Casablanca

8,88

( 19 kişi yorum yaptı )

Casablanca

(Casablanca)

Sinema Filmi

1942

Zaman;İkinci Dünya savaşı, Yer;Fas. Film:Casablanca Humphrey Bogart ve Ingrid Bergmanın başrollerinde oynadığı romantik filmlerin bu unutulmaz klasiği mutlaka arşivinizde bulunmalı...

Ödüller

En İyi Film (16.Oscar Ödülleri-1944)

En İyi Yönetmen (16.Oscar Ödülleri-1944)

Oynayanlar

Humphrey Bogart Humphrey Bogart Rick Blaine
Ingrid Bergman Ingrid Bergman Ilsa Lund
Paul Henreid Paul Henreid Victor Laszlo
Conrad Veidt Conrad Veidt Kaptan Renault
Claude Rains Claude Rains Binbaşı Strasser
Sydney Greenstreet Sydney Greenstreet Signor Ferrari
Peter Lorre Peter Lorre Ugarte
S.z. Sakall S.z. Sakall Carl
Dooley Wilson Dooley Wilson Yvonne
Madeleine Lebeau Madeleine Lebeau Sam
Joy Page Joy Page Annina Brandel
John Qualen John Qualen Berger
Leonid Kinskey Leonid Kinskey Sascha
Curt Bois Curt Bois Yankesici
Toron Karacaoğlu Toron Karacaoğlu Türkçe Seslendirme
Alev Koral Alev Koral Türkçe Seslendirme
Pekcan Koşar Pekcan Koşar Türkçe Seslendirme
Ercan Demirel Ercan Demirel Türkçe Seslendirme

Son Yorumlar (19)

serdardemirkiran avatar serdardemirkiran 22 Ocak 2017 17:06:01

9

“Bir daha çal, Sam. Eski günlerin anısına”.
“Casablanca” sinemanın başyapıtlarından biri.1989 da “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasında görülerek Amerikan ulusal film arşivinde muhafaza edilmesine karar verillen film, 1943 te 8 Oscar adaylığından “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Senaryo” dallarında Oscar kazanmıştır. 2002 yılında da tüm zamanların en iyi aşk filmi seçilmiştir. Ancak, üzerine pek çok kitap yazılan, eleştirmenlerce üzerine yazılmadık, söylenmedik söz bırakmadıkları film II. Dünya Savaşının sürdüğü ve daha kimin kazanacağının belli olmadığı bir zamanda çekilmiş olmasıyla sadece bir “aşk filmi” değildir. Çekim esnasında her gün senaryosuna eklemeler ve çıkarmalar yapılarak çekilen film, bilhassa final sahnesininde Humprey Bogart dışındaki oyuncuların filmin sonunun ne olacağını bilmemesi nedeniyle çok başarılı oyun verdikleri de belirtilmektedir. Sinemanın icadından yaklaşık elli yıl sonra çekilen bu film, üzerinden 75 yıl geçmesine ve filmi gerçekleştiren kişilerin hiçbirinin yaşamıyor olmasına rağmen unutulmamış,zirveden hiç inmemiştir. Film, Nazizm karşıtı görüşünü sergileyen pek çok siyasi sembol ve alt okuma metinleriyle doludur. Her seyredişte farklı özellik ve anlamlarını bulduğumuz bu özelliklerden elimden geldiği, dilim döndüğünce bahsetmek isterim.
1942 yapımı olduğuna inanmanın güç olduğu film bize izleyeceğimiz öykünün ön anlatımıyla başlıyor; “İkinci Dünya Savaşının yaklaşmasıyla tutsak Avrupa'daki gözler, umutla veya umutsuzlukla Amerika'daki özgürlüğe çevrilmişti. Lizbon, gemi kaynayan bir liman oldu. Ama Lizbon'a ulaşmak o kadar kolay değildi. Göçmen kafileleri ıstırap içinde, dolambaçlı yollardan ilerliyorlardı. Paris'ten Marseilles'e, Akdeniz'den Oran'a. Oradan da trenle, arabayla ya da yaya olarak Afrika kıyılarından Fas'ın Casablanca şehrine. Burada talihli olanlar, para, ısrar ya da şansları sayesinde çıkış izni alıp, Lizbon'a koşuyorlardı. Ve Lizbon'dan ver elini Yeni Dünya. Kalanlar ise, Casablanca'da bekliyorlar. bekliyorlar, bekliyorlar, yine bekliyorlar.”
Filmde anlatılan aşkın simgesel olduğu Rick ve Ilsa nın aşkının, Amerika ve Avrupayı simgelediği alttan alta hissettirilmektedir. “Özgür Fransa” ya ise filmde pek çok gönderme yapılıyor, daha filmin başlarında evrak eksiği olduğundan polisten kaçan kişinin Alman işgalinde Fransa’da kurulan Vichy Fransa’sı hükümeti başkanı Mareşal Philippe Petain’in afişi önünde vurulması, elinde de De Gaulle’ün Londra’da kurduğu direniş örgütünün simgesi olan Lorraine Haçı”nın olması filmin Nazi karşıtı tavrını net bir şekilde gösteriyor.Bu haçı daha sonra Rick’in gece klübünde Victor Laszlo’ya kendini tanıtmak isteyen Berger isimli kişinin gösterdiği yüzükte görürüz.
İki Alman asker öldürülerek, onlardaki iki taransit geçiş vizesi kayıptır. Rick’in yerine gelen Ugarte vizeleri kendi adına saklaması için Rick’e verir, kendisi tutuklanır. Ilsa kocası Victor’la Rick’in yerine gelir ve piyanist Sam’den “As Time Goes By / Zaman İlerledikçe” yi çalmasını ister, Sam istemeye istemeye razı olur. Ilsa’nın onu ve Rick’i daha önceden tanıdığını öğreniriz. Müzik yayılır…
You must remember this / Bunu hatırlamalısın
A kiss is still a kiss / Bir öpücük hala bir öpücük
A sigh is just a sigh / Bir iç çekme hala bir iç çekme
The fundamental things apply / Anlamını bulur herşey
As time goes by / Zaman ilerledikçe
And when two lovers woo / Ve aşıklar kur yaparken
They still say: "i love you" / Hep ''seni seviyorum'' derler
On that you can rely / Sakın inanmamazlık etme
No matter what the future brings / Geleceğin ne getirdiği farketmez
As time goes by / Zaman ilerledikçe….
Rick hışımla gelir ve Sam’e bunu söylememeni ister.
Bar kapandıktan sonra Rick geçmişi hatırlar, Ilsa ile olan ilk tanıştıkları zamanı Ilsa hep “Geçmişe dair soru sormak yok” demiştir. Viktor’un ölüm haberini alan Ilsa’nın yalnızlığını Rick’le geçirdiğini, Viktor’un yaşadığını öğrendiği anda da Rick’i terk ettiğini öğreniriz. Tren garında yağmur altında Rick tek başına elinde Ilsa’nın gelemiyeceğini bildiren mektubuyla kalışına şahit oluruz. Filmde simgeler devam eder; Rick, Ilsa’ya Paris’in işgali sırasında “Sen mavi giymiştin, Almanlar gri” derken, Fransız bayrağının “özgürlük” rengi olan maviye atıfta bulunduğunu, Ilsa’nın da “Evet o kıyafeti bir kenara attım, Almanlar giderken tekrar giyeceğim” demesi, özgürlük için mücadeleye devam edeceğiz demekti. Rick’in yerinde Almanlar kendi marşlarını söylemeye başlayınca, içeri giren Victor hemen Fransa marşıyla karşılık vermek ister, müzisyenler önce Rick’e bakarlar, burada Amerika savaşa girmezse Avrupa’nın zafere ulaşamayacağı vurgulanmaktadır. Rick onay verir ve hep bir ağızdan “La Marseilles”i söylemeye başlarlar, Strasser hemen barın kapatılmasını ister.Akşam Ilsa gelir, Rick’e / Amerika’ya “transit geçiş mektuplarını Viktor’a vermesi / savaşa girmesi” için adeta yalvarır. “Bir kadın / (Avrupa) seni üzdü diye, sen tüm dünyadan intikam alıyorsun” der. Ilsa, Rick’i silah dahil her yolla tehdit eder, hiçbiri iş görmeyince Rick’in kendisine olan eski günlerdeki zaafını kullanır, Rick, Ilsa’nın hep Viktor’un olacağını artık anlamıştır. Rick / (Amerika) her ne yaparsa yapsın Ilsa / (Avrupa)’nın asla kendi çizgisine girmeyeceğini, kendisinin olamayacağını kabullenmiştir. Victor’da, Rick’e “mektupları bana verme ama Ilsa’yı/ (Avrupa)’yı kurtar” der. Rick/(Amerika) yardım planın devreye sokmuştur artık, transit geçiş belgelerini onlara verecektir. Havaalanında Victor ve Ilsa’yı uçağa bindirirken alana gelen Binbaşı Strasser / (Almanya), Pearl Harbour yenilgisiyle savaşa giren (Amerika) / Rick’e silahını doğrultuyor / savaş ilan ediyordu ancak kaybeden kendisi oluyordu. Rick /(Amerika) onu vuruyordu.Uçak havalanarak Ilsa ve Victor’u Casablanca’dan özgürlüğe uçururken, Yüzbaşı Renault / (Fransa)’nın gelen polislere “Her zamanki şüphelileri tutuklayın” demesi ve Rick’e / (Amerika)’ya “ sadece duygusal değilsin, vatansever de oldun” demesi, Amerikanın savaşa dahil olmasını anlatıyor. Artık Fransa’daki hükümetin bittiğini de elindeki Vıchy şişesini çöpe atarak gösteriyor. Rick’in / Amerika’nın da “Louis.. sanırım bu iyi bir arkadaşlığın başlangıcı olacak” sözü Amerikanın, kendi bağımsızlık savaşındaki yardımları için Fransa’ya bir teşekkürü oluyor adeta.
Bu bahsettiklerim üzerine filmi bir kez daha izlerseniz, gizli ajanların, vatan hainlerinin, Nazilerin ve Fransız direniş örgütü üyelerinin kol gezdiği Casablanca’da geçen hikâyenin sadece yaşanan umutsuz bir aşktan ibaret olmadığınının daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum.
Filmde bazı ilgi çekici diyaloglarda var.
Yvonne- “Dün gece neredeydin?”.
Rick- “Çok zaman geçti hatırlamıyorum”
Yvonne- “Bu akşam seni görebilecek miyim?”.
Rick- “Şimdiden akşamın planını yapmam” sözü…

Rick’in Sam’e “Onun için çaldın, benim içinde çalabilirsin. O dayanıyorsa ben de dayanırım” der.

Ilsa’nın Rick’e “Dünya harabeye dönerken, biz aşık olmakla uğraşıyoruz” sözü dikkat çekiyor.

Yazım uzadı, kusura bakmayın. Bilhassa benim vazgeçemediğim film olan “Casablanca” söz konusu olunca sözüm bitmedi. Nerede hangi şartta denk gelirsem, ayrılamayıp, oturup sonuna kadar defalarca izlediğim bir filmdir.Yapım yılının çok ötesinde olan, kusursuz yönetim, kamera, müzik ve unutulmaz oyunculuklar içeren, bilhassa İngrid Bergman’ın sinema tarihindeki en güzel halini gösteren bu muhteşem filmi, görmeyenin olmadığını düşünerek, her seyredişte farklı bakış açısıyla farklılıklar bulacağınız ve daha da bağlanacağınız filmi tekrar seyretmenizi öneririm. Yazımında bu yönde bir katkısı olursa bu da beni mutlu kılar. Ama, Bergman hakikaten çok güzel…

vitruvian avatar vitruvian 28 Şubat 2015 12:41:53

9

Romantik-Dram türünde zirvedeki film.. İzleyiciyi sıkmayan harika bir başyapıt... Sinema tarihinin klasiklerinden. Böyle eserler için diyecek şey bulmak da güç oluyor çoğu zaman. ''Casablanca'', 2.Dünya Savaşı sırasında çekilmiş ve seyircilere sunulm uş bir film. Filmi 1942 yılında olduğunuzu düşünerek izlerseniz, kendimizi o zamanki sinema izleyicisinin yerine koyarsak filmi daha çok severiz diye düşünmekteyim. Filmin bu kadar beğenilmesinde Bogart'ın ''cool'' Rick karakteri, siyah-beyaz'ın büyüsü, bar'ın fetişliği, ''As Time Goes By'' şarkısı elbette çok önemlidir. Ama bunlardan daha da önemli olani bence cesur ve zeka dolu finalidir. Günümüzdeki aşk filmlerinde bile böyle cesur bir finale izleyiciyi kaybetme, salona çekememe endişesiyle kolay kolay cesaret edemiyor yönetmenler. "Dünyada onca kentte onca batakhane varken o kadın benimkine geldi." ve bir daha çal Sam o dayanabiliyorsa ben de dayanırım replikleriyle beni darmadağın eden müthiş bir klasik. Bergmana aşık olduğum film. O anlamsız gibi görünen bakışların arkasındaki derinliği tarifsiz manalar. Mekan olarak Casablanca kesinlikle çok şey katıyor filme. Belki sürekli şehirden görüntüler veya dış çekimler izlemiyoruz ama sırf barın içi bile o havayı o kadar iyi yansıtıyor ki, sanki kendinizin de ara sıra uğradığı bir mekan halini alıyor. Rick'in yeri. Bu arada yan karakterlerden Sam'i ve diğer çalışanları da unutmayalım. Aşk filmi olarak geçse de genelde, eserin aslında tarihi bir gerçekliği ve belli siyasi bir dokusu da mevcut. Kısacası eksiksiz bir film işte fazla söze gerek yok. Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi aşk filmi. Yarattığı harika atmosfer klasik replikleri, mükemmel oyuncu performansları, etkileyici müzikleri ve etkileyici sonuyla eskimeyen belkide hiç eskimeyecek olan büyük bir başyapıt. Gerçek sinemaseverler için, yani sinemanın 1990larda hatta 2000lerde icat edildiğini düşünmeyenler için, bulunmaz bir başyapıt. Göz açıp kapayana kadar bitiveriyor. Sinema tarihinin klasiklerinden bu filmi izlemeyen kalmamalı.

nostaljikinsan avatar nostaljikinsan 07 Şubat 2015 17:48:35

10

Filmi izlerken degil sadece düsünürken bile ruhumda yansimasini hissediyorum. Yabanci filmlerde bu duyguyu cok fazla yakalayamiyorum ama Casablanca ruhuma hic yabanci degil.

enginyuksel1982 avatar enginyuksel1982 27 Kasım 2014 23:23:44

7

bu kadar eski olmasına rağmen ayakta kalabilmiş nadir filmlerden biri belki de dünyada bu kadar sevilmesinin nedeni 2.Dünya Savaşı'nın dünyaya yansıyan duygusal yansımalarıdır 7/10

Alevrin avatar Alevrin 11 Temmuz 2013 00:38:50

Tekrar çal Sam...

leon_red avatar leon_red 29 Nisan 2013 00:47:50

8

'''Bir daha çal sam...
Nutkunuz tutulur gözleriniz dolar ve sorarsınız kendinize var mıdır böyle bir aşk diye...
'''Öp beni sanki son defa öpüyormuş gibi...
Aşk ancak böyle anlatılır sevgi bazen sevgiliden vazgeçmek demektir. An gelir elveda demek s eni seviyorum demekten daha etkilidir...
Casablanca Casablanca ve yine Casablanca her aşık olduğunuz da yeniden Casablanca...

Yandex.Metrica