Meyhanecinin Kızı / Mapushane Çeşmesi

8,36

( 12 kişi yorum yaptı )

Meyhanecinin Kızı / Mapushane Çeşmesi

Sinema Filmi

1958

‘Má Vlast (Die Moldau) (My Fatherland)’ (1874/79) (Bedrich Smetana) (9-10.30 dakikalar arası). Mürvet 3 kuruşluk çıkarı için ve sevgilisi ‘Çamur’ Süleyman’ın zorlamasıyla ‘terk ettiği’ evine dönüyor.
Mürvet; “Anahtarı unutmuşum. Dükkânı da kapalı buldum.”
Ali; “…”
Mürvet; “Kazım Bey nasıl, iyileşti mi?”
Ali; “…”
Mürvet; “Ne de olsa karısıyım bugüne bugün. Evim değil mi burası.”
Ali; “Değil! Dükkânı devrediyoruz bu akşam. Biz de gidiyoruz. Sen de geldiğin yere Mürvet.”
Mürvet; “Kime devrediyorsunuz?”
Ali; “Bilmiyor musun? Otello’ya. Senin yeni patronuna. Şimdi tam açıkta kaldın. Bu akşam muameleyi tamamlayacağız. Otello beni bekliyor.” (Bu ‘boşboğazlık’ pek çok kişinin felaketine neden olacaktır).
Mürvet; “Kazım’ı görmeden bir yere gitmem.”
Ali; “Zehra yukarda! İstersen bir dene.”


“Hiç mi gülmeyecek benim de yüzüm//Yaş bitti, kan doldu her iki gözüm//Dilimde kurudu son bir çift sözüm//Hem yetim hem âşık hem de öksüzüm//**//Kesilse nefesim, gözüm kör olsa//Unutamam seni ömrüm de solsa//Bir kere o güzel gölgeni görsem//Yalvarsam, inlesem sonra da ölsem.” (Abdullah Yüce / Halim Büyükbulut).
Ali Buyruk, yıllarını geçirdiği hapishaneden çıkmış. Bir elinde iple bağlı tahta bavul, diğerinde bohça İstanbul’a gidiyor. Gürültülü bir Taka, Boğaziçi, onlarca martı. İlerde yaşayacağı sıkıntıları düşünürsek hiç olmazsa şu birkaç dakika huzur içinde.
Eskiden tamirhanede işçiymiş. ‘Çalışma arkadaşına musallat olan biriyle kapışmışlar’. Hapisten tanıdığı (ve filmin yapım sorumlu yardımcısı da olan) Danyal Topatan’ın deyişiyle “Yumruğu çakınca herif o saat mort”. Dört duvar arasında geçen bunca zamandan sonra artık ‘kimsenin meselesine karışmamaya yeminli’. ‘Yüzüne tükürseler elini kaldırmayacak’. Bu nedenle arkadaşı Selim’i beklerken, önünde kavga eden çocukları ayırmaya yeltenmiyor bile.
Camialtı Tersanesi’nde kaynakçı olarak çalışan Selim’i daha ilk anda sevdik. Babacan ve dost biri. Evini Ali’ye açmış. Sonradan, çalıştığı yerde iş de bulacaktır kahramanımıza. O gece ‘Virane Meyhane’de hasret gidermeye karar verirler.
“Erenler meclisinde bir ulu peymaneyiz//Nice derdi uyutan vefakâr meyhaneyiz//Bülbülün sesine, mihraba kucak açmış//Nice derdi uyutan vefakâr meyhaneyiz.” ‘Udi’ Abdullah Yüce bunları söylüyor. ‘Viran’ Kazım Uslu’nın meyhanesi. 8-10 masa. Duvarlarda birkaç resim ve bir yumurta sepeti. Kafeste kuş. Müşterilerin alkollü nefesi ile o da çakırkeyf. Her taraf bira, şarap şişesi ve sigara izmariti dolu. Köşede pikap, radyo ve bir yığın taş plak.
Karısı çok önce ölmüş. Bu işi güzel kızı Zehra ile yürütüyor. Garson Erol da yardımcıları. Eski dansöz ‘sarışın afet’ Mürvet’le evli. Ama 30 yıllık yaş farkı mutlulukları için bir engel. ‘Yavrucuğum’, ‘gözümün nuru’ dediği karısından işittikleri yenir yutulur gibi değil; “İğrenç bunak, pis yılışık.”
‘La Muette De Portici (Masaniello): Ouverture’ (İlk 10 saniye) (1828) (Daniel Auber). ‘Sarışın afet’ ile karşılaşmamız bu opera notaları ile. Gece yarısından sonra geliyordu eve. Zehra kızgın. Yaşlı adam “Şey, ‘komşuya’ diye çıkmıştı da. Dönmüş demek” diye savunuyor karısını.
‘İncesaz ile Mevlana Oyun Havası’. Ali ve Selim ‘pilakinin en iyisi’ için gelmişler. Birazdan ‘Çamur’ Süleyman ile karşılaşıyoruz. Daha ilk andan ‘lakabıyla müsemma’ biri olduğu belli. Kendisini karşılayan Erol’u sertçe itiyor; “Defol lan!” Kazım’ı çağırışı daha da nazik(!); “Ulan Viran, nerdesin be? Çık girdiğin delikten. Ulan Viran, moruk.” Daha sonra buraları haraca kestiğini öğreneceğiz. Herkes pısarken Zehra’nın diklenmesi hayranlık verici. “Sen kendi dalgana bak Çamur. Hadi zıkkımlan da kes sesini.”
O akşamdan aklımızda kalan en önemli Ali ile bakışmaları. Sonrası çorap söküğü gibi geliyor.
Selim; “(Zehra’yı işaretle) Nasıl?”
Ali; “(Anlamaz görünerek) Piyazın iyisi de böyle olur işte.” (Aslında ‘pilaki’ ısmarlamışlardı ya neyse).
Selim; “Piyazı değil be, Zehra’yı sordum.”
Ali; “Yaman kız.”
Aynı mahalledeki ‘Üç Gül Sahnesi’. Afişteki yazılar şöyle; ‘Çok Büyük Dıram-Arabın İntikamı’, ‘Çok Gülünçlü Komeri (herhalde ‘komedi’)-Üç Kişiye Bir Yatak’. İçeri girince ülkemizdeki, sanata değil ama başka bir şeye olan açlığı görebiliyoruz. Sahnede sanatçıların hepsi kadın, seyirciler ise istisnasız erkek. Zaten Suphi Kaner de kapıda “Buyrun Beyler, acele edelim. Varyeteyi kaçırmayalım Beyler” diye toplumun yalnızca bir kesimine sesleniyordu.
“Ta ezelden ahdeyledim mert ölmeyi şanımla ben//Hücceti namusumu imzaladım kanımla ben//İzzeti dünya için halktan mükâfat beklemem ama//Hakkı temin eyledim dinimle imanımla ben.” Abdullah Yüce’nin söylediği oyun havasıyla Semira Munir ve diğer iki dansöz konukları coşturuyor.
Buranın sahibi ‘Otello’ Sadi ise dışarıda dert yanıyordu. “Bu pis zanaatta iş kalmadı artık. Tiyatroculuk dediğin eskidendi. Şimdi bir sinemadır gidiyor. Onun da sonu gelir elbet. Bu dünya kimseye kalmaz.” Mürvet aynı yerde çalışan Haşmet’e âşık. Delikanlı pek oralı değil. Mürvet’in Viran’dan, Haşmet’in de Mürvet’ten istediği şey aynı; Para. Oysa Kazım meteliğe kurşun atıyor.
Haydar Tatlıyay’ın ‘Uşşak Oyun Havası’. Kazım ve Sadi tavla oynuyorlar. ‘Otello’, Viran’ın meyhanesini satın almak istiyor. Olumsuz yanıt alınca söyledikleri çok ilginç; “Meyhaneyi satmazsan bari Mürvet’i ver. Oynasın da biraz iş yapalım.” Neredeyse sandalyeyi kafasına yiyecekti. Bu sahnede Süleyman’ın ‘bir taşla iki kuş misali’ her ikisinden para sızdırışına tanık oluyoruz.
‘Hicaz Keman Taksimi’ (Kemani Haydar Tatlıyay). Tekrar meyhanedeyiz. Zehra ile Ali’nin bakışları yine karşılaşmış. Genç kız mutluluktan ‘parasız müdavim’ Berduş’a beleş içki bile verir.
“Çek deveci develeri yokuşa//Çift kadehler birbirine tokuşa.” O gece Selim, Çamur’un taşkınlık yapmasına engel olmuş. Viran da, neşesinden, bu Orta Anadolu türküsü ile göbek atıyor.
Sonrasında film birkaç şekilde gelişir. ‘Meyhanecinin Kızı’ ile ‘Tahliyeci’ birbirlerini çok sevmişler. Genç kız O’na öğleleri ‘ev yemeği’ getiriyor. Ancak Ali buralarda pek yapamayacağını hissetmiş. Karamürsel’e yerleşip Selim’in yeğeni Rauf’un teknesinde çalışmak arzusunda.
Süleyman da Danyal Topatan’dan Ali’nin ‘mapusluğunu’ öğrenmiş. Zaten Zehra ile aralarında bir şey olduğunu hissediyordu. Meyhanede, delikanlıyı çok küçük düşürücü bir şey yapar. Pikaba, Abdullah Yüce’nin taş plağını koyar; “Mapusane çeşmesi//Yandan akıyor yandan//Mahpusluk bir şey değil//Ayrılık var bir yandan//Ben verem oldum yar yoluna//**//Ey mustantik mustantik//Tabancanı ver bana//Bir hayırsız yar için//On yıl verdiler bana//Ben verem oldum yar yoluna.” (İhsan Ozanoğlu). Bu sırada anlamlı bakışlarla Ali’yi süzüyor.
‘Pencerenin Perdesini’. Mürvet, Kazım’ı bırakmış. Dansözlüğe dönmüş. Şimdi ‘Çamur’un kollarında. Süleyman için söyledikleri filmin en eğlenceli kısmı; “Benden para sızdırmayacak, beni sırf benim için sevecek birini buldum(!).” Seçtiği erkek bu sırada Sadi ile sıkı bir para pazarlığındaydı. Suphi Kaner, dışarda “Senenin en heyecanlı sanat hadisesi. Sanatı için yuvasını terk eden büyük sanatkâr Mürvet’i görünüz. Bu akşam” diye tanıtımını yapmakta. Sözü geçen sanat da ‘göbek dansı’.
‘Karşılama Oyun Havası’. Viran ‘karısını’ almaya gelmiş. Kuliste başlayan yalvarması sahnede devam eder. ‘Ayağının altına alsa razıymış’. Kavga, dövüş yaşadığı rezillik sonrasında yataklara düşüyor.
‘Segâh Makamında Kemanla Çifte Kiriş Taksim’. Meyhanecimiz yorgan döşek yatmakta.
Kazım; “Ali oğlum, Zehra sana emanet. O’na iyi bak. Yüzü gülmedi yavrucağın.”
Zehra; “Baba, satalım burasını. Gidelim burdan.”
Kazım; “Satarsanız burasını size hakkımı helal etmem.”
‘Hüzzam Makamında Keman Taksimi’. Ama sonradan başka çaresi olmadığını anlayıp razı olur.
‘The Rite of Spring: II. The Sacrifice-Glorification of the Chosen Victim’ (1913) (Igor F. Stravinsky). Cinayet bu gergin melodi ile. Virane’nin Sadi’ye satılacağını öğrenen Süleyman işe karışıyor. Ali’nin ‘devir senedi’ni getireceği gece ‘Otello’yu öldürüp parayı çalar. Kahramanımız da şaşkınlıkla cesedin sırtındaki bıçağı tutup ellerini perdeye siliyor. Süleyman işi garantiye almak için Bekçi Yusuf’u getirmiş. Amacı Ali tiyatrodan çıkarken oralarda olmak.
‘La Muette De Portici (Masaniello): Ouverture’ (1.25’ten sonrası) (1828) (Daniel Auber). Suphi Kaner her şeyi görmüştü. Bir müddet sustuktan sonra Zehra’ya itiraf eder: “Ablacığım ben gördüm. Ben gördüm ama kimseye söyleyemiyorum korkudan.”
“Tiyatrocu Otello Sadi Öldürüldü. Katilin, Ali Buyruk olması muhtemel. Cinayeti müteakip ortadan kaybolan Ali aranıyor.” Olay gazetelere böyle geçer. Tek şüpheli Ali’nin kaçmaktan başka çaresi yok. “Parmak izlerim, sonra sabıkam. Bundan iyi av mı olur polise” diyecektir Zehra’ya. Ancak Komiser Sadettin Erbil tam ikna olmamış. Memurlarına “Bir bit yeniği var bu işte. Mademki ‘devir senedi’ elinde, parayı almak için niye öldürsün? Herif zaten verecekti” diyor.
Süleyman’ın da içi rahat değil. Ali’yi bulmak için Zehra’nın peşine takılır. Tersane’de izliyor.
‘The Rite of Spring: Part I. The Adoration of the Earth-Introduction’ ve ‘PartII. The Sacrifice-Ritual of the Ancients’ (1913) (Igor F. Stravinsky). Liman ve gemideki heyecanlı sahnelerde bu notalar var. Ali ile Çamur’un kavgası polisin gelişiyle biter. Genç kız ise ölümüne neden olacak şekilde yaralanmış.
‘Segâh Makamında Keman Taksimi’. Alisinin kucağında ama neye yarar.
Zehra; “Olmadı Ali, olmadı. Yarıda kaldı her şey. Kısmet değilmiş işte. Bir muradım vardı, senin olmak.”
Ali; “Göreceksin muradın neyse olacak. Benim olacaksın. Gelin olacaksın. İyileşeceksin. Karamürsel’e gideceğiz senle.”
Zehra; “Ben bir yere gidemem artık. Benim kaderim burada bitiyor. Ben, Kasımpaşalı Zehra. Viran Baba’nın meyhanesinde… (Bir taka sesi duyuluyor) Bak dinle, gidiyor işte. Belki de Rauf’tur bu. Karamürsel’e gidiyor… Ölmeden bir kere göreyim. Gidemesem bile göreyim… Ölüm Allah’ın emri ama ayrılık dayanılır şey değil.”
Sevdiğinin kucağında can verir; “Kader ki gülmez yüze//Felek ki gelmez dize//Yaşamak fazla bize//Neyleyim, neyleyim, neyleyim.” (Abdullah Yüce / Nihat Özdemir).


‘Hüzzam Makamında Keman Taksimi’ (Haydar Tatlıyay). Kazım’ın meyhaneyi satmaya razı olduğu sahne.
“Haklısın kızım, gidelim. Hem nereye olursa. Bir meyhanedir tutturdum. Orda sen mahvoldun. Gençliğini öldürdüm senin bu meyhanede. Rahmetli anan sağ olaydı. Ben inatçı kötü bir ihtiyarım… Ama artık tamam yavrum. Kalan günlerimi sana bağışladım. Her şey senin saadetin için. Gideriz, nereye istersen. Yalnız bir muradım var. Seni gelin görmek.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Ekip

Müzik Rauf Tözüm (Fon Müziği)
Kurgu Diamandi Filmeridis (Kurgu)
Sanat Yönetmeni Sohban Koloğlu (Sanat Yönetmeni)
Yapım Ekibi Asaf Tengiz (Yapım Sorumlusu)
Yönetmen Ekibi Danyal Topatan (Yönetmen Yardımcısı)
Cemal Karataş (Yönetmen Yardımcısı)
Fehmi Tengiz (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Hüseyin Karındoyuran (Kamera Asistanı)
Diamandi Filmeridis (Kameraman)
Post-Prodüksiyon İlya Pençoğlu (Kurgu Asistanı)
Sedat Tuncel (Laboratuar Şefi)
Işık Ekibi Fevzi Eryılmaz (Işık Ekibi)
Kemal Eryılmaz (Işık Ekibi)
Ses Ekibi Rauf Tözüm (Ses Mühendisi)
Müzik ekibi Abdullah Yüce (Şarkılar)
Naci Tektel (Keman)
Mustafa Kandıralı (Klarnet)
Semira Münir (Dans)
Avni Çeliktel (Ud)
Hasan Gölge (Ritm)
İsmail Tezelli (Kanun)

Firmalar

Güven Film (Yapım)
And Film (Laboratuar)

Son Yorumlar (12)

hakan_ışık avatar hakan_ışık 04 Şubat 2013 16:02:13

10

süper ötesi güzel film sezer sezin döktürmüş

kamilzafer 13 Ocak 2013 14:51:01

8

Adam gibi bir film.Teşaşür molası bile verditmeyecek cinsten,helal olsun.Ofsaytları yok değil,var.Son üç dakikası da buna dahil.Seyredilmesi elzemdir.Jeneriğinde " Denizcilik Bankası T.A.O,Camialtı Tersanesi Müdürlüğüne bu filmin imalinde gösterdikle r i yardımdan dolayı aleni teşekkür ederiz" diyor. Zafer ALGAN

Göztepe avatar Göztepe 13 Kasım 2012 00:05:07

10

Seyrettiğim en güzel yeşilçam filmlerinden birisi gerek castı gerek oyuncuların ustalığıyla ve senaryosuyla 10 puanı fazlasıyla hakediyor.!

SendenBaşka avatar SendenBaşka 18 Ekim 2012 20:42:06

10

Filmin adından biri kesin mapusa düşecek diye düşündüm ama hikaye dışarı yeni çıkan birinin meyhanecinin kızına aşık olmasıyla ilgili. Sezer hanım, Zehra karakterini o kadar güzel oynuyor ki gözümü ondan bir an alamadım. Yüzünün duygudan duyguya deği şmesi, hele ki ona musallat olmaya kalkışana ya da babasından para sızdırmaya çalışana haddini bildirmesi, yakasından tutup kovması pek hoştu.
Çamur karakteri, adından da belli olduğu gibi çıbanın başı, gözünün olmadığı şey yok. Hem meyhane hem meyhanecinin kızına, göz dikmiş. Ama sadece gözü dışarda olan meyhanecinin karısını tavlayabiliyor. Onları koruyan ve içerden yeni çıktığını bildiği Ali’yi kışkırtmaya başına yeniden çorap örmeye çalışıp duruyor. İki sevgili babasının meyhaneden kopamayışından bir araya gelemese de sonunda babayı ikna ediyorlar. Ama çamurun kaderlerini çamura çevirmesine engel olamıyorlar maalesef.
Zehra’nın Ali’yi kovmasından sonra pişman olup arkasından koşması, tekneye binen Alinin Zehra ‘ya dayanamayıp denize atlayıp tekrar kavuşmaları güzel sahnelerden biriydi.
Türküsü zaten meşhur: Mapushane çeşmesi yandan akıyor yandan mapusluk bir şey değil ayrılık var bir yandan ben verem oldum yar yoluna ….

performer avatar performer 18 Şubat 2012 11:10:02

9

bu filme kötü söz söylemek benim haddime düşmez.

MAVİ GÖZ avatar MAVİ GÖZ 08 Nisan 2011 14:44:04

10

BU filmi ilk trt 1 de seyretmiştim Turan Seyfioğlu yine harika oyunculuğuyla boy gösteriyor Ahmet Tarık Tekçenin Çamur Süleyman rolünü ben 1956 Yetimler ahı filmindeki Ahmet Tarık Tekçenin Sırtlan Sadık Rolüne çok benzettim Yetimler Ahı filminde köyü n belalısıydı herkes ondan korkardı bu filmde ise mahallenin korkulu belalısıydı

Yandex.Metrica