Karanlıktakiler posteri

Deeeliii deeeliii deeeliii!!! Gülseren, evde tek başınadır. Dışarıdan çocuk sesleri gelir: Deeeliii deeeliii deeeliii… Gülseren korkar; Gülseren saldırganlaşır; Gülseren saklanır. Bir koltuğun üzerine siner. Ancak çocuklar dağıldığında, sesleri uzaklaştığında kendine gelir. Karanlıktakiler, bu sahneyle başlar; Gülseren ve oğlu Egemen’in karanlığının içine böyle çekmeye başlar bizi.

Gülseren yaşlı, yıllarca evinden dışarı çıkmamış, kendine göre şık, gençliğinden kalma alafranga zevkleri olan bir kadındır. Oğlu Egemen ve kız kardeşinden başkası yoktur hayatında. Kız kardeşi arada bir yemek getirir ve Gülseren’i yıkayıp giydirir. Aslına bakarsanız mahallenin çocukları dışında kapılarını çalan da  yoktur.

Egemen, otuzlu yaşlarda, reklam ajansında ofisboy olarak çalışır; ancak annesi, onu memur olarak çalıştığını sanıyordur ve Egemen de bu yüzden takım elbiseyle işe gider. Ajansta üzerini değişir. Akşam eve gelirken de tekrar takım elbisesini giyerek eve gelir. Anne-oğulun arasındaki iletişimsizlik gün geçtikçe artan bir sıkıntıyla devam eder. Gülseren kendi dünyasında yaşananları anlatır Egemen’e; oysa Egemen’in dünyası çok daha başkadır. Egemen’in de annesi ve teyzesi dışında çevresi yoktur. Pazar günü görüşecek kimsesi olmadığı için ajansa gidip motorunu yıkar, teyzesinin evine gider; ama orada da zoraki bir misafirperverlikle karşılaşır.

Umay, Egemen’in çalıştığı ajansın patronudur. Umay, yalnız yaşıyordur ve hayatta da yalnızdır. Egemen'in iyi niyetini, saflığını görür. Egemen’se aşıktır Umay’a ya da bunu aşk sanar. Umay’ın ona olan ilgisi, annesinin yıllardır ona göster(e)mediği ilgidir. Aslında Egemen, annesine, yıllardır annelik yapmaktan bunalmış,  kendisine anne aramaktadır. Umay, onu, evinin kapısından kovduğunda da kendi annesine, Gülseren'e sığınır.

Umay'da aradığı anneyi bulamayan Egemen, annesine geri döner ve annesinin dışarıya çıkma korkusunu yenmesine yardımcı olmaya çalışır. Akşam eve gelip annesinin hoşlanacağı türde özenli bir sofra kurar. Yemekler yapar. Şarap açar ve sigaranın içindeki tütünü boşaltıp yerine ot koyarak annesinin rahatlamasını sağlar. Annesiyle birlikte yiyip içip sohbet ederek gece yarısına kadar eğlenenirler. İkisi sarhoş bir halde kendilerini koltuğa bırakırlar. Gülseren, duvara, annesinin fotoğrafına bakar ve o zaman Gülseren’in dünyasını daha iyi anlarız. Gülseren, bizi karanlığının içine iyice çeker. Deli değildir aslında; toplumun temsili parçası olan ailesinin ahlaki değerlerinin kurbanıdır. Korkusunun temelinde kırılmış, küskün benliği vardır. Egemen’se bu kırgınlığın tek affıdır. Eve kapanması kendi seçimi değildir. Ailesinin buyruğudur. Zamanla bu ev sığınağı olmuştur. Dışarıdaki kötülüklerden, toplumun ahlakından koruyan bir sığınak. 

Gülseren, daldığı geçmişinden çıkınca, Egemen, annesini yanına alarak motoruna biner. Anne-oğul karanlık hayatlarından aydınlığa doğru yol alırlar. Filmin başından itibaren bizi çektikleri karanlığın içinde bırakarak...

Son Yorumlar

Yandex.Metrica