Unutulan Kadın

8,33

( 19 kişi yorum yaptı )

Unutulan Kadın

Sinema Filmi

1971

‘Sunflowers’daki (1970) (Henry Mancini) ‘Retreat’.
Eskinin ‘suç ortakları’ şimdi ‘zoraki akraba’!
Duvarda, Edgar Degas’nın pastel tablosu; ‘The Star (Dancer on Stage)’ (1878).
Zeynep; “İkimiz için de karar verme zamanı geldi Turgut. Bu çirkin oyun sürüp gidemez.”
Turgut; “Haklısın sevgili ‘kardeşim’. Ben de kararımı verdim zaten.”
Zeynep; “Eğer biraz vicdanın varsa...”
Turgut; “Vicdan, kocan gibi kibar takımına mahsustur.”
Zeynep; “Yolumdan çekil Turgut. Ne kadar param varsa, ne kadar mücevherim varsa sana veririm.”
Turgut; “(Sarılmaya, öpmeye çalışarak) Başka?”
Zeynep; “Bırak. Gitmezsen öldürürüm kendimi.”
Turgut; “Ölüm bile kurtaramaz seni elimden. Matemli kocana, rahmetli karısının ne mal olduğunu anlatırım. İyi düşün. Bu gece saat 10’da eski evde bekleyeceğim seni. Geleceksin . Güzel boynuna milyonluk gerdanlığı takıp geleceksin!”

‘Şahane Gözler’ (Teoman Alpay); “O simsiyah gözlerin//Ne kadar derin, parlak//Gözlerin gözlerimde//Titrer ışıldayarak//**//Sen, bahtımın güneşisin//Sen, kalbimin tek eşisin//Sen, ruhumda sönmeyecek//Sevda ateşisin.”
70’li yıllar. Artık hırsızlık daha ‘bilimsel ve organize’! Önce, kurbanın yaşamı inceleniyor. Adresi, telefon numarası, özel merakları, gittiği yerler. Sonra sıra ‘bağırtmadan yolunmasında’. Turgut, Kamil Baba, Ali Taygun ve Zeynep’ten oluşan çetenin yöntemi böyle. Kılıktan kılığa giriyorlar.
Filmin başında, genç kız yatalak aristokrat Ludwig’in hemşiresiydi! Gecenin bir vakti arkadaşlarına el feneri ile işaret veriyor. (Nedense bizimkiler ölü gözü gibi aydınlatırken Hollywood fenerleri karanlığı delip geçer). 22 Ocak 1971, Cuma günkü Milliyet’teki haber; “Alman Kontunun mücevherleri çalındı.”
Sahne değiştiğinde oltaya Hintli bir soylu takılmış. Turgut, Venüs 3’te garson! Genç kız ise Edith Piaf’ın sesiyle ‘La Vie En Rose’u söylüyor. Mihracemiz de hayran hayran dinlemekte. Dansları sırasında Kamil Baba ve Ali, aşk sarhoşu asilzadenin otel odasında ‘çalışıyorlar’. Ertesi günkü Günaydın’da “Hint Yıldızı adlı ünlü mücevherin, El Kapur mihracesinin Hilton’daki odasından çalındığı” yazılı.
Caravelli’nin ‘Caravelli’ albümündeki (1970) “L’amerique (Yellow River)”lı defile (1970) (Jeff Christie). Zeynep, manken! ‘Ünlü bestekâr’ Kenan Hanoğlu da orada. Hakkında araştırma yapmışlar. ‘Piyanosu ve annesi Beyza Hanım’dan başka şeye yakınlık duymayan biri’. Babasını erken yaşta kaybetmiş. “Kadınlarla arası pek iyi değil. Kolay kolay yüz vermezmiş kimseye”. Sultan Abdülaziz’in, vakti zamanında paşa dedeye armağan ettiği kolye, ailenin medarı iftiharı. Tahmin edileceği gibi ‘üç böcek bir çiçek’ şimdi bunun peşinde.
Atlı Spor Kulübü, Poligon, Uludağ… Taktikleri işe yaramış. Delikanlı ‘her seferinde başka bir kişilik içinde rastladığı’ genç kıza âşık olmak üzere. Aslında Zeynep de aynı durumda. Bakışma, dans ve baş başa kalmaktan başka bir şey düşündükleri yok.
Sonrası peri masalı gibi.
Kenan’ın arabasındalar. Dışarıda, aralarındaki romantizme uygun bir yağmur. Radyoda ‘Paul Mauriat-Sympathy’. İnşallah evi yakın değildir genç kızın! Yol ne kadar uzarsa ayrılmaları da o kadar geç olur. “Bu gece bitmesin istiyorum.” Bütün geceler biter, bütün gündüzler gibi ama unutulmayan anlar vardır. Dönüp dönüp yaşanan dakikalar.
Verilen ilk çiçek.
O gözlerde yıllardır kaybettiği heyecanı bulmuş delikanlı. Hemen bir beste yapar; ‘Şahane Gözler’.
Turgut’a göre bestenin adı ‘Çalınan Gerdanlık’ olmalıymış! Çiçeğe bile laf eder; “Sana çiçek verirken ne budalalıklar yumurtladı? ‘Bu basit kır çiçekleri size olan büyük aşkımın elçiliğini’ mi yapsın dedi.” Diğerleri kahkahadan kırılırken genç kız çok üzgün. Bu işlerden sıkılmaya başlamış. Zaten istemeden yapıyordu!
Kenan, ‘gerçekten ilgi duyduğu ilk kadın’ı çok sevmiş. “Gözlerini kimseye verirsen kırılırım//Birlikte öleceksek ölümden zevk alırım//Beni kalbinde yaşat, sıcak göğsünde uyut//Uzattım ellerimi, bırakma sımsıkı tut” diye şiirler yazıyor. Zeynep’in “Size kötülüğü dokunabilecek biriyim” diye çırpınmasını dinlemiyor bile.
Evlenme teklifinin gelmesi uzun sürmez. Sevinçten neredeyse göbek atan Turgut’a göre bu, ‘kolyeyi paketleyip çeteye vermek gibi bir şey’. Neşeli görünmeye çalışıyor ama kıskandığı aşikâr.
Beyza Hanım yalnız oğlu için yaşayan biri. O güne kadar da başka bir kadınla paylaşacağını hiç düşünmemiş. Zeynep’in ‘zengin koca arayan ne idüğü belirsiz zamane kızlarından biri olmaması içini rahatlıyor’.
Turgut’un planı hazır. “Düğün gecesi, ailenin geleneği icabı kayınvalide hazretleri gerdanlığı gelin hanımın boynuna takacaktır... İlk dans, tebrikler filan 10 buçuğu, 11’i bulur. Bu sırada gelin hanım, salak damat namzedini saygıdeğer misafirleriyle baş başa bırakıp bahçeye çıkacak.” Artık ‘padişah yadigârı milyonluk gerdanlık bizimkilerin emin ellerinde’. Uçak biletleri, pasaportlar zaten hazırmış. “Sonra, pırr!”
Fakat ortada bir sorun var. Zeynep bu oyuna devam etmek istemiyor.
Önce ‘Düğün Marşı’ (1842) (Felix Mendellsohn) ardından ‘La Cumparsita’ (1917) (Gerardo Matos Rodriguez). Ali Demir de konuklar arasında. Duvardaki saat 11’i vuruyor. (Gong sayısı eksik veya fazla olacak diye tedirgindik. Neyse ki korktuğumuz olmadı). Zeynep bahçeye çıktığında bir sürprizle karşılaşır. Polis, üç arkadaşını toparlayıp götürüyor. Kamil Baba, biraz önce sigarası bitmiş gibi yapıp bakkala gittiğinde kendilerini ihbar etmişti. Genç kız dışında hepsi cezaevini boylar.
‘Peri padişahının kızı ve Dağlar Sultanı’, balayı için Uludağ’dalar. “Meşhur bir erkeğin karısı olmak çok zor. Bütün kadınların gözleri sende… Dünyanın en güzel kadınıyla evli olmak daha zor. Erkekler de gözleriyle yiyorlar seni” diye iltifat yağdırıyorlar birbirlerine.
Yıllar böyle sevgi içinde geçer. Kızları Çiçek 4 yaşına basmış. 5 gün gibi geçen 5 yıl. Her bir güne sığan 100 yıllık saadeti konuşurlarken yaşamlarına bir gök taşı düşüyor!
‘Le Clan Des Siciliens’deki (1969) (Ennio Morricone) gerilim dolu ‘Mostra Dei Gioielli’ ile Turgut gelmiş. Keman yayı gibi bir tebessüm! Zeynep’in abisi ve hayatta kalmış tek yakını olduğunu, bazı aile içi çocukça kırgınlıklar nedeniyle ayrı kaldıklarını, kardeşine karşı görevini yapamadığını, uzun yıllarını geçirdiği Amerika’da suçluluk duygusuna kapıldığını falan anlatıyor. Kendisini yeniden sevdirmeye çalışacakmış!
Yalnız kaldıklarında ‘sebebi ziyareti’ni anlıyoruz. Hem kolyeyi hem genç kadını istiyor. ‘Hapiste kadınsız geçen günlerin acısını çıkaracakmış’!
‘Written On The Wind’ (1956) (Mike Hawker / Ivor Raymonde). Turgut’un film boyunca yaptığı tek güzel şey genç evlileri gazinoya davet etmesi. Sahnedeki sanatçı, Dana’nın sesi ile bu şarkıyı söylüyor. ‘Ağabey’in daveti olmasa dinleyemeyecektik!
Sonrasında davranışları iyice tatsızlaşıyor. Zeynep’e sataşması ve arzularını gerçekleştirmek için Çiçek’i kaçırması. Çaresiz kalan kahramanımız Turgut’u öldürür. Ardından kendisini denizde kaybolmuş gibi gösterip hapishaneye gidiyor.
10 küsur yıl sonra tahliye edilir. Çiçek meşhur bir şarkıcı olmuş. Konserine gitmesi olayları hızlandırır. Kenan, böylesine benzerlik karşısında şaşkın. “Ben sizin değil, kaybettiğim mukaddes bir hayalin peşindeyim... Sizinle sadece eski günlerimi yaşamak istiyorum bir gecelik” diyor.
Evde ‘karısına karısını anlatır’. “Bir sır mı vardı hayatında bana anlatmadığı, bilmiyorum. Kötü bir şey yapmış olamazdı. Ayrıca dünyanın en günahkâr kadını bile olsaydı sevdiğimdi o. Benim kadınımdı. Her şeyini affedecek kadar seviyordum, tapıyordum O’na.” Artık dayanamayan zavallı kadın gerçeği itiraf edince ise deminki duygusal hali kalmaz; “Sus, sus. Bir kelime daha söylersen öldürürüm seni. O öldü. Karıma benziyorsun diye O’nun temiz hatırasını çalmaya kalkma. Hiç kimse O’nun yerini alamaz, anlıyor musun hiç kimse. Defol, defol diyorum”.
Çiçek’in yatağına bırakılan gerdanlıkla (Zeynep, bunu yıllardır nasıl sakladı belli değil) gerçek anlaşılır.
Kendisini uçurumdan atmak üzereyken baba kız yetişiyor.


Hicaz Makamında Ut Taksimi.
Osman Reis’in lokantasında sabah çorbası.
Zeynep; “Ne güzel çalıyor değil mi?”
Kenan; “Zavallının gözleri görmez. Tek ışığı müziktir. Aslında benim de öyleydi bu geceye kadar.”
Zeynep; “Şimdi, şimdi başka türlü mü?”
Kenan; “Gözleriniz var şimdi. Siz varsınız!”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Atıf Yılmaz
Senaryo ,
Yapımcı İrfan Ünal
Müzik Nevzat Sümer
Görüntü Yönetmeni Orhan Kapkı , Çetin Tunca
Süre 82 dk
Tür Dram, Duygusal
Özellikler Renkli
Ülke Türkiye
Etiketler Kıskanıyorum, Şahane Gözler Daha Fazlası

Oynayanlar

Türkan Şoray Türkan Şoray Zeynep
Nubar Terziyan Nubar Terziyan Kamil
Aynur Aydan Aynur Aydan
Birtane Güngör Birtane Güngör
Necip Tekçe Necip Tekçe
Dilek Akçan Dilek Akçan Küçük Oyuncu
Mümtaz Ener Mümtaz Ener Nubar Terziyan Seslendirmesi
Birsen Kaplangı Birsen Kaplangı Seslendirme
Metin Serezli Metin Serezli Turgut
Kadir İnanır Kadir İnanır
Nevin Akkaya Nevin Akkaya Türkan Şoray Seslendirmesi
Alev Koral Alev Koral Seslendirme
Abdurrahman Palay Abdurrahman Palay Kadir İnanır Seslendirmesi

Ekip

Kurgu Osman Koşkan (Kurgu)
Sanat Yönetmeni Secat Kırmacı (Sanat Yönetmeni)
Yapım Ekibi Nuri Tunçel (Yapım Amiri)
Nurettin Algül (Set Ekibi)
Nejat Buvan (Set Ekibi)
Kahraman Kongur (Set Ekibi)
Yönetmen Ekibi Erol Avcı (2) (Yönetmen Yardımcısı)
Zeki Ökten (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Firuzan Nurtan (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Hüsam Üren (Negatif Kurgu)
Hikmet Kuyucu (Laboratuar Şefi)
Turgut Ören (Renk Düzenleme)
Işık Ekibi Haydar Aslan (Işık Şefi)
Ses Ekibi Necip Sarıcıoğlu (Ses Kayıt)
Mustafa Kent (Senkron)
Müzik ekibi Belkıs Özener (Şarkılar)

Firmalar

Lale Film (Seslendirme)
Ören Film (Film Hazırlık)
Akün Film (Yapım)

Son Yorumlar (19)

performer avatar performer 12 Kasım 2016 22:41:36

5

kadir inanır'a rol ve tarz olarak yakışmayan filmlerden...eminim ki bu film merhum atıf yılmaz'ın "kötü filmlerde çektim" dediği filmlerden...

Kleberson avatar Kleberson 11 Temmuz 2016 19:55:50

cok yavas bir film insan izlerken ofluyor falan bana göre degil bu tarz filmler akici degil cok yavas insan bunaliyor izlerken

benimsinema avatar benimsinema 24 Mayıs 2014 19:33:15

7

film güzel ama daha iyi olabilirdi sanki... metin serezli yine döktürmüs,cokta inandirici oynamis... arkadasin dedigi gibi kadire beyaz saclar yakismamis...

aylinkucuk 02 Şubat 2013 22:59:49

7

birşey daha eklemek gerekirse birtane günörün kadir inanırın kızı olması komik durmuş nerdeyse aynı yaştalar ve bu bariz belli filmde kadir inanırın saçlarını beyazlatmak kapatmamış bu durumu tabi küçük ayrıntılar bunlar.

aylinkucuk 30 Ocak 2013 18:56:37

7

bu film karagözlümün çok tutulmasından dolayı o filme benzer bir şekilde yapılmış ama olmamış bence oysa karagözlümdeki kadronun çoğu bu filmde de vardır senaryonun önemi de burda ortaya çıkıyor şunu da belirtmek gerekirse yine benim kendi düşüncem k adın başrol çok fazla ağırlıkta olunca o film olmuyor bir kadın filmi götüremiyor bu filmde de aynı şekilde bu örnek var bakılırsa ikilini hemen hemen bütün filmleri bilinir ama bu filmlerin içinde popüleritesi diğerlerine göre düşük olan unutulan kadın,gazi kadın ve cevriyem de kadın başrol biraz daha etkindir bu da filmi kötü etkiliyor bence tabi sadece kadın başrol değil senaryo falan da etkili bu konuda.

karadaqlı avatar karadaqlı 23 Nisan 2012 17:05:04

10

1964 yapımlı GÖZLERİ ÖMRE BEDEL(Türkan Şoray-Cüneyt Arkın) filminin birebiri.İki filmde oldukça başarılı.

Yandex.Metrica