Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Neriman Köksal (Hatice Kökçü)

Neriman Köksal

Doğum Yeri : İstanbul

Doğum Tarihi : 17 Mart 1929

Ölüm : 1999-10-24

Hakkında : Neriman Köksal 1928 yılında İstanbul`da dünyaya geldi... Türk sinemasının ilk ve en uzun süreli vamp kadını olarak kabul edilmektedir...1950'li yıllarda Fosforlu Cevriye isimli filmde elde ettiği başarı nedeniyle Fosforlu lakabıyla da anılır... Sanatçı, 1999 yılında Mustafa Volkan Öylek'in 9 yaşındaki kızı Nazlı Buse Öylek'i mahkeme kararı ile evlat edindi. Sanatçı aynı yıl 24 Ekim 1999'da hayata gözlerini yumdu.Son günlerinde en çok sarfettiği cümlesi:"Ölmek istiyorum,dayanamıyorum artık." idi....

İlgili Filmler



Arsivci86

4 Mayıs 2019 18:18

hak ettiği değeri göremeyenlerden... bence sinemamıza gelmiş en güzel oyunculardan... tüm zamanlarda en sevdiklerimden... nurlar içinde uyusun...

Cevap Yaz

enigmacuture

4 Kasım 2018 23:08

sinemada asla hak ettiği değeri görememiş özellikle 80lerde anne ve babane rolleri ile harcanmış emektar sanatçı.

Cevap Yaz

mansurx

21 Aralık 2016 19:13

Neriman köksal yetenekli,iyi bir oyuncuydu her tür rolde oynamıştır vefat edene kadar oyunculuk yapması takdir edilecek bir şey allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.

Cevap Yaz

Mr.Rcmnt

21 Eylül 2016 02:57

Bana göre Türk Sinema tarihinin gördüğü en güzel 3-4 kadından biri... özellikle Orhan Günşiray ve İzzet Günay ile çok yakıştırıyorum... Fosforlu Cevriyem... Şahane Nerimanım... Afet-i Devranım... Adile Naşit ve Mürüvvet Sim ile birlikte keşke tanıyabilseydim, keşke hayranlığımı dile getirebilseydim dediğim 3 insandan biri... Nurlar içinde uyuması dileğiyle...

Cevap Yaz

MAVİ GÖZ

11 Haziran 2016 11:31

siyah beyaz filmler de başrol oynamış harika oyuncu fosforlu cevriye rolünü begenmişimdir allah rahmet eylesin

Cevap Yaz

Kleberson

24 Ocak 2016 19:57

mükemmel bir oyuncuydu her rolde basariliydi özledigim oyuncularan allah rahmet eylesin eski yesilcam oyunculari gibisi yok

Cevap Yaz

sinemaadamı

16 Ocak 2016 15:38

çok iyi bir oyuncuydu.60 larda başroldeydi orhan günşirayla fosforlu cevriye filmleri çok meşhurdur. tamer yiğit, fikret hakan, ayhan ışık,cüneyt arkın gibi oyuncularlada başrolü vardı. allah rahmet eylesin karakter oyuncusu olduğu dönemlerdede çok başarılıydı. sanırım erotik hariç her tarzda oynamış. arabesk, macera,komedi,dram,avantür vs vs, mekanı cennet olsun 70 yaşında aramızdan ayrıldı.

Cevap Yaz

mncelik

23 Eylül 2015 22:32

Hatıralar arasında 'Neriman' (Selim İleri-Zaman Gazetesi) Neriman Köksal, Türk sinemasında unutulmayacak bir ‘mhyte’ti. Vampı, kötü, meşum kadını sık sık canlandırmasına rağmen Türk toplumu onu çok sevdi. Sonradan Şişli’de, yıllar yılı aynı cadde üzerinde oturacağımız, aziz dostum Neriman Hanım’ı, Çolpan İlhan-Sadri Alışık çiftinin evinde tanımıştım. 1979 yılının 8 Şubat günü, gazetedeki yazıma şu paragrafla başlamışım: “Bu, sarışın, uzun boylu, eskilerin deyişiyle ‘endam yerinde’ kadını tanıyor musunuz? Bu, kaşları kahverengi kalemle çizilmiş, gözleri hafifçe süzülen, boyuna gülümseyen, gülümsedikçe çocuksu bir ifade kazanan kadını tanıyor musunuz? Bu, uzun, sarı ya da açık kumral, gümrah saçlarıyla, bu, sayısız filmde her zaman rolünün gereğini yerine getiren kadını…” Neriman Köksal’dan söz açacakmışım. Son cümlem biraz tuhaf: Film yıldızı değil de, gümrah saçlar mı rolün gereğini yerine getirmiş? Pek anlaşılamıyor… Neriman Köksal, Türk sinemasında unutulmayacak bir ‘mhyte’ti. Vampı, kötü, meşum kadını sık sık canlandırmasına rağmen Türk toplumu onu çok sevdi. Onu bir kez Beyoğlu’nda görmüştüm, tam -bugün yerinde yeller esen- Saray sinemasının karşısında; Beyoğlu durmuştu. Neriman Hanım gülümsüyor, kendisini alkışlayanları esenliyordu. Şimdi ona ait en eski anımı hatırlamaya çalışıyorum. Galiba bir fotoğraf bu anı: 1950’lerin Bütün Dünya dergilerinde, her sayı, Neriman Köksal, olanca cazibesiyle yine gülümsüyor. Teravetini Puro sabunlarına borçlu olduğunu söyleyerek… Derken, Kanlarıyla Ödediler filmi. Kanlarıyla Ödediler’e biz çocukları komşumuz Melahat Hanım götürüyor ve hemen, film başlar başlamaz pişman oluyor: Çocukların seyredeceği bir film değil! Ama ben, o görkemli Neriman Köksal’ı beyazperdede izliyorum. (Osman Seden’in yönettiği Kanlarıyla Ödediler’i yıllar sonra TRT’de tekrar seyrettim; yabana atılmayacak bir kara polisiye.) Artık lise birdeyim. Okuldan kaçıp kaçıp, Pangaltı’daki İnci sinemasına, Kurtuluş’taki Yeni Atlas’a handiyse abone oluyorum. Her hafta yeni bir Türk filmi! Neriman Köksal yeniden ünlenmiş. Ülkü Erakalın’ın duyarlı, iddiasız fakat içe işleyen melodramlarında, Arka Sokak’ta, Lekeli Kadın’da, seyirci, Neriman Köksal için gözyaşı döküyor. Beyazperdedeki sarışın kadın -oysa filmler siyah beyaz-, bu kez evler barklar yıkmıyor da, aşkı arayan, yüreği ezgin, orta yaşa adım adım yaklaşmış bir ‘hayat kadını’nı canlandırıyor. Adeta Kamelyalı Kadın’ın sonu. Yıkılış efsanesi. Türk sinemasının insanca yaklaşımı, oyuncunun sağladığı olanak, toplumun dışına itilmiş hayat kadınlarının da herkes gibi seven, acı çeken kişiler olduğunu, en muhafazakâr seyirciye bile kabul ettiriyordu. İşte, Neriman Köksal, bize, toplumdışıların dramını yansıtıyordu. Toplumdışının, toplumun da bir yansıması olduğunu başarılı oyunculuğuyla kanıtlayarak… Sonradan Şişli’de, yıllar yılı, aynı cadde üzerinde oturacağımız, aziz dostum Neriman Hanım’ı, Çolpan İlhan-Sadri Alışık çiftinin evinde tanımıştım. Şöhretinin farkında bile değildi. Çocuk kalmış, silme katıksız yanı ona apayrı bir efsane getiriyordu. Bir sinema oyuncusundan, bir stardan, yıldızdan beklenmeyecek kadar doğal ve içtendi. Kendine özgü, handiyse kelimelerin açılıp kapandığı bir konuşması, şaşkınlıkları, sevinçleri vardı. Sanki yeryüzünde yaşamıyordu. Bazan alayların, sarakaya alınışların hedefi oluyordu. Fakat bunlara üzülmüyor; üzüldüğünü belki belli etmiyor, gizliyor, herkesi dostu, arkadaşı görmeyi tercih ediyordu. Bir akşam asansörle aşağıya inerken, “Yaa işte böyle” demişti, “insan yalnızsa, nelere tahammül etmez ki…” Bir dönem gazinolarda şarkı söyledi. Türk sineması ekonomik çöküntü geçiriyordu. Neriman Hanım ise hayatını kazanmak zorundaydı. Elbette iyi bir yorumcu değildi Neriman Köksal, sesi cılızdı, şarkıları unuttuğu oluyordu; ama Neriman Köksal’dı, oydu. Kış mevsiminde bir gece, Beyoğlu’ndaki Papirüs’te karşılaşmıştık. İzmir’e gideceğini, yeniden sahneye çıkacağını… çıkmak zorunda olduğunu, İzmir’den sonra başka kentlere de gideceğini söylemişti. “Bu yaşta…” diyor, gülüyordu. “Benim için gazeteye bir yazı yazar mısın?” dedi. Armağan yazısı yazmaya çalışmıştım. Halid Ziya’nın büyük romanından Halit Refiğ’in başyapıtı Aşk-ı Memnu’daki Firdevs Hanım’ı hatırlatmak istemiştim okurlara. Neriman Köksal’ın Firdevs Hanım’daki inandırıcılığı nasıl anılmadan geçilebilir? Ömer Kavur’la birlikte Kırık Bir Aşk Hikâyesi’nin senaryosuna çalışırken, taşra kentindeki fabrikatör karısı için, ikimiz aynı anda, “Neriman Köksal oynamalı!” diyecektik. Güz başlangıcında, akşamüzeri, senaryoyu Neriman Hanım’a götürdük. Bizi akşam yemeğine ille alıkoymuştu: Palamut tava ve yeşil salata. Sofrası da kendisi gibi alçakgönüllü, yalın. Kırık Bir Aşk Hikâyesi Ayvalık’ta çekilecekti. “Ayvalık’ın içi bademli yeşil zeytinlerini çok severim; artık üç beş kavanoz alırız” diyordu. Abide Palas’tan o gece ne kadar mutlu ayrılmıştık… Şişli’de Köşe Palas’a -Şişli’nin lüks bir semt olduğu günlerde, bütün bu apartmanların isimlerine hep bir ‘palas’ eklenmiş… - taşındığımda, bir gün Neriman Hanım telefon etti. Kırık Bir Aşk Hikâyesi’nden bu yana görüşüyorduk. Bir senaryo yazmış; “… sana okumak istiyorum…” Osman Pastanesi’ne gidip kestaneli pasta aldığımı hatırlıyorum. Saat dört buçuk falan. Neriman Hanım ortalarda yok. Unuttu mu acaba diyordum. İki kat altımda oturan Nur Hanım tam o sıra telefon etti. Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak’ta anlatmaya çalıştığım eşsiz Nur Hanım çok şişmandı. Dünyanın en iyi ve bahtsız insanlarından biri olduğunu usul usul kavradığım bir kadın; apartmandaki tek dostum. Nur Hanım telefonda bana diyordu ki, Neriman Köksal bende… Neriman Hanım üç kat tırmanmış, yorulmuş, soluklanırken Nur Hanım kapıyı açıyor, içeriye davet ediyor. Karşılıklı oturmuşlar; şişmanlıktı, hastalıktı, şuydu, buydu sohbet ediyorlar. Nur Hanım, “Siz de buraya gelin” diyor. Pastayı alıp inmekten başka çare yoktu. Şiirselliği unutulmayacak bir gündü. Nur Hanım bize çay yaptı. Evde kotardığı poğaça varmış, onu çıkardı. Kestaneli pastayı kestik. Neriman Hanım senaryosunu okudu. Tam bir senaryo değildi. Daha çok, bir tretmandı. Esat Mahmut’un romanlarını, özellikle Sokaktan Gelen Kadın’la Kadın Severse’yi çağrıştıran bir hikâye. Neriman Hanım’ın yıllarca oynadığı rollerin sanki bir araya gelişi. Nur Hanım, hikâyenin etkisiyle olsa gerek, Neriman Köksal’ın Gecelerin Kadını filmini hatırlıyor, “Neriman Hanımcığım bu filmleri televizyon niye göstermiyor ki?” diyordu. Nihayet akşam oldu. Gün iyice karardı. Nur Hanım ışıkları yaktı. Evinin eşyasında Şişli’nin geçmiş, varlıklı günlerinden izler… Artık gitme zamanı gelmişti. Bununla birlikte Nur Hanım, “Biraz daha oturun, hemen kalkmayın” diye ısrar ediyordu. Hikâyenin -o gün bana hep bir hikâye gibi gelir- sonu da etkileyici: Tokat’ta askerdeyken, Nur Hanım kansere yakalanmış, ölmüş. Askerden dönüşte, Neriman Köksal’ı, seyrek de olsa, yine görüyordum. Bazan Abidei Hürriyet Caddesi’nde, bazan Sadri Bey’lerde. Bana Nur Hanım’ı soruyordu. Kansere yakalandığını, epey acı çekmiş olduğunu, öldüğünü bir türlü söyleyemedim. Neriman Hanım selamlar gönderiyor, bir gün yine buluşmak istediğini söylüyordu… Aslında bunların bir kısmını İstanbul Seni Unutmadım’da yazdım. Fakat ayrıntılarına inmeksizin. Oysa bu anılar benim için çok değerli. Benimle kaybolup gitmelerini istemiyorum. Geçen zamanda Neriman Hanım “amansız hastalığa” yakalanarak öldü. Ömer Kavur da. Kırık Bir Aşk Hikâyesi’nin birçok oyuncusu öldü. Hep Karacaoğlan’ın dizeleri: “Üç derdim var birbirinden seçilmez Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm”

Cevap Yaz

mncelik

25 Ağustos 2015 09:34

23 Ekim 1999 Sabah Gazetesi KÖKSAL KANUNLARI! Sinemaya adanmış hayatının göstergesi prensipleriydi. Film çekimlerinden önceki akşam saat 08.30'da yatıp sabah 06.00'da kalkışı, 'Plaj Güzeli' sıfatını taşırken hiç bikini giymeyişi onun en bilinen ku rallarıydı. Rolünü beğenmezse, parayı elinin tersiyle iter, işi kabul etmezdi. Son 6 yılını TRT için çekilen Bizim Mahalle dizinde oynayarak geçiren Neriman Köksal, ilk ve tek ödülünü beyazperdedeki 50'nci ve belki de son yılında almayı başardı. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nde 'Sinema Onur Ödülü'ne layık görüldüğünde verdiği tepki, bu konudaki acemiliğinin göstergesi oldu: "Bilmem ki nasıl alacağım, ben öyle törenlere alışık değilim." 1 YILDIR HASTANELERDE Ve çok değil, 1 yıl önce tanıştı hastanelerle. İlk başta ağır grip olarak duyulan rahatsızlık, sonradan anlaşıldı ki, kansermiş; Afet-i Devran Neriman'ın ölümle savaşı başlamış... İşte bu savaş o gün bu gündür sürüyor. Neriman Köksal, Surp Agop Hastanesi'nde devam ettiriyor hayatta kalma çabasını. Ama bedeni bu dünyayı terk etmekte kararlı. Sarısı solmuş saçları yastığa dağılmışken, o, bir zamanlar kameraya şuh bakışlar fırlattığı gözleriyle sadece beyaz hastane duvarlarını görüyor artık, bir de arasıra gelen eski dostları...

Cevap Yaz

mncelik

21 Ağustos 2015 11:30

Sinema Ekspres Sayı:6 ''1929'da Râmi'de doğdum. Kurtuluş'ta 49. ilkokula devam ederdim. Derslere ilgi duymazdım. Beşe kadar okuyabildim. Uçurtma uçurmak, top oynamakla geçirirdim günümü. Arkadaşlarım erkekti. Ben de onlara benzer, onlar gibi konuşur, hareket ederdim. Sarı kız derlerdi bana...''

Cevap Yaz
Yandex.Metrica