Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Son Hıçkırık

Son Hıçkırık

9,13

(40 kişi yorum yaptı)

2012-07-31 16:31:59 1 Ocak 1970 1 Saat 33 Dk Dram Duygusal Dram, Duygusal

Yönetmen: Ertem Eğilmez Ertem Eğilmez

Ülke: türkiye

Oyuncular: Hayri Esen, Kaya Volkan, Ali Demir, Nezihe Güler, Faik Coşkun, Güzin Özipek, Önder Somer, Münir Özkul, Akif Coşkun, Ahmet Turgutlu Devamını Gör...

Konusu : ‘Toccata ve Füg, Re minör BWV 565’ (1703/07) (Johann Sebastian Bach). Kitapların tozunu alıyorlar. Ancak genç kızın aklı başka yerde. Handan; “Ferhat Dayı, söyler misiniz bana, bu karşıki köşk nedir kuzum?” Ferhat; “Öyle bir köşk işte.” Handan; “Hayır, ‘öyle bir köşk’ değil. Bu evde önem verilen, daha doğrusu lafından bile kaçınılan bir yer orası.” Ferhat; “İyi ya sen de lafını etme öyleyse.” Handan; “E, ama meraktan öleceğim. Geleli 4 ay oldu. Babama sordum, sustu. Sana sordum, başını önüne eğdin. Kimindir orası? Niçin boş? Niçin panjurları hep kapalı ve en önemlisi neden bizim evde bu eski köşkün sözünü bile etmek yasak?” Ferhat; “…” Aynı isimli romanın (‘Son Hıçkırık’-Birinci basım, 1955) (Kerime Nadir) (7. baskı, 1977) (İnkılâp ve AKA Kitabevleri) renkli Yeşilçam uyarlaması. Ama birkaç isim dışında hiçbir benzerlikleri yok. “Seni çok seviyorum//Her zaman seveceğim//Bin kalbim olsa sana//Hepsini vereceğim.” (Şekip Ayhan Özışık). Jenerikte Kenan ve Nalân’ın şarkısı. 50’lerde Çamlıca’daki köşk. Kenan Bey ve yardımcısı Ferhat Dayı’dan başka kimse yok. Kapı, yalnızca gazete ve dergileri getiren Postacı Ali Demir’e açılıyor. Yıllardır, tek ziyaretçileri, ‘rahmetli’ Nalân’ın aziz hatırası. Kenan yaşlanmış. ‘Saçlarına kır düşmüş, pudralı koca bir bebek gibi’ (sf. 60 ve 129). 30 yıl önce mutluluk ve acıyı peş peşe yaşamış. Evleneceklerdi. Ama ‘ebedi ayrılık’ bir kâbus gibi üzerlerine çökmek üzere. Meğer komşu köşkten İlhami de genç kıza tutkunmuş! Tam nikâh saatinde “Bir başkasını sevmeni, O’nun olmanı kabul edemiyorum” diye itirafta bulunuyor. Oysa Nalân’ın ilgisi sadece ‘bir kardeş gibi’. İşi geçiştirmeye çalışır. Keşke delikanlının bakışlarındaki karanlığı anlayabilseydi. İmzalar atılmış. Gelin ve damat bulutlarda uçuyorlar. Bir rüya görmediklerini, kulaklarından önce dudaklarına fısıldayacakken İlhami’nin tabancasından çıkan üç kurşun genç kızı yere serer. Kenan; “Nalân, ben de ölürüm seninle.” Nalân; “Hayır sevgilim, sen yaşayacaksın. Bu aşk yuvamızda beni bekleyeceksin. Ve ben buraya, sana geleceğim. Her gece bu saatte. Bulutlardan eğilip senin temiz alnını öpeceğim. Yıllar geçecek, ağaran saçlarına ellerimi uzatacağım.” Sonraki onlarca yılda Kenan için zaman durmuş gibi. Sular kararıncaya kadar yaptığı tek şey karısının resmini seyretmek. Saat sekizde bahçedeki yerini alıyor. Burası birbirlerine sevgilerini söyledikleri köşe. Birazdan gelinliği ile Nalân gökyüzünden geliyor. Ferhat, üşümesin diye Kenan’ın paltosunu getirene kadar beraberler. İki aşığı elleri ile büyütmüş yaşlı adam. Günler böyle geçerken bir mektup her şeyi değiştirir. Konya Kız Lisesi Müdiresi Nezihe Güler ‘bir talebe için’ yardım istiyor. “Bu çocuk kısa aralarla ana ve babasını kaybetti. Yaptığım soruşturma neticesi Handan’ın hayatta kalan tek akrabasının siz olduğunuzu öğrendim.” Nalân’ın kız kardeşinin çocuğuymuş. Kahramanımız önceleri karşı çıksa da kısa zamanda yumuşuyor. Ferhat “İçime öyle geliyor ki ‘Nalân’ın ağlattıklarını Handan güldürecek’. Gel, alalım şu zavallı kızı” diyordu. “L’aigle Noir (Dédié Á Laurence)” (1970) [Barbara (Monique Andrée Serf)]. Konya’dan köşke gelişleri Paul Mauriat’nın “Comme J’ai Toujours Envie D’aimer” albümündeki (1971) melodi ile. ‘Erkek çocuk dayıya, kız çocuk teyzeye benzer’ misali Handan, Nalân’ın kopyası. Kenan, genç kıza ‘enişte’ değil ‘baba’ olacakmış. O gece ‘karısından teşekkür alır’. Paltosunu artık Ferhat değil Handan getiriyor! ‘Dead Ringer’daki (1964) (André Previn) ‘The Dog Attacks’. Bahçeden eve dönerken kalbini tutup tökezlemesi kötü şeylerin belirtisi. Doktor Bülent ‘bazı yasak ve ilaçlara dikkat etmesi’ için uyarıyor. Handan da ‘tıbbiyeye devam edecekmiş’. Bu sırada evdeki kuralları öğreniyoruz. Yan köşkle ilgili soru sormak, hatta oraya bakan pencereleri açmak yasak. Kenan’ın Nalân için yaptığı bestenin çalınması da. Yağmurlu bir günde, okuldan dönerken bu ‘yasak köşk’e sığınır Handan. Tüm mobilyalar çarşaflarla örtülü. Duvarda Nalân’ın kocaman bir resmi asılı; “İlhami ağabeye sevgilerimle.” Orada bir Piyade Asteğmen ile tanışır. İlhami’nin oğlu Ferit. ‘Oğlan dayıya, kız teyzeye’nin istisnası olarak babasına tıpatıp benziyor. Yurt dışından yeni gelmiş ve 5 gün sonra çok çok uzaklara, Kore’ye, savaşa gidecekmiş. Bu arada İlhami’ye ne olduğunu öğreniyoruz. ‘Yabancı bir ülkede, vatan hasreti içinde ölmüş’. O beş günde (Handan’ın deyimiyle ‘az bir zaman sayılmayan 120 saatte’) birbirlerine sevdalanırlar. (Bülent’in karşılık bulmayan evlenme teklifi de bugünlerde). Paul Mauriat Orkestrası’nın ‘Le Passager De La Pluie’ (1971) uzunçalarındaki ‘All Kinds Of Everything’ (1970) (Derry Lindsay / Jackie Smith). Ferit, cama taş atarak genç kızı bahçeye çağırıyor. Birkaç saatlik kısa sürede özlemiş ve bir gül verecekmiş! Her gün beraberler. Aşklarını ‘fal bakan, bakla döken’ Güzin Özipek, ‘fala falan hacet kalmadan’ anlamış. “Bak bu delikanlıcağız sana vurgundur ha, bilesin” diyor. Dördüncü gün. ‘Ayrılık’ (Necip Celal Andel) tangosu ile dans ettikleri Faik Coşkun’un kır kahvesinde evlenmeye karar verirler. Ferit; “İzin ver bu akşam babanla konuşup O’nun rızasını alayım. Parmağımda bir nişan halkanı olsun taşıyayım giderken.” Handan; “Bilmem ki! Babam sizin evin lafını bile yasaklamıştır bize. Sanırım ailelerimiz arasında büyük bir kırgınlık var.” Ferit; “Bizim aramızda da büyük bir aşk.” Henüz iki aile arasındaki sorunu bilmiyorlar. ‘Paul Mauriat Orkestrası’nın ‘Le Passager De La Pluie’ 33’lüğündeki (1971) “C’est La Vie, Lily” (1969) (Joe Dassin). Handan sevinç içinde pencereye çıkmış. Ferit’e beklendiğini müjdeliyor. Kenan, damat adayını görünce kıyamet kopar; “Katil, katilin oğlu.” Bu karmaşada kızının payına bir tokat düşer. Sonrasında Ferhat Dayı, Handan’a; Genç kız da Ferit’e geçmişteki sırrı anlatıyor. İki sevgili, her şeye karşın birlikte olmaya karar veriyorlar. Kore Savaşı sırasında aşkları mektuplaşarak büyür. Ferit’in elinde (silah değil) kalem, Handan ise dolaştıkları yerlerde. ‘Arabesque’teki (1964) ‘Aquarium Scene/Dream Street’ (Henry Mancini). Falcı, kötü bir şeyler görmüş “Hiç üzülmeyesin, silesin gözünün yaşını” diye önemsizleştiriyor. ‘7 gün mü, 7 hafta mı’ sonra kavuşacaklarmış! Her Gün Gazetesi’nin haberine göre “Kore’den ilk kafile dönüyor”. Haydarpaşa’daki Asteğmen Kaya Volkan, Ferit’i tanıyormuş. “Başınız sağ olsun” diyerek genç kızı perişan eder. Ancak kahramanımız ölmemiş. Köşkteki ışığa koşan Handan’a çok soğuk davranır. Kovmaktan beter ediyor. Oturduğu koltuktan kalkmaz bile. Neden böyle yaptığını sonra anlıyoruz. Meğer savaşta ayakları yaralanmış! Yürüyemiyor! ‘Dead Ringer’daki (1964) (André Previn) ‘The Morgue’. Bu kez de elinde tabanca, Kenan gelmiş. Kızına yaptıkları için Ferit’i öldürecekti, koltuk değneklerini görünce vazgeçer. Burada Nalân işe karışıyor. “Aşkımızı Onlar devam ettirsinler. Bu benim büyük ve son arzum.” Handan o kızgınlıkla Bülent’in teklifini kabul eder. Nikâhtan hemen önce gerçeği öğrenince Haydarpaşa’da sevdiğine yetişir. Gençler kavuştuklarında Nalân ve Kenan göklere gidiyorlardı. Kenan; “Nalân çok ıstırap çekiyorum. Bu azap ne zaman dinecek? Allah, bizi ebedi huzur dünyasında buluşturmayacak mı?” Nalân; “Istırapların dinecek sevgilim.” “Bir gün kaparsak//Gözlerimizi//Son hıçkırık göklerde//Buluşturacak bizi.” ‘Zorba’daki (1964) ‘Life Goes On’ (Mikis Theodorakis). Evlilik ve ayrılık yıldönümü. Handan, teyzesi için yapılan besteyi piyanoda çalıp Belkıs Özener’in sesi ile söylüyor. Kenan; “Yeter kes! Bu şarkıyı çalmana kim izin verdi? Bu evde bu şarkı çalınamaz. Hele böyle bir günde asla. Bu şarkı benim bağrımda gömülüdür.” Yine de ‘Son Hıçkırık’, filmde 5 kez söylenmiş! (Yazan: Murat Çelenligil)



performer

20 Aralık 2019 23:10

filmin ismi son hıçkırık olsada yıllarca sürecek bir son hıçkırık yani bugün 2019 yılında bu film hala izleniyorsa bu son hıçkırık bitmeyen hıçkırık olarak devam edecektir... film bana hitap etmesede ertem eğilmez titiz çalışması ile ortaya böyle bu türün meraklıları için önemli bir film çıkarmış.

Cevap Yaz

Ali_Alamuti

29 Kasım 2019 19:54

Kore'de şehit olduğu söylenen Ferit'in köşkünün ışıklarının yandığı sahneye kadar bu filmi daha önce izlediğimi hatırlayamadım. Çünkü filmin olay örgüsü bana hiç hitap etmediği için tamamını unutmuşum. Köşk ve Büyük Ada manzaları için bu puanı veriyorum.

Cevap Yaz

aysenazan

27 Kasım 2019 14:56

Çok güzel, çok naif bir aşk filmi... Köşkler, gramafonlu kır lokantası, mektuplar, güller, sadakat ve daha birçok detayla güzelleşen bir film...

Cevap Yaz

KartalTibetTutkunu

27 Kasım 2019 09:48

Türk sineması yeşilçam'ın Altın çağı 1965-1975 dönem için de çekilen sineman'ın başlıca jöndam'ı Kartal TİBET & Hülya KOÇYİĞİT Ve de en başarılı 6 altın yönetmen'in den Ertem EĞİLMEZ yönetim nadide şahaserde bir film

Cevap Yaz

KralAkrep07

2 Eylül 2019 23:09

Hiç Bir Türk Filmi Beni Bu Kadar Etkilememiştir Öyle Bir Film Her Zaman İzler Etkilenirim Son Hıçkırık Şarkısını Söylerim , Herkes Çok Güzel Oynamış , Ferhat Dayı Söyler Misin Kuzum , Bu Karşi Ki Köşkte Nedir Neden Hep Pencereleri Işığı Kapalı En Önemli Si De Neden Bizim Evde Lafı Edilmiyor...

Cevap Yaz

burcusara

12 Nisan 2019 13:53

Hülya Koçyiğit ve Kartal Tibet beraber bir film çevirir de güzel olmaz mı? Severek izlediğim bir film. Metin Serezliyi de severim zaten. Sonunda o da aşkına kavuşur ve mutlu son :)

Cevap Yaz

Tuba.Artan

29 Mart 2019 00:29

Uyarlamaları hep sevmişimdir. Bu da onlardan biriydi kaç kez izledim bilmem. aklımda kalanlar; esas oğlanla kızın el işaretleriyle anlaşması, buluştukları yerin muhteşem manzarası ve ladesim lades olsun mu :) bir de gramofonda çalan şarkı var tabi ki...Ayrılık belki ölümden beter.

Cevap Yaz

Kaptan34

25 Aralık 2018 16:10

Çok Büyük Keyif Alarak İzledim

Cevap Yaz

erhaab

24 Ağustos 2017 04:27

Uyarlamaları ben de sevmem ama bu film cidden iyi. Romanı okumadığım için sadık kalınıp kalınmadığını bilmesem de film romantik sahneleri dışında son derece sürükleyici. Filmin ilk sahnelerini kaçıranlar devamında büyük bir meraka kapılır kesin. İlk sahneler hiç gösterilmese daha heyecanlı bir film olurdu. Konuda kopukluklar çok fazla. Romanda da merak ediyorum böyle mi. Mesela Ferit'in babasından, Ferit'in öz annesinden ve nerde nasıl doğduğundan hiç bahsetmiyor. Sadece bir yurt dışı muhabbeti var o kadar. Savaştan dönüşte bir subay Ferit'in şehit düştüğünü söylüyor, böyle bir şeyin olması da çok saçma. Neden bu yanılgı var belli değil. Ayrıca Ferit sevgilisinin babasıyla tanışma akşamına eli boş geliyor:) Ayıp ayıp, ilk tanışmada el boş gelinir mi, bi tatlı al bari:)

Cevap Yaz

aysenazan

27 Kasım 2019 14:04

Ben romanını okudum. Tam bir hayal kırıklığıydı. Benim için. Film çok güzel, çok naif ama romanı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

performer

6 Ekim 2015 21:49

roman uyarlamalarını sevmediğim için beğenmediğim türde filmlerden. yoksa teknik olarak A'dan Z'ye çok başarılı bir film. teknik olarak değerlendirdiğim için 9 puan verdim.

Cevap Yaz
Yandex.Metrica