Alper Çağlar ile "Panzehir" Filmi Röportajı  posteri

"Panzehir" filminin yönetmen ve senaristi Alper Çağlar ile yönetmenlik çizgisini, Panzehir'in  çıkış noktasını ve filmin hikayesini konuştuk.   


Sektörde yeni türleri deniyorsunuz. Bize kendinizden ve yönetmenlik çizginizden bahsedebilir misiniz?

Genelde film yapma ve tasarlama sürecinde yönetmen olarak hep birinci ana fikrim; bunu izlemek ister miyim sorusunu sormak ve bu aslında giyotin gibi bir çıta oluyor. Onu hakiketen objektif olarak belirleyebilirseniz. O yüzden filmleri tasarlarken dikkat ettiğim burası ilginç mi, neden ilginç ve ben buna sinemada seyirci gözüyle baksaydım nasıl bakardım. Genel olarak subjektif bir yönetmen ya da yazar olmaktan ziyade, objektif olma taraftarıyım. Kendi derdimi kimseyi umursamadan anlatmak yerine seyirciyi umursayarak anlatmak daha çok hoşuma gidiyor, o zaman seyirciyle belli bir bağ kurmuş oluyorsunuz. Çünkü ben de öyle yetiştim. Ben Amerikan sinemasının ürünüyüm, patlamış mısırıyla film izleyen çocuğun heyecanlanma hissi beni asıl etkileyen şeyler. O yüzden filmin türünden, tarzından ziyade filmin sürükleyiciliği ve oyuncu seyircinin empati kurmasını sağlayacak mı, ne kadar sağlayacak ona bakıyorum. O yüzden biraz daha içten dışadan ziyade dıştan içe film yapan biriyim.

Panzehir filminin hikayesi nasıl doğdu?

Benim ilk kısa filmim “4 saat” diye bir filmdi, 2004 baharında bitirmiştim. Orada Ferit diye bir ana karakter vardı; Emir Benderlioğlu oynuyordu. Ferit’in o sıralarda anonim olan bir suç örgütünün yükselen yıldızı olması gibi bir macerayı anlatıyordu; ‘4 saat’ isimli film. Hep aklımda yine Ferit’in dahil olduğu ve Ferit’e bağlı olan bir tetikçinin maceralarıyla ilgili bir fikir vardı. Öyküyü kötü adamın etrafında kurup, öyküdeki gelişmelerden dolayı mümkün olduğu kadar artık o kötü adamın iyiliğe doğru yolculuğunu ya da kefaretini ele almak istiyordum. Normalde Arif Korkut diye bir karakter tasarlamıştım babamın adı Arif diye,  babamda hayatta öyle şeyleri sevmez.  ‘İyi peki ne koyayım?’ dedim ‘Kadir koy’ dedi çünkü bizim Adana, Kozan, Kadirlik, Çukurova bölgesine uygun bir isim olması lazımdı, o yüzden tamam dedim. Kadir Korkut: Ferit’in tetikçisi. Cüneyt Arkın formüle girmeden önce hikayenin esası onlardı.  Cüneyt Arkın geçmişte geçen sahneler ve öykünün vicdan altyapısından dolayı senaryoyu çok beğenince, Ferit’in babası olarak ekledim onu oraya ve nesiller arası bir hesaplaşmaya,nesiller arası kötü adamların kendi aralarındaki vicdan hesabına dönmeye başladı. Yan karakterin de eklenmesiyle Panzehir, Türk Sinemasına, objektif olarak baktığımızda, pek olmayan suç-aksiyon-macera gibi kendine has bir türe döndü. Biz zaten araştırıyorduk, özellikle ‘Dağ’dan sonra seyircinin aç olduğu yeni bir tür ne olabilir diye ve hep en tepede aksiyon-macera-suç  gibi şeyler geçiyordu, aşk-dram altta kalıyordu. O yüzden bizde heyecanı akseden ama aynı zamanda dramın da dozunu yüksek tuttuğumuz bir öykü planlıyorduk. Panzehir'in konsepti de o adrenalini salgılatmayı sağladı; kısa zamanı var kahramanlarımızın. Cem ve Kadir, onların çok az zamanları var hayatta kalmak için. O yüzden seyirci onlarla empati kuruyor. Yani seyirci de aynı durumda kalsa, o kadar az zamanı olsa, yaşamak için seyirci de benzer seçimler verirdi gibisinden. Filmin ismi o yüzden Panzehir oldu çünkü panzehir öykünün etrafında döndüğü pilot.

Panzehir filminin doruk noktaları nereleri sizce?

Benim için panzehir eski western filmlerine bir aşk mektubu ve kara film-noir’a, ama aynı zamanda 90'ların aksiyon filmlerine de bir aşk mektubu. Die Hard’ın, Once Upon A Time In West’in çocuğu olsa, Türkiye'nin o kendi lezzetini barındırmaya çalışan, muhtemelen Panzehir gibi bir şey olurdu. Çünkü aynı şeydi; karakterler kusurlu, karakterlerin çok az zamanı var, aynı zamanda nostaljik bir geçmişe bakışı var, dövüşlerin çok stilize özellikleri var. O yüzden Panzehir’in benim için iki tane doruk noktası var:

Birincisi karakterin çok uzun sessizlik ve huzurdan sonra bir anda gelen patlaması ve çatışma yani huzurdan şiddete geçişin Sergio Leone filmlerinde olduğu gibi bir anda olması.

İkincisiyse benim için açıkçası Cüneyt Arkın’ı oynatırken onu aslında bizim nesilin çok alışık olmadığı, çok ciddi ve zanaatını konuşturabildiği bir rolde oynatabilmek. Ben hep Cüneyt Arkın'la çalışmak isterdim bir şekilde kariyerimde. Şimdi çalıştım ve onda da karakteri benim aklımı başımdan alacak kadar iyi oynadı. Aslında çok zehir gibi bir zekaya sahip, canavar gibi bir karakter o ama onun o insancıl yönünü ve kontrol yönünü verebilecek tek insan. Cüneyt Arkın diyince aklımıza direkt Malkoçoğlu gelmemeli. Aslında çok ağır, çok sağlam drama filmleri var beyefendinin ve Cüneyt Bey’in filme katkısı inanılmazdı ve 70lerdeki Cüneyt Arkın gibi döktürdü zanaatını o yüzden benim için hep hatıramda kalıcak bir süreç oldu Cüneyt Bey'le çalışmak.

Neyi gördüğünüzde bu filmle ilgili "başardım" dersiniz?

Bilemiyorum. Biz kumar oynadık Türk seyircisi farklı türlere açtır, aşktan, dramdan farklı şeyler istiyoruz talebine biz özgün, şahsına münhasır bir filmi getirdik koyduk. Onları heyecanlandıracağını, üzeceğini, sevindirebileceğini, ara sıra kıkırdatabileceğini düşündüğümüz bir film. Benim için asıl önemli olan, onların o süreçte filmi izledikleri zaman takdir etmeleri. Sonuçta para, istihdam sektörün büyümesi için çok önemli şeyler ama bence bu filmin benim isteyeceğim ideal ütopik noktası farklı türlerde Türk sinemasının yelpazesinin genişlemesi için vesile olması. Her şeyden önce onu isterim.

Son Yorumlar

Yandex.Metrica