırakın ve düşünün; kan ile beslenen bir vampirden nasıl bir aşk hikayesi yaratabilirsiniz? Ve filmin hiçbir karesinde kan size ürkütücü ya da tiksindirici gelmesin, cinayetler sanki olması gereken zorunluluklarmış gibi görünsün ve filmin kötü karakteri birden sizin sevimli kardeşiniz olsun...

Orjinal İsmi "Låt den rätte komma in". John Ajvide Lindqvist 'ın romanının sinema uyarlaması. Kimilerine göre bir kült olacak kimilerine göre ise aşkın tadımlık anlatımı olarak kalacak. İsveç sinemasının son dönemlerde en fazla parlayan filmi. Ancak insanda bıraktığı izler kolay kolay unutulacak cinsten değil.

Filmin benzerinin çok fazla olmaması ve tarz olarak kendisine yaklaşan filmlerden en büyük farkı filmde kullanılan korku unsurlarından hiçbirisinin izleyende o vahşi duyguları ya da irkilme hissini yaratmaması. Kaçınız filmin ortasında kolu kesilen adama bakmak isteyebilir ki, ya da kaçımız gecenin karanlığında arkadan yaklaşan vampirin sinsi tavrına olağanca kalabilir. Ya kafamızı çevirmişizdir ya da gözlerimizi kapatmışızdır. Fakat "Let The Right One In" bize tüm bunlardan daha fazlasını sunuyor. Aşkı tadımlık olarak bırakmıyor, en olmayacak haliyle gözlerimize sokuyor. Kanı aşkın salgısı gibi gösterirken bir yandan da düşündürüyor. Bir vampire aşık olmak ya da bir vampirin platonik aşkı olmak... En önemlisi bir insanı olduğu gibi sevmek...Şimdi biraz da siz düşünün...

12 yaşındaki Oskar sınıf arkadaşlarının tacizlerine uğrayan ancak bir karşılık veremeyen, zamanını evlerinin önünde tek başına oynayarak geçiren yalnız bir çocuktur. Bastırılmış duygularının etkisiyle Oskar'ın cinayet ve ölüm haberlerine ise ayrıca bir ilgisi bulunmaktadır. Gazete küpürlerini toplamakta her türlü cinayet haberine ilgi göstermektedir. Bir akşam yine yalnız başına evlerinin önünde otururken aynı yaşlarda Eli isminde bir kız çocuğu ile tanışır. Eli karlı ve soğuk havaya rağmen üzerinde oldukça ince bir elbise ile soğuğa aldırış etmeden oturmaktadır. O günden sonra Eli'ye gittikçe yakınlaşan Oskar'ın dünyası tamamen değişir. Biz de kendimizi Oskar’ın yerine koyarız. Bir insanı olduğu gibi sevemeyen biz bir vampiri nasıl sevebiliriz. Aşk insana neler yaptırır? Bir örneği de filmin içinde nakış nakış işlenmiştir. Yorumlaması izleyiciye bırakılan baba karakteri belki bir baba belki de Eli'ye uzun zaman önce aşık olup hayatını ona adamış bir adamdır.

Eli ise içinde bulunduğu durumdan hiç de hoşnut olmayan, yaşadığı hayatın getirdiklerine adapte olmuş, insanları öldürüp kanları ile beslenen izlerken ise insanda nefret duygusu uyandırmayan bir vampirdir. Dedik ya o bizim sevimli kardeşimiz. Gece yarısı bir komşunuzun üzerine atlayıp kanını da emebilir ya da sizi bir akşam yemeği olarak görebilir. Ama aşk kırılgandır tıpkı Eli gibi. Gün ışığı en büyük ızdıraptır. Ve en acısı bunca kan ve korkunun içinde Eli mecbur olandır.

Oskar ve Eli , aşklarının salgısı olarak kanı getiriyor bize hiç itirazsız hatta hoşumuza giderek buyur ediyoruz içeriye. Ve rahatça süzülüveriyorlar. Hiçbir vampir davet edilmediği eve izinsiz giremez ama aşk davetsiz bir misafir olabilir. Ona nasıl baktığınız, nasıl gördüğünüz ve nasıl karşıladığınızdır aslolan. Dedik ya bir vampire aşık olmak ya da bir vampirin platonik aşkı olmak... Bunların hiçbirisi beklenen bir aşk hikayesi oluşturamaz. Ama aşk zaten olmayandır, zor olandır...

 

Son Yorumlar

Yandex.Metrica