Eceline Susayanlar

8,14

( 6 kişi yorum yaptı )

Eceline Susayanlar

Sinema Filmi

1967

‘Gurbet’ (1959) (Zeki Müren) ile başlayıp ‘El Cid’ (1961) için yapılan ‘Love Scene’ (Miclós Rózsa) ile devam eden sahne. Okmeydanı, 17 [ikinci çevrim renkli ‘Erkeksen Kaçma’da (1974) ‘26’] numaralı ev. Biri ‘kan davası’ diğeri ‘zorla everilme’ kaçkını iki genç.
Zeynep; “Bir derdin var senin. Farkındayım. Beni de uyutmaz oldu… Söyle de bileyim. Bir yardımım olmasa bile sanki ten kafesinden uğursuz bir kuş salıvermişsin gibi olur. Tıpkısına, benim gibi yüreğim hafifler.”
Murat; “Hiçbir derdim yok. Sorup durma. Sabah da temelli git. Gidersen essahtan ferahlayacağım.”
Zeynep; “Kıpır kıpırsın. Böyle bir dolusun. Uykunda, düşünde kalabalık var. Ne yana baksan tüfek namlusu görür gibisin… Beni kurtardın borçluyum sana. Ama bu halim borcumdan gelmiyor. Seni seviyorum, seviyorum.”
Murat; “Demin dediğim gibi sabahtan gideceksin. Burda kalamazsın artık. İkimize de yazık. Çünkü… Çünkü ben de seni seviyorum, seviyorum.”


‘Leichte Kavallerie (Light Cavalry): Overture’ (1866) (Franz Von Suppé). Operetin ilk 15 saniyesi. Gecenin bir vakti Bölge Cezaevi’nden çıkan Murat Kullukçu. Cebinde mahkûm arkadaşı Namık Bey’in yazdığı mektup. (Ortağı Mahmut’tan delikanlıya iş vermesini istiyor). Mutlu olması gerek ama kahramanımız, karşılamaya gelen Osman Emmi gibi tedirgin. Oralardan hemen İstanbul’a gidecekmiş. Kanlılarından kaçtığını sonra anlayacağız. “Az bir şey var içine. Gurbette lazım olur” diyerek biraz para verir yaşlı adam. “Ama Emmi…” itirazına da babacan bir şekilde engel olur; “Hiç laf etme, var git yoluna… Gayri güzel güzel yaşamak nasip olsun. Ömrün karasız, acısız, uzun olsun inşallah.”
‘Patricia’ (1958) (Pérez Prado); “Kiss her and your lips will always want Patricia//Stroll her, see Patricia move with all her charms.” Haydarpaşa Garı’na geliş bu neşeli melodi ile. Elinde tahta bavul doğru Mahmut Bey’in villasına. (Dış çekimler Emirgân Korusu’ndaki Sarı Köşk’te yapılmış). Evdeki ‘nü’ resim ve kadına bakışında yıllar süren açlığın zapt edilmez izleri var.
“Take Some Risks, Mr Flint” (Jerry Goldsmith). İşadamı mektubu okurken ‘Our Man Flint’teki (1966) ezgi duyuluyor. “Sen de hapisteydin demek. Namuslu, dürüst ve yürekliymişsin. Sen varsın diye kimse hırlayamamış O’na. Pek methediyor seni.” Arkadaşı Namık’ı kıracak değilmiş. “Akşama Bar’a gel, hemen işe başla.”
‘Sus Sus’ (1967). Beyoğlu’ndaki Deniz Kızı Barı. Dansöz şarkıcı Suzan Avcı, Sevim Tanürek’in sesiyle Suat Sayın’ın Rast eserini söylüyor. “Bir gün sana döneceğim//Bunu yemin bileceğim.” Murat işe başlamış. ‘Sakınılan göze çöp batar’ misali daha ilk gece kavga çıkar. Güzel dansözü bıçaklı saldırıdan koruyor. Ali Seyhan ve adamları Kudret Karadağ, Alp Aslan’ın tatsız bir şey yapacakları belliydi. [Neden saldırdıklarını filmin ikinci çevrimi olan ‘Erkeksen Kaçma’daki (1974) Osman Han’dan öğreneceğiz; “Paramı yiyip kaybolmak var mı ha”]. Suzan Avcı, ‘mükâfat’ olarak evine götürüyor kahramanımızı. Dansına orada devam eder. Elbiselerini öpüp koklamasından bizimkinin ne durumda olduğu anlamış. Sonrası, sarmaş dolaş sabahlamak.
Paul Mauriat Orkestrası’nın ‘Russie De Toujours’ uzunçalarındaki (1965) ‘Les Yeux Noirs’. Sarılmış yorgunluk giderirken ‘dostu’ olmasını ister. “Beyler gibi giyinip kuşanacaksın. Racon keseceksin… Hayat neymiş, yaşamak neymiş bundan sonra göreceksin.” Hiçbir iş yapmasına da gerek yokmuş. “Dostumu çalıştırırsam rezil olurum. İsmimi iki paralık ederler” diyor. İçki hadi neyse de ‘iflah olmaz’ esrarı, eroini gören delikanlı çekip gider; “Bu işin sadece lafı bile er kişiyi öldürür. Böyle bir heveslisini bul.”
Osman Emmi’ye yazdıkları; “Daha ilk geceden başım derde girdi. Daha da girecekti ya, neyse kurcalama. Kavgaya silaha yeminliyken pisliğin belanın üstüne düştüm. Kaderim bana küskün bir defa. Boş yere mi çabalıyorum ne.”
‘Goldfinger’daki (1964) ‘Dawn Raid On Fort Knox’ (John Barry). Pavyon’a döndüğünde Mahmut Bey köpürüyordu; “Bir daha duyarsam yakarım çıranı… Cahilsin, kadın yüzü de görmemişsin diye boş veriyorum. Yoksa benim kovduğum kadına ‘merhaba’ diyemezsin, nerde kaldı sevişmek. Anladın mı?” (Bir rezalete sebep olduğu için Suzan Avcı’yı kovmuş. Yevmiyesini de kesmiş). Biraz para ve “Bu hayatta her an lazım olur” diyerek bir tabanca verir. Gerçi Murat silaha tövbeliydi ama Patron’un sözleri daha etkili olur; “Yanında dursun. Tövbeni bozmaya mecbur kalmazsan kullanmazsın. İnsan, Allah etmesin, sıkıştı mı ne tövbe dinler ne yemin.”
O sırada Otelci Hamdi’den gelen telefonla ‘ışıklı’ Beyoğlu’nun başka bir ve ‘karanlık’ yönünü tanıyoruz. Birkaç haftadır otelde kalan bir kızdan söz ediyor. ‘Afet’miş; ‘Böylesi 10 senede bir düşermiş’. “Bayılacaksın Abicim! Kavlimizden bile fazlasını vereceksin bana” diyor Mahmut’a. Fiyat arttırmak için ‘esnaf ağzı’ yaptığını zannettik. Ancak genç kız, otelcinin “Ben sana hiç mahcup oldum mu, Abiciğim” dediği kadar güzel.
‘Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak’ diyebileceğimiz yolculuk bu. Çoğunluğu Anadolu’dan gelen genç kızlar için ilk durak Beyoğlu’nda bir otel. ‘Sabahın köründen’ akşama kadar ‘namuslu’ bir iş aramak. Bugün yarın derken ‘güler yüzlü’ otelci ve ‘iyiliksever’ bar sahibinin yardım eli uzanır. Kurulan kumpasın ne olduğunu anlayamadan pavyonda ‘müşteriye çıkarılırlar’. Daha doğrusu ‘sunulurlar’.
Zeynep de böyle bir uçurumun kenarındaki ‘ahu gibi bir kız’. 20 gündür buralarda. Çorap fabrikasında iş bulmuş, pazartesiye başlayacak ve otele borcunu ödeyecekmiş. Tabii ‘paçasını kurtarabilirse’. Vaat edilenler Hamdi’ye bile “Dünyaya kız gelmek varmış” dedirtecek kadar göz boyayıcı. “Apartman katı, peşin peşin 10 bin lira, araba, giyim, süs.” Mahmut daha ileri gider; “Araban, uçağın olacak, mücevherlerin.” Bunların karşılığında yapacağı şeyi öğrenmek isteyince abartı tersine döner; “Hiiç! Geceleri kulübe geleceksin. Kibar beylerle arkadaşlık edeceksin. Dans edeceksin.” Belli ki çok güçlü bir kişiliği var genç kızın. Yoksa şu yanıtı vermek çok zor; “Yapamam ben. Elin erkekleriyle oynaşamam. Batsın o dediklerin… Beni kötü edeceksiniz. Para ile kahpe olacağım. Acımdan ölmeye razıyım. İstemem öyle parayı.”
Sonrasında gözdağı başlar. ‘Yüzüne 3 jilet atmak, ırzına geçmek’ ve daha neler neler. Bir de hırsızlık iftirası atıldı mı üstüne hesabı tamammış.
Otelde İspanya’nın matadorlu tanıtım afişi var. ‘Arenadaki boğa’ ile ‘pavyondaki konsomatris’ arasında bir benzerlik kurulabilir mi? Orada matador bir tane, burada her erkek müşteri bir matador.
Gazinocunun Hamdi’ye söylediklerinden işin maddi yönünü öğreniyoruz; “Biraz oryantal öğretip dans ettirmeli. İsmini de Necla falan yapmalı… Gecede 2 bin lira kazandırır bu kız. 6 ay hızlı çalışsa yeter.” Ancak olayın ‘kişisel’ yönü de var; “İçim gitti, kendime ayırdım. Önce ben doyacağım sonra müşteriye çıkaracağım.”
‘Thunderball’daki (1964) ‘Thunderball Main Title’ (John Barry). ‘Bu kız’, yani Zeynep’i ite kaka Mahmut Bey’in pavyondaki odasına sokan Hamdi’nin çıkışı avucunda bir tomar banknotla. Durumu gören Murat işkillenmiş. Canhıraş debelenmeyi duyunca daha fazla dayanamaz, dalar içeri; “Bırak gitsin. İstemiyor. Yazık, günah. Sana yakışmaz.” Kavga dövüş kurtarıyor oradan. Gazino patronunun sözleri savaş ilanı gibi. “Bunu senin yanına bırakırsam alçağım. Yılan deliğine girsen bulacağım seni.”
‘Gurbet’ (Hüseyni) (Zeki Müren); “Yalnızım bu ellerde içim hasret doludur//Kimsesizim dertliyim yolum gurbet yoludur.” Okmeydanı’ndaki evde onları daha yakından tanıyoruz.
Ak Mestan’ın kızı Zeynep. “Nazilli’nin köyündenim ben. Bir abim var. Evermek istedi beni, zorla. Yaşlıydı adam. Ama bağı, bostanı, tarlası, mağazası vardı. İki de karısı. Nikâhsız… ‘Fakirsek hakir değiliz ağabey’ dedim. ‘Bilirsin cibilliyetini o herifin. Tefeci domuz, sarhoş cüce’ dedim. ‘Topuğuma eremeyen su, başımdan aşmaya kalkışıyor sebep olma’ dedim. Dövdü. Ben de o zaman…” Kaçıp İstanbul’a gelmiş. Abisi Sabri, belki de şimdi buralarda O’nu arıyor.
Kullukçunun Murat. Beyoğlu’ndan kurtulunca Tersane’de iş bulmuş. Tam anlaşılmıyor ama galiba Aksaraylı. 32 yaşında. “Pek çokları gibi ben de öç almaya kurban gittim. Köselerle aramızda kan davası vardı. Onlar da biz de dikene batmış kelebek gibi yaşıyorduk. Çırpıntılı, hem de umutsuz. Kurtuluş yoktu, biliyorduk.” Babasını vuran Rıza’yı öldürüp seneler boyu hapislerde çürümüş. Kanlıları Mehmet, babası Abdullah ve amcası Rüstem hapishaneden çıkarken öldüreceklerdi. Zamanlamasını ayarlayamamışlar. “Tahliyesinin sabahı pusuladık ama kaç para, geceden kaçmış.” Kasabada tehditle Osman Emmi’yi konuşturmak istiyorlardı. Öldür Allah, Murat’ın yerini söyletemezler. Ancak İstanbul’a göndereceği mektuptan kahramanımızın adresini öğrenmişler.
İstanbul’a geliş, ‘34 KH 336’ plakalı Dağıtanlı otobüsü ve ‘From Russia With Love’daki (1963) ‘Girl Trouble’ (John Barry) ile.
Ayrıca Mahmut ve adamları Erdoğan Seren, İsmet Erten, Doğan Özinan ile Zeynep’in abisi Sabri’yi düşününce ürpermemek elde değil.
Kahramanlarımız onca müşkül arasında birbirlerini severler.
‘Our Man Flint’deki (1966) ‘Tell Me More About That Volcano’ (Jerry Goldsmith). Nikâhları ‘hemen, tezi tezine’. Müslüm-Hakkı Haktan şahit. Gelinlik, şeker falan hiçbir şeye paraları yetmemiş. Bir tek duvak alabilmişler genç kızın başı için. O da kiralık. Murat (Cumhuriyet Gazetesi’ne sarıp verirken) “Bi zahmet götürüver Kapalıçarşı’ya. Parasını verdiydik duvağın. Kirasını ver üstünü al” diyor Müslüm’e.
Ama kanlılar ecel gibi. Saklanmanın oluru yok. Ecele kısılmış kalmış kahramanlarımız.
Evlerinin basıldığı gece, Zeynep, Abdullah’ı öldürür. Murat “Eyvah, şimdi Sabri’ye de kan güdecekler. O’nun vebali de bende şimdi” demişti. Dediği gibi de olur.
Kardeşini görmeye İstanbul Ceza ve Tevkifevi’ne geldiğinde Rüstem ve Mehmet tarafından takip edilir Sabri. Bu sırada görüntüdeki Sultanahmet Camisi ve ‘Lawrence of Arabia’daki (1962) (Maurice Jarre) ‘Uvertür’ çok güzel.
‘El Cid’deki (1961) ‘Battle of Valencia’ (Miclós Rózsa). İki sahne sonra “Fatih’te Kıztaşı’nın ardında Bostan Sokak, 8 numaralı ev”de kanlar içinde yatıyordu.
Artık av ve avcılar yer değiştirir. Bu kez kahramanımız onların peşinde.


‘Cleopatra’daki (1963) ‘Better Late Than Never’ (Alex North). İstanbul Ceza ve Tevkif Evi’ndeki helalleşme.
Zeynep; “Alnıma kara yazılmış bir defa. Neylesek boş. Matemin faydası ne.”
Murat; “Suçluyum. Senden kaçacaktım. Ecelime ortak etmeyecektim.”
Zeynep; “Hepsini dedin bana. Ben istedim. İyi de etmişim. Ben olmasam seni öldürmüşlerdi. Yahut Onları sen sıralamıştın. İyi bir işe yaradım diye sevincim bile var.”
Murat; “Anasız büyüdüm. Babamı vurdular. 15 yılım karanlığa gitti. Hiç yaşamadım bu dünyada. Ama bir de seni gördüm. Sana deydim. Seni kokladım (bir önceki gece dansözü ve elbiselerini koklamıştı ya neyse). Seni hepsinin, her şeyin yerine koydum. Gayrı görüşemezsek hakkını helal et.”
Zeynep; “Helal olsun.”
Murat; “Ak güvercinim benim. Seni kanladım, kırdım kanadını. Yolundan ettim. Gene uçacaksın. Dağı, göğü, denizi göreceksin. Yorgun düşer de bir yere konarsan vallah ki ben o konduğun ağacım, taşım.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Künye

Yönetmen Ertem Göreç
Senaryo
Yapımcı Berker İnanoğlu
Görüntü Yönetmeni Nejat Okçugil
Süre 70 dk
Tür Dram
Ülke Türkiye

Ekip

Yapım Ekibi İsmail Gonca (Yapım Amiri)
Yönetmen Ekibi Samim Utku (Reji Ekibi)
Samim Utku (Reji Ekibi)
Kamera Ekibi Mehmet Ali Özdemir (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Aleko Aleksandru (Negatif Kurgu)
Cavit Korkmaz (Laboratuar)
Abdullah Akdeniz (Laboratuar)
Işık Ekibi Şevket Yılmaz (Işık Şefi)
Mehmet Çakar (Işık Şefi)
Müzik ekibi Sevim Tanürek (Şarkılar)
Suat Sayın (Beste)

Firmalar

Er Film (Yapım)
Süperfon Stüdyosu (Seslendirme)
Ender Işık Servisi (Işık)
Saner Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (6)

Göztepe avatar Göztepe 13 Şubat 2013 17:39:03

10

Yeşilçam Sinemasında genelde kan davalı hesaplaşmalı filmler güzel oluyor. Bu filmde o tarz filmlerden birisi kan davasından 15 yıl yatıp İstanbul'a kaçan. Fedailik yapıp masum bir kızı Nilüfer Koçyiğit'i kurtaran Fikret Hakan. Tam bir ateşin ortasın a düşüyor bir yandan belalı patronu Turgut Özatay diğer taraftan kanlıları buna Yılmaz Köksal'da dahil. Birde kızın abisi Ali Ekdal hepsi Fikret Hakan'ın peşinde canı pahasına mücadele eden Fikret Hakan. En sonunda kanlılarıyla hesaplaşıyor ve sağ kalıyor bir nevi hapisteki kanlısı öldüren hapisteki karısı Nilüfer Koçyiğit'e kavuşuyor. Başarılı bir Fikret Hakan filmin görüntü kaliteside gayet iyi filmin.!

benimsinema avatar benimsinema 27 Ocak 2013 13:49:13

7

Yönetmenin senaristin yapimcinin ve oyuncularin basarisi..bir kan davasi yüzünden sucsuz yere vurulan insanlarin hikayesini anlatiyor. Turgut yine kötülük pesinde. Fikret kan davalarindan kacarken. Nilüfer de namsunu kurtarmaya calisirken yollari kes isir...birbirine arka cikarlar hatta evlenirler..

Alın yazısı avatar Alın yazısı 12 Eylül 2009 21:00:09

10

1974 yapımı başrollerini , Kartal Tibet & Sema Özdamar'ın paylaştığı '' Erkeksen Kaçma '' İsimli filminİlk çevrimidir...iki filmde çok iyi çekilmiştir.hapisten çıkan bir gencin,eski bir kan davası yüzündenkaçışının hikayesi.hem fikret hakan hemde kartal tibet bu rolü çok iyi oynamış

wunsch vertrauen avatar wunsch vertrauen 05 Ocak 2008 07:44:01

4

Filmde Turgut Özatay'ı Muhip Arcıman seslendiriyor.

capone avatar capone 16 Aralık 2007 11:07:12

8

köyde abis tarafından zorla evlendirilmek istene bir kızla bir fedaisinin öyküsü genç adam kıza zarar gelmemek için onunla evlenir.ancak kendisinin peşindede kan davalıları vardır.güzel bir aksiyon filmi

nedim yıldız avatar nedim yıldız 29 Ekim 2007 13:25:10

6

kan davasından bıkıp,istanbula gelen bir gençle,istemediği bir evlilik yüzünden köyünden kaçıp,büyük şehirde kötü yola düşürülmek istenen bir genç kızın aşk,macera öyküsü.kartal tibetli renkli versiyonuda var.izlenebilir...

Yandex.Metrica