Bu arada, Adana'da pursantaj memurluğunu yaptığı Dar film'in İstanbul bürosunda çalışmaya başlar. Atıf Yılmaz?la tanışır ve onun asistanlığını yapmaya başlar. 1956 yılında yayınlanan "Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri" adlı öyküsünde komünizm propagandası yaptığı için, 1961 yılında 18 ay hapis ve 8 ay Konya?ya sürgün cezası verilir. Bu cezayı almadan önce 1959 yılında oynamış olduğu Atıf Yılmaz'ın "Alageyik" filminde gelecekte kendinden bahsettirecek bir aktör olacağının sinyallerini verir. Oyuncu olarak yer aldığı sadece ikinci film olmasına rağmen performansı dikkat çekicidir. Ardından ceza ayları gelir.

İlk kez hapse giren Yılmaz Güney, hayatının muhakemesini yapar, kendini yeniler ve düşünsel yapısını geliştirir. Kendisine bir misyon biçer, bunu nasıl gerçekleştireceğinin hesaplarını yapar. Hapishaneden çıktıktan sonra zor günler geçiren Yılmaz Güney'in daha sonra rol aldığı film sayısı artmaya başlar. 1963'te "İkisi de Cesurdu" isimli iddiasız bir filmin senaryosunu yazar ve baş rolünü oynar. Ferit Ceylan?ın yönettiği bu film, Güney'in bundan sonraki filmlerinin ana malzemesi haline getireceği "kabadayı mitosu"nun temellerini atar. 1964'te yine senaryosunu yazıp, oynadığı "Koçero" Anadolu'da büyük iş yapar. Aynı yıl rol aldığı "10 Korkusuz Adam" filminde hiç konuşmayan, sürekli arka cebinde taşıdığı konyağı içen bir ayyaşı canlandırır. Bu rol, filmde fazla bir önem taşımadığı halde Yılmaz Güney, diğer oyuncular Tamer Yiğit, Adnan Şenses, Tunç Oral ve Özkan Yılmaz'ı gölgede bırakır. Güney'in göründüğü sahnelerde sinema salonları inler. Böylece Yılmaz Güney bir mitos haline gelmeye başlayarak senarist ve oyuncu olarak birçok filmde görev alır.

1965 ve 1966 ise aktör Güney?in en verimli yılları olur. Artık Türkiye'de sinema "Çirkin Kral"ının adıyla anılmaktadır. Güney'in sineması, o tarihe kadar genelde melodramlardan, uyarlamalardan ve savaş öykülerinden oluşan Türk sinemasına yeni bir soluk getirir. Filmleri, Türk tarzı yaşamın daha artistik ve daha kişisel bir yorumudur.

Canlandırdığı karakterleri şöyle yorumlar: "Ben, oyuncu olarak halkın giyiminden, davranışlarından farklı olmamaya çalışıyordum. Zaten olamazdım ki. Ben zaten kendimi oynuyordum. Şöyle bir durum var: Yaptığım bütün filmlerde benden bir parça vardır."

"Seyyit Han", "Toprağın Gelini" ve sinema tarihimizin önemli filmlerinden "Hudutların Kanunu"yla ilk işaretlerini veren sürecin sonunda beklenen çıkış "Umut" filmi ile yaşanır. Türk sinemasında yer yerinden oynar. "Umut", Yılmaz Güney'in başyapıtlarından biridir. Ayrıca Türkiye'de devrimci sinemanın da ilk ve en iyi örneklerinden biridir. Bu filmi, "Acı", "Ağıt", "Baba", "Arkadaş" ve "Endişe" takip eder. 1979'da senaryosunu yazıp, yapımcılığını üstlendiği en önemli filmlerinden olan "Sürü" gelir. 1981 yılında ise sinemasının doruk noktası olan ve Şerif Gören tarafından yönetilen "Yol" ile daha sonra yurt dışında önemli ödüller alır.

Aslında mahkumiyetten kurtulmak için Türkiye'den kaçtığı 1981 yılına kadar Güney adı ve çalışmaları yabancı sinemaseverler tarafından pek bilinmez. Fakat bu kaçıştan itibaren gerçekleşen olaylar Güney adını tüm dünyaya duyurur. "Yol" filminin, 1982 Cannes Film Festivali?nde Altın Palmiye kazanmasıyla birlikte Güney yalnız kaçış olayıyla değil filmleri ile de anılmaya başlar. Dünya sineması yeni keşfinin heyecanını yaşamaktadır.

Güney "kabadayı mitosu" ile gelen yeni dönemdeki felsefesini kısaca özetler: "Düşünmeden hiçbir insanın herhangi bir şey yapabilmesine imkan yoktur. Ben sadece düşündürmek istiyorum."

1983'te bir hapishanede yaşananları anlattığı ve Fransa'da, Fransız hükümetinin de desteğini alarak senaryosunu yazıp, yönettiği "Duvar" (Le Mur) filminden sonra 9 Eylül 1984?te Paris'te hayata gözlerini kapar. [ yazan : Regina ]

"> Yılmaz Güney ~ Sinematurk.com
Yeni Site Hakkındaki Yorumlarınızı
Bize Bildirin!

Yılmaz Güney (Yılmaz Pütün)

Yılmaz Güney

Doğum Yeri : Adana / Yenice

Doğum Tarihi : 1 Ocak 1931

Ölüm : 1984-09-09

Hakkında : 1937'de Adana'da doğan Yılmaz Pütün (Güney), lise yıllarında, bisikletiyle sinemadan sinemaya on altı milimetrelik film bobinleri taşıyarak sinemaya ilk adımını atar. Sinemaya daha yakın olabilmek için Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bırakır ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne yazılır.

Sinemaya olan sevgisini şöyle özetliyor: "Sinemayla karşılaşmam 13 yaşındayken oldu. Kavgalı dövüşlü filmlerin gösterildiği fukara sinemalarına gidiyorduk. Kendimizi daha rahat hissediyorduk bu sinemalarda. Mesela bir Galatasaray Sineması vardı, çok güzeldi. Önünden geçer bakardık ama çok lükstü gitmeye korkardık. İstesek parasını verip girebilirdik. Ama ne kıyafetimizi ne de yapımızı uygun görmezdik o sinemaya."

Bu arada, Adana'da pursantaj memurluğunu yaptığı Dar film'in İstanbul bürosunda çalışmaya başlar. Atıf Yılmaz?la tanışır ve onun asistanlığını yapmaya başlar. 1956 yılında yayınlanan "Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri" adlı öyküsünde komünizm propagandası yaptığı için, 1961 yılında 18 ay hapis ve 8 ay Konya?ya sürgün cezası verilir. Bu cezayı almadan önce 1959 yılında oynamış olduğu Atıf Yılmaz'ın "Alageyik" filminde gelecekte kendinden bahsettirecek bir aktör olacağının sinyallerini verir. Oyuncu olarak yer aldığı sadece ikinci film olmasına rağmen performansı dikkat çekicidir. Ardından ceza ayları gelir.

İlk kez hapse giren Yılmaz Güney, hayatının muhakemesini yapar, kendini yeniler ve düşünsel yapısını geliştirir. Kendisine bir misyon biçer, bunu nasıl gerçekleştireceğinin hesaplarını yapar. Hapishaneden çıktıktan sonra zor günler geçiren Yılmaz Güney'in daha sonra rol aldığı film sayısı artmaya başlar. 1963'te "İkisi de Cesurdu" isimli iddiasız bir filmin senaryosunu yazar ve baş rolünü oynar. Ferit Ceylan?ın yönettiği bu film, Güney'in bundan sonraki filmlerinin ana malzemesi haline getireceği "kabadayı mitosu"nun temellerini atar. 1964'te yine senaryosunu yazıp, oynadığı "Koçero" Anadolu'da büyük iş yapar. Aynı yıl rol aldığı "10 Korkusuz Adam" filminde hiç konuşmayan, sürekli arka cebinde taşıdığı konyağı içen bir ayyaşı canlandırır. Bu rol, filmde fazla bir önem taşımadığı halde Yılmaz Güney, diğer oyuncular Tamer Yiğit, Adnan Şenses, Tunç Oral ve Özkan Yılmaz'ı gölgede bırakır. Güney'in göründüğü sahnelerde sinema salonları inler. Böylece Yılmaz Güney bir mitos haline gelmeye başlayarak senarist ve oyuncu olarak birçok filmde görev alır.

1965 ve 1966 ise aktör Güney?in en verimli yılları olur. Artık Türkiye'de sinema "Çirkin Kral"ının adıyla anılmaktadır. Güney'in sineması, o tarihe kadar genelde melodramlardan, uyarlamalardan ve savaş öykülerinden oluşan Türk sinemasına yeni bir soluk getirir. Filmleri, Türk tarzı yaşamın daha artistik ve daha kişisel bir yorumudur.

Canlandırdığı karakterleri şöyle yorumlar: "Ben, oyuncu olarak halkın giyiminden, davranışlarından farklı olmamaya çalışıyordum. Zaten olamazdım ki. Ben zaten kendimi oynuyordum. Şöyle bir durum var: Yaptığım bütün filmlerde benden bir parça vardır."

"Seyyit Han", "Toprağın Gelini" ve sinema tarihimizin önemli filmlerinden "Hudutların Kanunu"yla ilk işaretlerini veren sürecin sonunda beklenen çıkış "Umut" filmi ile yaşanır. Türk sinemasında yer yerinden oynar. "Umut", Yılmaz Güney'in başyapıtlarından biridir. Ayrıca Türkiye'de devrimci sinemanın da ilk ve en iyi örneklerinden biridir. Bu filmi, "Acı", "Ağıt", "Baba", "Arkadaş" ve "Endişe" takip eder. 1979'da senaryosunu yazıp, yapımcılığını üstlendiği en önemli filmlerinden olan "Sürü" gelir. 1981 yılında ise sinemasının doruk noktası olan ve Şerif Gören tarafından yönetilen "Yol" ile daha sonra yurt dışında önemli ödüller alır.

Aslında mahkumiyetten kurtulmak için Türkiye'den kaçtığı 1981 yılına kadar Güney adı ve çalışmaları yabancı sinemaseverler tarafından pek bilinmez. Fakat bu kaçıştan itibaren gerçekleşen olaylar Güney adını tüm dünyaya duyurur. "Yol" filminin, 1982 Cannes Film Festivali?nde Altın Palmiye kazanmasıyla birlikte Güney yalnız kaçış olayıyla değil filmleri ile de anılmaya başlar. Dünya sineması yeni keşfinin heyecanını yaşamaktadır.

Güney "kabadayı mitosu" ile gelen yeni dönemdeki felsefesini kısaca özetler: "Düşünmeden hiçbir insanın herhangi bir şey yapabilmesine imkan yoktur. Ben sadece düşündürmek istiyorum."

1983'te bir hapishanede yaşananları anlattığı ve Fransa'da, Fransız hükümetinin de desteğini alarak senaryosunu yazıp, yönettiği "Duvar" (Le Mur) filminden sonra 9 Eylül 1984?te Paris'te hayata gözlerini kapar. [ yazan : Regina ]


İlgili Filmler



B a r b a r o S

18 Kasım 2019 22:47

Adana gibi memlekette bir insan dünyaya gelsin 6-7 sene sonra nüfusa kaydedilsin inanılır gibi değil. Mezar taşında bile 1937 yazdığını gören biri olarak sitede yazan doğum tarihini yadırgamadım desem yalan olur.

Cevap Yaz

mkurtsen

18 Kasım 2019 02:40

Siteye katkı yapan üyeler arasında Yılmaz Güney'in Doğum tarihi tartışma konusu yapılıyor. Resmi kayıtlarda ve birçok kaynakta 1937 olan doğum tarihi Bazı üyelerce 1931 olarak kabul edlip ısrar ediliyor. Türk Sineması hakkında en doğru bilgile ri ver en site https://www.tsa.org.tr/tr/kisi/kisibio/1406/yilmaz-guney yukarıda linkini verdiğimiz tsa Türk Sineması araştırmaları sitesidir. sitede Güney'in biyografisinde 1931 Yenice. Adana olarak geçmektedir. Bizce de doğru olan 1931 dir. . 1931 Yılmaz Güney'in kendi ifadeleridir. Türk Sinemasını 40 yıldır takip eden bir kişi olarak bendeniz de eski röportajlarından bu ifadeleri hatırlıyor ve biliyorum .1930 lı yılların Türkiye'sinde Köylerde ebe marifetiyle yaptırılan doğumların birkaç yıl sonra kayda geçmesi olağan şeylerdir. Bizce de gerçek 1931 resmi kayıt 1937 dir. Kimse durduk yerde kanıt olmadan hüviyetinde 1937 yazan kişiye 1931 doğumlu demez.. Ama önemli mi? Önemli olan onun sanatçı kişiliği filmleri, ödülleri. kendine Dünya Sinema çevrelerinde yer açması. Elia Kazan'dan Costa-Gavras'a birçok Dünya yönetmeninin takdirlerine mazhar olup Dünya Sinemasına Türkiye'nin adını yazdırması.

Cevap Yaz

B a r b a r o S

17 Kasım 2019 17:59

Kıymetli bir oyuncu aynı zamanda senarist ve yönetmen kimliğiyle Türk sinemasını derinden etkilemiş bir sinema adamı. Zaman zaman katkı yapma adına sayfasını ziyaret eder fotoğraf eklerim güncelleme yaparım. En az 15 defa doğum tarihini güncellemişim dir. Her defasında da farklı bir tarihle karşılaşıyorum. insanlar neden saçma sapan tarihler yazma gereği duyarlar anlam veremiyorum. bunu yapanda bu sitenin üyeleri güya katkı sağladıklarını sanıyorlar bir insan 1937 yılında doğmuşsa 1929, 1931, 1932 veya 1934 yazamazsın bu nedir ya..!

Cevap Yaz

KralAkrep07

9 Eylül 2019 11:31

Bana Hitap Etmiyor Ama Zeyno Filminde Ki Oyunculuğu İlk Kez Sevdim O Film Ve Oyunculuğu Çok İyiydi Bugün Ölüm Yıldönümü 35 Yıl Oldu Rahmetle Anıyorum Çirkin Kral...

Cevap Yaz

K1imparatorlukk

2 Ocak 2018 16:47

Değerli bir yeşilçam emekçisi. Güçlü bir yönetmen ve senaristtir. Kendisinin bu yönlerini çok beğenir ve takdir ederim. Bence sinema sanatında deha'ya yakın bir görüşü ve bilgisi vardır. Ama söz konusu aktörlük ise pek çok yönden beğendiğim isim tabi ki Taçsız kral Ayhan Işıktır. Zaten yılmaz Güney'in kendisi de sonraki yıllarda aktör olmadığını söylemiştir. Oyunculuk gücü vs başka bir şey jön veya aktör denilen şey başka bir şeydir. Jön+oyuncu =Ayhan Işık. Yönetmen olarak da bir Lütfi Akad, Metin Erksan ve de çirkin kral Yılmaz Güney. Işıklar içinde uyu Yılmaz Güney.

Cevap Yaz

KartalTibetTutkunu

10 Haziran 2017 16:48

Bilindiği üzere oda Taçsız kral Ayhan IŞIK gibi yeşilçam'ın Çirkin kralıdır. Hala tartışı konusu oluşturur: Bu unvanı ilk kendi seçip kendi kendisini koyduğu iddia da edilir özellikle Anadolu da büyük halk kitlesi buna kanıksayıp sevmiş ve de "kral" lakabı dillerde plasenkte olmuştur tartışmasız. Bendeniz bir sinema sever olarak onca aktörlerin öykündüğü halkın da kabul gördüğü Sanatsal başarısı "Misak-ı Milli Sınırlar" çizgisini aşan bir Sanatçıyı takdir etmemem söz konu olmaz, objektifte kararım. Mekanı cennet olsun

Cevap Yaz

TubaArtan

1 Mart 2017 22:14

Yeşilçam'da sevemediğim ısınamadığım tek oyuncu... Filmleri hep kasvet vermiştir bana

Cevap Yaz

Kaptan34

6 Ocak 2017 12:13

Türk sinemasında yeri çok ayrı bir oyuncu sinemaya katkısı çok büyük başarılı bir oyuncu ekrana yarışmasını bilen bir oyuncu beni en çok etkileyen filmleri aslan bey azrail benim umutsuzlar Zeyno balatlı Arif kasımpaşlı recep piyade Osman sevgili Muhafızım çirkin Kral aç kurtlar Seyyit han ve vurguncular filmleridir

Cevap Yaz

Alpatros1905

3 Ocak 2017 13:36

Yılmaz Güney Türk sinemasına yön veren bir sanatçıydı evet büyük bir yetenekti yönetmen olarak yazar olarak oyuncu olarak herşey olarak bir efsaneydi eserleri hep kalacak

Cevap Yaz

mansurx

17 Aralık 2016 15:03

Yılmaz güneyi anlatmak kolay değil ilk başlarda avantür filmlerle yani vurdulu kırdılı filmlerle başlar sinemaya sonra sinemanın gücünü görünce lütfi akad tarzı sanatsal filmler çeker kariyerinin son döneminde sanatsal filmlere geçmesi ile kalitesini artırmıştır avantür filmler onun türkiye de sevilmesine ve kahraman olmasına sanatsal filmlerde sinema yazarlarınca değer görmesine neden olmuştur tabi daha uzun yaşayabilir ve daha iyi bir kariyeri de olabilirdi iyi ve kötü ne yaptıysa kendisine yaptı yılmaz güney le ilgili araştırmalarımda özelikle bazı filmlerde kendisinin olmayan filmlerde bazı sahneleri beğenmediği ve kendisinin çektiğini öğrendim orhan ünser,agah özgüç,sadi çilingir ve sayamadığım bir çok kişiye bilgiler için teşekkürler ama bunlar işin içinden çıkılmaz bir hal alabilirdi yönettiği filmleri de yakalanma ve mahkeme vs. nedenlerden başka yönetmenler çekmiş yada tamamlamış yılmaz güney fikir ve düzenleme yapmış ama filmler böyle kaydedilmiş şimdi hangisini düzelteceksin mümkün değil yılmaz güneyi burada eleştirirken onun sanatçı yönüyle eleştirmek lazım burası sinema sitesi kendisi bence son filmleriyle ayhan ışık dan bir tık daha üst bir sinemacıydı ayhan ışık oyuncu olarak başarılı olsa da yönetmen olarak başarısızdı filmleri ses getirmedi kısaca yılmaz güney sevdiğim bir sinemacıdır en iyi filmleri umut,yol,arkadaş ve duvar filmleridir daha doğrusu son dönemindeki sanatsal filmlerinin hepside iyidir allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.

Cevap Yaz
Yandex.Metrica