Ah Güzel İstanbul

9,18

( 51 kişi yorum yaptı )

Ah Güzel İstanbul

Sinema Filmi

1966

‘Hicaz Makamında Ut Taksimi’.
Haşmet, arkadaşları Aktör Şefik, Balıkçı İbrahim, Bakkal Halil sigara dumanı ve Yeni Rakı eşliğinde sohbet içindeler. Mekân Rıfkı’nın Meyhanesi.
Haşmet; “Hiç mi âşık olmadık Şefikciğim? Acımak bizimkisi. Genç, cahil, korkak bir kız için duyulan bir endişeden ibaret.”
İbrahim; “Zannetmem Abiciğim! Affına mağruren yani.”
Haşmet; “Yaa! Sen de mi İbrahim?”
İbrahim; “Seninkisi acımaksa, buna Ayşe’den daha layık olanlar var. Şimdi biz kime acıyacağız? Yüz binlerce çalışan fakir Türk kızına mı, yoksa Ayşe gibi işin kolayına kaçanlara mı? Lafı biraz macunlayıp uzattıysam hoş görün. Hadi sıhhate.”
Ayşelerin tümü için gücü yetmediğinden hiç olmazsa birini kurtarmaya çalışacaktır, Haşmet. Üstelik daha kendisini bile kurtaramamışken!


‘Bir İstanbul Şiiri’ (Sadri Alışık-‘Bir Ömürlük İstanbul’-Sf. 12) (Bilgi Yayınevi-Ocak 1993); “Nerdesin o İstanbul nerdesin//Hani çıkrık seslerinde mehtapları dinlediğim//Mediha Teyzelerin leylak bahçeleri//Büyükbabamın bitmeyen Kuvayı Milliye hikâyeleri.”
Kahramanımızın adı Haşmet. Soylu ve güngörmüş İbriktaroğlu ailesinin son temsilcisi. Yaş 40. ‘Akıntıya kürek çekerek’ geçmiş yorgun ve miskin bir hayat. Bütün ömrünce çalışmadan yaşamanın yolunu aramış. Yorgunluğu bundan! Artık ne bitecek ne de başlayacak bir işi var bu dünyada. “Ölüm ayrı.”
Kendisi ile ‘Gündüz Çorbacı Gece Meyhaneci’ Rıfkı’nın dükkânında karşılaşıyoruz. ‘Akşam fazla kaçırdığı için’ esnemekten yorgun bir haldeydi.
Beylerbeyi’ndeki bir yalıda dünyaya gelmiş. Dedesinin dedesi, Osmanlı sarayında İbrikçibaşı; Dedesi, Paşa; Amcası süferadan; Babası da zengin bir hovarda ve tüccar. “Validem daha ben bir yaşımdayken yakışıklı bir zabitle kaçmış. Peder, içkide iki hanı, bir koca köşkü yemiş bitirmiş. Eh, servetin geri kalanını da, ayıptır söylemesi, biz batırdık.”
İflasla sonlanan tüccarlık girişiminden sonra ‘yalı ve geriye kalan ne var ne yok bir çul artmamacasına’ elden çıkmış. “Şimdi çok rahatız, elhamdülillah. Mütevazı bir meslekte karar verdik geçinip gidiyoruz.”
‘Efendim, mesleği seyyar fotoğrafçılık’mış. ‘Seyyar’ hali yalnızca işe gelip giderken! Yoksa çalışma mekânı Sultanahmet ve Ayasofya’yı gören bir yerde. Makinesini, nur içinde yatsın, Hamdullah amcası Fransa’daki sefirliğinde almış. “Seneler sonra yalının kilerinde rastladım buna. Baktım resim de çekmiyor mu, paçayı bizim tarihi makine kurtardı anlayacağınız.”
Paralar suyunu çekince varlıklı dostlar arayıp sormaz olsalar da semtte ailenin namı devam edip gidiyor. İnsanlar Haşmet’e saygılı. Maşallah talibi de çok. Ancak kahramanımız “Bekârlıkta zararım kendime ama evlilikte öyle mi ya. Aman Haşmet, aman çıldırma. Bir gidersen okkanın altına bir daha kurtulamazsın” havasında.
İki fakülte bitirmiş Leman Hanım evinde Fransızca dersi verirmiş. “Edebiyat bilgimizi bize vesikalık çektiren öğrencilerden haber alınca bizimle pek alakadar olduydu. Ama okumuş kadınla yuva kurmanın zorlukları vardır.” İnsanı iğne üstünde oturtur, kocasını şaşkına çevirirmiş.
Han-hamam sahibi Belkıs Hanım hâlâ hoş. Mihrabı yerinde. Ama züğürt biri, zengin kadın alırsa ya jigolo ya da köle olurmuş. Eh, kendisinin jigololuk yaşı geçtiğine göre olurmuş bir köle.
Kasap Salih de kızı Ayten için düşünürmüş Haşmet’i. “Efendi çocuk” dermiş ‘biteviye’. Dükkân, üç tane ev. Bizimkinin ona da söyleyecekleri var. “Orta halli aileden kızla evlilik zordur. Gözü hep yukarlarda olur.” Her şeyi kocadan görmek, baba evinde yapamadıklarını yapmak istermiş. Ayrıca da ‘yarım düzine çocuk’ istermiş.
Başında fötr şapka, kolunda gösterişli bir şemsiye. Tekdüze günlük yaşamı Rıfkı’da çorba ile başlıyor. Akşamdan kalma halini ancak böyle atabiliyormuş. Ardından İbrahim’le hal hatır sormak ve Halil’den sigarasını almak. “Her şeyden vazgeçtik şu meretten vazgeçemedik (içkisini unuttu). Hem Sipahi hem de iki paket günde.”
‘Al Sâzını Sen Sevdiceğim Şen Hevesinle’ (Bîmen Şen). İşe gidişi vapur ve bu Sultâni-Yegâh (kendisi aslında ‘Hicaz’ı sever) şarkı ile. ‘S’leri ters ‘İstanbul Hatırası’ yazılı kumaş panonun önüne tahta iskemleyi yerleştirdiğinde artık hizmete hazır. Çenesi de pek gevşek. 6-8 saniyelik poz süresini kısa mesafe koşucusu hızıyla ayarlıyor; “Al askerlerin resmini kutuya. Sonra çıkarıp atalım suya. Karanlıktan çıkıp fotoğraf haline gelsinler. İnşallah ötekilere benzemesinler. Hoop.” Müşterileri çoğunlukla asker ve öğrenci. Arada bir Ayşe Goncagül gibi ‘artist yarışması için’ resim çektirmek isteyenler de çıkıyor.
Genç kız, İzmir’den kaçıp gelmiş. 20’sinde var yok. Ağzında sakız, elinde 31 Aralık 1966 tarihli Pazar dergisi. 5 kardeşin ortancası. İki abi ve yengeleri işçiymiş. Öteki ikisi küçük. Babası fabrikada kaza geçirdiği için işsiz. Sonlara doğru “Sekiz kişi bir odada” diyecektir. Bu hesaba göre, filmde söylenmiyor, demek ki annesi ölmüş. Ailenin durumunu Ayşe’nin sözlerinden anlıyoruz; “Memnun olmuşlardır bir boğaz eksildi diye.” Gelirken küçük abisinin kumbarasından 150 lira aldığı için artık dönemezmiş de. Dayaktan öldürürlermiş.
Figüranlık bürosundaki Oğuz Baranlı yardımcı olmuş. 85 kızın katıldığı artist yarışmasında “Pistonun yoksa kazanamazsın. Ben seni hemen yükseltirim” diyerek kendi pansiyonuna yerleştirmiş. Bunun ne menem bir ‘yardım’ olduğu kısa sürede ortaya çıkacaktır.
İki fakülte bitirmiş, han hamam, dükkân sahibi ‘taliplerine’ yüz vermeyen Haşmet bu kıza tutuldu mu ne.
‘Hicâz Peşrev’ (Neyzen Salim Bey). O akşam Rıfkı’nın meyhanesinde Ayşe’den söz ediyor. Aktör Şefik’ten Oğuz’un nasıl biri olduğunu öğreniyoruz; “Tanımaz mıyım iti. Güya figüranlık bürosu vardır. Ama aslında kadın ticareti yapar. Fuhuşa iter çaresiz kızları... Senin kız daha kolay parlayacak. Sinema perdesinde değil ama bir randevuevinde karşılaşırsınız yakında.”
Sirkeci’deki Pansiyon Medeniyet. Ertesi sabah işi gücü boşlayıp Ayşe’yi kurtarmaya gelmiş. Burası bir çeşit sosyetik randevuevi. İçeri girmek de bir mesele.
‘Sevdim Seni Ey İşve-Bâz’ (Tambûri Cemil Bey). Eski bir tanıdığı, Zambak Düriye sayesinde bunu da başarır. Zambak tenli, zambak kokulu Düriye; Bir zamanlar Pera Palas balosunda ayaklarına kolye taktığı Düriye şimdi burada sermaye olarak çalışıyormuş. O’ndan genç kızın 5 numarada kaldığını öğrenir.
‘Dök Zülfünü Meydâne Gel’ (Tambûri Mustafa Çavuş). Odayı bulmuş ama burada Oğuz ile gazeteci Cengiz, kızı nasıl pazarlayacaklarını konuşuyorlardı.
‘Nihavend Longa’ (Kemani Kevser Hanım). Ayşe’ye ‘Pansiyon Medeniyet’in nasıl bir yer olduğunu anlatmaya çalışırken gerçekleşen polis baskını bu hareketli eserle.
Hepsini toplayıp karakola götürürler. Komiser Asım Nipton, kahramanımızın soyadını ‘İmbiktaroğlu’ olarak anlıyor. Beyler, parmak izleri alındıktan sonra bırakılır. Kadınlar ise ifadelerini imzalayıp doğru hastaneye ‘sevk’. Her şey o meşhur şarkı gibi; “It’s A Man’s World.”
Sonraki üç gün ‘İstanbul Belediyesi Cild ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi’ önünde Ayşeciği beklemekle geçer.
‘Mahur Peşrev (Sol Majör)’ (Tambûri Cemil Bey). İlk çıkan Düriye olur. “Senin kız bakireymiş meğer” diyor.
“Mahur Saz Semaisi’nin 4. Peşrevi” (Kemençeci Nikolaki) ve ‘Keman ve Tambur ile Nihavend Müşterek Peşrev’. Sevdiği kızın ardından “Ayşe, Ayşe” diye yeri göğü inleterek koşması ve “Gel bende kal istersen. Koskoca saray yavrusu. İstediğin kadar ye, iç, yat, kalk” diyerek davet etmesi bu notalarla.
‘Sultâni-Yegâh Saz Semaisi’ (1.40’tan itibaren) (Nedim Ağa). ‘Koskoca saray yavrusu’ dediği şey de tek odalı, devrilmesin diye yandan kalas destekli bir kulübe. ‘Bildiğimiz gecekondu’. Ayşe, İzmir’den bunun için kaçmıştı. Düşe düşe gene gecekonduya düşmüş. Ama Haşmet’e göre burası ‘Kulübe-i Ahzan’, yani ‘Hüzünler Kulübesi’. Sahibi gibi hüzünlüymüş.
İçersi ‘hırt pırt’ dolu. Duvarda dedesiyle [‘Günah Bende Mi’ (1969) filminde Haluk-Engin Çağlar’ın annesi olan] büyükannesinin resimleri, bir köşede ‘Stichel Leipzig’ piyano, soba ve boş kuş kafesi. Kütüphanesi bile var.
‘Ey Büt-i Nev-Edâ Olmuşum Müptelâ’ (Dede Efendi / Enderunlu Vasıf). Soba için bahçede çalı çırpı toplarken genç kızı sinema hayalinden nasıl kurtaracağını düşünüyordu. Kızdığı bir şeylere verip veriştiriyor. “Ah ihtiyar medeniyet! Çocuklarına sağlam, yepyeni bir dünya kurmaktan bunca aciz misin? Bizi yabancı diyarlardan getirttiğin bir sürü yalanlarla mı besleyeceksin.” Oysa ‘yabancı diyarlardan’ getirtmediğimiz, kendimize ait çok az şeyimiz var.
O akşam misafirini arkadaşları ile tanıştırır; “Yeğenim!” Sofrayı kurmuşlar. Nesil farkı şarkılarda bile apaçık. Kendisi ‘Nideyim Sahn-ı Çemen Seyrini Cananım Yok’ (Hacı Sadullah Ağa), genç kız da ‘Ben Bir Küçük Cezveyim’i (Necip Mirkelamoğlu) söylüyor. O kadar çok gürültü ederler ki Bekçi Ahmet Kostarika “Âlem mi yapıyorsunuz ne yapıyorsunuz” diye kapıya dayanır.
Ayşe önceleri artistlikte ısrarcıydı; “Gencim, güzelim. Her şeyim var, bir kısmetim yok.” Sonradan vazgeçer. Sesinin beğenildiği o gecenin sabahı Haşmet’in bütün parasını alıp kaçar. Demek böyle bir alışkanlığı mevcut! Şarkıcı olacakmış.
‘Arabesque’deki (1966) ‘The Zoo Case’ (Henry Mancini). Bir mağazadan parlak elbiseler almış Beyoğlu’nu turalıyor. Islık çalarak arkasından yürüyen gençlerden biri de Orhan Çoban.
‘Rast Oyun Havası’. İş için gittiği 4. sınıf saz salonunda Kamelya göbek dansı provası; Patron Lütfü Engin ise bir tabak makarnayı ‘götürmekle’ meşguldü. Şarkıcı olduğunu öğrenince göğüslerine, kalçasına ve eteğini açıp bacaklarına bakıyorlar. Sesi ile ilgili bir ‘kontrol’ yapmadan Adana’ya giden Nurhan’ın yerine işe alınır. Günlük 30 lira. Müşteri tutarsa artacakmış. Ardından başına gelmedik kalmaz.
‘Çargâh Oyun Havası’. Önce Kamelya’nın ‘zamparası’ Fethi’nin, sonra da sahnede ‘Tamara’ ile dans ederken İhsan Bayraktar ve Enver Dönmez gibi müşterilerin saldırısına uğruyor. Ordan kaçmak için bindiği ‘34 AZ 038’ plakalı taksinin şoförü Mustafa Yavuz bile şansını dener. “İstersen bize gidelim.”
Beklendiği gibi tekrar, kürkçü dükkânına, Haşmet’in yanına dönmüş. Bu kez de fotoğrafçımız, aşk ateşinin verdiği heyecanla birkaç başarısız ‘iyi, çok iyi bir iş arama’ girişiminde bulunur. Sonunda Galatasaray’dan arkadaşı Hıyar Şakir’in kışkırtmasıyla ilerde pişman olacağı bir şeye kalkışıyor; ‘Sosyal etütlerle yerli müziğimizi alaturkalıktan kurtarıp alafrangalaştırmak’. Dahası ‘halkımızın zevkini batılılaştırmak, bayağılıktan kurtarmak’.
Bu amaçla ‘Şehnaz Longa’yı (Santuri Ethem Efendi) zamana uyduruyor. Ardından ‘Gecekondu Ye Ye’ gelir. Ayşe, artık ‘orasını burasını açmaya gerek kalmadan’, sosyetenin en tutulan şarkıcısı olmuş.
‘Hicaz Peşrev’ (Salim Bey). Haşmet’i yalnız bırakıp Hilton’a (O, ‘Hinton’ diyor) gitmesi ve kahramanımız için “Amcam” demesi bu ‘Hicaz Hümayun’ ile.
Ardından bir müddet birbirlerinden koparlar.
‘When the Saints Go Marching in’. Ayşe’yi siyah saçla ‘Hinton’da görüyoruz. Bir köpek ve ‘bin lirası peşin üst tarafını bonoyla beşer beşer ödeyeceği’ 35 binlik bir araba almış. Ama beste sıkıntısı çektiği için tek tük alkışlı ‘Strangers in the Night’ ile idare etmeye çalışıyor. Şakir’e göre Haşmet’ten şarkı alması lazımmış.
Boğaz’ın ortasındaki ‘yeni beste ricası’ azarlanması ile sonuçlanır.
‘Keman ve Tambur ile Nihavend Makamında Müşterek Taksim’. Fotoğrafçımız, bu ‘dilenci çocuğa para verme sahnesinde, filmin konusuyla ne ilgisi varsa Yoksul Çocuklara Yardım Derneği’nden iki bayanı tersliyor. Dahası, arkadaşlarının dolduruşuna gelerek Belkıs Hanım’la evlenmeye kalkışacaktır.
‘Şehnaz Longa’ (Santuri Ethem Efendi). Çaresiz kalan Ayşe’nin ‘intihar girişimini’ gazeteden okuyunca ‘izdivaç girişiminden’ vazgeçer.
Son sahnede genç kızla vapurdaydı. İstanbul’u, ‘dünyanın hiçbir memleketinde olmayan güzelliği’ seyrederken “Benim için bir tek sen varsın”; “Benim için de sen” diyorlar karşılıklı olarak.
Ayşe; “Ne yapacağız şimdi bundan sonra?”
Haşmet; “Bilmem! Yaşıyoruz, iki kişiyiz ve birbirimizi seviyoruz. Korkma, dünyada her zaman inanılacak sağlam şeyler bulunur.”
Keşke o ‘sağlam şeyler’i bize de söyleseydi!


“Yaylı Tamburla ‘Şehnaz Longa’dan Bir Bölüm.”
Tuncay’ın gönderdiği elbiseleri giyip şerefine verilen davete gitmek isteyen genç kızı kovuşu.
Haşmet; “Bak Ayşe, hayale kapılma. Ben sadece ucuz bir kurnazlık tasarlamıştım. Geçici bir modayı istismar edip kenara birkaç kuruş koymak sonra da arkamıza bakmadan savuşmak. Başka şey umma ne olur… Zenginlerin eğlencesi belli olmaz. Bazen bir sirk palyaçosuna bir maymuna, bir kraliçeden daha çok değer verirler. Onları daha çok eğlendirdiği için.”
Ayşe; “Haşmet kızma bana… Eğlenmek istiyorum, anlıyor musun? Gezmek, tozmak istiyorum. Ben senin gibi yalılarda, para pul içinde büyümedim. Senin gibi tok gözlü değilim. Ömrüm boyunca hayal kurdum hep bunlar için. Ne olur izin ver bana.”
Haşmet; “Sen kararını vermişsin. Benden izin mizin almana lüzum yok. Gitme desem kendini tutabilecek misin?”
Genç kız gittikten sonra konuşmasına devam eder; “Ee, ne yaparsın, ‘ava giden avlanır’ demişler. Bu, ‘Şehnaz Longa’nın senden intikamıdır Haşmet.”
(Yazan: Murat Çelenligil)

Ödüller

Özel Ödül (Bordighera Şenliği-1966)

Oynayanlar

Sadri Alışık Sadri Alışık Haşmet İbriktaroğlu
Ayla Algan Ayla Algan Ayşe Goncagül
Feridun Çölgeçen Feridun Çölgeçen Aktör Şefik
Danyal Topatan Danyal Topatan Bakkal Halil
Diclehan Baban Diclehan Baban Zambak Düriye
İhsan Yüce İhsan Yüce Balıkçı İbrahim
Handan Adalı Handan Adalı Belkıs hanım
Bilge Zobu Bilge Zobu Hıyar Şakir
Muzaffer Yenen Muzaffer Yenen
Güngör Denizaşan Güngör Denizaşan
Ahmet Turgutlu Ahmet Turgutlu Bekçi
Asım Nipton Asım Nipton Komiser
Erdal Özyağcılar Erdal Özyağcılar Gazeteci Cengiz
Lütfü Engin Lütfü Engin Gazinocu
Saadet Sun Saadet Sun Dansöz Kamelya (Saadet Eliaçık iken)
Uğur Say Uğur Say Tuncay
Hakkı Haktan Hakkı Haktan Meyhaneci
Yusuf Çağatay Yusuf Çağatay Kazım
Aydan Erkmen Aydan Erkmen
Ali Demir Ali Demir Gece Kulübündeki Adam
Agah Hün Agah Hün Asım Nipton Seslendirmesi
Sacide Keskin Sacide Keskin Diclehan Baban Seslendirmesi
Rıza Tüzün Rıza Tüzün Feridun Çölgeçen Seslendirmesi
Devrim Parscan Devrim Parscan Hakkı Haktan Seslendirmesi
Güler Ökten Güler Ökten Saadet Eliaçık Seslendirmesi
Nüvit Özdoğru Nüvit Özdoğru Seslendirme
Nevin Akkaya Nevin Akkaya Seslendirme

Ekip

Kurgu İsak Dilmen (Kurgu)
Yapım Ekibi Melih Altınışık (Yapım Amiri)
Yusuf Çağatay (Set Amiri)
Yönetmen Ekibi Zeki Ökten (Reji Ekibi)
Tolgay Ziyal (Reji Ekibi)
Ahmet Soner (Reji Ekibi)
Yazım Ekibi Füruzan (Öykü)
Kamera Ekibi Ahmet Erhan (Kamera Asistanı)
Post-Prodüksiyon Ender Teker (Negatif Kurgu)
İbrahim Üstüner (Laboratuar)
Işık Ekibi Erol Batıbeki (Işık Şefi)
Sanat Ekibi Turgut Dalay (Dekor Ekibi)
Doğan Aksel (Dekor Ekibi)
Ses Ekibi Necip Sarıcıoğlu (Ses Mühendisi)
Mustafa Kent (Senkron)

Firmalar

Be-Ya Film (Yapım)
Lale Film (Film Hazırlık)

Son Yorumlar (51)

TubaArtan avatar TubaArtan 22 Ağustos 2017 09:59:12

10

Sadri babanın en sıkı ilk 5 inden biri...Çocukluğumda "küçük cezve" şarkısını öyle sevmiştim ki arkadaşlarıma öğretip onu sokaklarda bağıra bağıra söylerdik...
böyle sevimli bir anısı var.. :)

betuliseri avatar betuliseri 19 Mart 2017 22:46:00

eski istanbulun başrolde olması ile öne çıkıyor.

önce çocuk, kız, ağbi deniyor sonra bir aşk yaşanıyor. kadının bakire olanına bir güzelleme olması da cabası. kadın tipinin altını çiziyor. evden kaçıp istanbula ünlü olmaya gelenin sonu ya kötü yola düşmek ya da babası yaşında biriyle evlenmek. gerçek aşk, sevgi yok bana göre bu filmde. kadın mecburiyetinden adamla beraber. adam ise kendi yaşındakilerden korkuyor. ancak köyden gelmiş yeniyetme bir kız çocuğu ile olabiliyor. filmi böyle okumak istemezdim elbet ama çıkara dayalı bir aşk hikayesi anlatılan. ama sonunda sadri alışık, nur içinde yatsın, diyor ki, ikimiz varız ve sevgimiz var. bir yol buluruz.

Mtekke avatar Mtekke 23 Kasım 2016 15:13:45

A: İzmir'den bunun için kaçmıştım düşe düşe gene gecekounduya düşdük desene
H: Bu gecekondu değil bunun adı kulübe-i Ahsan
A: Ne demek o
H: Hüzünler kulübesi

cihaan avatar cihaan 11 Mart 2015 16:14:14

10

Ayşe'nin meyhaneden kaçarken bindiği taksinin şoförü Mustafa Yavuz'a benzettim..İsmi yazılı değil ama ben o sanıyorum..

alkorsuha 22 Ocak 2015 11:17:18

Şener Şen'in Muhsin Bey filminin ilham kaynağı gibi gelir bana. Sadri Alışık'a olan hayranlığımın bin kat daha arttığı bir fimdir. Sadri Baba'ya, Feridun Çölgeçen'e, Danyal Topatan'a, İhsan Yüce'ye ve Kostarik'a Ahmet'e de rahmet diliyorum.

jeremiekhan 14 Eylül 2013 12:08:14

işte tam bir siyah beyaz klasik oyuncular süper atmosfer ve herşey çok doğal ee ne de olsa işin içinde sadri baba ve atıf yılmaz var kötü olması mümkün mü

Yandex.Metrica