Aşk Bu Değil

8,38

( 5 kişi yorum yaptı )

Aşk Bu Değil

Sinema Filmi

1969

Fausto Pepetti’nin ‘I Remember N. 3 (Misty)’ albümündeki (1966) “Let’s Face the Music and Dance” (1936) (Irving Berlin) ve ardından ‘Soledad (Solitude)’ (1934) (Duke Ellington).
Dansta başlayıp masada devam eden konuşma.
Orhan; “Sana hiçbir şey sormamıştım, gene de sormayacağım. Mazini bilmek öğrenmek istemiyordum.”
Selma; “Hayır.”
Orhan; “Niçin?”
Selma; “Hiç değilse şimdilik sorma… Ne mazim var benim ne istikbalim. Sadece bu akşamı yaşamak istiyorum.”
Orhan; “O’nu (Nihat’ı) hâlâ seviyor musun?”
Selma; “(Anlamazdan gelerek) Kimi?”
Nihat; “O’nu!”
Selma; “(Duy da inanma dedirtircesine) Sevmiyorum! Görmedin mi, duymadın mı?”


Kanun dışı yaşamdan kurtulmak isteyen delikanlı ile şarkıcı olan sevgilisinin öyküsü.
Jenerikte iki melodi var. James Last Orkestrası’ndan ‘Morgens Um Sieb en (ist die Welt Noch in Ordnung)’ (1968) (James Last) ve Metin Bükey Orkestrası’ndan ‘Kendi Derdim Bana Yeter’ (1969) (Suat Sayın).
İstanbul’un yoksul semtlerinde kiralık ev arayan Selma ve Nihat. Bir haftadır ayaklarına kara sular inmiş. ‘Çalınmış Hayat’taki (1970) Nermin’le Mehmet’e benziyorlar. “İki oda ama bir tanesi çok küçük. Mutfak da pek harap.” Delikanlı ise daha çok kirası ile ilgili; “350 lira da para istiyorlar.”
Bir başka ev sahibi, Tevfik Soyurgal, 450 lira istiyor. “Arkadaki bahçeyi diğer kiracılarla beraber kullanabilirsiniz… Mutfak, helâ bu kattadır. Kömürlük aşağıdadır.” Sadece bahçe değil mutfak, helâ ve kömürlük de ortak! Üç aylık peşin verirlerse 400 olurmuş. Bizimkilerde bu kadar para ne gezer! Ama ev sahibinin de bütün geçimi bu ev yüzünden. “Elimden bir şey gelmez. Kusura bakmayın.”
Genç kız [‘Parmaklıklar Arkasında’ (1967) filminden anımsadığımız] ‘Roche/Radyolin/Arı Bisküi’ fabrikasında sekreter. Şaziye Hanım’ın evinde bir oda kiralamış. Sevgilisini ‘500 lira maaşlı bir ardiye kâtibi’ olarak biliyor.
O zor anlarda bile şakalaşabilmeleri çok hoş. “Şanslı bir kız olsaydın, zengin birini sever, bolluk içinde rahat yaşardın” diye takılıyor delikanlı. ‘Manzarası güzel bir yerde çadır’ veya gecekondu bulacaklarmış galiba! Daha da olmazsa Selma’nın odasında kalacaklar. Yaşlı kadın bu olasılığı duyunca “Nikâhtan sonra tabii” demişti ciddi bir sesle.
Nihat “Sana büyük bir müjde verebilirim” diyor ertesi günkü buluşmaları için. Ancak ‘yarın’ değil yıllar sonra gerçekleşecektir bu.
Sonraki sahnede müjdenin ötesinde bir şok yaşıyoruz. Meğer çok varlıklıymış delikanlı. ‘Kader Böyle İstedi’de (1968) Nilüferlerin olan bir köşkü ve [‘Acı ile Karışık’ (1969), ‘Şehir Eşkıyası’ (1969), ‘Çalınmış Hayat’ta (1970) gördüğümüz] ‘34 KL 030’ plakalı ‘Chevrolet’si var. Silah ve mermi kaçakçılığından gelen bir servet. Tanıştığında ‘dürüst bir işi olduğu’ yalanını söylemeye mecbur kalmış sevdiği kıza. “Yoksa bırakır kaçardı beni.”
‘Goldfinger’daki (1964) ‘Teasing the Korean’ (1.22’den itibaren) (John Barry). “Selma mazimi hiçbir zaman öğrenmeyecek. O’na en ufak bir şey çıtlatanı vururum diyor uşağı Selim’e. Zaten ‘son bir iş çevirip namuslu ve yepyeni bir hayata başlayacakmış’.
Sinema ile arası pek iyi değil galiba! Birkaç filme gitmiş olsaydı bu ‘son bir işi’in hiç iyi sonuçlar vermediğini bilirdi. Şimdiki varsıllığını da ‘çok zengin bir amcasından kalan miras’ olarak anlatacakmış genç kıza.
‘Goldfinger’daki (1964) ‘Dawn Raid on Fort Knox’ (John Barry). Adamları Ekrem’le Rıza gelmiş. ‘Son iş’i ve patronlarının kanunsuz işlere tövbe edeceğini duymaktan hiç de mutlu değiller. “Dünyanın parasını vurdu tabii. Köşk, araba ne istersen var. Biz de kellemizi koyduk bu işe. Elimize geçen sadakayla kaldık mı şimdi” diye yakınıyorlar birbirlerine.
Tahmin edileceği gibi o güne dek ‘bir tanesin’ diye pohpohladıkları kahramanımızı ‘gammazlıyorlar’ polise.
‘You Only Live Twice’daki (1967) ‘James Bond-Astronaud?’ (John Barry). Nihat tutuklanır ve sonrası mahkeme.
Görüş gününde adamlarının ihanetinden yakındığı Selim’in yanıtı; “Ah Beyim, köpek köpekliğini, akrep akrepliğini yapmadan durabilir mi?” [Yıllar sonra ‘The Crying Game’de (1992) Jody-Forest Whittaker da benzer bir öykü anlatıyor. Akrep, kendisini nehrin öbür tarafına geçirmekte olan kurbağayı sokar. “Neden böyle yaptın? Şimdi ikimiz de öleceğiz” sözlerine, Selim’inkine benzer bir yanıt verir; “I can’t help it, it’s in my nature.”]. Zaten O da bir sahne sonra köşkte yükte hafif pahada ağır ne varsa bavuluna doldurup ‘tüyecektir’.
Nihat’ın cezaevinden yazdığı mektup; “Sana Selim’i yollamıştım. Gelmediyse şaşırmam. İnsanların ihanetlerine, nankörlüklerine alışıyorum artık. Lakin ben o insanlardan değilim. Seni terk ettiğimi, bırakıp kaçtığımı zannetme sakın. Yazarken utanıyorum. Bana inandın, daha evlenmeden bana teslim oldun. Bu vebalden asla kaçacak değilim. Eğer beni bekleyebilir sen, derhal nikâhlanmaya hazırım. Mahkemem bitti. Beni 8 yıla mahkûm ettiler.”
O sırada hastanede olduğu için, bu ve diğer mektuplardan haberi olmaz Selma’nın. Sevdiği birdenbire ortadan kaybolduğu için çok çaresizdi. İntihar girişimi ardından bebeğini de kaybetmiş.
‘The Corrupt Ones’daki (1967) (Georges Garvarentz) ‘Suspense in the Sun’. “Bir daha böyle bir deliliğe kalkışayım demeyeceksiniz. Söz mü? Hayatınızın kurtulduğuna şükredin. Çok gençsiniz. Gene anne olacaksınız. Ağlamak yok. Hadi bakalım kalkın. Bahçeye çıkıp gezineceksiniz” diye moral veriyor Doktor-Kayhan Yıldızoğlu.
“Arzular bir, bir hayal oldu baharımız gülleri soldu//Gönlüm hicran hasret gamla doldu.” (1969) (Zeynettin Maraş). Hastane bahçesinde Güzide Kısacı’nın sesi ile Nihâvend ‘Gizli Aşk Söyleyemem Derdimi Hiç Kimseye’ şarkısını dinliyoruz kendisinden.
Manolya Gazinosu’nun solistlerinden Nilgün Akses de aynı yerde tedavi oluyormuş.
“Gioconda’s Smile” albümündeki (1965) (Manos Hadjidakis) ve ‘The Fall of the Roman Empire’deki (1964) (Dimitri Tiomkin) ‘The Fall of Love’. Ziyaretine gelen patronu Orhan Bey, Selma’nın sesini çok beğenir. Göz göze gelmeleri bu melodilerle. “Boş verin, üzülmeyin. Yaşamaya bakın” diyor. Gerçi zor bulunuyor ama yine de ‘mesut olmanın çarelerini sabırla aramalıymış insan şu dünyada’. “Önce ümitli olmalı. Kader bir anda değişebilir.” Şarkıcılık yapmasını önerir. Böylelikle ‘hayatı yeniden sevebilirmiş’. Ayrıca ‘daha çok para kazanıp daha rahat yaşayabilirmiş’.
Nilgün, sevdiği erkeğin gönlündeki bu yeni (ve geçici olmasını umduğu) fırtınayı anlayışla karşılıyor; “Sabredeceğim, Ümitle bekleyeceğim.”
‘Sevemez Kimse Seni’ (Hicaz) (Suat Sayın). Aşkını yansıtan şarkıyı, Gönül Akkor’un sesi ile söyler gazinoda Nilgün. Ama Orhan’ın gönlü artık başka biri için çarpıyor.
Solistlik önerisine bir müddet direnmişti Selma. Ama eski iş yerine dönemeyince başka çaresi kalmaz. Sonraki günlerdeki Günaydın Gazetesi’nde “Selma Aysun, Manolya Gazinosu’nda” ilanları vardı.
Her şey iyi hoş da bu arada Şaziye Teyze’yi neden ‘aramadığı’ belli değil.
‘Muhabbet Bağına Girdim Bu Gece’ (Hicaz) (Sadettin Kaynak). Oysa ‘Ararım’ şarkısı eşliğinde ta gazinoya kadar gelmiş yaşlı kadın. Görmek ve Nihat’ın mektuplarını vermek için. Orhan tarafından ‘sepetlenmesi’ yanına kâr kalır; “Selma Hanım şarkı provasında… Kendisine maziyi hatırlatacak hiçbir insanı ne görmek ne de konuşmak istiyor.” Şaziye Teyze, verip veriştirir oradan giderken; “Ya, öyle demek! Hiç ummazdım. Ellerime kapanıp ağladığı günleri unuttu demek. Sırtı ısındı, cebi para gördü, şımardı demek.” 11 günlük de kira alacağı varmış ama ne Selma’yı ne de parasını istermiş artık!
Nihat, iki yıl sonraki afla Toptaşı Cezaevi’nden çıkıyor. Artık özgür. Soluğu Şaziye Teyze’nin evinde alır. “Hiç haberin olmadı mı? (Olmamış!) Gazete okumadın mı? (Okumamış!) Kimselerden duymadın mı? (Duymamış!) Selma başka türlü oldu şimdi. ‘Ses artisti’ oldu. Meşhur oldu. Bizleri görüp konuşmaya tenezzül etmiyor artık.”
‘6+6’ uzunçalarındaki (1964) (Stavros Xarhakos) ‘Hathike’. Gazinoya görüşmek için geldiğinde “Konuşacak hiçbir şey yok aramızda” sözleriyle tersleniyor.
Selma o kızgınlıkla Orhan’ın evlilik önerisini kabul eder.
Paul Mauriat’nın ‘Blooming Hits’ albümündeki (1967) ‘Puppet on da String’ (1967) (Bill Martin / Phil Coulter) ve yine Paul Mauriat’nın ‘World Top Hits’ 33’lüğündeki (1967) ‘En Bandoliere’ (1967) (Salvatore Adamo). Alışveriş yapmaları ve gelinlik provası bu melodilerle. Çok güzel bir ev almış ‘müstakbel damat’ düğün hediyesi olarak.
‘Hyperprism’ (1924) (Edgar Varese). Nihat da ne yapsın meyhane şişelerinde arar çareyi. Adamları Ekrem ve Rıza kendisini yeni bir soygun için ikna etmeye çalışıyordu. Bu ilk denemelerinde yedikleri dayakla yetinirler şimdilik!
‘Kemanla Nikriz Makamında Taksim’. Selma’nın evine giderek bir kez daha şansını dener delikanlı. Seviyor ve pişmanmış. Bundan sonra namuslu olacakmış. Tekrar kovulur; “Çok çektim, çok ağladım. Şimdi de sen çekeceksin.”
‘The Royal Philharmonic Concert Orchestra’dan ‘Perry Mason’ (1957/66) (Fred Steiner). Tam oradan ayrılırken, evin önünde, Orhan ile karşılaşır. Neyse ki aralarındaki gerginlik itişip kakışmadan ileri gitmez.
Bu arada adamları soygun önerisi için gelmişler tekrar. “İşi tezgâhladık.” Fabrikaya para götüren kamyon, cuma öğleyin saat ikide Belgrat Ormanı’nın arka tarafında olacakmış. “Yol da ıssız.” 5 dakikada 500 bin lira vurmak işten bile değilmiş.
Nilgün, soygun ve düğünün geri dönüşü zor bir noktaya gelmesine engel olur.
Beyoğlu Evlenme Dairesi’nin önü. Selma “Yapamayacağım. Evlenemeyeceğim. O’nu seviyorum. O’ndan ayrılamayacağım. Affet beni… Anla, ne olur anla… Çok istedim. Bütün kalbimle istedim seni. Ama olmadı. Olamadı” diyor Orhan’a.
Nihat; “Selma benimsin artık. Benimsin değil mi?”
Selma; “Seninim, ebediyen seninim sevgilim.”

‘Thunderball’daki (1965) (John Barry) ‘Street Chase’ ve ‘6+6’ albümündeki (1964) (Stavros Xarhakos) ‘Fthinoporinos Dromos’. Soygun yerine son sürat yaklaşan bir taşıt. Ama bu ‘fabrika kamyonu’ değil. Gelini, Nihat’a getirmiş Orhan. “Bu saadet sana ait. Selma yalnız seni sevdi” diyor. (Genç kıza aldığı evin akıbeti belirsiz!).
Rıza ve Ekrem şaşkın.
“Sen bir şey anladın mı bu işten?”
“Patronu kaybettik. Artık O’nu kimseler aramıza döndüremez.”
“Acaba bizim için daha mı hayırlı oldu?”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen O. Nuri Ergün
Senaryo
Yapımcı Berker İnanoğlu
Görüntü Yönetmeni Nejat Okçugil
Süre 81 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Siyah Beyaz
Ülke Türkiye
Etiketler Gazinocu , Hamile , İhbar, İntihar, Kaçakçılık Daha Fazlası

Ekip

Müzik ekibi Güzide Kasacı (Şarkılar)

Firmalar

Er Film (Yapım)

Son Yorumlar (5)

benimsinema avatar benimsinema 08 Haziran 2014 11:49:00

7

filmin pek özel bir tarafi yok, yanlis islerle ugrastigi icin sevdigi kizdan ayrilip nihayetinde kavusan bir adamin hikayesi... turgut özatay iyi rolde diyebiliriz

caesar001 avatar caesar001 06 Haziran 2011 22:54:06

9

Sıradışı bir senaryo. O zamana göre. Şiddet sahnesi beklenilen yerde şiddet yok. Demekki sorunlar medeni bir şekildede çözülebilirmiş. Sinema dili çok iyi kullanılarak yapılan bir kurgu.Usta yönetmen gişe kaygısı olmadan çektiği belli.Kamera gayet dü zgün kullanılmış.Sema Özcan, hemen her filminde olduğu gibi içtenlikle oynamış. Murat Soydan vasat görüntüsünden uzak.Eli ayağı düzgün bir çalışma. Emek verenlere teşekkürler.

capone avatar capone 22 Mart 2008 16:05:03

10

evlenme hazırlığında olan fakir bir genç kız ve kedini fakir diye tanıtan ama gerçekte kötü işlere bulaşmış zengin bir gencin öyküsü.genç kız adamdan hamile kalır ancak bebeği ölür.ona bu süreçte en büyük desteği çalıştığı gazinonun sahibi verir.genç kız gazino sahibiyle evlenmeye bile hazırlanır.ancak sevdiğim adamı unutamaz gazino patronu da bu iki insanın önüne geçemiyeceğini anlar.çok güzel bir film.sıkmadan izlettiriyor.sema özcan çok başarılı.turgut özatay ve diclehan babam iyi roldeler.kötü adamlar kazım kartal ve zeki tüney.kazım kartal ı mümtaz ener seslendirmiş

kamil zafer 02 Ocak 2008 14:04:01

4

  Hiç alışık olmadığımız bir gazino patronu imajı çizer Orhan.Kirli işleri yoktur,sevdiği kadını kuzu kuzu kendi teslim eder rakibine,hemde nikah masasından götürür,nereyemi Nihat'ın son soygun yapacağı ormanlık bir yere(Büyük bir ihtimal Keto vermiş tir koordinatları).Nihat ise kendisini ihbar edenleri 2 şer yumrukla ödüllendirir,neyseki sigaraylada pek arası yoktur ki film dumandan nasibini almaz.Sıkıcı olmayan,olayları arasında kopukluk olmayan ,akıcı,sadece ilginç bir film.2.1.08  Zafer ALGAN                

nedim yıldız avatar nedim yıldız 14 Kasım 2007 09:46:11

8

kendini fakir bir genç olarak tanıtan,aslında bir kaçakcı olan bir adam son bir işten sonra bu işlerden elini çekip,sevdiği kızla evlenmek ister..ama yanındaki adamları polise ihbar ederek yakalatırlar..genç kız yalnız başına kalmış,hayattan hiç bir beklentisi kalmamıştır....izlemeye değer güzel bir film...

Yandex.Metrica