"Ben Kadınların Evine Girdim miydi Kahveden Başka Şeyler Düşünürüm, Kuzu. Ama Bakalım Senin Kahvenin Köpüğü Ne Alemde" posteri

"Bak Kuzu! Hayatta üç husus vardır ki hiç şaşmamışımdır. Bir, yağmuru; İki, ısıracak köpeği; Üç, beni seven kadını peşin kestiririm." İlk iki yeteneğini filmde göremiyoruz. Ama üçüncüsünde gerçekten fırtına gibi. 'Seven kadını' kestirmesi ile öpmesi bir oluyor. Bir başka özelliği de 'zaman kaybına tahammülü olmaması' galiba.

 

Kış aylarında çekilen 'Silahların Kanunu', 25 Mayıs 1966, Çarşamba günü (İstanbul) Kulüp Sineması'nda gösterime girmiş. 72 dakika sürüyor bunun yaklaşık 8 dakikası araba ile kovalamaca. Aynı konu, 1970'de 'Bomba Ahmet' adıyla tekrar çekilecektir.

'Baş belası bir benzerlik' öyküsü. 'Bir dönem semt sinemalarını ve Anadolu seyircisini kasıp kavuran ucuz avantür film zincirlerinden bir halka'. Yılmaz Güney'in, seyirci kazanmak için rol aldığı önemsiz yapımlardan biriymiş!

Jenerik, 'Negatif Montaj' (Ender Teker, Kenan Hacaman) ve 'Senkron' (Mustafa Kent, İsmail Kalkan) ile başlar! Berlin'deymişiz. ('Batı' olduğunu 'hissikablelvuku' ile anlıyoruz). Yılmaz Ali, bileklerindeki ipi çözüp kaçarken Ahmet'in adamları tarafından 9 kurşunla taranıyor. Kim ve niye bağlamış belli değil. Haber, kendisine çok benzeyen Metin Demir'e ulaşır. Kahramanımız bu sırada bir Alman güzelinin 'ifadesini almaktaydı'! Hastanede "Geçmiş olsun. İyi görmüyorum seni. Duyduğuma göre kaburgalarına iki delik açmışlar" diyor. Gerçekten de 'iyi göremiyor'. Çünkü sargıdaki 'kan izi' sayısı 'üç'! Aynı yumurta ikizi gibiler. Tek fark, Yılmaz bıyıklı! (Sonradan 'parmak izlerinin de farklı olduğunu' öğreneceğiz). Bölük pörçük anlatıldığı için olaylar tam anlaşılmıyor. Galiba 5 yıl önceki banka soygununda çeteye ihanet edip altın külçelerini saklamış. İki milyonluk servetin yerini bir tek karısı biliyor. Genç kadının durumu da ilginç. Çeteden kaçarken kaza geçirince 'tanınmamak için' estetik ameliyatı olmuş. Artık annesinin bile anlayamayacağı kadar değişik. Adı Türkan'dı, şimdi kimbilir ne! Çetenin kalbura çevirdiği Yılmaz ölünce, sivil polis Metin yerini alacaktır.

"Beyimizin defteri dürüldü" ve "Şu anda cehennem kapısında nöbet bekliyor". Durum, çete reisi Ahmet'e bu cümlelerle anlatılır. Oysa canlı istemişti Yılmaz'ı. "Çaldığı altınların yerini cesedinden mi öğreneceğiz" diye köpürüyor. Bu sırada Almanya'dan gelen bir telefon 'Yılmaz'ın İstanbul için uçak bileti aldığını' bildirir. 'Metin' olduğunu bilmiyorlar tabii. Şef, 'budalalığa ve yalan söylenmesine' kızan biri. 'Yanlış bilgi veren' adamı için 'iki kurşun' ayırmış. '3 el' ateş eder! "Olmaz böyle şey. Vallahi öldürdüm, delik deşik ettim, inan" diye yalvarıp duruyordu zavallı. Gerisini zebanilere anlatır artık cehennemde!

Hostes Nurlan San, Metin'i çok beğenmiş. 'Çiklet' ikram ediyor. "Sakalım çıkmaz" diye korkarmış kahramanımız. Başka bir arzusu, mesela şeker? 'Dişlerini bozarmış'! Öyleyse limonata? "Aslan sütünden gayri içki kullanmam. Onun olmadığı yerlerde viski içerim." Sadece 'adresini' istermiş genç kızın! [Bu konuşma, hayali iki hostesin anılarını içeren 'Coffee, Tea or Me?'yi (1967) (Donald Bain) çağrıştırdı].

İnerken 4 pervaneli KLM olan uçak, durduğunda, pervanesiz Pan Am olur. Artık İstanbul'da ve şapkasıyla beraber polisin emrine amadeyiz!

Gümrükte bavuldan bir 'sutyen' çıkar. "Başka ne var?" sorusunu "Top, tabanca, tüfek, bomba. Her şey var işte" diye yanıtlıyor. [İkinci çevrim 'Bomba Ahmet'teki (1970) Tanju Korel ise "Tabanca, mermi, tüfek, top, bomba ve Sofia Loren" diyecektir].

Türkan'ın ismi dışında bilinen tek şey şarkıcılık yaptığı. Polis Müdürü Muzaffer Yenen "Evet, O'nu arayacaksın. Daha doğrusu karşılaşırsanız kadın seni Yılmaz Ali sanarak yanaşacak? Ama bunun için uçaktaki hostesten başlayıp Orta Doğu'daki bütün kadınlarla öpüşüp oynaşman gerekmez" diyor.

Önce Kasımpaşa'da oturan Karanlık Osman'ı bulmalıymış. "Öpmek için değil inşallah!" Koyu renk fötr şapka, beyaz kaşkol, ağızlıklı sigara. Rahmetlinin sağ koluymuş. Ama filmin sonuna kadar kahramanımızın O olmadığını anlayamıyor. Birçok şeyi sayesinde öğreniyoruz. Ahmet ve çetesini araştırmış; "Şu şirket adı altında kurulmuş bir yer var ya, Bertol Limited. İşte onların işle güçle alakaları falan yokmuş. Asmışlar tabelayı kapıya, yayılmışlar Bertol şirketinin adı arkasına. Akla gelmedik ne kadar kaşkariko varsa çeviriyorlarmış. Para çalmaktan tut da para ile adam temizlemeye kadar." Haraç toplamaları da tıkır tıkır, saat gibi!

Yılmaz'ın 'karısını' aramak, 'deneme yanılma' yoluyla olacak. "(Kafasını göstererek) Benim gaz tenekesine sorarsan gene şarkıcılık yapıyordur. Barları dolaşalım" demişti Osman.

Her gece bir bayanla beraber olur Metin. Sabah ilk tebrik yine Osman'dan; "Helal be Yılmaz Abi. Gene aldın yengenin tozunu!"

Üç aday var; Sevim Şengül'ün sesiyle şarkıcılık yapan Nilüfer, striptizci (filmdeki adını öğrenemeyeceğimiz) Aysel Tanju ve (yine adını öğrenemeyeceğimiz) Aysel Gilda.

Kendi karısı olsa değil plastik ameliyatı, üzerinden silindir geçirip pestilini çıkarsalar 1000 kilometre mesafeden kokusuyla tanırdı ama şimdi yapılacak terk şey kadının açık vermesini beklemek.

Metin'in diğer adı, 'Çirkin Kral'! Yalnız çirkinlikte değil zamparalıkta da 'Gol Kralı'!  Don Juan'ın İstanbul şubesi! Hangi kadına rampa etse hüsnü kabul görüyor. Öylesine kesiliyorlar.

Üç kadını, çete reisi Ahmet de fark etmiş. Planı şu: "Evet, seviyorlar. Ben de bu sevgiden faydalanacağım. İşkence yapılacak ama bir farkla. Kadınlara değil Yılmaz'a. Seven kadın dayanamaz, gerçeği söyler."

Gerçekten de sevdiği adama kızgın demirle yapılacak işkenceyi görünce dayanamaz Nilüfer. "Bırakın O'nu, benim karısı. Göstereceğim paranın yerini." Hurda Ankara Gemisi'nde saklamış altınları.

Pabucundaki gizli bıçakla iplerinden kurtulan kahramanımız, dünyayı zindan ediyor çeteye. Nilüfer, ancak Demir'in söylemesinden sonra anlıyor O'nun kocası olmadığını! Dans ederken, öpüşürken, sevişirken anlayamamış! Filmin sonu tam belli değil. Delikanlının "Yılmaz Ali'yi 5 ay önce Berlin'de vurdular. Ben Metin Demir. Ölürken yanındaydım. Bana her şeyi anlattı. Tek arzusu intikamının alınmasıydı. Onu da fazlasıyla aldım. Seni aldattığım için üzgünüm" demesi birlikte olamayacaklarını düşündürdü.

'Silahların Kanunu'ndaki melodiler.

'Goldfinger'daki (1964) (John Barry) "Oddjob's Pressing Engagement" 4 sahnede (Jenerikte; Yılmaz Ali, 3 kişi tarafından vurulurken; Demir, Yeşilköy'de arabasına binerken; Gazinodaki kavgada). 'The Death of Goldfinger' 3 sahnede (Otel odasında haydutlarla dövüşürken; Aysel Tanju kaçırılırken; Sondaki kavgada).

'Hatari!'deki (1962) (Henry Mancini) 'Sounds of Hatari' 8 sahnede (Metin, telefonla, Yılmaz Ali'nin vurulduğunu öğrendiğinde; Hastanede konuşurlarken; Çete adamları Nilüfer'in peşinde koşarken; Yılmaz ve Osman'a ateş ederlerken; Ahmet, '3 kadın ve Yılmaz itinin' yakalanmasını emrederken; Altınların bulunduğu yere geldiklerinde; Yılmaz, ölen Gilda'yı öperken; Altınları çıkarırlarken). 'Theme From Hatari' 2 sahnede (Havaalanındaki araba takibinde; Sondaki kavgada). 'The Soft Touch' Otelde, 706 numaralı odasına girerken. 'Night Side' Aysel Tanju, evde, dans ederken. 'Just For Tonight' Nilüfer, şömine önünde kitap okurken. (Biraz sonra kaçırılacak).

'From Russia With Love'daki (1963) 'Main Title' (Lionel Bart) Ahmet "Havaalanını sarın. Yılmaz'ı yakalayın ama sağ olarak istiyorum" derken. 'Tania Meets Klebb' (John Barry) 3 sahnede (Otel asansöründe Gülgün Erdem'le beraberken; Kavga sonrası öpüşürlerken; Yılmaz'ın parmak izi alınırken). 'James Bond With Bongos' (John Barry) Bavuldan tabancasını çıkarırken. 'Gypsy Camp' (John Barry) 2 sahnede (Sevişme sonrası Aysel Tanju ile konuşurken; Muzaffer Yenen, Osman'la konuşmadan önce gün batımında). '007 Takes The Lector' (John Barry) Berto Şirketi'nde haydutlarla kavga ederken.

'Dr. No'daki (1962) (Monty Norman) 'James Bond Theme' 12 sahnede (Uçaktayken; Yeşilköy'e iniş yaptığında; Demir, çete adamlarına "Hey, Kuzular! Kent Otel'de beklerim" diye bağırırken; Sivil polis olduğunu öğrendiğimizde; Karanlık Osman'la karşılaştığımızda; Yılmaz, Berto Şirketi'ne geldiğinde; Osman "Helal be Yılmaz Abi, gene aldın yengenin tozunu" derken; Yılmaz, Nilüfer'in evine gitmek üzere otelden ayrılırken; Polis Şefi Muzaffer Yenen "Sen işini bilirsin" derken; Yılmaz kaçırılırken; Hurda Ankara gemisine geldiğinde; Sondaki kavgada). "Dr. No's Fantasy" Aysel Gilda'nın evine geldiğinde.

'Azize' (Suat Sayın) Aysel Tanju'nun oryantal dansında.

'Thunderball'daki (1965) (John Barry) 'Main Title' 2 sahnede (Evde, Aysel Tanju ile öpüşürken; Nilüfer'in evine geldiklerinde). 'At The Casino' Yılmaz, 'üç husus'tan söz ederken. 'Crash Landing-The Bomb' 2 sahnede (Ahmet, kadınlara değil Yılmaz'a işkence yapacağını söylerken; Nilüfer'in itirafından sonra). 'Switching The Body' Ahmet "Sayın bayanlar, huzurunuzda kıymetli sevgiliniz Yılmaz Ali" derken.

'Saint Louis Blues' (1914) (William Christopher Handy) Aysel Tanju'nun striptizi sırasında.

Filmdeki şarkılar.

'Seninle Bir Sonbahar Mevsimiydi Tanıştık' (1965) (Yusuf Nalkesen) (Hicâz) (1 dakika 48 saniye) Gazinoda, Nilüfer, Sevim Şengül'ün sesiyle söylüyor. "Seninle bir sonbahar mevsimiydi tanıştık//Sanki birbirimizi yıllarca aramıştık//Düşmeden el diline mesut günler yaşadık//**//Yabancı olduk şimdi yazık birbirimize//İstersen gel dönelim eski günlerimize//**//Bazı gün ben küserdim darılırdın bazı sen//Barıştırırdı bizi alnıma konan busen//Ayrıldık ayrılalı ne haldeyim bir bilsen."

'Dr. No'daki (1962) (Monty Norman) 'Under The Mango Tree' (Diana Coupland söylüyor) Aysel Gilda kaçırılırken. "Underneath the mango tree//Me honey and me can watch for the moon//Underneath the mango tree//Me honey and me can make boolooloop soon."

Yılmaz Ali, uyuşuk herifin biri! Kaplumbağadan ağır, sarsak. Öyle mıymıntı ki yaptığı söylenen şeyleri yapabildiğine inanmak çok zor. 5 yıl önce iki milyonluk soygunun zanlısı olduğu sırada bir de savcı öldürmüş! İkiz kadar benzeri Metin Demir öyle mi ya! Fötr şapka, siyah gözlük, alaycı bakışlar! Neşeli, cıva gibi. Pusulası hep kadınları gösteriyor. Kabadayı, cesur. Çirkin ama şeker gibi. Karanlık Osman'ın yanında Ayhan Işık'tan farksız. Bazen çok geveze. Kimine bakışlarını, kimine yumruklarını konuşturuyor. Filmdeki 43 kurşun; 3 tokat; 59 yumruk; 7 tekme; 1 kafa ve 8 telefon görüşmesinin çoğu bizimkinden. Öpüşürken bile ('tavşan yavruları' dediği haydutlarla) kavga edebiliyor. Şoförlüğü delice. Neredeyse iğne deliğinden geçiriyor arabayı. 'Sorgu hâkimi gibi' konuşanlar hariç kadınlarla arası çok iyi. Çenesine dokunduğu Remziye Fırtına ve Yanak aldığı Berto Şirketi'nin 'lati lokum' sekreteri dışında bütün kadınları 22 kez öpüyor. Alman dilberi 10; Gülgün Erdem'i10; Aysel Tanju'yu 30; Aysel Gilda'yı 10; Nilüfer'i 13 saniye.

Almanya'daydı. Ama Yeşilköy'deki anons Paris'ten geldiğini söylüyor. 'Darling' diye hitap ettiği hostes de İngiltere'ye 'döneceğini'!

Kadın erkek ayrımı yok, 23 kez 'Kuzu' diye hitap ediyor herkese. En çok Aysel Tanju (6) ve Nilüfer'i (5) şereflendirir. '34 FR 654' plakalı arabasını 'Çirkin Kral'dan anımsıyoruz.

Otelde, bavulundan çıkardığı tabancasına hatır soruş "Nasılsın sevgilim" şeklinde! "Uzun zamandır (kısa bir uçak yolculuğu boyunca) seninle oynaşmadık."

Almanca, İngilizce biliyor. Ayrıca kendisinden öğrendiğimize göre "Sana ne"nin Çincesi "Sino ko"; Kongocası "Sen kaka koko"ymuş. Türkçesi de 'gangstere bir yumruk'!

İtle yatan pire ile kalkar misali Demir ile dolaşanın da başı dertten kurtulmaz. Sırf bizimkinin yanında diye takır takır kurşunlanmıştı Osman.

Kadın erkek arkadaşlığı, Nilüfer'e göre 'nikâh dairesinde'; Kahramanımıza göre 'yatak odasında' bitermiş. Sonra gözlüklerini çekti mi ver elini hürriyet!

Karanlık Osman, kumarcı ve zarcı. Görünüşü kömürlük penceresi gibi kasvetli ama ruhu çiçek mi çiçek! 'SON' yazısı sonrasında bile Metin'i Yılmaz zannetmekteydi.

Paraların yerini bir tek Türkan biliyordu. Sıkıştırmışlar. O da 'cızlam ederken' kaza geçirmiş. "Sözüm meclisten dışarı, surat olmuş Çarşamba Pazarı." Tanınmamak için 'lastik ameliyatı' mıdır ne karın ağrısı ise ('plastik' diye düzeltir Demir) işte ondan yaptırıp bambaşka bir kadın olup çıkmış. "Değil sen ben, 9 ay karnında taşıyan anası görse tanıyamazmış."

Çete reisi Ahmet de adamlarına karşı çok anlayışlı! Hak vermez, verse verse beyinsiz kafaları için birer kurşun hediye edebilirmiş.

Metin "Aradığımız, adını ve şeklini bilmediğimiz Yılmaz Ali'nin karısı değil mi" demişti Muzaffer Yenen'e. Bu cümle "Aradığımız, Yılmaz Ali'nin adını ve şeklini bilmediğimiz karısı değil mi" şeklinde olsa daha doğru olurdu. Üstelik adı biliniyor. Bir başka hoş konuşma. "Kuru kuruya çene yormayıp sohbeti alkollesek, ha" dediğinde, Osman keyiflenir; "Dilinin tüyünü seveyim be Abi. Halden anlıyorsun yani ya."

Nilüfer, şarkıcı. Aysel Tanju oryantal ve striptizci. Gilda'nın ise öpüşmekten başka bir sanatı yok! Sadece soru sormak istiyordu Metin. O'nu yarı çıplak, hamam üniformasıyla görünce niyeti bozar! Sondaki kavga sırasında öldüğünde bile öper. Teşekkürü böyle.

Yılmaz Güney, bir sahnede, gözlük takarken sol gözünü incitir. Canının yandığı belli ama aksatmadan rolüne devam ediyor. 'Seninle Bir Sonbahar' şarkısından sonra Türkan'ı masasına davet etmiş. 'Masalara oturan, yatak odasına adam alan artistlerden değil' genç kız. Metin de hacıağa değil. "Prensiplerinizi bir gecelik bozarsanız memnun olurum" diyor.  Biraz sonra 'Thunderball' (1965) (Sözler Don Black) ile öpüşüyorlardı: "He always runs while others walk//He acts while other men just talk." Prensipler de Anayasamız gibi maşallah!

Metin/Yılmaz'ı Abdurrahman Palay; Türkan/Nilüfer'i Handan Kadıoğlu; Ahmet'i Süha Doğan; Pipolu Şef Muzaffer Yenen'i Agâh Hün; Hostes Nurlan San'ı Sacide Keskin; Garson Orhan Çoban'ı Fikri Çöze; Enver Dönmez'i Erdoğan Esenboğa seslendirmiş.

Muzaffer Yenen, Aysel Tanju ile telefonda konuşurken, Agâh Hün "Sen önce Osman'ı bul" diye seslendireceğine, ufak bir hata ile "Sen önce Danyal'i bul" diyor.

Metin Demir/Yılmaz Ali-Yılmaz Güney; Nilüfer/Türkan-Nilüfer Aydan; Aysel Tanju; Aysel Gilda; Ahmet-Reha Yurdakul; Karanlık Osman-Danyal Topatan; Polis şefi-Muzaffer Yenen; Hostes-Nurlan San; Oski-Hüseyin Zan; Enver Dönmez; Garson-Orhan Çoban; Yeşilköy; Gazino; Ankara Gemisi; Kent Otel; Kasımpaşa kumarbazları çok güzel.

Hostes rolündeki Nurlan San, enstitü mezunu. 1.66 boyunda. 1964'teki bir güzellik yarışmasında üçüncülüğü var. Önce tiyatroyu denemiş. Sinemaya geçişi 1962'de. İlk filminden aldığı ücret 2 bin lira. En çok 'Mata Hari gibi esrarlı roller' istemekteydi. Sinema, muhit edinmekten başka bir şeye yaramamış. "Dışarıdan bakılınca çok şey sanılıyor. Fakat içine girince insan düş kırıklığına uğruyor." Sevda Ferdağ'a benzetilirdi. 1965'de Gen-Ar Tiyatrosu'na geçip Ege Ernat'ın sahnelediği 'Hizmetçiler'de (Jean Genet) rol almış. 68'deki evliliği sonrasında sinema ve tiyatroyu bırakmış.

 

'Yüzde otuz olasılıkla karısı' Aysel Tanju'nun striptizi. Yanında getirdiği Osman'ın ağzı sulanmış. "Yenge de, maşallah, 4 kandilli bayram fenerine benziyor Abi" diyor. Metin, doğal olarak, bu ilgiden rahatsız! "Ulan, lütfen ağzını topla. Hem, yeter ha! Farları açıp, manda, katar seyreder gibi bakma." Arkadaşının niyeti temiz ama biz ne temiz niyetler gördük! Sonu hep doğumevinde biter. Osman hâlâ "Dansı bitince evine mi götüreceğiz yengeyi, Abi" gayreti içinde. " 'Ceğiz' değil 'ceğim'! Bir kadını tek başıma zarflayıp postalayabilirim ben."

Son Yorumlar

Yandex.Metrica